Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Siyaset > Türkiye Siyaseti

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Yeni bir Sosyalizm,yeni bir Dünya mümkün! Ödp / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski07-10-05, 22:19  #1
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,608
Yeni bir Sosyalizm,yeni bir Dünya mümkün! Ödp




AŞKIN ve DEVRİMİN PARTİSİ

2000 yılının eşiğinde, dünyada güçlü kutupların oluştuğu, her sorunun yeni pazarlıklara konu olduğu ve ittifakların kurulup dağıldığı, uluslararası boyut kazanabilecek bölgesel savaşların yaşandığı, kaygan, kısacası kapitalist dünya ekonomisinin karakterine uygun bir düzen şekilleniyor.

Keskinleşen sınıfsal, ulusal çelişkilerle birlikte, hem gelişmiş ülkelerin emekçi sınıfları arasında, hem de azgelişmiş ülkelerde yoksulluk derinleşiyor ve yaygınlaşıyor. Milliyetçilik, ırkçılık ve mistik ya da dinsel çözüm arama eğilimleri güçleniyor. Demokratik ve sosyal hakların, kadın haklarının ihlali, doğal çevrenin aşınması hızlanıyor.

Uluslararası düzlemde olduğu gibi Türkiye'de de, sermaye egemenliğinin dışında ve bunun ötesine geçen bir çözüm aramak, bunun gerektirdiği mücadelenin sorumluluklarını üstlenmek, bir insanlık görevi olarak karşımızda duruyor.

Sınıflı toplumların ortaya çıkışından bu yana insanlığın özlemi olan, işçi ve emekçi sınıfların pratiğinde kendini yeniden üreten eşit, özgür, sömürüsüz ve sınıfsız bir dünya arayışı bu mücadelenin eksenini oluşturuyor.

Bu evrensel ve tarihsel özlemin taşıyıcısı olan Özgürlük ve Dayanışma Partisi, kapitalizmin ve onun insanlığa dayattığı bütün baskı, sömürü, şiddet ve eşitsizlik biçimlerinin ortadan kalkmasını savunur.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, özgürlükçü, özyönetimci, enternasyonalist, demokratik planlamacı, doğa-insan ilişkilerini yeniden tanımlayan, militarizm karşıtı ve cinsiyetçi olmayan bir sosyalizm doğrultusunda, sermaye güçlerinin egemenliğini ve emperyalizmin tahakkümünü ortadan kaldırarak emek güçlerinin siyasi iktidarının kurulmasını amaçlar.

Ancak siyasal ve toplumsal alanda devrimci bir değişimin, emekçilerin partisinin herhangi bir biçimde hükümet olmasıyla değil, bizzat işçilerin ve emekçilerin kendilerini yönetmesiyle gerçekleşeceğini bir an bile gözden yitirmez.

Bu nedenle emekçilerin daha bugünden, toplumsal yarar doğrultusundaki faaliyetlerini geliştirecekleri, eşitlikçi, dayanışması ve demokratik ilişkileri yaşamın her alanına yayacakları, siyasetin toplumsallaşması yönünde çaba ve girişimlerini sürdürecekleri, yaratıcılıklarını geliştirecekleri bir mücadele hattına ve siyaset tarzına sahip olmayı vazgeçilmez sayar.

İşçi ve emekçileri sermayeden, sermayenin politik parti ve akımlarından ve devletten ideolojik, politik ve örgütsel olarak bağımsızlaştırmayı başlıca işlevlerinden biri olarak görür.

Bu anlamda işçilerin, aydınların, kamu çalışanlarının, köylülerin, kısacası tüm emek güçlerinin deneyimlerinin, örgütlenmelerinin, karar alma, denetleme ve yürütme yeteneklerinin geliştirilmesini öngören, tüm toplumsal yaşam alanlarında üretenlerin yöneteceği bir dünyanın şekillenmesine öncelik veren bir eylem planına sahiptir.

DÜNYADA İSTİKRARSIZLIK ARTIYOR

80'li yıların sonunda Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle birlikte 'Yeni Dünya Düzeni'nin kurulduğu ilan edildi, Bu iddiaya göre artık serbest piyasa ve liberal demokrasi düzeni tek evrensel düzen olmuş, hatta kalıcı barış ortamında tarihin sonuna gelinmiş, en mükemmel sistemin kapitalizm olduğu ortaya çıkmıştı. Ancak bu iddia doğrulanmadı. İki kutuplu eski düzenin yıkılmasıyla, ne tek kutuplu bir dünya ortaya çıktı, ne de ekonomik-politik istikrar sağlanabildi.

Dünyada yaşanan değişimler, her geçen gün,19.yüzyılın sonundaki "eski düzen"e benzer görüntüleri ortaya çıkarıyor.Kapitalizm, kapsamı durmaksızın genişleyen iletişim, ulaşım ve bilişim teknolojisiyle, dünyayı tek bir 'global' piyasa olarak birleştirmeye ve rakipsiz bir hakimiyetle kuşatmaya çalışıyor.

Sermaye, farklı ülkelerin işçi ve emekçilerinin taleplerini karşı karşıya getiriyor. Vergi düzenlemeleri, sosyal programlar,çevre ve iş güvenliği standartlarına karşı kendini koruyabiliyor, hatta küreselleşme ortamını kendi ücretli çalışanlarına karşı bir sopa olarak kullanma planını uyguluyor. Emeğin iki yüzyıllık örgütsel ve sosyal kazanımları, dünyanın bütün ülkelerinde gitgide genişleyen, çok yönlü bir saldırıyla karşı karşıya kalıyor.

Öte yandan sermayenin kültürel hegemonyası, uluslararası medya endüstrisinin uzayan her parçasına yaygınlaşan gücü sayesinde, yerel olan her şeyi parçalayıp yozlaştırarak, insanlığı tek biçimli, yavan ve ruhsuz bir kalıba dökmeye yöneliyor.

Ancak sermayenin rakipsiz gibi görünen egemenliğinin sınırları ve çelişkileri de var. Emperyalistler arası hegemonya mücadelesi derinleşiyor. Bugün dünya ekonomik ve politik sisteminde yapısal bir kriz, giderek şiddetlenen ve yaygınlaşan ekonomik, mali ve politik sarsıntılarla kendini gösteriyor.

ABD egemenliğinin zayıflıklarının daha görünür hale geldiği koşullarda paylaşım kavgası kızışıyor, ticari ve ekonomik rekabet artıyor.Tüm bu çelişkiler II.Dünya Savaşı sonrası dünya ekonomisinde hakim olan sermaye birikim sürecini, devletler arası egemenlik ve bağımlılık ilişkilerini değişmeye zorluyor. Küreselleşmenin yanı sıra bloklaşma da yaşanıyor

Kuzey Amerika, Avrupa ve Uzakdoğu'da ekonomik bloklar oluşuyor. Çin ve eski SSCB topraklarının dünya ekonomisine açılması ile başlayan ve yeni olanaklar yaratması beklenen süreç, dünya kapitalizminin sorunlarını umulduğu kadar hafifletmiyor. Aksine Rusya Federasyonu ve Çin'in de kendi nüfuz alanlarını yeniden kurma, hatta genişletme çabasına girmesi ile ufukta istikrarsızlık bulutları belirmeye başlıyor.

Mali sermaye denetlenemez bir akışkanlığa kavuşuyor Mali sermaye, iletişim ve bilgisayar teknolojisinin sağladığı olanakları da kullanarak üretimin bir aracı olmaktan çıkıp, neredeyse tüm dünya ekonomisini kendine tabi kılacak bir güce dönüşürken, spekülatif hareketleri ile kimi zaman gelişmiş ülke hükümetlerini bile acze düşürüyor.

Milliyetçilik dalgası yükseliyor.

Bir yandan eski SSCB, Doğu Avrupa ve Balkanlar'da oluşan yeni devlet yapılanmaları, bu ülkelerde milliyetçi akımları doğuruyor. Diğer yandan bloklar ve ülkeler arası rekabet, göçmen işçi akımını sınırlandırma eğilimlerinden güç alan yabancı düşmanlığı ve zaman zaman görülen kendi içine kapanma talepleri bütün ülkeleri derinden etkiliyor. Batıda ırkçılık ve milliyetçilik bu eğilimlere seslenerek güç kazanıyor. Milliyetçi yükselişe eşlik eden savaşlar dünyanın birçok ülkesinde kanlı çatışmalar, katliamlar ve etnik boğazlaşmalar şeklinde sürüp gidiyor.

Güçsüzler dışlanıyor

Sermayenin yeni yatırım, üretim ve istihdam tercihleri dışında kalan, kimi zaman Afrika gibi bütün bir kıta, kimi yerde bir ülkenin bir bölgesi, kimi yerde ABD'li Siyahlar ya da Latin Amerikalı kent yoksulları gibi bütün bir toplumsal grup, genel dünya ekonomisinin dışına itiliyor. İşsiz, yoksul, hasta ve güçsüzlere yönelik sosyal programlar tüm dünyada geriliyor. Bunları tamamlayan bir olgu olarak, zengin bölgelerin kendilerini ülkenin bütününden ayırarak uluslar üstü sermaye ile bütünleşme çabaları ekonomik ve kültürel planda yeni bir bölgeciliği ortaya çıkarıyor.

Doğal ve tarihsel çevre tahrip ediliyor

Sermaye, yalnızca kendi birikim sürecinin çelişkileri ve engelleri ile değil, ekolojik, doğal ve fiziksel sınırlarla da çarpışıyor. Tüm dünyada insanlık tarihinin ve kültürünün yarattığı birçok değer teker teker, hatta bazen kimi bölgelerde toptan tahrip ediliyor. Doğal çevrenin tahribi de insan soyunun fiziksel varlığını tehdit edecek boyutlara yöneliyor.

Mücadele dünya ölçeğinde sürüyor

Ancak en güçlü gözüktüğü dönemde bile sermaye insanlığı teslim alamıyor, direnişi kıramıyor ve yeni bir dünya umudunu söndüremiyor. Tüm bu gelişmeler çözüm arayışlarının kaçınılmaz olarak enternasyonalist bir zemine oturmasını zorunlu kılıyor.

Dünya ölçeğinde dayanışmanın nesnel imkanları, hatta cisimleşmiş örgütlenmeleri her tür muhalefet hareketi için tarihte hiç olmadığı ölçüde artıyor. Üstelik sermaye saldırıları karşısında emekçilerin sürmekte olan direnişi, mevcut uluslararası dayanışma ve ilişki ağlarını,mücadele zeminlerini de olgunlaştırıyor.

TÜRKİYE YENİ BİR DÖNEMEÇTE

Türkiye, dünya çapındaki süreçlerden büyük bir şiddetle etkileniyor. Kendi ekonomik, politik ve ideolojik krizini neredeyse dünya ile eş zamanlı olarak yaşıyor.

Serbest piyasa tek yol olarak gösteriliyor Türkiye sermayesinin bölgesel rekabette avantajlı konum elde etme çabası, uluslararası piyasa ilişkilerinin bütün ülkeye yayılmasına ve belli bölgelerde yoğunlaşmasına yol açıyor. Türkiye kapitalizmi, sanayi emeğinin dolaysız çıplak sömürüsünün yanı sıra, spekülatif sermaye hareketleriyle işleyen dolaylı sömürü biçimlerini de yaygınlaştırarak egemenliğini toplumun bütün dokularına sızdırıyor.

Özelleştirme ile, kamusal çıkar fikri yıpratılıyor. Küreselleşme süreci şiddetlendikçe, kamunun iktisadi alandaki varlığına yönelik saldırılar artıyor. Özelleştirme baskısı bu sürecin bir ürünü olarak şekilleniyor.

KİT'leri sermaye için ucuza kapatma stratejisi, aynı zamanda emeğin kamu kesimindeki kazanımlarını devreden çıkararak sendikal örgütlenmeyi zayıflatmayı ve sermaye kesiminden alınan vergileri azaltarak bütçe açıklarını bu yolla dengelemeyi hedefliyor.
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-10-05, 22:24  #2
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,608

Şeriatçı hareket gelişiyor.

Bu akım devlet içindeki kadrolaşmayla gücünü pekiştiriyor. Olağanüstü iç ve dış maddi kaynakları kullanarak toplumsal/politik bir güç haline dönüşüyor. Bununla birlikte Alevi, Sünni, Hıristiyan, Musevi, Ateist vb. farklı inanışlara sahip olan insanlardan aldığı vergilerle ayakta duran devlet, din konusunda sadece resmileştirilmiş Sünni İslam'a olanak sağlıyor ve özellikle Alevileri baskı altına alıyor.

Tek kimlik anlayışı dayatılıyor.

Devlet tek kimlikli toplum anlayışıyla muhaliflerine ağır baskı uyguluyor.Krizin önemli bir kaynağını oluşturan bu sorunu savaşla çözme saplantısı, ağır ekonomik sıkıntılar yaratarak, insani değerlerde çöküntü ve yozlaşmaya yol açıp, tüm toplumu felakete sürüklüyor. Tüm emeği ile geçinenler, kendilerine hiçbir yarar sağlamayan savaşın diyetini gençlerini kaybederek, yükselen enflasyonla, vergilerle, hak ve ücret kayıpları ile ödemek zorunda kalıyor.

Irkçılık ve milliyetçilik saldırganlaşıyor

Türkiye'de ırkçı ve milliyetçi akımların, sürmekte olan savaşın yarattığı psikolojik ortamı kullanarak güç kazanması, siyasal rejimi yakından etkiliyor. Komşu ülkelerdeki etnik ve ulusal çatışmaların etkisi de bu yükselişe kan veriyor. Bu ortamda faşist hareket gerek devlet içinde, gerekse halk nezdinde güç ve taraftar topluyor.

Devlet için halk anlayışı sürüyor

Türkiye'de varolan merkezi devlet yapısı ve yaygın devlet vesayeti, insanların politik alana doğrudan müdahale imkanlarını neredeyse ortadan kaldırıyor. Yerel yönetimler, özerk yerel güçler olarak gerçek hiçbir güce sahip olamıyor. Merkezi idarenin temsilcileri, yasalarla, yerel yönetimler üzerinde egemen kılınıyor.

Kültürel hayat kısırlaştırılıyor

Devlet, toplumun bilincini, fikirlerini, bunların yeniden üretim mekanizmalarını sürekli denetliyor, Kültürel ve düşünsel yaşantıyı rejimin yasakları içine hapsediyor.

Devlet, düşünce ve ifade özgürlüğünün önündeki en önemli tehdit ve engel olarak varlığını sürdürüyor.

Sermaye birikim sürecinin dinamikleri ve gereksinimleri kültür, sanat ve bilim alanlarına da damgasını vuruyor. Tüm medya kanalları ya devlet denetiminde, ya da sermaye egemenliğinde bulunduğu için emekçi halkın sesini duyurabileceği bütün kanallar tıkanmış durumda.

Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en ciddi kriziyle çalkalanıyor Köklü değişim ihtiyacı toplumun gündemine yerleşiyor. Artık hiçbir toplumsal kesim eski çerçeve içinde yaşamak istemiyor.

Toplum, varolan siyasal düzenin değişimine yönelik arayışlara ve çağrılara kulak vermeye başlıyor. Büyük çoğunluğun çıkarı varolan durumun değiştirilmesiyle örtüşüyor.

Toplum ile devlet arasında ortaya çıkan gerilim, devletin de toplumun da yeniden şekillenmesini zorunlu kılan bir krizi yaygınlaştırıyor.

Sermayenin seçenekleri çekişiyor

Çürüme her yeri sarıyor. Düzen partileri ise toplumu eski devletin cenderesine hapsetmek için uğraşıyor. Egemenlerin bir kısmı şoven milliyetçiliği, şeriatçılığı ve 'milliyetçi sol'u politika vitrinine çıkarıyor. Bu kesimler krizin geleneksel olarak, sadece baskı ve zor yoluyla aşılabileceğini düşünüyor.

Diğer yandan küreselleşme arayışı çerçevesinde, liberalizm ile özdeşleşen bir reform talebini, toplumsal kaynakları sermayeye aktarmada atlama tahtası olarak gören sermayenin bir kesimi de, kendi tezlerini dile getiriyor.

Her iki kesimin ortak noktası, krizi sermaye egemenliği altında aşabilmek, çözülmekte olan toplumsal yapıyı sermayenin bugünkü ihtiyaçlarına göre yeniden kurmak.

Ancak, Türkiye'nin bu koşullar altında yaşamaya devam edemeyeceği de, emeği ile geçinen kitlelerin sermayenin salt kendi ihtiyaçlarına göre şekillenen, toplumun büyük bir bölümünü dışlayan yeni yapılanma arayışlarına katlanamayacağı da ortada.

Emeğin ve özgürlüğün kürsüsünü oluşturmak gerekiyor

Demokrasi ve emek güçlerinin sermayeye karşı ortak politik mücadelesini örgütlemeyi öngören, birbirinden kopuk arayış ve mücadeleler arasında gerçek bağlar kuracak; toplumun önüne, kapitalizmi aşan, özgürlüğe açılan pratik ve inandırıcı bir seçenek koyacak; emeğin ve özgürlüğün sesi olacak; Türkiye'nin çok kültürlü, çok-dilli, çok-inançlı, çok-kimlikli bir yapıya sahip olduğu gerçeği üzeride şekillenen bir mücadele, o nedenle büyük önem taşıyor. Bugün yapılması gereken, muhalefetin parçalanmışlığını aşmak; baskı, şiddet ve sömürü biçimlerine karşı, bütünlüklü, topyekün bir mücadele çizgisini yaratmaktır.

MÜCADELE EKSENİ VE TALEPLER

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, insanın insanı sömürmesine, sermayenin emek, erkeğin kadın, zenginin yoksul üzerindeki hakimiyetine, cinsiyet ayrımcılığına, baskıya, şiddet ve eşitsizliğe dayalı düzene son verilmesi için mücadele eder.

Üretenlerin yönettiği, sınıfların egemenliğinin son bulduğu, ezen ve ezilenin olmadığı, toplumun üzerindeki askeri, polisiye ve bürokratik baskı ve denetimin ortadan kalktığı, ekonomik karar ve planlama süreçlerinin çalışan ve üreten çoğunluğun iradesine dayandığı bir dünyayı amaçlar.

Kadınların ekonomik, siyasal ve toplumsal düzeyde ve gündelik hayatta erkeklerle eşit olduğu; insanlar arasında dil, etnik köken ve inanç farklılıklarına dayanan ayrımcılığın son bulduğu; milletler arasındaki düşmanlıkların sona erdiği; milletlerin kendi kaderlerini özgürce tayin edebildiği; insanın kendisiyle ve doğayla barıştığı ve barışın kuşattığı bir toplumu hedefler.

Bu hedef doğrultusunda kapitalizmin sınırlarını bugünden aşmaya yönelen bir eylem ve mücadele planına sahiptir.

DERHAL BARIŞ!

Olağanüstü Hal ilanına yol açan nedenlerin savaşla ortadan kaldırılması mümkün değildir. Barış için ilk adım olarak iki yanlı ateşkes ilanı zorunludur.Bu adım, ifade özgürlüğünü engelleyen ve çözüm yollarının bütün boyutlarıyla sınırsızca tartışılmasını önleyen yasal ve idari engellerin kaldırılmasıyla tamamlanmalıdır. Böylelikle özgür iradeyi yansıtan her tür çözüm önerisinin meşruiyetini kabul eden, demokratik bir siyasal çözümün önü açılmış olacaktır. Bu çerçevede, koruculuk sistemi ile jandarma ve polis özel timleri türünden özel savaş birimleri dağıtılmalı, olağanüstü hale son verilmeli, bölgede asayişin sağlanması için halkın onay ve katılımına olanak veren yeni düzenlemeler getirilmelidir.

* Ohal Bölgesi'nde ve mücavir alanlardaki askeri operasyonlar sırasında bulundukları yerlerden göçe zorlananlara geri dönüş olanağı sağlanmalı, evleri ve malları tahrip edilenlerin zararları tazmin edilmelidir.

* Genel af ilan edilmeli, ancak, savaş hukuku ihlalleri araştırılmalı ve sorumluları yargılanmalıdır.

* Çok kimlikliliğin her düzeyde tanınması için tüm yasal düzenlemeler en kısa sürede gerçekleştirilmelidir.

ŞOVENİZME VE FAŞİZME SON!

Süre giden savaş, Türk milliyetçiliğinin yükselmesine, faşizmin güç kazanmasına ve kökleşmesine yol açıyor. Milliyetçilik ve faşizm Türkiye'nin çok-kimlikli, çok-kültürlü toplumsal yapısını sürekli gerilim halinde tutuyor. Kimlikler ve kültürler arasında şiddeti ve çatışmayı körüklüyor.

* Özel ve resmi medya ırkçılık, faşizm ve şovenizm propagandasından arındırılmalı;

* Tüm eğitim kurumlarında müfredattaki şoven ve ırkçı anlayışlar ayıklanmalı; Türkiye'nin tarihi ve toplumsal yapısı konusunda ırkçılığa dayalı öğretime son verilmelidir.

* Türkiye'de yaşayan tüm dillerin ve kültürlerin gelişiminin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.

* Devlet aygıtındaki faşist kadrolaşmalar tasfiye edilmeli, ırkçı ve faşist faaliyetleriyle bilinen kişiler yetkili makamlardan uzaklaştırılmalıdır.

SINIRSIZ DİN VE VİCDAN ÖZGÜRLÜĞÜ!

* Her tür inanç ve vicdan özgürlüğü kayıtsız şartsız güvence altına alınmalı; insanlar, ibadet, inanış, giyim ve yaşam tarzlarında tam serbestliğe sahip olmalı; hiç kimse farklılığından ötürü ayrıma tabi tutulmamalı ve aşağılayıcı muameleye uğratılmamalıdır.

* Hiçbir din ve inanç devletçe resmen benimsenmemeli ve kayrılmamalıdır. Devlet bütün dinler, mezhepler ve inançlardan kendisini ayırmalı, ve hepsiyle eşit uzaklıkta durmalıdır.

* Devlet okullarından din eğitimi dersleri kaldırılmalıdır. 8 yıllık laik bir temel eğitimin yanı sıra, laik ve bilimsel eğitim kamuya ait bütün öğrenim kurumlarında zorunlu kılınmalıdır.

* Din eğitimi ve öğretimi,ibadet yerlerinin bakın ve onarımı, dinsel eğitim fonları ve kadrolarının sağlanması mezhep, cemaat ve kişilerin kendilerine bırakılmalıdır
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-10-05, 22:31  #3
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,608

HALK EGEMENLİĞİ VE SINIRSIZ SİYASAL ÖZGÜRLÜK!

* 1982 Anayasası bütün hükümleriyle yürürlükten kaldırılarak halk temsilcilerince yeni bir anayasa yapılmalıdır. Anayasa, evrensel olarak kabul edilmiş insan haklarını ve uluslararası anlaşmalarla teminat altına alınmış bireysel hakları çekincesiz içermelidir.

* Yürütmenin yasama üzerindeki egemenliğine son verilmeli, iktidar askeri ve bürokratik aygıtların elinden alınarak halkın seçilmiş temsilcilerine aktarılmalıdır.

- Silahlı devlet güçlerinin halk temsilcileri üzerindeki üstünlüğünün kaynağı olan MGK'nin anayasal statüsüne son verilmeli, yasama denetimi dışına kaydırılmış olan Özel Harp Dairesi, MİT gibi istihbarat kurumları lağvedilmelidir.

-Merkezi ve yerel hükümet memurlarının seçilmiş yerel yönetim organları üzerindeki üstünlüğüne son verilerek, genel ve yerel meclisler iktidarın kaynağı haline getirilmelidir.

-Halkın her düzeyde kendisini yönetmesi için örgütlenmesinin ve her tür barışçı eylemin önündeki kısıtlamalar kaldırılmalıdır.

-Terörle Mücadele Yasası bütün hükümleriyle birlikte kaldırılmalıdır.

-Siyasi partiler, dernekler ve sendikalar yasası; seçme, seçilme, toplantı ve gösteri, basın ve yayınla ilgili bütün yasalar yeniden düzenlenmelidir.

* Orduya iç güvenlikle ilgili herhangi bir görev verilmesi yasal ve idari düzenlemelerle önlenmelidir; askerlik hizmetlerinin yerine getirilmesinde demokratik ülkelerde geçerli olan ahlaki ve vicdani normlar gözetilmelidir.

-Güvenlik örgütünün siyasi polis ve terörle mücadele bölümleri lağvedilmeli, siyasal suç kavramı ortadan kaldırılmalı, adli suçlar konusunda polisin yetkileri ulusal üstü standartlara çekilmelidir.

-Polisin yurttaşları dosyalama, fişleme uygulamalarına son verilmeli, varolan kayıtlar hiçbir ayrıma gidilmeden yok edilmelidir. Yurttaşlar kendilerine ilişkin her tür polis kaydına istedikleri an ulaşabilmelidir.

-Gözetim süresi, yargıç kararına bağlı olarak en çok 24 saat olmalı ve gözetim resmi tutanakla tespit edilmeli, sorguda avukat bulundurma hakkı herkes için zorunlu kılınmalıdır.

-İşkence ve kötü muamelenin insanlık suçu olduğu kabul edilmeli, bu suçları işleyenler ağır cezaya çarptırılmalıdır; işkence, yargısız infaz, gözaltında ölüm ve kayıp iddiaları olağanüstü bir kurulca araştırılarak, sorumluları şiddetle cezalandırılmalıdır.

* Bütün bu düzenlemeler sırasında Paris Şartı, AGİT ilke ve kararları, Helsinki Nihai Senedi, ILO standartları ve Avrupa konseyi ilke ve kararları ile elde edilmiş olan emekçi kazanımları titizlikle korunmalıdır.

YARGIDA BAĞIMSIZLIK, HUKUKTA SAYDAMLIK!

* Hukuk sistemi, yurttaşların haklarının sınırlandırılmasına dayalı cezacı ve yasakçı anlayışlardan arındırılarak, bireyin devlet ve öteki bireylere karşı özgürlüğünü teminat altına alan bir anlayışla köklü biçimde değiştirilmelidir.

* Yargıçlar ve savcılar, atanma ve sicillerinin tutulması konusunda yürütmeye bağımlı olmaktan kurtarılmalıdır.

* Askeri ve sivil yargı ikiliği ortadan kaldırılmalı, disiplin suçları dışında asker kişiler de, yerel ve tabii mahkemelerde yargılanmalı, askeri mahkemeler ilga edilmelidir.

* Mahkemelere başvuru ve dava takibi işlemleri saydamlaştırılmalı, bütün mahkeme bilgileri ilgili taraflar için her an erişilebilir

kılınmalıdır.

KENTLERE DEMOKRASİ!

* İktidarı halkın seçilmiş temsilcilerine değil, merkezden atanan memurlara veren bugünkü merkeziyetçi-bürokratik idari aygıt bütünüyle tasfiye edilmeli ve en küçük birimden en büyüğe, en aşağıdan en yukarıya kadar yerel yönetimler o birimlerde yaşayanların idaresine bırakılmalıdır.

* Merkezi hükümet, ulusal ölçekteki nedenlerden kaynaklanan göçler, düzensiz nüfus artışı ve bölgeler arası eşitsizlikler gibi güçlüklerin çözümüne yardımcı olma dışında yerel ve bölgesel yönetimlerin kararlarına karışmamalıdır.

* Kent yoksullarının yığıldığı, büyük kentlerin dış semt ve ilçelerinin özgül durumları göz önüne alınarak özel düzenlemelere gidilmelidir.

* Bu bölgelerdeki özel polis baskısı derhal kaldırılmalı, toplumsal gerilimlerin nedenlerinin giderilmesi için acil önlemler alınmalıdır.

* Söz konusu bölgelere yeni göç edenlerin konut, arsa ve altyapı ihtiyaçlarının giderilmesi için yerel yönetimlere merkezi hükümetten özel destekler sağlanmalıdır. Buralarda yaşayanların iş, eğitim ve sağlık sorunlarının hızla çözüme kavuşturulması için olağanüstü bir yatırım programı uygulanmalıdır.

* Kültürel kimliklerin ifadesi ve örgütlenmesine yönelik teşvik uygulamaları geliştirilmelidir.

* Bedensel engellilerin özel konumları göz önüne alınarak, gündelik yaşam, ulaşım, çalışma, eğitim, toplu konut vb. alanlarda sorunlarını ve taleplerini dikkate alan bir planlama ve uygulama süreci başlatılmalıdır.

* Merkezi yönetimin bölgeler ve kentlere ilişkin genel düzenleyici ilkeleri ışığında, kentsel yaşamın yeniden düzenlenmesi, kent arazilerinin kullanımı ve kent planlaması ile ilgili karar süreçlerinde, yerleşim, ulaşım ve alt yapı hizmetlerinin sağlanmasında yöre sakinlerinin doğrudan ya da temsilcileri aracılığıyla verdikleri kararlar belirleyici olmalıdır. Kent arazileri üzerinde spekülasyona son verilmelidir.

* Bölge ve kent planlamasına ilişkin kararların alınması ve uygulanmasında tarihsel mirasın ve tarihsel dokuların korunması esası benimsenmeli, gündelik yararlara uygun görülse bile, hiçbir gerekçeyle tarihsel dokunun tahribine izin verilmemeli, tarihsel çevre, ulusal ölçekteki denetim mekanizmalarıyla koruma altına alınmalıdır.

* Bütün bu düzenlemeler yapılırken, ülkenin en küçük biriminden en büyüğüne kadar, buralarda yaşayanların, konut edinme, sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürme arzuları; çocukların, kadınların ve bedensel-zihinsel engellilerin özgül talepleri gözetilmelidir.

ÜRETENLER YÖNETSİN!

- Ekonomide hüküm süren anarşiyle ve çalışan çoğunluğu işsizlik ve pahalılığa mahkum eden krizler ile enflasyonla başa çıkabilmek için, devletin israfa yönelik harcamalarının en aza indirilmesi zorunludur. Temel ekonomik kararlar, sermayenin kar beklentilerine göre değil, toplumsal ihtiyaçlara göre saptanmalıdır.

- Bu amaçla, kaynak dağılımı, temel üretim ve yatırım kararları, gerek işletme ölçeğinde, gerekse bölgesel ve ulusal düzeylerde emekçi örgütleri ve temsilcilerince denetlenmelidir.

- Ekonominin temel kararlarında, şirket idareleri değil, halk temsilcilerinin ve emekçi örgütlerinin tavsiye ve kararları ile yönlenen demokratik planlama organları belirleyici olmalıdır.

- Sermayenin uluslararası saldırısının en belirgin görünümlerinden bir olan ve işçi sınıfının kazanımlarını tehdit eden özelleştirme uygulamalarına derhal son verilmelidir.

- Kamu açıklarını kapatmanın yolu, KİT'lerin tasfiyesi ile eğitim, sağlık ve diğer sosyal harcamaların ortadan kaldırılmasından geçemez. Verimsiz kamu girişimlerinin verimli hale getirilmesi için, teknolojik yenilenme, işletmelerin çalışanlarca denetlenmesi, muhasebe sistemlerinin saydamlaştırılması ve personel politikalarının siyasi tercihlerden arındırılması gerekir.

- Devlet kamusal yükümlülüklerini piyasaya devredemez. Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve benzeri kamu harcamaları için kaynaklar devletin bürokratik ve askeri harcamalarının en aza indirilmesi yoluyla sağlanmalıdır. Ayrıca artan oranlı ve serveti de içeren bir vergilendirme gerçekleştirilmelidir. Sermayeye tanınan vergi bağışıklıkları, fon uygulamaları kaldırılmalıdır. Temel tüketim malları ve asgari bir geçim düzeyi vergilendirme dışı bırakılmalıdır.

- Ekonominin üretime değil, faiz ve ranta dayalı spekülatif yapısında köklü bir değişiklik gerekmektedir.

- Türkiye'nin dış bağımlılığına son verebilmesi için, uygun yüksek teknolojiye dayalı sanayilere ve yüksek teknoloji üretimine yönelmek zorunludur. Bu nedenle, araştırma-geliştirme faaliyetlerine önem verilmeli, gerekli kaynaklar ayrılmalıdır.

- Küçük ve orta boyutlu işletmelerin ihtiyaçları da bu açıdan dikkate alınmalıdır.

- Sermayenin ekonomi politikalarından ağır darbe yiyen tarım,

hayvancılık ve ormancılık sektörlerinin yeniden yapılandırılması, tarıma kaynak aktarımı, kırsal nüfusun refaha kavuşturulması; bölgelerarası eşitsizliklerin giderilmesi ve iç göçlerin yavaşlatılması açısından bir zorunluluktur.

- Demokratik planlama çerçevesinde tarım üreticilerinin ve tüketici örgütlerinin aktif katılımıyla etkin bir tarımsal üretim planlaması gereklidir.

- Tarımsal girdilerin temini, tarım üretiminin finansmanı ve sektörün modernizasyonunda kamu desteği sağlanmalıdır. Bu çerçevede, tarım teknolojisindeki gelişmeleri ve uygulamaları sürekli izleyecek ve üreticilere aktaracak araştırma ve geliştirme birimleri ile, modern tarımsal eğitim merkezlerinin kurulması ve bunların tarım üreticilerinin hizmetine verilmesi gereklidir.

- Topraksız köylülerin toprak sahibi kılınması ile küçük tarım ve hayvancılık işletmelerinin birleştirilerek tarımsal verimliliğin artırılması için köklü bir tarım ve toprak reformu zorunludur.
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-10-05, 22:32  #4
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,608

HERKESE İŞ, İŞÇİYE ÖZGÜRLÜK!

* Çalışma hakkının herkes için yaşama geçirilmesi yönünde, tam istihdam politikaları uygulanmalı ve iş gününü ücretler düşürülmeksizin kısaltma amacı genel bir ilke olarak benimsenmelidir.
- Ev işlerini, eğitimi, sağlığı, sosyal yardımı, emeklilik ve işsizlik sigortasını da içeren ücretsiz ve herkesi kapsayan bir sosyal güvenlik sistemi kurulmalı ve emekçilerin yönetim ve denetimine bırakılmalıdır.

- Emekçilerin ekonomik örgütlenme, grev, toplu sözleşme ve sendikalaşma haklarını gerçekleştirmesinin önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.

- Kamu ve özel işletmelerde sendikasız ve sigortasız işçi çalıştırma yasağı getirilmeli ve bu yasağın titizlikle uygulanması için gerekli yasal ve cezai düzenlemelere gidilmelidir.

- Sendikalaşma, grev ve toplu sözleşme yasakları bütün kamusal ve özel işletmeler için ayrım gözetmeksizin kaldırılmalı, askeri personel ve güvenlik personeli de dahil bütün ücretliler için sendikalaşma yasayla teminat altına alınmalıdır.

- Gündelik tarım işçileri ve hane halkı çalışanları da dahil, tarım sektöründe çalışanların sendikalaşma hakkının yaşam geçirilmesi için özel teşvik ve düzenlemeler getirilmelidir.

- Sendikaların ve diğer işçi ve emekçi kuruluşlarının uluslararası düzeyde ortak toplu sözleşme ve grev gerçekleştirebilmesi, dayanışma, kültürel ve sportif amaçlarla yurtdışı kuruluşlarla iş ve eylem birliği yapması ve haberleşmesi önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır.

- Emekçilerin çalışma alanlarındaki mal ve hizmet üretimimin düzenlenmesine katılmaları, üretim faaliyetlerinin bilgisini edinmeleri,ürettikleri mal ve hizmetlerin kullanımı konusunda söz ve karar sahibi olmaları için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

Emeklilerin isterlerse huzurevlerinde, isterlerse evlerine gönüllü hizmet götürülerek yaşamlarını sürdürmelerinin koşulları yaratılmalıdır.

Emeklilerin iş ve yaşam deneylerinden yararlanmanın, yani onların birikimlerini toplum için kullanmanın olanağı sağlanmalıdır.

ÖZGÜR VE YARATICI BİR KÜLTÜREL ORTAM

- Sermayenin kültürel ve sanatsal yaşamı ticarileştiren ve kısırlaştıran egemenliğinin kırılması, kültür emekçilerinin ve yaratıcıların, kültürel ve sanatsal üretim, eğitim, yayın ve sergileme araç ve ortamları üzerinde söz ve denetim sahibi olmasıyla mümkündür.

- Tek tek sanatçı ve yazarların olduğu kadar, sanatçı, yazar ve düşünür gruplarının da fikirlerini geliştirmeleri, ürünlerini meydana getirmeleri ve topluma sunabilmeleri için geniş kamu fonları yaratılmalı, ayrım gözetilmeksizin yaratıcıların kullanımına açılmalıdır.

- Kültür endüstrisinde çalışanların, öteki çalışanlar gibi kendi meslek alanlarındaki üretimde söz sahibi olmaları, çalışma ortamlarını aşağıdan denetlemeleri için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

- Medya üzerindeki RTÜK ve benzeri denetim organları lağvedilmeli, bunun yerine medya çalışanları ve izleyicilerinden oluşan kuruluşlarca, kişi, kurum ve toplulukları yönelik hak ihlalleri denetlenmeli ve uğranan zararların tazmini için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.

- Kültürel etkinliklerin ve yaratıcı çalışmanın maddi temeli olan boş zamanların değerlendirilebilmesi amacıyla yerer ve merkezi yönetimlerce mekan araç, gereç sağlamaya yönelik fon tahsisi gerçekleştirilmelidir.

- Farklı kültürlerin, bir arada ve barışık bir biçimde yaşamaları, bütün kültürlerin kendilerini geliştirmesi, her grubun kamu kaynaklarından hem eşit hem de oranlı bir biçimde yararlanması için düzenlemeler yapılmalıdır.

- Azınlık kültürlerinin haklarının yasayla teminat altına alınmasına ek olarak, varlıklarını koruma ve geliştirmeleri için lehte ayrımcılık ilkesi uygulanmalıdır.

- Kültürel gelişmenin evrensel bir temel üzerinde sürebilmesi, uluslararası etkinlikler, buluşmalar, ortak üretim ve gösterim olanaklarının yaratılabilmesinde kullanılacak kamu fonlarının tahsisiyle mümkündür. Fonların kullanımı doğrudan doğruya kültür emekçilerinin örgütleri eliyle yürütülmelidir.


KADINLARA ÖZGÜRLÜK!

* Hukukun erkek egemenliğini esas alan yapısında köklü bir değişimle gidilmeli ve kadınlara karşı cinsiyetçi hükümler yasalardan ayıklanmalıdır. Tüm eğitim kurumlarının müfredatı cinsiyetçi anlayışlardan arındırılmalıdır.

* Kadınların bedenleri ve yaşamları üzerindeki her tür denetime son verilmeli, kendileri üzerinde sadece kendilerinin söz hakkı olduğu kabul edilmelidir. Hukukta 'kadınlara karşı suç' kavramı oluşturulmalı, bekaret kontrolü gibi uygulamalar cinsel şiddet kapsamında görülmelidir.

* Kamusal ve özel bütün yaşama ve çalışma alanlarında ve savaşta erkek şiddetine karşı kadınlara yardım sağlayan danışma merkezleri ve sığınma evleri merkezi ve yerel yönetimlerce finanse edilmeli ve kadınların yönetimine bırakılmalıdır. Erkek egemenliğinin, bütün toplumsal düzeylerde ve çalışma alanlarında sona erdirilmesi amacıya, kadınlar ev işlerine mahkum edilmemelidir. Kadının ücretsiz ya da düşük ücretle çalıştırılmasına son verilmeli, kadınların her alanda eşit hak ve eşit ücretle çalışma hakkı teminat altına alınmalı, kadının eğitim ve çalışma hakkının yerleşip kökleşmesi için lehte ayrımcılık ilkesi yasayla desteklenmelidir.

* Ailenin kadın emeği üzerinden örgütlediği işler toplumsal örgütlenme içinde çözülmeli, geleneksel cinsiyetçi işbölümünün bu hizmetlerde yinelenmemesi sağlanmalıdır. Yerel yönetimler ve kamu kurumları tarafından finanse edilen, kullananlar ve çalışanlarca denetlenen yemekhaneler, çamaşırhaneler, kreşler açılmalı, yaygınlaştırılmalıdır.

GENÇLERE SÖZ VE YÖNETİM HAKKI!

* Gençlerin siyasal, toplumsal ve ekonomik yaşama aktif katılımlarını engelleyen anayasal ve yasal engeller kaldırılmalıdır.

-Seçilme yaşı 18 olmalıdır.

-Hiçbir özel ve kamusal iş ve görev için askerlik yapmış olma şartı aranmamalıdır.

-Gençlerin siyasetle ilgilenmelerini önleyen bütün yasaklar kaldırılmalı, gençlik ve öğrenci örgütlerinin siyasal partilerle bağ kurmalarına kısıtlama getirilmemelidir.

* Gençlerin ve çocukların öğrenim görme, yeteneklerini diledikleri gibi geliştirme ve diledikleri mesleği seçmelerinin önündeki engeller kaldırılmalıdır.

* Ana okullarından başlayarak, yüksek öğretimin sonuna kadar öğrenim ve eğitim herkes için parasız olmalıdır.

* Özgürlükçü ve demokratik bir eğitim için, ilkokuldan başlayarak, okulların yönetimi, müfredatın belirlenmesi, boş zamanların düzenlenmesine öğrencilerin aktif olarak katılmaları yasayla teminat altına alınmalıdır.

- Anadilde eğitim hakkı, herkes için ve tam olarak sağlanmalıdır.

- Çalışan gençlerin diledikleri dalda öğrenim görmeleri, meslek içi eğitime devam edebilmeleri için çalışma saatlerinde özel düzenlemeler yapılmalıdır.

- Çocukların ve belli işlerde yaş sınırı altındaki gençlerin çalıştırılmaları yasayla yasaklanmalıdır.

- Çırakların ve kısmi samanlı çalışanların sendikalaşmaların önündeki engeller kaldırılmalı, sigortalı çalışma zorunluluğu getirilmeli, bu kesimin örgütlenmesi için özel teşvikler geliştirilmelidir.

- Gençlerin boş zamanlarını örgütleyebilmeleri için gerekli meddi fonlar ve diğer olanaklar, okullar, yerel ve genel yönetimlerce tahsis edilmelidir. Bu fonların tasarrufu yerel gençlik örgütlerinin denetimine aktarılmalı, gençlerin kendilerini yönetip geliştirmeleri için her düzeydeki etkinlikleri teşvik edilmelidir.

ARKADAŞIMA DOKUNMA!

* Toplumun farklı kimliklerden oluşan çok parçalı dokusu bir gerçeklik olarak kabul edilmeli, bunları tek bir kimlik alında eritme ve farklılıklarını dışsal zorlamalarla törpüleme yönündeki çabalara son verilmelidir.

* Tüm kültür ve kimlik hakları bütün çalışma ve toplumsal yaşam alanlarında ve toplum bilincinde vazgeçilmez haklar olarak benimsenmeli ve kayda alınmalıdır.

Farklılıklarından ötürü insanların aşağılanmasına, küçük görülmesine ve ayrıma tabi tutulmasına son verilmelidir.

* Farklı olanların farklılıklarını dilediklerince yaşayabilmeleri için, örgütlenme ve ifade özgürlüğünden yararlanabilmeleri yönünde lehte ayrımcılık ilkesi uygulanmalıdır.

* Farklı cinsel tercihler üzerindeki her türlü baskıya karşı durulmalıdır.
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-10-05, 22:37  #5
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,608

ÇEVRENİN TAHRİBİNE SON!

* Evrensel ölçekte süren ekolojik krizin 'gezegen riski' boyutlarına ulaştığı göz önüne alınarak, insan-doğa ilişkisini bozan, doğayı tahrip eden kara dayalı ucuz sanayileşme ve sınırsız kalkınmacılığın önüne geçilmelidir.

* Üretim planlamasında geri-döndürülemeyen kaynakların kullanımına dayalı enerji ve sanayileşme politikalarına son verilmeli, doğal kaynakların israfından titizlikle kaçınılmalıdır.

* Sanayi tesislerinin, kara ve demiryollarının, hava alanlarını, barajların ve enerji santrallarının planlama ve inşasında yöre halkının onayı esas alınmalıdır.

EMPERYALİZMİN TAHAKKÜMÜNE SON!

* Emperyalizme bağımlılığı pekiştiren mali, diplomatik ve askeri anlaşmalar iptal edilmeli, askeri üsler kapatılmalıdır.

* Bölge halkları ve ülkeleri ile karşılıklı işbirliğine dayalı barışçı ilişkiler geliştirilmelidir. Bölgede emperyalizmin güvenilir müttefiki rolüne soyunarak, Ortadoğu, Kafkasya ve Balkanlar'da emperyalistler arası hegemonya mücadelesinden yararlanıp, pay kapmaya dayanan mevcut politikalara son verilmelidir.

* Ekonominin, Avrupa birliği, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların tavsiye ve kararlarına bağlı olarak yönlendirilmesine son verilmelidir. Bu uygulamalar sonucunda içine girilmiş olan dış borç tuzağından çıkmak için radikal adımlar atılmalıdır.

* Uluslararası finans kuruluşlarının gelişmekte olan ülkelere dayattığı yapısal uyum programlarına ve bu uygulamaların doğurduğu toplumsal eşitsizlik ve ekonomik çarpıklıklara karşı uluslararası ölçekte bir mücadele ve dayanışma ağı örülmelidir.

* Sermayenin uluslararası dolaşımının serbest olduğu bir dünyada, emeğin serbest dolaşımı talepleri de yükseltilmelidir.

* Uluslararası barışın bir garantisi olarak, ekonomik kaynakları insanlığı tehdit eden bir alanda israf eden tüm silahlanma harcamaları durdurulmalı ve radikal bir silahsızlanma programı oluşturulmalıdır. Nükleer denemelere son verilmeli, nükleer silahlar imha edilmelidir.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi, toplumsal ve siyasal gelişmelere müdahale etmenin zeminini ve olanaklarını genişletmeyi; özgür, dayanışmacı ve eşitlikçi bir hayatın oluşturulmasına katkıda bulunmayı; taleplerin gerçekleşmesi için mücadelenin toplumsallaşmasını hedefler. Amaçlarını ve eylem planını benimseyen herkesi bu hedef doğrultusunda birlikte mücadeleye çağırır.
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-10-05, 10:22  #6
ibra
Forum Kurucu Üyesi
 
ibra'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 1,650

Sadece hızlı bir göz gezdirdim,

Genel af ilan edilmesi dikkatimi çekti!
__________________
Beni öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar.

Beyin Fırtınası Geri Döndü
ibra is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-10-05, 10:22  #7
dr che
 
dr che'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: Konya
Mesajlar: 1,023

Merhaba ibra
o kadar madde içinde sadece bu madde yi görmen tuhaf doğrusu.
neden dar bakış açınızı genişletmiyorsunuz?

tebrikler essence aline sağlık çok iyi olmuş umarım diğer arkadaşlarda okur.

dr che Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-10-05 10:24 .
dr che is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-10-05, 10:36  #8
ibra
Forum Kurucu Üyesi
 
ibra'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 1,650

Birçoğu gayet güzel temenniler, bunlara katılmamak elde değil. Hemen hepsi tüm partilerin programlarında da var.
Ancak dediğim gibi genel af ilan edilmesi konusu biraz daha somut bir fikir. Yani dikkat çekici.
BUgün cezasını bitirip tahliye olunan bir eski suçlunun topluma ne kadar katılabildği ortada. Hal böyleyken, cezasını bitirmemiş yani işlediği suçun cezasını çekmemiş bir insanın salıverilmesi karşısında, karşı tarafın neler hissedeceğini de düşünmek gerekir. Bu tam bir toplumsal kargaşaya yol açar.
Adam bana bir şekilde zarar verecek ama suçunu çekmeden dışarı çıkacak. Bu durumda benim hakkımı koruması gereken devlet mazlumun hakkını mı korumuş oldu, suçluya ödül mü vermiş oldu.
Daha önce de demiştim. Devlet affetse bile (ancak ve ancak) kendisine karşı işlenmiş suçları affedebilir. Kişilere karşı işlenmiş suçları ve suçluları affetme hakkı sadece mazlum tarafındır.
__________________
Beni öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar.

Beyin Fırtınası Geri Döndü
ibra is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-10-05, 16:53  #9
dr che
 
dr che'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: Konya
Mesajlar: 1,023

* Genel af ilan edilmeli, ancak, savaş hukuku ihlalleri araştırılmalı ve sorumluları yargılanmalıdır.


BUgün cezasını bitirip tahliye olunan bir eski suçlunun topluma ne kadar katılabildği ortada. Hal böyleyken, cezasını bitirmemiş yani işlediği suçun cezasını çekmemiş bir insanın salıverilmesi karşısında, karşı tarafın neler hissedeceğini de düşünmek gerekir. Bu tam bir toplumsal kargaşaya yol açar.

bu sistem için de düşündüğün doğru fakat o mahkum birini öldürmüşse bu aftan muaf olur yalnız kazare yapmışsa muaf olmaz.
hırsız niye bu işi yapar bunu da düşmek gerek olaya iki taraflı yaklaşılmalı.
dr che is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-10-05, 17:23  #10
canugur
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,330

Sayin Essence bu güzel konulari tartisma noktalarina yeri geldikce dagitmanizi da bekliyoruz.

Yazdiklarinizin hepsi objektif ve cok yakinda olmasini bekledigimiz seyler cünkü.
Öyle bildiri gibi elimize verip eve gitmek yok degil mi:-)
saygilar
__________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal
canugur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
MHP Ve Yeni Milliyetçilik Anlayışı... sonakıncı Türkiye Siyaseti 56 28-01-08 21:05
Vatansız ''Dünya vatandaşı'' olmak ne demek? erdi Siyasi İdeolojiler 51 10-03-07 00:41
Bush'un yeni rotası: İran'ı sıkıştırmak SupHi Dünya Siyaseti 31 24-02-07 23:08
Dünya Devrimi ve Tek Ülkede Sosyalizmin Teorik Çözümlemesi Selcuk Siyasi İdeolojiler 5 16-12-06 12:26
İntel'den yeni işlemciler melek Bilişim 1 07-02-06 18:05


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 04:17.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz