"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| O'nun hikayeleri / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 9
| O'nun hikayeleri Kara delik Bir önceki gün onsekizine girmişti Cavidan. Çok gürültülü, çok kalabık, çok sesli bir gün geçirmişti... Bu gün sadece kendisinin olmalıydı. Sakin, yalnız ve sessiz. Karlı ama güneşli bir gündü. Özenle hazırlandı, erkenden yola düştü... Bol bol yürüdü. Acıktı, yemek yedi. Kitapçıları dolaştı. Bir iki şey aldı. Az ileride ki kalabalık dikkatini çekti. Gitti oraya da baktı. Karakalem portre çizen bir ressamdı buna sebep. Bura da biraz daha bakınmaya karar verdi. Azıcık daha, ressama doğru öne çıktı. Altmış yaşlarında olmalı bu adam diye düşündü onu süzerken. Grileşmiş olan sakalını ve bıyığını kendi haline bırakmıştı. Birbirine girmiş sakalın ve bıyığın ağzına yakın yerleri tütün sarısıydı. Aynı şey saçları içinde geçerliydi. Kendi halinde ve dağınık... Şişman değil ama biraz kiloluydu. Kalem tuttuğu parmakları da tütün sarısıydı, bir de her biri dolma gibiydi... Cavidan'ın aklına annesi geldi. Daha doğrusu onun lahana dolması... Güldü...Bu ödemli parmakları kendi dolmasına benzettiğini duysaydı annesi!... Bu sefer daha çok güldü. Kalabalığın içindeydi. Rahatsız oldu. Keşke burası biraz daha tenha olsaydı da dolma parmakla biraz daha kalabilseydi... Gitmek için geri döndüğünde duydu o sesi. _ Gitme!... Olduğu yerde kaldı Cavidan. Bu ses ressama aitti. Ama bu sözü kim için söylediğini belirtecek ne bir tavır ne de sıfat kullanmıştı... Kafası önünde hala çizip duruyordu... Delimiyim ben ya? dedi kendi kendine... Gitmek için tekrar döndü arkasına. Bu kez yine aynı ses daha keskin bir şekilde emretti... _Gitme!... Havada uçan bir -gitme- geldi onun ayaklarını bağladı sanki! _Git, orada ki tabureye otur. Yine aynı şeyi yapmıştı bu adam. Çok sinirlendi Cavidan. Ama itaat etti. Kendisini eşya gibi hissetmişti. Ressam hiç bir şey olmamış gibi önünde ki kağıdı karalıyordu... Hem de neşeli bir şekilde atışmaya başlamıştı çevresindekilerle... Bunların bazılarına dayanamayıp Cavidan'da gülmüştü. Güldüğü için de kendisine kızmıştı... Oturduğu yerden çok rahat görebiliyordu dolma parmakların çizdiğini. Çok etkileyiciydi, kağıt üzerinde harikalar yaratıyordu bu adam. Çok kısa süre de bir çok kişinin portresini çizdi ressam. Sevgililer, yaşlılar, gençler, kadınlar ve erkekler... Çizilmiş portrelerini alan herkes çok memnun ayrılıyorlardı oradan... Şimdi de; _Molaaa... diye gürlüyordu ressamın kalın ve tok sesi kalabalık üzerinde. _ Baylar ve bayanlar, azıcık molaaa... Hadi gidin dolaşın, azıcık atıştırın, bolca sevişin sonra tekrar gelin... Hadi bakalım... Şimdi dağılın... Hadii!... Çok sevimliydi bu kelimeleri söylerken adam. Kalabalığa yayılan tantanalı neşe gelip Cavidan'a da bulaştı. Kıkırdadı oturduğu yerde... Hatta dayanamayıp sağ elinin dışını sol avucunun içine vurup geçirirken abartılı ama sevimli bir _ abooov, nolecek şimdi_ deyiverdi. Ve aynı hızla taş kesildi tabure de... Nasıl kızıyordu kendine, nasıl... Adama baktı hemen. Yüzünde kime ve neden olduğunu belli etmediği bir tebessümle, neredeyse kapalı olan kısık gözlerini, deri yeleğinin minik cebinden çıkardığı tabakaya dikmişti... Bir sigara çıkardı oradan. Sonra onu baş parmağı ve işaret parmağı arasında yuvarlayarak ezdi biraz. Sigaranın ucundaki tütünleri diğer elinin üzerine vurarak düzelttikten sonra tabakayı geri aynı minik cebe koydu zorlanarak. Diğer minik cepten çakmağını çıkardı. Bir klik sesinden sonra yaktı çakmağı. Sigarayı ateşine tuttu dolma parmaklar. Sonra da onu dudaklarının arasında bıraktı... Fakat derin bir nefes çekmesiyle öksürüğe boğulması bir oldu. Cavidan yardım etmek istedi ama adam koluyla itekledi onu. Bacaklarına doğru eğilmiş öksürükle boğuşurken hırıltılı boğuk ve hayli kalın bir sesle, gidip yerine oturmasını söyledi ona. Kızdı Cavidan. Hiç hoşlanmamıştı bu emirlerden. Ama yine söyleneni yaptı. Bu kez söylenerek... _ Ne konuşuyorsun sen öyle mırıl mırıl? Adam sönen sigarasını yeniden yakmaya çalışıyordu. Tıpkı önceki gibi. Bir taraftan da çaycıya bakınıyordu. _ Çaycıyı görürsen kaçırma sakın. Söyle bize iki çay getirsin. İşe yara biraz. Bu son cümleyi söylerken gizlemeye çalışsa da hırıltılı kahkahasına engel olamamıştı adam. Olduuu... dedi Cavidan içinden. Bu kadarına da pes yani. Neyim ben ya, ne? Adama bak ya! Daha tenezzül edipte, kafasını kaldırp yüzüme bile bakmadı. Dolma parmak işte N'olacak... dedi Cavidan yine mırıl mırıl. Sonra gülme tuttu onu. Dolma parmak ne ya? Dolma beyin desem daha doğru olurdu. Durum açısından yani. Of yaa, offf... Gülmesini zaptetmeye çalışarak adama baktı duydu mu diye. Arkası dönüktü, iyi duymamıştır öyleyse dedi kendi kendine. Tuhaf bir rahatsızlık hissetti düşündüklerinden. Belki de sırf bunun için ilerden geçmekte olan çaycıya seslendi. _ Çaycıı! _ Buyur abla _ Bi çay getirir misin buraya? diye kürsüyü işaretledi parmağıyla. _ İki çay getir sen koçum. Çabuk tarafından. Hadii. diye düzeltti onu adam. Keçi dedi mırıldanarak. Ama duymadı bunu Cavidan. _ İyi madem, o zaman siz içersiniz ikisini de... _ Hayır, diğerini sen içeceksin. _ Oldu! Sevmem ben çay falan. dedi Cavidan alaylı ama daha çok intikamla. _ Olsun, ölmezsin ya bir tane içmekten. _ Ya ölürsem! _ Korkma. Buna bir kez daha izin vermem. Ne demek istemişti şimdi bu? Hemen adama baktı Cavidan. Hala bakmıyordu kendisine. Ha bre elinde ki çakmakla uğraşıyordu. Çakmağı yakamadığı için, sigarasını da içemiyordu. Bu duruma sinirlendiği belliydi. İçinden içinden söyleniyordu adam... Bu işe sevindi Cavidan. Niye sevindiğini anlayamadı. Onunla sohbet etmek istedi birden, bunun da sebebini bilemedi. _ Siz portreleri hep böyle komik yani karikatür gibi mi çizersiniz? _ Değişir _ Nasıl yani? _ Yani seni nasıl çizmemi istersin? _ Bunu istemiyorum _ Hediye olarak! _ Hayır istemiyorum Çaylar gelmişti bu arada. Adam çakmağı tamir etmiş, sigarasını yakmış, derin derin soluyordu onu. İnatla, hınçla ve hırsla. Çakmakla uğraştığında geçen zamanı kapatmaya çalışıyordu belli... Çok rahatsız oldu bu durumdan Cavidan. Adama sormak istedi. _ Size... _ Hayır, hayır... Sen de... _ Hımm.. Pekiii... Sana neler yaptığının farkında değil misin? _ Kimin? _ Kimin mi? Adam bu sefer de çizmiş olduğu portrelerle ilgileniyordu. _ Neden, neden beni ciddiye almıyorsun? dedi Cavidan sonunda... Kızgınlığı sözcüklere yapışmıştı... Güldü adam. _ Neden böyle düşündün? Soruma cevap vermeyen sensin. _ Ne sorusu ya? Dalgamı geçiyorsun. Sigaradan bahsediyoruz elbette.. Kimin de ne demek. _ Hıııımmm! şarkı mırıldanır gibi konuşuyordu şimdi de adam. _ Sigaraa... Evet... Seviyorum iştee ne yapabilirim ki? Bana zarar verebilecek her şeyi seviyorum ben ve hatta herkesi.. Yeniden kalabalık toplanmaya başlamıştı. Durmadan sipariş veriyorlardı adama. Cavidan çok kızgındı. Aslında daha çok kafası karışmıştı. Bir kez daha baktı Cavidan kendisine bir kez bile bakmayan adama. Önce derin bir iç geçirdi. Kafasını iki yana salladı. Anlamıyorum demek ister gibiydi. Vedalaşmadan uzaklaştı oradan... -devam edecek- __________________
gerçek yoktur, sadece yorumlar vardır... ben-cil Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 29-03-07 17:06 . |
|
| #2 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 9
| Eve gitti karışık düşüncelerle. Sonra ki günlerde de düşündü olup bitenleri. Yine de anlamlandıramadı hiçbir şeyi. Tekrar oraya gitmek için büyük bir istek vardı içinde. Sanki bir şeyler onu çekiyor ya da çağırıyor gibiydi. Hafta sonu oraya gitmeye karar verdi. Daha pasajın girişinde fark etmişti onu adam. Avına kenetlenmiş kartal gibiydi gözleri. Bu bakışlardan kurtulmanın kolay olmayacağını düşündü. Ürperdi birden. Oysa ki daha önce kendisine bakmamıştı bile. Acaba nereden tanımıştı onu? Ya da tanımışmıydı? Tam onun mola zamanıydı. Kürsünün karşısına geldiğinde durdu. _ Hoş geldin dedi adam Gülümseyerek cevap verdi buna Cavidan _ İster misin senin de bir portreni yapayım? _ Hayır istemem. _ İnatçı seni. Geçen seferde ikna olmamıştın. Peki… _ Bir şey sormak istiyorum _ Sor _ Sen… Yüzüme bile bakmamıştın… Hani önceki gelişimde… Nasıl… _ Öyle mi düşünüyorsun? Sahiden!... Dinle o zaman. Buraya ilk geldiğinde aylardan Ocak, günlerden Cuma ertesiydi. Ayın onikisini gösteriyordu takvim. Yine de sen bana çok güvenme. İyi değildir zamanla aram. Hırıltıyla güldü biraz adam. Cavidan’a baktı. Biraz daha güldü. Ondan aldıkları vardı da sanki onları geri verme telaşındaydı. Ne ilginç bu adam diye düşündü Cavidan. Bakışları ne ilginç. Birazdan beni tanıdığını da söyler şimdi… _ Üzerinde krem rengi bir pantolon, üstünde gömlek, hardal rengi bir mont ve veee ayaklarında da kovboy papuçların vardı… Immm.. Kokun yine böyle baş döndürücüydü.. Utandı Cavidan. Yanaklarının kızardığını hissediyordu. Utandığı için kendine kızdı. Bunu gizlemek için gülmeye başladı. Ama şaşkınlıktan da dili tutulmuştu. Eğer bir de konuşabilseydi, bunun nasıl mümkün olduğunu sormak isterdi. Yapamadı…Devam etti adam tekrar. _ Seni fark etmemem mümkün değildi… Cavidan huzursuzlanmaya başlamıştı artık. Bu duruma bir son vermesi gerekliydi. Ama adamın devam etmesini nasıl engelleyebirdi, nasıl? _ Görmesem de, duymasam da yine de unutma, hissederim seni… Bunu iyi bil… Bu sözler komik geldi Cavidan’a. Gülmeye başladı. Sinirden mi gülüyorum ben, diye düşündü. Ama olayın gerçekten komik olduğuna karar verdi. Türk filmlerinden çıkma replikler geldi aklına. Kendini tutamıyordu. Çok güldü.. Bu yaşlı adam için fazlaca iddialı ve romantik sözlerdi bunlar. Ama sonra onda ki çözemediği gizemi düşündü. Çekiciliğini ve az önceki konuşmaları anımsadı. Artık gözünde onunla birlikte her şey olasılık dahilindeydi. _ Göreceksin dedi adam kalın ve boğuk sesiyle, bir gün yeneceğim seni… Parmağını ona doğrulttu ve sallamaya başladı. Sonra da güldü hafifçe… _ Saçma, diye cevapladı onu Cavidan. Ben ne önümde yenik düşmüş birini görmek isterim, ne de kimse için boyun eğer yenilirim.. _ Hımm…Dinlemek isterdim senin söyleyeceklerini. Her ne kadar benim düşüncelerimi değiştiremeyecek olsa da. Cavidan saate baktığında çok geç kaldığını fark etti. _ Hemen gitmem gerek. Hoşça kal… _ Yine gelecek misin beni ziyarete? _ Tabi ki.. Cavidan bir taraftan da koşuyordu, çok geç kalmıştı dişi için randevusuna… -devam edecek- __________________
gerçek yoktur, sadece yorumlar vardır... |
|
| #3 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 9
| Hafta sonu yine oradaydı. Bu kez sessizce yaklaşmıştı adamın yanına. Usulca, hissettirmeden. Şaşkındı, bunu neden yapmıştı? Adamın hislerini mi sınamak istemişti? Asık suratlı buldu bu kez adamı. Belki de neşesiz. Ama sonra birdenbire bunun değiştiğini gördü. Artık yeniden mutluluk ve heyecan vardı suratında adamın. Gülümsüyordu. Az önce böyle değildi sanki dolma parmak, n’oldu da birden bire değişmişti! Anlamadığı şeylerin hızla çoğaldığı geldi aklına. Huzursuzlandı. Kalabalığın arasında ki rahatsız durumundan nasıl kurtulacağına bakınırken duydu onun sesini. _ Hoş geldin. Hemen ona baktı. Yine bakmıyordu kendisine. Yine bu sözlerin kime olduğunu işaretleyen ne tavır ne sıfat vardı ortalıkta. Bozuldu buna Cavidan. _ Hadi geç otur yerine, dedi adam aynı şekilde. Niye değişti bu şimdi, niye, diye söylendi. _ Kes homurdanmayııı… Adamın sesi tatlı ve şefkatliydi. Durmadan gülüyordu portreleri çizerken bir taraftan da çevredekilerle atışıyordu. Beni tanıyor gibi sanki, ama bu nasıl olabilir diye düşündü Cavidan. Acaba her zaman böyle neşelimiydi? Sanmam dedi sonra hemen, öyle olsa geldiğinde onu asık suratlı bulmazdı. O halde neydi ani neşesinin kaynağı? Hayranlıkla portrelerin çizilişini izledi, kimine güldü, kimine şaşırdı. Zaman çabucak geçmişti yine. Bunu ancak adam, _ Tamam artık molaaa… Diye bağırınca anlayabildi. Oturduğu yerden kalktı, iki elini başının üstüne kaldırdı vurmaya başladı. Bir taraftan da, _ Hadi bakalım, gidin gezi dolaşın, biraz atıştırın ama bolca da sevişin sonra yine gelin… diye bağırmaya başladı. Gürültülü bir neşe kalabalığı yaladı geçti. Ama bütün bu olanları planlamamıştı aslında, kendiliğinden olmuştu her şey. Çok neşelendi, birazda utandı. Çokça da pişman oldu, gitti yerine oturdu. Ortalık sakinlemişti. Kafasını kaldırdı adama baktı, içinden umarım yine bana bakmıyordur diye dua ederek. Ama adam ona bakıyordu işte hemde gülerek. İçinde bilmediği bir şeyler hissetti. Sanki dipsiz bir kuyuya düşecekti. Fazla dayanamadı bu duruma Cavidan. Hemen gözlerini kaçırdı ondan. Hatta konu bulmaya çalıştı durumdan kaçmak için, beceremedi. Kafasını önüne eğmekle yetindi. Boğazına bir şeyler düğümlenmişti sanki. Ona kalsa şu an deliler gibi ağlamak isterdi. Sustu. Sadece suskunluğun derinliğinde boğulmayı diledi. İçi tarifsiz acıyla dolmuştu. Kısa bir sessizlik oldu aralarında. Ama bu çok uzun geldi ikisine de. __________________
gerçek yoktur, sadece yorumlar vardır... |
|
| #4 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 9
| _ Sevgilim olur musun? Diye sordu adam Cavidan’a. Bunu da anlamadı Cavidan, adama da bakamadı. Soluğu kesilmek üzereydi. Ora da yığılıp kalmamayı diledi. Gitmeliydi. Hemen gitmeliydi. Ama nasıl? _ Cevap ver… Lütfen… Sevgilim olur musun? Yineledi sorusunu adam. Bir bebekle konuşur gibiydi. Öyle hassas, öyle zarif, öyle kırılgandı sözcükler ağzında. Yüzünde anlaşılmaz bir ifade vardı. Sanki başka zamandaydı, başka birinin karşısındaydı. Büyük bir duygu denizinde çırpındığı belliydi. Heyecan, korku, hüzün, pişmanlık, umut, özlem… Bunların hepsine tanık oldu Cavidan. Adam bedenini daha fazla taşıyamadı ayakta, yanında ki tabureye bıraktı. Ağlıyordu, az sonra da hırıltıyla öksürmeye başladı. Kolunun birisini kürsüye dayayarak oradan güç almaya çalıştı. Diğeriyle de göğsünü tutuyordu, sanki yerinden çıkmasını engellemek için. Öyle perişandı ki!... Daha fazla dayanamadı Cavidan, ona yardım etmeye çalıştı. Biraz su verdi içmesi için önce, sonra birazcıkta olsa sakinleştirmeye çalıştı. Adam elini yakaladı Cavidan’ın, tuttu onu bırakmadı. Elini çekmeye kurtarmaya çalıştı Cavidan yapamadı. Bekledi. Artık kaçacak yeri kalmamıştı. Olacaktı ne olacaksa… Kafasını kaldırıp gözlerini dikti adama, tıpkı onun yaptığı gibi. Düşüyordu işte uçurumdan hızla, derin kuyulara doğru. Kuyu kocaman kara deliğe dönüştü sonra onu yutmaya çalışan bir girdap oldu. Ama duyan gören yoktu onu, sesi çıkmıyordu sanki. Çırpınıyordu kurtulmak için. Tutunacak dal bulamadı. Gözlerinden akan yaş değil kandı. Duyumsadığı tek şey acıydı. Acıyla yanıyordu bedeni. Bütün güzellikleri; umudu, yarını, çiçeği, baharı her güzelliği inkar ettirecek bir acıydı hissettiği. Bırakmıyordu adam elini, şimdi daha sıkı sarılmıştı ona. Kurtulmaya çalışıyordu Cavidan’a sarılarak. Adamın gözlerinde korku ve heyecan vardı bu daha sonra yalvarışa döndü. Onun da sesi çıkmıyordu. Sadece bakıyordu, bağırır gibi bakıyordu… Adamın sessiz çığlıklarına Cavidan’ın haykırışları karıştı. Yitip gitmekten, onunla yok olmaktan korktu Cavidan. Derin derin nefes almaya çalıştı. Yutkunamıyordu bile. Boğazında oluşan düğüm buna engeldi. Ama ağlamadı. Nasıl bu kadar güçlü olabildiğine şaşıracaktı sonra… Durumu fark eden pasajda ki esnaflar geldi yardımlarına. Ressamın kalp krizi geçirdiğini sanmışlardı. Cavidan’ı tutarak oturttular artık onun olan tabureye. Adamı da kontrol ettikten sonra endişelenecek bir şey olmadığına karar verip dağıldılar. Adam ve Cavidan… İşte tekrar baş başa kalmışlardı. Azıcık sakindiler. Cavidan yine son kez olmasını dileyerek baktı adama. Yüzünde ki dinmek bilmeyen kara bulutları gördü ve sakallarında dolaşan kederi de. Ara ara adamın çenesi titriyordu. Sanki konuşacak bir şeyler varmışta söylemekte zorlanıyormuş gibi. Gitmek için kalktı Cavidan. Hiçbir şey söylemeden döndü arkasını. Tam gidecekken seslendi adam yine, _ Gitme… Biraz daha kal… Biraz daha… Ona doğru döndü ve bekledi Cavidan. _ Hiç hoşlanmadın mı benden, sevmedin mi? Hep nefret mi taşıdın içinde. Tamam sevgilim olma, ama sev beni. Sevemez misin? Hadi söyle bana… Asırladır beklediğim o sözcükleri söyle bana… Hadi söyle, seviyorum de.. Hadi… Hadi… Söyle… Mutlaka nedeni mi olmalı sevmenin. Mutlaka bir sebebemi dayandırmalı insan bunu? Hadi, seni seviyorum de… Hiçbir sebebi yok, sadece seni seviyorum de… Cevap vermedi Cavidan. Zaten bu konuşmanın kendisine ait olmadığını anlamıştı. Yine arkasına döndü gitmek için. _ Dur, dedi adam yine. _ Dur… En azından tekrar gelecek misin onu söyle? Gel ne olur. Tekrar gel. Benim için gel. Hatta konuşmayacak olsan bile gel… Konuşma bitince arkasına dönüp bakmadı Cavidan. Hiçbir şey de söylemedi. Ağır ağır uzaklaştı oradan. Taş kesilmişti her yanı. Duyguları da. __________________
gerçek yoktur, sadece yorumlar vardır... |
|
| #5 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 9
| Aradan günler geçti. Düşünmemeye çalıştı olanları. Ama olmadı. Rüyalarında kara deliğe dönüşen gözlerinden kurtulamadı adamın. Sonunda dayanamayarak, yeniden huzura kavuşma ümidiyle, iki hafta kadar sonra tekrar adamın yanına gitti. Kürsü oradaydı. Üzerinde portre de asılıydı. Tabureler de oradaydı. Ama adam yoktu… Gidip taburesine oturdu. İçi boşalmıştı sanki. Ne ilginç dedi. Bu kadar şeye rağmen birbirimize adlarımızı bile söylememişiz. Ne ilginç!... Çaycı çocuğun sesiyle toparlandı, onu yanına çağırdı. Sordu. _ Buuu…. Buu… Immm… Ressam… _ Abla sen ressamı mı sorarsın? _ Hah, evet _ Abla senin haberin yok mu? O… Cavidan elini kaldırdı, susması için işaret etti çaycı çocuğa. Gitti çocuk… Cavidan kalakaldı ora da, taburesinin üzerinde, öylece…Adama göstermemek için sakladığı gözyaşları vardı şimdi yanaklarında. Çenesi titredi. Konuşmak istiyordu, yapamadı… Tıpkı onun gibi, diye düşündü. Kürsüye yapıştırılan portreye uzandı. Uzun uzun baktı ona. Bu kendisiydi. Çok güzel çizilmişti. Onu karikatürize etmemişti. Bundan hoşlanmayacağını nasıl anlamıştı? Kızdı sorusunun anlamsızlığına. Öptü portreyi. Dudaklarına sürdüğü pembe ruj, kalp şeklinde sabitlenmişti kağıtta… Buna baktı. Derin bir iç geçirdi, sonra kağıda not düştü. Hiçbir sebebi yok, sadece seni sevdim… Onu giderken tekrar kürsünün üzerinde bıraktı. Oradan ayrılırken artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını anlamıştı… Üstelik yalnız da değildi, adamı içine hapsetmişti. Becerememişti işte. Onu özgür bırakmayı becerememişti. Artık kendini ondan kurtarmaya çalışacaktı. __________________
gerçek yoktur, sadece yorumlar vardır... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Emperyalizme karşı mı yoksa onun uşağı mı olmalıyız? | seha | Türkiye Siyaseti | 53 | 14-02-08 19:15 |
| Yastık altı hikayeleri | bigman | Arşiv | 6 | 10-10-06 15:57 |