"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Bu nedir?



Geri Dön Yazıyaz Forum > Siyaset > Türkiye Siyaseti

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Hopa'nın öyküsü ve umudu

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski09-10-05, 14:04  #1
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,609
Hopa'nın öyküsü ve umudu




O zamanlar çocukluk yıllarımızdı. Tarihin takipçileri olacağımızı düşünemezdik. Köyümüzde; çocuk kulağımızda eşkiya sözü dolaşırdı. Köylüler jandarmayı görünce "anarşist" derlerdi onlara, yalnız kaldıklarında ise başka türlü dillendirirlerdi. Çocukluk aklımızla biz de jandarmalardan esinlenmiş olacağız ki hep ‘yakalamaca’ oynardık. Okuldan "firar eder", yakalayacağımız arkadaşlar kaçar biz onları yakalamaya çalışırdık. "Eşkiya" diye yüreğimize daha o genç yaşta inenleri bazen evlerimizde görürdük sakallı, pasaklı ama yüzleri gülümseyen "dağlılar"ımızdı onlar. Bir bakmışız babamızla aynı yatakta dinleniyorlar, bir bakmışız bir köy evinin önünde silahlarını temizliyorlar... Bir bakmışız, jandarma köyü basmış; köylüye "eşkiya" soruyorlar. Analarımıza babalarımıza göre, bizim köyde eşkiya yoktu ki! Jandarma sorunca "biz onları hiç görmedik" derlerdi hep. Bize sormazlardı, bilirlerdi terbiyemizi, büyüklerimiz varken bize zaten söz düşmezdi.

Dev-Genç marşını söyleyerek pikniğe götürürdü bizi öğretmenlerimiz. Aynı marşla geri dönerdik. Sonra bir gün herşey bıçak gibi kesildi. Okuduğumuz marşlar ansızın değişti. "Türküm doğruyum" gibi andlar içmeye başladık. Ezberlemek zor zanaat olduğu için hoşlanmazdık bundan. Öğretmenlerimizin de yüzü asılmaya başlamıştı. Ama biz henüz çocuktuk. Anlamaya çalışmıyorduk. Olanları anlamak için çok erkendi. Bir abimiz vurulmuştu. Kar yağıyordu. Çok büyük kalabalıklar cenazeye akın etmişti. Cenazede, bizim Dev-Genç marşını söylüyorlardı hep bir ağızdan. Sanki hepsi öğretmenlerimiz gibiydi! Eşkiyalar aranıyordu hala her çay kökünde. Biz artık korkmaya başlamıştık. Amcalarımız dayılarımız dövülüyordu. Öğretmenlerimiz sertleşmeye başlamıştı bize karşı. Eşkiyalar kaçıyor biz ise yeni dayak yeme metodlarını öğreniyorduk. Daha çocuktuk. Büyüyünce çocukluğumuzu okuduk.

Her tarafı kuşatılmış bir gençlikti bizimkisi. Seksen kuşağının öğrencileri olarak önce dinin kurallarını öğrenmeye başladık. Özellikle ortaokul yıllarında fen dersinde çok sevdiğimiz hocamızdan namaz kılmayı ve Kuran-ı Kerimi bilmenin ne kadar elzem olduğunu öğrendik. Yaz aylarında ilk işimiz Kuran okumak ve öğrenmek oldu. Çoğumuz 'imamın sevgili öğrencileri'ydik. Ancak dağlardan da hep sesler geliyordu. Vurulanlar, ölenler oluyordu. Kulağımızdaki "eşkiya" sözü gitmiş, "devrimci" sözü yerleşmişti daha o zamanlarda yüreğimize. Cezaevlerinde yatan komşularımız, tanıdıklarımız vardı. Küçük çocuk gözlerimizde o kadar çok yaşanmışlık vardı ki meğer yıllarca bizde birikmiş...

Sonra biz de büyüdük...

Mücadele deyince o ilk heyecan akla gelip dayanırdı. Biz artık geçmişte gördüklerimizin anlatılanların, okumaya başladıklarımızın heyecanındaydık. 1988 yılındaydık. Pankart yazmayı bize gösterecek bir tek kişi yokken pankart yazmayı ve kimselere görünmeden asmayı öğrenen birileri vardı. Yazıp asıyorlardı. Korsan 1 Mayıs'ları o zamanlar yaşamaya başladık. Henüz duvarlarımızda geçmişin izleri okunurken, biz geçmişin o yazılarının takipçileri olarak duvarlarımıza yeniden yazmaya başladık. Duvarlarda, ölenlerin isimleri, hele 'yıldızlı yumruklar', ‘Ulaş yaşıyor, savaşıyor', ‘Kızıldere son değil savaş sürüyor’, ‘Devrim şehitleri ölümsüzdür’ her gün gözlerimizin önünde olan yazılardı. Silme çabalarına rağmen tekrar açığa çıkardı bu yazılar. Sanki onlar gelecek için yazılmışlardı... İçimizi öfke, inanç ve devrim kaplamaya başlamıştı. Devrimle, devrimci okuyuşumuzla coşardık. Henüz duygusaldık. Çoğunlukla hislerimizi katardık yürüyüşümüze..

Körfez savaşı yıllarıydı. Savaşa karşı olan gençler ortalığı sarmaya başlamıştı. Yaptıkları eylemler sonucu gözaltına alınmışlardı. İlk sorguyu da, işkenceyi de, geçmişi de o zaman daha iyi anlamışlardı. Gözaltılar Hopa halkında önemli bir tepki yaratmıştı. Daha sonra yıllarca sürecek gözaltılar işkenceler hiç susturamadı bizleri. Her defasında daha ısrarlı, daha militan ama biraz daha "korsan" oluyorduk.

"Devrimciler", "Devrimci Gençlik", "Devrimci Liseliler" inisiyatiflerinden sonra Hopa Halkevi kuruldu. İhsan Hacımuratoğlu için anmalar yapılmaya başlandı her yıl. Tüm engellemelere rağmen devrimci abimizin ismini yaşatmaktan geri durmadık. Sonra Mahir Çakır, Alaattin Demirci. Ardından Halkevinin gerçekleştirdiği şenlikler, radyasyonlu çayların içilmesine satılmasına karşı imza kampanyaları, eylemler geldi...

Daha sonra büyük Hopa şenlikleri, liselilerin eylemleri, faşistlerle çatışmalar, yaralanmalar, yaralamalar. Çoğaldıkça, tarihimize, geleneğimize asıldıkça asılıyorduk. İçimizdeki devrim inancını büyütüyorduk. Biz büyük bir kentte değil küçük bir ilçedeydik. Şiir yazılıyordu. Öykü demleniyordu. Bu devrimcinin devrime olan sadakatinden almış olduğu ilhamdı. Tarihin alevleri sönmemişti. Deniz fenerinin ışığı gibiydi tarihimiz. Sonra bu küçük ilçenin insanlarının acısında da vardık sevincinde de. Cenazedeydik, düğündeydik. Her anlamda dayanışma insanlarıydık. Böyle gördük biz büyüklerimizden.

Başka bir yaşam mümkündü...

Devrimcilik yaşam biçimiydi ve her anlamda örnek insanlar ve kişilikler olduk bizler. Bu dönemler içinde yüzlerce insanla bu kişiliği ve mücadeleyi ördük. Onlarcasını tutamadık. Siyasetçiler türedi. Bizi beğenmeyenler pasif bulanlar çıktı. "Reformist, revizyonist" diyenler çıktı. Fakat onlar, manasızlık dünyasına doğru farklı gelecek tasarımlarında kaybolup gittiler! Oysa devrime, sosyalizme, inananlar vazgeçmeden yılmadan, dizginsiz bir sabırla mücadeleyi sürdürdüler. Ve İşaretimizi gördü insanlarımız.

Bu arada, dünya aleminde sosyalizme birşeyler oldu. Ülkeler mevcut sosyalizmlerinden vazgeçtiler. Krizler vurdu sol yüreğimize. Cümle sol politik alem sarsıldı. Oysa geçmişini adalılardan, "fikrimin ince gülü"nden alanlar, sosyalizmin tarihsel bir döneminin sona erişini tesbit edenler, krizlerin daha da büyüyerek içselleşeceğini de biliyorlardı. Sol çözülüyordu. Mücadele devam etmeliydi. Yıkılan aslında reel sosyalizmdi. Ve bu gerçeklik kabul edilerek tarihsel eleştiriye özeleştiriye ihtiyaç vardı. İşte bu tartışmalarda şekillenen özgürlükçü sosyalizm anlayışı kendini bir parti olarak ifade ettiğinde bu küçük ilçede de hemen cevabını buldu.

Hopa'da ÖDP kurulduğunda yıl 1996 idi. Genelde sol dalga, devrimci hareket, dergi, şemsiye parti tartışmaları devam ede durdu. 28 Şubat oldu. Can Yücel, Mina Urgan, Fakir Baykurt öldüler. Ne sol dalga yükseldi, ne hareket, ne toplumsal muhalefet, ne dergi ne de şemsiye açıldı. Her şey zayıflamaya, umutlar yitmeye, inanç kırılmaya başladı. Kürtler Avrupa Birliğine vardılar! Çoğulculuk üremeden çuvalladı. Ama hayat akıp gitti.

Hopa, ısrarla toplumla kurmuş olduğu bağları korudu. Ayrışmaları kapışmaları içinde yaşatmayarak yoluna yürümeye, hem genel hem yerel gündemlerine asılmaya devam etti. Çoğu dönem inişler ve çıkışlar yaşandı. Dağınıklık halleri buralara da vurdu. Ancak her defasında ayağa kaldıracak güç oluşturuldu. 1999 seçimlerinde ÖDP'nin almış olduğu oy, umutlarımızı büyüttü. Görüldü ki araçta değil malzemede problem var! Sonrasında genel düzeyde mevcut demoralizasyona rağmen Karadeniz her zamanki dalgalarını kıyılarımıza vurmaya devam ediyordu. Dalgalar öylesine canlıydı ki, bir devrimcinin devinimini andırıyordu. Hareketsizlik, hantallık, mevcut varoluşu zedeliyordu. Ama yine bir dalga bir heyecan icat oluyor ve hayata geliyorduk. Dalganın büyüklüğünden emeğimiz akıyordu.

28 Mart Yerel Seçimlerinin atmosferine girildiği günlerde, bizim cephede bir derlenme vardı. Hesaplar yapılıyordu. Kazanma iddiası kuşanılıyordu. Hareket alanları genişletiliyordu. Hava soğuktu, yağmurluydu, sıcaktı. Denizdeki dalgaların büyüklüğüyle boy ölçüşüyorduk. Kıyıya vurma zamanı gelmişti. Hopa'da seçim kazanmak zor bir şeydi. Etnik gruplar, sülaleler, göçmenler, düzen partileriyle halkın kurmuş olduğu derin çıkar bağları, devlet güçleri, sermaye grupları vardı...

Kazanmak çok güzel birşey...

28 Mart zaferi, kolay bir çabanın sonucu değildir. Bir seçim ve seçilme de değildir tek başına. 28 Mart, aynı zamanda, inanmışların birliğidir. Dayanışmayı, kollektif bir hayatı, davayı umursayanların birliğidir. Başarı bu birliğin emeğidir. Başarı yeni kuşak Hopalı devrimcilerin yıllardır sürdürdükleri kesintisiz siyasal-toplumsal çalışmanın ürünüdür.12 Eylül sonrasında sürdürülen mücadeleyi anlamadan, aradan geçen yılların siyasal bilgisine sahip olmadan 28 Martı anlamak çok olanaklı değildir. Kıt kanaat imkanlarla ve bin bir güçlükle Hopalı devrimciler yıllardır Hopa'da ısrarlı ve inatçı bir çalışma yürütttüler.

Geçen yıl Milliyet gazetesinin heyeti ilimizi ziyaret ettiğinde Artvin için "sol koktuğu her yerinden belli olan bir il" diye yazmıştı. Evet Artvin gerçekten hala sol kokuyor. Kazanımlarımız geleceğimizi büyütüyor. Artvin için çıtayı yüysek tutmanın zamanıdır. Yeter ki inanalım, yeter ki kendimize güvenelim, yeter ki ‘kararmasın sol göğsümüzün altındaki cevahir...’

Kuşkusuz bu yazıda 28 Mart seçim sürecinin öncesini ve sonrasını anlatmamak, seçim dönemindeki coşkuyu ve heyecanı Türkiye'nin dört bir yanındaki devrimcilerle paylaşmamak haksızlık olur. Gerçi bu dönemi genel hatlarıyla herkes biliyor. ÖDP kendi siyasal yaklaşımına uygun olarak aday belirleme sürecinden, seçim programının oluşturulmasına kadar her aşamada Hopa halkını söz ve karar süreçlerine katan bir siyasal çizgiyi takip etti. Bu durum daha yolun başındayken ÖDP’yi diğer partiler karşısında bir adım öne geçirdi. Diğer partilerin iç çekişmeleri ve aday belirleme sürecinde yürüttükleri pazarlıklar, ırkçı-şoven yaklaşımları ÖDP’ye önemli taktik avantajlar sağladı. Bizler ittifak görüşmelerinde dahi böyle pazarlıkçı bir yönelime hiç tenezzül etmedik. Belediye Başkan adayımız dahil olmak üzere, bütün Meclis üyelerimizi ön seçimle belirledik. Parti konferansında, söyleyecek sözü olan herkes konuştu, saatler süren tartışmalar yapıldı ve esasen seçim programımız da bu tartışmalar içinde şekillendi.
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-10-05, 14:05  #2
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,609

Seçimden aylar önce Hopa ciddi bir değişimin sancılarını yaşıyordu. Çünkü 15 yıldır ilçemiz alt yapıdan çevreye kadar her türlü sorunun altında ezilmiş ve boğulmuştu. 15 yıldır Belediye Başkanlığı görevini yürüten ANAP’lı Başkanın uygulamaları toplumun hemen her kesiminde ciddi tepkiler yaratmıştı. 28 Mart seçimlerinde bir değişim yaşanacaktı, sokaktaki tartışmalardan, konuşmalardan bunu çıkarmak mümkündü ancak bu değişimin hangi yönde olacağına seçmen de o günlerde yeterince karar vermiş değildi. ÖDP, Hopa halkının bu değişim isteğine de cevap verdiği için seçimlerden birinci parti olarak çıkmayı başardı.

Bir kere seçim çalışmalarımız boyunca somut siyaset yapmaya çalıştık.Şehir merkezinden mahallelere kadar halkla birlikte, yüzyüze bir seçim kampanyası yürüttük. İki ay boyunca yaklaşık 70 ev toplantısı yapıldı ve bu toplantılarda 2000 insanla görüştük. Partimizin yerel yönetim anlayışını, seçim programımızı, 28 Marttan sonra Hopa'yı nasıl yöneteceğimizi halkla paylaştık. Hopa halkını sadece seçmen olarak görmedik,halkı seçim çalışmalarının aktif politik özneleri haline getirmeye çalıştık. Bu yönelimimiz Hopa halkında çok olumlu tepkiler yarattı. İnsanlar kendi sözlerinin önemsendiğini görünce bizim sözümüze de değer vermeye başladılar. Özellikle ev toplantılarında çok canlı tartışmalar yapıldı. İnsanlar yaşadıkları mahalleleri sahiplenmeye, sorunlar karşısında öneriler geliştirmeye çalıştı . İnsanlar seçim döneminde siyasete daha duyarlı olurlar. Seçimler insanların sokakta politikayı, partileri konuştuğu ve politik mesajlara toplumun daha duyarlı olduğu süreçlerdir. Partimizin son iki ayda politik cazibe merkezi haline gelmesinde kuşkusuz seçimlerin de önemli bir etkisi olmuştur. Küçücük bir ilçede 1500 ÖDP rozetinin insanların yakalarında dolaştığını belirtmek ve her gün yüzlerce insanın Parti'yi ziyaret ettiğini söylemek; ÖDP’ye olan ilgiyi örneklemeye yeter. Aslında o günlerde seçimi kazanacağımızı hissetmiştik.

Seçim atmosferi yedisinden yetmişine herkeste ciddi etkiler yarattı. Sokakta oynayan çocuklar ÖDP ismi ile mutlu oluyorlar, yaşlılar çay ocaklarında kahvelerde ÖDP’yi konuşuyorlardı. Kadınlar ve gençler zaten partimizin önemli tabanı olmuşlar, hatta zafere taşıyan önemli güçler olmuşlardı. Yazmalarını başına geçiren kadınlarımız, evini, mutfağını bırakıp çocuklarıyla eylemlerimize renk katmışlardı. Partimize gelen yaşlı bir teyze ‘hepinizin yüzü daima böyle beyaz olsun’ diyordu. Yaşlı teyzemiz bu temennisi ile adeta Hopa halkının bizim için atan yüreğini zikrediyordu. 28 Mart akşamı seçim zaferini ilan ederken, partimizin önünde toplanan büyük kalabalıktaki insanları tek tek görebilmeliydiniz. Her Hopalı seçimi kendisi kazanmış gibi sevindi. Başka bir mahallede kadınlar çığlıklarla kendilerini sokağa atıp saatlerce seçim zaferini kutladılar. Seçimi kazanmamıza sevinen Arhavili, Kemalpaşalı komşularımızı görmeliydiniz.Yüzlerce insan kamyonlara doluşarak köylerden şehir merkezine akın etti, ellerinde parti bayraklarıyla ve yüzlerindeki tebessümle aslında kendilerine ait olan bir zaferi kutladılar. Meydanda binlerce insanın birbirine sarılmasını, akan gözyaşlarını ve gözyaşlarına karışan kahkahaları görebilmeliydiniz.

Seçim akşamı kalbimize küçücük bir ilçeyi aldık ve onun minicik ellerini şefkatle okşadık. Umarız bütün ülke bu büyük sevinci bağrına nakşeder. 28 Mart günü küçücük bir ilçeden döşenen raylar, acaba dolanır mı tüm ülkeye? Neden olmasın... Bu bütün dünyada, ezilenlerin yoksulların mücadelesinde küçük bir seçim zaferdir. Esas kazanım ise, Hopayı "başka bir yaşam"ın mümkün olduğu, daha büyük zaferlerin adacığı olarak tasarlayabilmekden doğacaktır...

Yusuf Aslan YENİGÜL - Halis ÇELİK
Özgür HACIMURATOĞLU - Ali AKSU
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-10-05, 14:35  #3
melnur
Yazıyaz Grup
Genel Koordinatörü

 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,515

Artvin her dönemde, sol eğilimin özelliklerini yansıtmış bir ilimiz. Burada sol söylem her zaman yanıt bulmaktadır. Böyle bir geleneği vardır.

Yazının birinci bölümünü de çok beğendiğimi söyleyebilirim.

Umarım Hopaların, Artvinlerin... Kadıköy'ün, Bakırköy'ün,Şişli'nin, Beşiktaş'ın...,
İzmir'in, Mersin'in...artması gerektiğini sadece "yüreğimizin sol köşesinde" değil, aklımızın tüm hücrelerinde de hissederiz.

Karşıtımızı bir adım geriletebilmek, bir adım önde olabilmektir çünkü...
melnur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-10-05, 14:42  #4
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,609

Bence Hopa'da başarılı olunursa,bu hopa'yla sınırlı kalmaz,çevre ilçelere ve artvinin her bucağına kadar uzanır..Sonrasını kim bilir?

Hopa Belediyesi'nin Çalışmaları ve durumu hakkında burdan bilgi alabilirsiniz..
http://www.odphopa.org/modules.php?n...article&sid=31
www.odphopa.org
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-10-05, 14:48  #5
melnur
Yazıyaz Grup
Genel Koordinatörü

 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,515

Bu arada, Hopa örneğinin 12 Eylül öncesi Fatsa deneyimini de unutmaması gerektiğini de hatırlatmakta yarar var.

Değişim, değişecek olanların değişimden yana bilinçli tercih kullanmasıyla ve dış koşulların varlığını çok iyi analiz etmekle mümkündür.
melnur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-10-05, 17:08  #6
emre
 
emre'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: istanbul
Mesajlar: 58

Sormak lazım şimdi 1 Mayıs ne amaç için kullanılıyor,ya da devrimci diye kimlere deniyor?Şunu görmek lazım o zamanki 1 Mayıs ile o zamanki devrimci denince akla gelen insan ile ya da özgürlük işareti sembolünün kimler tarafından çıkarları doğrultusunda kullanıldığını hepimiz biliyoruz da susuyoruz!!Sormak lazım,bugünkü sosyalist gençlik cidden bu kullanımlara göz yummak zorunda mı kalmıştır yoksa göz mü yummuştur??Malesef artık bu ülkedeki 70'lerin solcuları ile bugünkü kendini solcu zannedenler arasında dağlar kadar fark vardır,ben ölen teröriste devrimci dendiğini,özgürlük işaretiyle yatıp kalktıklarını biliyorum,bunu sizde biliyorsunuz,5 yaşındaki çoçukta biliyor!!Eğer gerçekten solcu iseler neden devrimci anlayışının değiştirilmesine göz yumulmuştur??Yoksa özgürlük anlayışları mı bunu gerektiyor??Ki,gerçekten devrim ne demek bunu çözmüş insanlara diyeceğim,bu ülkede tek bir devrim oldu o da halk devrimidir,o da cumhuriyettir!!Genç bir kemalist adayı olarak cumhuriyetin bekaası için var gücümle çalışacağım!!!
__________________
İnsanların değeri bir kesirle ifade edilecek olursa,payı,gerçek kişiliğini,paydası da kendisini ne zannettiğini gösterir.Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.
emre is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-10-05, 18:10  #7
canugur
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,340

Alıntı:
Sayın emre şöyle demiş:

Sormak lazım şimdi 1 Mayıs ne amaç için kullanılıyor,ya da devrimci diye kimlere deniyor?Şunu görmek lazım o zamanki 1 Mayıs ile o zamanki devrimci denince akla gelen insan ile ya da özgürlük işareti sembolünün kimler tarafından çıkarları doğrultusunda kullanıldığını hepimiz biliyoruz da susuyoruz!!Sormak lazım,bugünkü sosyalist gençlik cidden bu kullanımlara göz yummak zorunda mı kalmıştır yoksa göz mü yummuştur??Malesef artık bu ülkedeki 70'lerin solcuları ile bugünkü kendini solcu zannedenler arasında dağlar kadar fark vardır,ben ölen teröriste devrimci dendiğini,özgürlük işaretiyle yatıp kalktıklarını biliyorum,bunu sizde biliyorsunuz,5 yaşındaki çoçukta biliyor!!Eğer gerçekten solcu iseler neden devrimci anlayışının değiştirilmesine göz yumulmuştur??Yoksa özgürlük anlayışları mı bunu gerektiyor??Ki,gerçekten devrim ne demek bunu çözmüş insanlara diyeceğim,bu ülkede tek bir devrim oldu o da halk devrimidir,o da cumhuriyettir!!Genç bir kemalist adayı olarak cumhuriyetin bekaası için var gücümle çalışacağım!!!
Elinizdeki cumhuriyete gercekten sahip cikarsaniz, gerisi insanlik adina gelecektir. demokrasi yalnizca avrupanin mali olmadigina göre, bizim onu yasatma sansimiz da var demektir sayin Emre.

Atatürk, yapilacak bir cok seyi de gelecek kusaklara biraktini kendisi de acikca söylemistir, ki bizler, görüyorum ki bize birakilana dahi dil uzatmaktayiz ne yazik ki.

Begenmiyoruz. Nedense cumhuriyeti bir türlü begenmiyoruz:-)
Ya hilafet olacak, ya sosyalim ya da fasizm mi:-)))))))))))))

Atatürk bizlere diktatörlük mü birakti, hilafet mi, yoksa sosyalizm mi?
Herkes kendi kösesinden aglasip duruyor.

Bir tas, bir tugla konsa ayaga kalkacak bir toplum, öylece oturuyor!
köse baslarina, bodrum katlarda kuru fasülye pisiren dernekcilik anlayisiyla bir santim ileri gidemez!

Bunu anladigimiz zaman adam olacagimiza inaniyorum sayin Emre.
saygilar
__________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal
canugur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-10-05, 20:10  #8
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,609

M.Kemal ne bıraktıysa bıraktı,önemli olan nokta bu değil.Önemli olan Halkımızın uykudan uyanması ve iktarı ele almasıdır.Önemli olan özgürlükçü,demokrat,yeşilci,anti-militarist,enternasyonel,ayrım karşıtı .. (vs.) bir sosyalizmin iktidara gelmesidir.Kemalist ise bırakın kapitalizmi yok etmek,kendi eliyle beslemiştir.Bu noktada Yeni bir devlet ideolojisi elbet söz konusu olacaktır.Bu arada kimsenin şüphesi olmasın,ne mustafa kemal dönemi ne de bugünkü avrupa demokrasisi bizim demokrasimizle kıyaslanamayacaktır.Çünkü bizim demokrasimiz sınıflara özel değil herkese olacaktır ve her görüşe..
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-10-05, 02:00  #9
canugur
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,340

Alıntı:
Kemalist ise bırakın kapitalizmi yok etmek,kendi eliyle beslemiştir.
Su yazdiginizla dahi uykuda olanin halkimiz mi, sizin gibi düsünenler mi oldugu acik görünüyor sayin Essence.
Yok daha ne birakacakti:-) Alli pullu sosyalizm mi? Pazar ekonomisinin yasamini tamamalamakta oldugunu göremiyeceksiniz ama, bu arda biraz da calissak ha diyorum.

Alıntı:
M.Kemal ne bıraktıysa bıraktı,önemli olan nokta bu değil.
Su sözleriniz hilafetcilerin cumhuriyete karsitliklarina ne denli özdes, bir de bunu bilseydiniz?
Özgürlükcü demokrat halki yaratmak, humeyni anlayisinda bir devlet yapisinda mi, yoksa cumhuriyetci bir oratamda mi saglanir, bu da anlasilmis degil solcular arasinda.

Süslü sözlerle devrim yollarini türk soluna 12 eylül ile tikamisti kenan pasa Bakiyorum yine de dilimiz dolaniyor desenize sayin Essence:-)
saygilar
__________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal
canugur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-10-05, 09:53  #10
dr che
 
dr che'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: Konya
Mesajlar: 1,023

Alıntı:
Sayın canugur şöyle demiş:

Su yazdiginizla dahi uykuda olanin halkimiz mi, sizin gibi düsünenler mi oldugu acik görünüyor sayin Essence.
Yok daha ne birakacakti:-) Alli pullu sosyalizm mi? Pazar ekonomisinin yasamini tamamalamakta oldugunu göremiyeceksiniz ama, bu arda biraz da calissak ha diyorum.



Su sözleriniz hilafetcilerin cumhuriyete karsitliklarina ne denli özdes, bir de bunu bilseydiniz?
Özgürlükcü demokrat halki yaratmak, humeyni anlayisinda bir devlet yapisinda mi, yoksa cumhuriyetci bir oratamda mi saglanir, bu da anlasilmis degil solcular arasinda.

Süslü sözlerle devrim yollarini türk soluna 12 eylül ile tikamisti kenan pasa Bakiyorum yine de dilimiz dolaniyor desenize sayin Essence:-)
saygilar
Uykuda olan sizlersiniz herşeyi eleştirip duruyor çözüm üretmiyorsunuz halkın düşünmeden yaşadığı bir toplum ne kadar ilerleyebilir ki?

M.Kemal in bıraktığını ne kadar ileriye götürebildik bunu kastediyor,sizce ne kadar ileriye götürebildik?
ayrıca özgürlükçü demokrat halk asla şeriatı ve onun uşaklarını saçmez bunu anlamadın mı daha?

o süslü sözler ne zamandan beri sizi korkutur oldu canugur?
dr che is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 11:30.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz