"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
İbn-i sina.../konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi, Jeoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 363
| asıl adı, ebu ali el-hüseyin ibn abdullah ibn hasan ibn ali ibn sina. 10 yy da başta tıp olmak üzere felsefe,mantık,astronomi,kimya,fizik ve musuki gibi bilim dallarında uzmanlaşan ve tarihe adını altın harflerle yazdıran,yaşadığı çağın ötesindeki bir insan...ibn-i sina... ibn-i sina daha çocukluğunda çevresini hayrete düşüren zeka ve hafıza örneği göstermiş,küçük yaşta çağının bütün ilimlerini öğrenmişti.gündüz ve gece okumakla vakit geçirir,mum ışığında saatlerce çoğu zamanda sabahlara kadar çalışırdı.pek az uyurdu kafası öylesine doluyduki uyanıkken çözemediği bazı meseleleri uykuda çözer ve uyandığı zaman cevaplandırılmış bulurdu. felsefe ve tıp alanında oldukça ün kazanan ibn-i sina samani hükümdarı nuh bin mensurun ağır bir hastalığa yakalanması üzerine saraya davet edildi.saray doktorlarıyla yaptığı ortak çalışmalar sonucunda sultanı tedavi etti.bu şekilde daha 18 yaşında iken saray hekimliğine getirilen ibn-i sina zengin saray kütüphanesine giderek tıpla ilgili eserleri okuma ve inceleme imkanına kavuştu.bir müddet sonra yanıp harap olan bu kütüphanede daha önce ismini bile duymadığı pek çok tabib ve düşünürü okuma fırsatını elde etmişti.hükümdar öldükten sonra bir süre daha saraydaki görevine devam etti.siyasi sarsıntılardan sonra samani devleti çökmüş ve ibn-i sina buradan ayrılmak zorunda kalmıştı.çeşitli bölgelere ziyaretten sonra harezme gitmiş fakat el-biruni gibi büyük bir şöhret ve değerin onun çalışkanlığına ve değer vermesi ve kendisini yanına davet etmesi ,beraber çalışması hakkında kıskançlığa yol açmıştı.bu yüzden takibata bile uğrayan ibn-sina harezmide barınamayarak yeniden yeniden yollara düşmüş şehirden şehire dolaşarak nihayet hamedana kadar gelmiş ve orda kalmaya karar vermişti.daha sonra isfana yerleşmiş ve örünün son yıllarını isfahanda sakin bir şekilde geçirmiştir.fakat gazneli mesudun isfahanı almasından sonra evinin ve kütüphanesinin yağmalanması üzerine büyük bir sarsıntı geçirerek hastalanmıştır.devrin yaygın hastalığı olan kulunç hastalığına yakalanmış ve hamedana yapılan bir seferde oraya varınca vefat etmiştir.... devam edecek... saygılar... __________________
alem büyük insandır;insan küçük alemdir....FARABİ felitsa Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 15-03-07 00:38 . |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 363
| eserleri batı dillerine latince yoluyla çevirilerek "avicenna" diye üne kavuşan ibn-i sina'yı batılılar hakim-i tıb hekimlerin piri olarak kabul etmişlerdir.16 yaşında iken pratik hekimşiğe başlayan ibn-i sina ,resmi saray doktorluğu da yapmıştır.matematik,geometri,astronomi,mantı,felse fe,fizik,kimya ,farmakoloji,edebiyat ve arkeoloji alanlarında geniş araştırmaları vardır.ibn-i sina tıp araştırmaları yaparken bazı hastalıkların bulaşmasında gözle görülmeyen bir takım yaratıkların etkisi olduğunu yani mikropların varlığını sezmiş ve bu bilinmeyen mahluklardan eserlerinden sık sık bahsetmiştir.... devam edecek... saygılar.... __________________
alem büyük insandır;insan küçük alemdir....FARABİ |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 2,344
| Ibn-i Sina´nin Rusya´da heykeli oldugunu duydum Ömer Hayyam, Sina´nin kitaplarini ezberleyip, Semerkant Buhara Tasknt´te seminerler vermis, sina´yi dünyaya tanitmistir. "İbni Sina, İslam toplumunun kentlerdeki ara katmanlarından gelmiş olmasına karşın, bir halk adamı ya da devrimci değildi. İdeali, zirvesinde çok az kişiye yer olan hakikate ulaşmaktı. Kitle için yasalar zorunluydu, ulema da etik ve politika ile yasaların gelişmesine hizmet ediyordu. 'Zındıkçasına' olan aslında İbni Sina'nın öğretisiydi; Muhammed, ufukları dar bedevileri sadece disipline sokmak için, onlara tekrak dünyayı geleceklerini vaat etmiş ve örneğin şarabı yasaklamıştı. Zahitleri (çileci) de dikkate almaya değmezdi, dünyadan el etek çekmekle onlar da sırf öte dünyadaki ebedi hazza ulaşmak istiyorladı. Mutlu bir öte dünya umudu beklemeksizin ve ölümden sonra cezalandırma korksu duymaksızın tanrıdan (=hakikatte) başka bir şey istemeyen filozofları ise dinî bütünlerin ve kitlenin üstündeydi. Sahip oldukları tek şey ruhun özgürlüğüydü ve kitlenin bundan haberi olmaması daha iyiydi. İbni Sina kendini tasavvufa daha yakın hissediyordu ya da felsefesini isalmi, yani tasavvufa benzer bir idrak ediş biçimi olarak kurmaya çalışıyordu; yanlız bu felsefe başka araçlarla, mantıksal düşünmeyle tanrıya ulaşacaktı. Ruh gerçi ona göre de ölümsüzdü, ama tekrak dünyaya gelemezdi. Bireysel ölüm kesindi; filozofun ruhu yeniden doğmak için çaba harcamaz, tersine ölüm kendisini bağlarından kurtarana ve evransel ruhla birleşmesini sağlayana kadar dünya nimetleri arasında uçar durur. Bu esnada her çeşit bireysellikten vazgeçer, çünkü bellmek hep maddi bir dayanığı şart koşar. Rasyonel ruh insandır ve sadece bilen ruh evrensel ruhla birleşebilir. Bilgiler sonsuza kadar mutluluk içinde kalırlar. "" İbni Sina Avicenna Burchard Brentjes, Sonja Brentjes PENCERE YAYINLARI / Aydınlanma Sorunlari Dizisi (Felsefe) saygiyla __________________
"Milliyetcilik bizim igrenc günahimizdir." E.Fromm |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: AB
Mesajlar: 525
| Onemi yok ama sadece merak ediyorum. Ibni Sina Iranli idi sanirim? Bu konuda objektif bir kaynak sunabilen arkadaslar varsa memnun olurum. Iranli arkadasim kesinlike Iranli oldugunu, butun Iranlilarin da boyle kabul ettigini soyluyor. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|