"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



 



Geri Dön Yazıyaz Forum > Siyaset > Dünya Siyaseti

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Medeniyet ve Medeniyetler Karmaşası-1:

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Dünya'daki gelişmeler, Dış ilişkiler, Avrupa Birliği


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski12-03-07, 15:12  #1
Ebabil
 
Ebabil'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 269
Medeniyet ve Medeniyetler Karmaşası-1:



Medeniyet ve Medeniyetler Karmaşası:
***Medeniyet veya Uygarlık sözlük anlamı ile; bir ülke veya toplumun maddi ve manevi varlıklarının yani inanç, düşünce, sanat, bilim, teknolojik değerlerinin tamamını ifade eder.


Uygar kelimesi, yerleşik hayata ilk geçen Türk kavimi Uygurlardan gelmektedir.

***Medeniyet ve uygar kavramlarını “Medenilik, ilericilik, şehirlilik, bedevîliğin zıddı” manasında kullananlarda olmuştur. Bu ise en dar manası ile kullanılmış halidir.


İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin önde gelen isimlerindenZiya Gökalp medeniyet için; "Aynı gelişmişlik düzeyinde bulunan birçok milletlerin toplumsal yaşayışlarının ortak bir toplamıdır" der. Bu izahı ile Ziya Gökalp, medeniyeti veya uygarlığı “ilericilik” tanımına hapsetmek isteyenlere karşı çıkarcasına asıl manasına nispeten yaklaşan bir tanımda bulunmuştur.
Ancak maddeci ve ırkçı dünya görüşüne sahip olan Ziya Gökalp’in medeniyet kavramı için tanımında görüldüğü gibi ne gerçek öz mesajı verebildiği nede kendi tanımı için dahi samimi olabileceği düşünülebilir.

***Medeniyeti bu tanımlamalar doğrultusunda hapsettiğimiz zaman Medeniyet tanımına uyan -Mısır, Eti, Uygur, Moğol, Mezopotamya, Çin, Roma, Osmanlı, ABD, AB- gibi medeniyetleri örnek olarak verebiliriz ve her birinin ayrı ayrı özellik gösterdikleri açıktır.


Medeniyetler bu dar manası ile ele alındığında her birinin kendilerine göre ayrı ayrı maddi ve manevi değerlere sahip olduğu görülür ve insanlığın gelişimi sözkonusu ise hepsinin bu gelişmede önemli oldukları, katkı yaptıkları rahatlıkla söylenebilir.

***Yalnız bu izahatlar ve örnekler Medeniyetin kastettiği asıl kapsam için yetersiz kalmakta ve medeniyetin tam manası ile anlaşılmasına yetmemektedir. Medeniyet lafzı daha genel bazda algılanmalı, unsuru insan olduğuna göre de medeniyetler temelde zihniyet ve görüşü temsil eder bir boyutta irdelenip buna göre ayrıştırılmalıdır.


Yani eğer medeniyetlerde insan ön planda ise, medeniyetler ayrıştırılırken kendi içlerindeki inanç, düşünce, sanat, bilim, teknoloji farklılıkları ile değil; yekündeki temel zihniyet ve görüş farklılıkları ile ayrıştırılmalıdır. Ondan sonra milletlerin veya toplumların bu ayrıştırılmış medeniyetlerin hangisine tabi oldukları daha kolay ve net olarak tespit edilebilir.


Bu bağlamda Medeniyetler insanın varoluş özü sebebi ile adları ne olursa olsun ikiye ayrılır: Bunlardan birincisi; maneviyatçı görüşe sahip medeniyetlerdir. İkincisi; bunun tam zıddı olan maddeci (materyalist) görüşe sahip medeniyetlerdir.

***1. Maneviyatçı görüşe sahip medeniyetlerin üç ana özelliği vardır: Bunlardan birincisi; Allah’a ve Ahiret gününe inanmalarıdır. Bunun sonucu olarak da ikinci; Hak’kı üstün tutma ve üçüncü; nefsi ve menfaati önde tutmama özellikleri varolur.

***2. Maddeci (materyalist) görüşe sahip medeniyetlerin ise bunun tam aksi üç ana özelliği vardır: Birincisi; Ya Allah ve Ahiret inançları yoktur, yada Tanrı ve Ahiret inançları çoğuldur. Bunun tecellisi olarak İkinci; kuvveti üstün tutan özellikleri ve üçüncü; nefsi arzuları ile hareket eden veya menfaati önde sayan özellikleri ortaya çıkar.

***Bu iki zıt medeniyet türlerine örnek olarak Osmanlı İmparatorluğunu (MS:1299 -1922) ve Moğol imparatorluğunu (MS:1206 -1368) verebiliriz.

***Tarihte Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu Cengiz Han (Temuçin), gücünü Tengri'den (Gök Tanrı’sından) bir vekilliğe dayandırırdı ve bütün fermanlarını "Sonsuz Mavi Gök'ün dileğiyle.." sözleriyle başlatırdı.
Gök Babası’na zamansız ve sonsuz mavi gök olarak tapılırdı. Tengri’nin Ülgen ve Erlik adlı iki oğlu olduğuna inanılırdı ama bunlar da İlahdı ve bir kişi olarak görülmezdi.


Bir başkası: Rafael Bezertinov, "Tengrianizm:Türklerin ve Moğolların Dini" Adlı Kitabında Türklerde 17 ve Moğollarda 99 Gök Ruhu, 77 Yer Su Ruhlarına karşıt olduğundan bahseder. Sonuç olarak Moğollar dini ve manevi hayatlarını çok Tanrılı bir anlayışa göre düzenlerlerdi. Devletin yapısı ve halkın inancı da bu yönde idi.

Bu maddeci (materyalist) görüşün ilk özelliğidir ve Türklerin ataları ile Moğollardaki varlığı ve tesiri aşikardır.

***Bu inancın doğal sonucu olarak Moğol işgalleri askeri üstünlüğün getirdiği bir istila türü olarak yer almış, ele geçirdiği hakimiyeti bu güce dayalı olarak uzun süre kullanmanın yollarını arayarak istila ettiği yerdeki kavimlerin etnik ve kültürel yapısını parçalayıp yumuşatmış ve birlik oluşturmalarına fırsat vermemiştir.


Yine istila edilen yerlerde çoluk-çocuk, kadın-kız, genç-yaşlı demeden çok vahşi katliamlar gerçekleştirmişler ve bunları da geride kalanlara psikolojik baskı unsuru olarak kullanmışlardır.


Maddeci görüşün ikinci tecellisi olan kuvveti daima üstünlük ve haklılık sebebi saymak burada kendini fazlası ile göstermiştir.

***Moğol istilaları bazı ender haklılıkları dışında çoğu zaman güç gösterisine ve menfaate dayalı idi. Bu sebeple Çin’den Avrupa’nın içlerine kadar uzanmışlar, istila ettikleri her yerde ırka, dine ve kültüre bakmadan ırza geçme, yağmalama ve talan etme hırslarını sürdürmüşlerdir.


Bu yolla ekonomik yapılarını güçlendirmişler hatta sırf ekonomik kazanç yani ganimet için devletler işgal etmişler ve ele geçirdikleri yerlerde katliamlardan kurtulan kadınların çoğunun ırzlarına geçmekten geri durmamışlardır. Bu kısım da maddeci görüşün son tecellisi nefis esareti ve menfaatçılığın eseridir.

***Yukarıda açıklanan politikaların Moğollar arasında yaygınlaşmış ve benimsenmiş olması Moğol ordularını tehlikeli kılan en önemli sebeplerdendir.


Çünkü Moğollar, sahip oldukları müthiş askeri güç ile istila ettikleri yerleşik medeniyetler üzerinde Osmanlının tam aksine hakimiyet tesis etmeden önce askerî planlarını sadece zafer ve yağma üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Böylece de kasıtlı ve planlı olarak ilk zamanlarda oralarda güçlü bir devlet geleneği, oturmuş bir sosyal düzen, zengin bir ekonomi ve vergi sistemi, posta teşkilatı vb. sistemleri kurma amacına yönelmemişlerdir.


Moğollar, Karakitaylar gibi yerleşik kavimler üzerinde sadece askerî işgalciler olarak kalmamış ele geçirdikleri yerler üzerinde uzun süreli hakimiyet planları yaparak politikalarını bunun üzerine oturtturmuşlardır.

tuqu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-04-07 16:53 .
Ebabil is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski12-03-07, 15:15  #2
Ebabil
 
Ebabil'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 269
Medeniyet ve Medeniyetler Karmaşası-2:

***Moğollara mukabil İslamiyet’i kabul ettikten sonra Anadolu’nun içlerine kadar uzanan Türklerin, sonrasında Selçuklu ve devamında Osmanlı gibi imparatorluklar ile asırlar boyu dünyaya hakim olma gücüne sahip medeniyetler kurabilmiş olmaları, maddeci görüşe sahip Atalarının ve Moğolların izinde devam etmelerinden dolayı değil; tam aksine tek Allah’a inanan, Haklı olanı gözeten ve adalet sunan maneviyatçı bir görüşe sahip olmalarından kaynaklanmıştır.

Yani Osmanlının işgalleri hiçbir zaman klasik işgal niteliği taşımamış, istila hiç olmamış ve Fetih olarak adlandırılmıştır. Fethedilen topraklarda ve devletlerde ise yağma amacı güdülmemiş , sivil halk katledilmemiş, kültürel yapıları tahrif edilmemiş ve yozlaştırılmamış, ganimetler ve güvenlikleri karşılığındaki vergi alımı dışında ekonomik yapıları ve değerleri sömürülmemiş, aksine her alanda hizmet, yatırım ve istihdam sağlanmıştır.

***Atılan her adım Hak ve adalet üzerine atılmış, kuvvet ve menfaat öne sürülmemiş, hiç kimse de bunlara özendirilmemiştir. Bu sebeple asırlarca sahip oldukları muazzam gücü: Zulüm ve sömürü için kullanmadıkları gibi, insan olmanın tabiatında ve inandıkları şeyin temelinde varolan Haklı ve adaletli olanı korumak; zalim, menfaatçi ve hain olanı bertaraf etmek adına kullanmışlardır.

Üstelik tüm bunları sadece kendi inancına sahip milletler için değil; kendi dinin mensubu olmayan, zulme ve sömürüye maruz kalmış millet ve devletler içinde sessiz kalmayarak aynen uygulamıştır.

***Örneğin yıllarca hatta asırlarca yok olduğu ana kadar Osmanlı ve insanlık için bir fitne ve fesatlık unsuru olmuş Bizans’ın fethedilmesi sonrası bile bu bahsi olunan her nokta, her yerde olduğu gibi bir ayrım gözetmeksizin yeniden, titizlikle Kostantiniye için de uygulamaya konulmuştur.

Orada yaşayan halkın inancı ve etnik yapısı her ne olursa olsun inancına, canına ve namusuna dokunulmamış, ekonomik değerleri sömürülmemiş, diğer Osmanlı eyalet ve kentlerinde ne türlü hizmetler yapıldı ise yine aynısının hatta daha fazlasının yapılmasına gayret gösterilmiştir. Bu sebeple Osmanlının dillere destan adaletini duyan Kostantiniye halkı, her gün kendileri ezen ve sömüren kendi krallarından ve yönetimlerinden kurtulmak için can atmışlar ve sonunda da ne kadar isabetli bir tercih yaptıklarını görmüşlerdir.

***Görüldüğü üzere medeniyetler ayrımı yapılırken sınıflandırmayı sadece inanç, etnik, kültürel ve sanatsal yapı ile bilim ve teknoloji farklılığına göre yapmak karmaşa getirecektir.

Sınıflandırma esasen sahip olunan görüş veya zihniyete göre yapılmalıdır. Sınıflandırma bu şekilde yapılmaz ise zalim olanlar adaletli, yanlış olanlar doğru, kötü olanlar iyi, kirli olanlar temiz, hain olanlar kahraman zannedilebilecektir. Bu da insanlık için geçmişte olduğu gibi günümüzde de çok vahim bir tehlike doğuracaktır.

***Milli Şairimiz M. Akif Ersoy Safahat adlı eserinde yer alan bir şiirindeki şu mısraları medeniyet kavramını iyi etüt ediyor:
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
Tükürün ehl-i salîbin (haçlıların) hayasız yüzüne!
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!
Medeniyet denilen maskara mahlûku görün,
Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün!

Hele ilânı zamanında şu mel’un harbin,
“Bize efkar-ı umimiyesi (halkın düşüncesi, zihniyeti) lazım Garb’in (Batı’nın, Batıl’ın);
O da Allah’ı bırakmakla olur” herzesini (boş lafını),
Halka iman gibi telkin ile, diyenin sesini
Susturan aptalın idrâkine bol bol tükürün!…"

Milli Şairimiz M. Akif Ersoy burada özde maddeci (Batıl) zihniyete sahip bir medeniyet olan Batı medeniyetinin zahiri medeni görüntüsünün ardındaki sapkın inancından, kuvvete dayalı, fitneci, menfaatçi ve ikiyüzlü hallerinden ve işbirlikçilerin onlara verdikleri katkılardan bahsetmektedir.

***Sonuç itibari ile medeniyetlerin unsurunun insan olması: Ayrımın; daha temel, derin ve keskin noktalar ile belirlenmesinin gerekliliğini zorunlu hale getireceği gibi, buna mukabil değerlendirmelerin de; sanal, zahiri ve yüzeysel tecellilere göre yapılmaması gerektiğinin her fert tarafından bilinmesini de şart koşar.

Yani insanlık tarihi boyunca temelde iki ana medeniyet ayrımının olduğunun bilinmesi çok önemlidir. Bu ayrıma ise Hak’kı üstün tutan medeniyetler ve Batıl’ı üstün tutan medeniyetler olarak ad koymak doğru olur.
İki noktadan yalnızca bir doğrunun geçebileceği misali gibi Hak olan tektir ve dolayısı ile Hak’kı temsil eden medeniyete daima (ezelde-günümüzde-ebette) tek inançlı ve maneviyatçı zihniyetlerin sahip çıkması; yine iki noktadan sonsuz sayıda eğrinin geçebilmesi misali gibi Batıl’ın çok yönlü yani çoğul olması sebebinden dolayı Batıl’ı temsil eden medeniyetlere de birden fazla milletin aynı anda farklı farklı gibi görünseler dahi özde birlikte sahip çıkmaları doğal bir olaydır.

Bu sebepledir ki: Hak düşünceye sahip olarak “Allah tektir diyen” Afrika’nın çöllerinde güneşte yanan bir Somalili ile Londra’nın göbeğinde veya kutuplarda yaşayan bir insan aynı medeniyetin fertleridirler. Aynı anlayışla yola çıkıldığında Batıl zihniyetin eseri Hindistan’da yaşayan ve ineğe tapan bir Hindu ile ABD’nin New York’unda yaşayan süper zengin Yahudi Amerikalının veya İsrail’de yaşayan bir kippalı Yahudi’nin veya Paris’te kilisede dua eden bir Katolik Hıristiyan’ın veya Moskova sokaklarında “Allah yoktur” diye bağıran bir kişinin temelde hiçbir farkı yoktur hepsi aynı medeniyetin fertleridirler.

Yazar : Ebabil

Kaynaklar: http://www.kazakhan.org/articles.php?lng=tr&pg=13
http://tr.wikipedia.org/wiki/Tengri
http://www.iphpbb.com/foren-archiv/3...-10805-26.html
http://www.koprudergisi.com/index.as...azi&YaziNo=101

tuqu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-04-07 16:52 .
Ebabil is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-04-07, 16:21  #3
Ebabil
 
Ebabil'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 269

Yazıyı okur sayısının makul olmasına karşın yazıma olumlu veya olumsuz bir tepkinin gelmemesine şaşırmamak mümkün değil. Belki de ilgi çeken bir konu değildi. Aslında bu imkansız. Çünkü bu kavram kargaşası dünyadaki sorunların ana sebebi.Acaba bakıp mı geçildi? Olabilir. Eğer böyle ise daha da acı tabi. Ama ben bu kısmın sebep olduğu zannında değilim.

Üniversitede bir saygıdeğer hocamız var idi. İlgili konusunu anlattıktan sonra "anlamayan var mı?" diye sorardı ve sınıftan parmak kalkmazdı. Ardından ilginç bir şekilde "anlayan var mı?" diye sorardı ve yine parmak kalkmazdı.

Türk halkı olarak niçin bu durumda olduğumuzun sanırım küçük bir detayı bu.

Umarım bu acizane eleştirime kırılmazsınız.

Teşekkürler...
Ebabil is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-04-07, 16:43  #4
Hoca
 
Hoca'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 2,344

türkle baslayip türle biten bir anlayista yazilan alintiya ne denir ki

Alıntı:
Yani Osmanlının işgalleri hiçbir zaman klasik işgal niteliği taşımamış,


ne denir bu cümleye simdi?

Isgalin klasigi nasilmis?

sen kalk sana ait olmayan topraklara, farkli dilde, dinde ve kültürde olan insanlarin yurtlarina saldir, vergiye bagla, adamlari dindide serbest biraktim diye övün, sirtina vur vergileri, sonrada oralarai isgal etmeyi mübah say
bu konunu tartisilacak tarafi mi var.

Sorgulayin, arastirin......
Ama bu gün, o yapilanlari savunursaniz, geelcek yorumlarin altindan kalkamazsiniz...


saygiyla
__________________
"Milliyetcilik bizim igrenc günahimizdir."
E.Fromm

Hoca Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-04-07 16:45 .
Hoca is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-04-07, 16:52  #5
Ebabil
 
Ebabil'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 269

Sayın arkadaşım yazıyı tekrardan dikkatle okursanız "klasik işgal"in ne olduğunu görebilirsiniz. Size bir kopya vereyim. Tarihden sadece küçük ama bir o kadar önemli kesit "Moğollar".
Ebabil is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-04-07, 17:08  #6
Hoca
 
Hoca'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 2,344

Alıntı:
Sayın Ebabil şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sayın arkadaşım yazıyı tekrardan dikkatle okursanız "klasik işgal"in ne olduğunu görebilirsiniz. Size bir kopya vereyim. Tarihden sadece küçük ama bir o kadar önemli kesit "Moğollar".
Yaziyi okudum elbet sayin ebabil.
ama bir topik konsu larak görmedim.
cünkü icinde gecen konular baslibasina konulardir, keske bunlarin icinden önemsediklerinizi konu olarak acsaydiniz.

Alıntı:
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!
Tükürün ehl-i salîbin (haçlıların) hayasız yüzüne!
Tükürün onların asla güvenilmez sözüne!
Medeniyet denilen maskara mahlûku görün,
Tükürün maskeli vicdanına asrın tükürün!
örnegin su sözleri söyleyen zati ben sair olarak dahi görmem dersem, basli basina bir topik konusu olur.

Alıntı:
Tükürün ehl-i salîbin (haçlıların) hayasız yüzüne!
su cümleyi; bir avrupali sair
"tükürün islami yayacagim, düzen getirecegim diye avrupayi zapteden osmanlinin yüzüne."
dese, hosunuza gider miydi?
Bence bu adam da bir sair olamaz.

FArkli din kültür ve etniklerden nefretle söz eden biri sair olamaz ,... söz bulamiyorum...

sair, ulus, kan millet, devlet, din ayirmadan, insnalik düsmanlarinin yüzüne tükürür.
bunu da bir uslup ile yapar.
Halki galeyana getirmek icin degil, akif gibi
__________________
"Milliyetcilik bizim igrenc günahimizdir."
E.Fromm
Hoca is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-04-07, 17:40  #7
Ebabil
 
Ebabil'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 269

saygıdeğer arkadaşım;

Zaten konunun ana temasında "ana ayrışımdan ve nedeninden" bahsettim. Elbette alt konular ve aykırı fikirler olacak. Bu hassas konuyu buraya taşımamın sebebi de budur zaten. Fikri hususları tartışırken en verimli sonuç tümevarım ile değil tümdengelim usulü ile alınır.

Birilerinin birilerini şair olarak görüp görmemesi o kişinin şairlik kalitesine artı veya eksi bir etki kazandırmaz. Bahsi olunan şairimiz M. Akif Ersoy'un kalitesi sanırım milli şair olması ile aşikar olmuştur. Elbette bu işin sana-bana göresi olacaktır. Bu gayet doğaldır. M. Akif'in bu şiirlerini Çanakkale'de 250 bin vatan evladının gülleler ile havaya uçurulurken yazdığını unutmayalım. En azından onlara saygımız olsun.

Birincisi:Sizler şu anda ABD'nin küresel tehdidine aynı hissi duygular ile karşı çıkmıyorsanız bizim sizinle tartışacak neyimiz olabilir?

İkincisi:Selçuklu ve Osmanlı gibi İslam Medeniyetleri tarihinin hiçbir anında ne şekilde olursa olsun katliam yapmamıştır. Bunun öyle olup olmadığını yine burada tartışabiliriz.

Üçüncüsü: Siz Osmanlı'nın fetihleri ile Haçlıların (örneğin: Moğolların veya Bizansın veya ABD'nin) işgallerini, soykırımlarını ve sömürülerini aynı görüyorsanız sizin için tekrardan bir tarih araştırması öneririm.
Ebabil is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-04-07, 17:51  #8
fawkes
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Ülke / Şehir: Türkiye
Mesajlar: 80

Bir Çanakkale şiiri vardı aynen Sayın Hocanın bahsettiği gibi.İlk iki kıtası şu şekilde:


Batının melek yüzlü şeytanları,
Yazdırmak için çanakkale destanları,
Toplandılar masaya,başta papazları,
Kan damlıyan dudaklarında salyaları.

Anadolu parçalanıp yenilecek pasta,
İstanbul'da yönetim ölümcül hasta.
Kan kokusuna iştahlar kabardı,
Gayri vampirleri kim tutardı.


Ben bir Türk ve müslüman olarak bile utanç duydum bu şiirden.O kadar tek taraflı düşünerek hareket ediyoruz ki.

Ben istemezdim birinin bizim hakkımızda:
Dudaklarından kan damlayan imamları, gibi cümleler kullanılmasını..

Zamanında bizim yaptıklarımızı unutup sadece Milli Mücadelemize odaklanıyoruz.Övünülecek,uğruna şiirler yazılmayacak birşey midir Milli Mücadelemiz,Kurtuluş Savaşımız? Tabiki evet ama bunu merhum Bülent Ecevitin "Çanakkale" adlı şiirinde olduğu gibi yapmalı kanaatimce.
__________________
"Ve ben 24 yaşımdayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum !"

1947-2007 !!!

fawkes Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-04-07 17:54 .
fawkes is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-04-07, 17:56  #9
bozkır
Tarih
 
bozkır'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Nov 2006
Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 5,091

Alıntı:
Sayın Ebabil şöyle demiş:

Mesajı Göster
Yazıyı okur sayısının makul olmasına karşın yazıma olumlu veya olumsuz bir tepkinin gelmemesine şaşırmamak mümkün değil. Belki de ilgi çeken bir konu değildi. Aslında bu imkansız. Çünkü bu kavram kargaşası dünyadaki sorunların ana sebebi.Acaba bakıp mı geçildi? Olabilir. Eğer böyle ise daha da acı tabi. Ama ben bu kısmın sebep olduğu zannında değilim.

Üniversitede bir saygıdeğer hocamız var idi. İlgili konusunu anlattıktan sonra "anlamayan var mı?" diye sorardı ve sınıftan parmak kalkmazdı. Ardından ilginç bir şekilde "anlayan var mı?" diye sorardı ve yine parmak kalkmazdı.

Türk halkı olarak niçin bu durumda olduğumuzun sanırım küçük bir detayı bu.

Umarım bu acizane eleştirime kırılmazsınız.

Teşekkürler...
sn ebabil yazınızın içeriği ne olursa olsun yazıyazda bu kadar uzun yazıları kimse okumuyor.Deneyimle sabittir.Onun için tüm cephanenezi ilk yazınızda harcamayın.Bir giriş yapın ona bir cevap gelsin sonra içinizi boşaltırsınız

Yazınıza gelince Osmanlı ve Moğol İmparatorluğu ile ilgili önemli bir ayrıma vurgu yapmışsınız.Moğolların yıkıcı genişlemesine karşın osmanlının bunun zıttı bir genişleme tarihine sahip olduğunu belirtmişsiniz.
Ben de bu görüşünüze katılıyorum.Bu farkın nedenine gelince yine üretim biçimleri yani ekmek kazanma şekillerine geliyoruz.(bugünlerde aynı sosyalist gibi yazmaya başladım.Ne oluyor bana bilmiyorum)
Burada farklı bir örnek veriyim.Selçuklu liderliğindeki Oğuz Boyları 11 yy. başında Gazne topraklarına göç etmek zorunda kalmıştır.Önceleri sultan Mesud bu göçebeleri rahat durmaları karşılığında topraklarında barındırmayı kabul etmiştir.Ancak göçebe ve yerleşik yaşam bazen iş bölümü içinde hareket etsede genellikle çatışır.Buna yerel yöneticilerin göçebeleri haksız sömürme anlayışı da eklenince kavga kaçınılmaz olur.İşte gazne ve selçuklu arasındada bu olmuştur.İsyan eden selçuklu gaznenin uç şehirlerini bir bir yağmalamıştır.yani yakıp yıkmaktan çekinmemiştir.Çünkü geçim kaynağı biraz da yağmacılıktır.Ancak sultan Mesudu yenip Gazneyi etkisiz hale getirnce iş değişmiştir.Gazneye giren selçuklu hiç de yağmacı değildir.Tam tersine düzeni sağlar halkı iyi davranır.Çünkü o artık yerleşik olmuştur.Geçimini sığır çobanlığı yaparak depil tarımcılardan alacağı vergilerden sağlayacaktır.Bu yüzden İranlı çiftçileri kendi kanından göçebelere tercih edecek ve onlarla çatımayı bile göze alacaklardır.İşte aynı topluluk ama iki farklı icraat

İkinci bir örnek bizim meşhur TURAN TAKTİĞİdir.Bu taktik tarih kitaplarında yanlış öğretilir.Savaş sırasında güya orta cephe geri çekilir gibi yapar kanatlar ileri çıkarken orta cephe aniden geri döner önce bir hilal sonrada bir daire oluşşturulur ve düşman çevrilerek kılıçtan geçirilir.Bu tamamıyle uydurmadır.Asıl turan taktiği şudur.Üzerinize gelen orduyla direk savaştan kaçınırsınız takip etmesini istersiniz.Bu arada geri çekilirken hem bütün tarlaları yani besini yok eder hem de suları zehirlersiniz.Kısacası geri çekilirken herşeyi yokedersiniz.ayrıca vurkaç savaşlarıyla rakibinizi yorar yavaş yavaş tüketirsiniz en sonunda son darbeyi vurursunuz.Turan taktiği göçebelerin temel hareket planıdır zira onların yurdu yoktur ekinleri yakmaktan zarar görmezler.oysa yerleşik bir devlet bunu yapamaz.Zira kendi malını yok etmiş olur.Bu yüzden Osmanlı turan taktiği kullanmamıştır.çünkü o yerleşiktir.

işte bize medeniyet diye öğretilen şey budur.

saygılar
__________________
...TUTKUYLA SEVDİĞİM YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEME...
nuri bilge ceylan

bozkır Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-04-07 18:17 .
bozkır is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-04-07, 18:02  #10
phidas
 
phidas'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 5,266

Alıntı:
Sayın Hoca şöyle demiş:

Mesajı Göster
Isgalin klasigi nasilmis?

sen kalk sana ait olmayan topraklara, farkli dilde, dinde ve kültürde olan insanlarin yurtlarina saldir, vergiye bagla, adamlari dindide serbest biraktim diye övün, sirtina vur vergileri, sonrada oralarai isgal etmeyi mübah say
bu konunu tartisilacak tarafi mi var.
Katılmamak mümkün değil.

amerikaya kalsa "dünyaya demokrasi götürüyor"

herhalde bizde "adalet dağıtıyorduk"

İşgalin adı hiçbir zaman işgal kabul edilmiyor...

Adı üstünde "İŞGAL"
phidas is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 13:29.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz