"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| Kemalizmi anlamak ve yorumlamak / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tüm siyasal ideolojilerin özgürce incelenip tartışılabileceği bölüm. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| KEMALİZMİ ANLAMAK VE YORUMLAMAK Devrimler bir toplumun sosyal, ekonomik, eğitim her alanda değişimini başlatan süreçtir. Bu süreç belli bir zamanla başlarken belli bir zamanla bitmez. Devrimler, her zaman değişim içinde devrimleşerek yüzyıllara yayılır. Türk devrimi diye adlandırılan Kemalist devrim dünyada ki bütün devrimlerden ayıran en büyük özellik; pratikten düşünceyi doğurmasıdır. Dünya'da ki bütün devrimleri incelediğimiz zaman karşımıza çıkan sonuç ilk önce bir düşünce akımı doğar, daha sonra devrim olur. İşte Mustafa Kemal'in liderliğini yaptığı Kemalist devrimin böyle bir süreçten geçerek oluşmamıştır. İşte bu bağlamda Kemalist devrim bir düşünce devrimi değil, bir pratik bir somut devrimdir. Kemalizmin soyut haline bürünmesi somutlanmayla başarılmıştır. Dünyada hiçbir lider yada düşünce adamı Mustafa Kemal'in başardığını başaramamıştır. Mustafa Kemal somutu soyutlaştırırken bunda hep öncü bir güç olmuştur. Kemalist devrimin ilkelerini birbirinden ayırmak çok büyük bir yanlışlık ve hata olur. Bunun yapmanın yanlışlığı karşımıza şuan ki Türkiye'nin içinde bulunduğu durumla özetlenebilir. Bugün ve geçmişte, ülkede atılan adımlar Kemalist ilkeler doğrultusunda atıldığı söylensede bunların Kemalizmle hiçbir alakası yoktur. Gelen çeşitli siyasal iktidarlar Kemalist siyasetin dışına çıkarak ülkede ki rejim sorununu yarattılar. Tam bağımsızlığın, Kemalizmin bize öğretmiş olduğu en büyük doktrin olduğu çok açık ortadır. Bu bağlamda karşımıza çıkan sorunların çözümünde tam bağımsızlığın bizim için sonuca ulaşmakta çok büyük etken olacağı ortadır. Devrimci bir tutumla bu ülkeyi kuran Mustafa Kemal yaptıklarının hepsi tam bağımsızlık çerçevesi içindedir. Devrimci bir halkın kitlesel mücadelesini milli bir ruhla gerçekleştiren Mustafa Kemal bunu yaparken aklın ve mantığın yolunu izlemiştir. Hiçbir zaman zamanı gelmeden zamansız işlerde bulunmamıştır. Her şeyin yeri vakti var diyerek başlatmış olduğu kurtuluş savaşı başarıya ulaşmış ve kendi devrimini ülke bağımsızlığının kilit noktasını oluşturmada öncü devrimci güç olmuştur. Bağımsızlık yolunda atılan adımlar bir sonucu veriyordu bize; ulus devlet modeli. Fakat bu ulus devlet modelinin oluşumu, tamamen kendi ulusal dinamiklerini kullanarak oluşan bir sistemdi. Dünyada ki ulus devletlerin çıkış noktasına baktığımız zaman kapitalizmin ve sanayi devriminin etkin güç olduğunu görmekteyiz. Geçmişte Sırpları meydana getiren güç kapitalizmdir, Yunanlıları meydana getiren güç kapitalizmdir. Fakat Türk ulusunu meydana getiren güç Mustafa Kemal’dir. Mustafa Kemal’dir ki hiçbir kapitalist güçle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur. Bugün bağımsızlığın ilkesel bir tutumu tamamen Kemalizmin içinde bulunmaktadır. Bağımsızlık Kemalist siyasetin oluşabilmesi için ön şarttır. Bağımsızlığını kaybetmiş bir toplumun bağımsızlığını sağlayacak güç gene Kemalizmde mevcuttur. Kemalizm bağımsızlığın hem siyasal gelişimini sağlarken hem de bağımsızlığın sağlayıcısıdır. Türk devriminin oluşum süreci Mustafa Kemal’in doğduğu güne dayanır. Bu bazı kesimlere saçma gelebilir. Ama Kemalizm Mustafa Kemalle doğmuş bir ideolojidir. Mustafa Kemal doğduğu gün bir ışık doğmuş veya bir kurtarıcı doğmuş gibi görmek çok ince bir noktadır. Çünkü fikirler ve bunların uygulayıcıları tarih boyunca hep farklı olmuş ve çevresinde hep sıyrılmışlardır. Bunu Mustafa Kemal’in çocukluğunda da gençliğinde de görmek mevcuttur. Mustafa Kemal düşünce sistemini oluştururken onun o düşünceyi nasıl oluşturduğunu anlamak ve kavramak bugün Kemalistlerin en büyük gayesi olmalı. Mustafa Kemal gibi düşünmek istiyorsanız onun düşüncesinden çok nasıl düşündüğünü anlamak çok önemlidir. Mustafa Kemal düşüncenin analizi yaparken nasıl yapmıştır. Bunu anlamak çok önemlidir. Kemalist devrimin ülkenin sosyal yapısına katmış olduğu en önemli bilinç ulus bilincidir. Ülkenin kurtuluş mücadelesinde oluşturulan ulusal bilinç Kemalist ilkelerle garanti altına alınmıştır. Dönemsel olarak inceliyeceğimiz Kemalizm, Mustafa Kemal döneminde başarıyla uygulanmasının en büyük nedenlerinden biriside ulusal bir bilincin halk tabakasında birleştirici bir etken olmasıydı. Kemalizmin bir devrim olduğunu onun bir sınıf devrimi değil halk devrimi olduğunu ilkelerinin sınıfsal olmadığını anlamak ve bunu analiz etmek Türk insanın başlıca görevidir. Kemalist devrimin halkın bütün kesimlerini kapsayan ve bu kesimlerin yönetimde söz sahibi olmasını sağlayan bir devrim olduğunu görmekteyiz. Kemalizmi değerlendirirken bu kalıplar içinde değerlendirmek çok doğru bir tutum olacaktır. Bu söylemler bazı kesimleri kızdırabilir fakat bu çok ortadır, Kemalist devrim bir halk devrimidir. Belli bir zümrenin veya kesimin devrimi değildir. Mustafa Kemal hiçbir zaman devrimci mücadeleyi halktan soyutlamadı. Hatta halkın devrimde ki rolünü çok önemli kılarak ulusun, ulusal bilincini yaratarak mücadeleyi ulusal bir görev olarak kıldı. Ulusalcı bir devrim yaratan Mustafa Kemal, yaratmış olduğu bu devrimin kuramlarını kendini bir bilimsel ve felsefik eğitimden geçirerek varmıştır. Bunu yaparken hiçbir düşünceyi araştırmadan geri kalmamış, hiçbir düşünceye bu yanlıştır düşüncesi ile yaklaşmamıştır. Bütün düşünceleri sorgulamış onlar üzerinde yorum yapmış, doğruyu genel geçer olarak kabul etmiş bunun içinde hiçbir zaman doğruları, doğru olarak kabul etmemiş onlarında yeri geldiğinde cürültülceğine inanmıştır. Devrimci bir yapının Türkiye’de heran için oluşum halinde olmasını sağlayan Kemalizm, ilerlemenin planlı bir şekilde olacağını göstermiştir. Mustafa Kemal çıkmış olduğu yolda yaptıkları ve düşünceleri Kemalist devrimi oluştururken onu anlamının Kemalizmi anlamakta daha kolaylaştırıcı bir tutum olacağını görmekteyiz. Kemalizm bir devrim olarak nitelendirilirken bu nitelendirmeyi yaptığı işlevsel hareketlerle değerlendirmek en mantıklısı olacaktır. Kemalizmin bilimsel bir yapı içinde işlevsellik göstermesi onun evrimci bir yapıda olmasını sağlamıştır. Bilimin Kemalizmle olan bağını çözmek için bilimsel ve akıl felsefesini iyi anlamak ve onu yorumlamak gerekir Değineceğimiz konularda önem arzedecek noktaları belirlerken Kemalizmin bir bütünsellik olduğunu göz ardı etmek yanlış olur. Kemalizmin birbirinden ayrılmıycak kuramları bir bütün olarak işlemek ve o düzende uygulamak en mantıklısıdır. Türkiye Cumhuriyetinin oluşum sürecinin başlamasında ki ulusal bilincin önümüze koymuş olduğu Kemalist devrim, Türkiye’de ki devrimci mücadelenin şuan ki Türk toplumuna, tekrar toplum olabilme yolunda katacağı bilgiler tamamen Türkiye’nin içinde bulunacağı durumdan çıkmasını sağlayacaktır. Mustafa Kemal’in daha geçken başarmak istediği en büyük hedef, her zaman halkın egemenliği ve halk sınıfının oluşmasında ki ayrımların kalkmasıydı. Bunu düşünerek yola çıkan Mustafa Kemal bunu yapmanın yolunuda iktidar mücadelesinde görmüş ve uygulamalarını hep bu yönde yapmıştır. Her zaman için padişahı indirip halk egemenliğini kurmak istemiştir. Kemalizmi anlamanın yolu da onun pratikleşmesinde ki aşamaları görmekten geçtiği ve Kemalizmin hangi siyasal ve sosyal evrelerden oluştuğunu iyi çözümlemek gerekir. Kemalist devrimin duraksamaksızın devamını öngören Mustafa Kemal Atatürk, bu bağlamda yetiştirmiş olduğu çevresiyle kendinden sonrada bu devrimin ilerleyerek devamını sğlamak istemiştir. Geçmişi iyi değerlendirip geleceğini iyi gören Mustafa Kemal bu bağlamda kurduğu Cumhuriyet Halk Fırkası benim en büyük eserimdir demekten kaçınmamıştır. Örgütlü mücadeleyi esas alan Kemalizm, örgütün devamsallığını ve işlevselliğini bilimsel gelişmelere ve sosyal olaylara göre hazırlamıştır. Bunun içindir ki yeri geldiğinde örgütler yıkılıp yerine iktidar mücadelesi verecek parti kurulmuştur. Kemalizmi kavramının anlamanın yolunda ki adımları sizlere aktarabildiğim kadar aktardım,ince ayrıntılarına girmekten kaçındım. Kemalizmi anlarken ve onu yorumlarken zorlanacağınız ve hatta çıkmaza düşeceğiniz fakında olup ona göre kendiniz hazırlamanız bu yolda atacağınız adımlarda çok önemli bir etken olacaktır. Kemalizmi anlamakta zorlandığım ve içinden çıkamadığım noktalarda hep üzerine giderek düşünmeyi kendime amaç edindim. Bu ülkede ki sorunların tahlilinde içinden çıkmak istiyorsanız, bunu Kemalizmi anlamadan yapamazsınız. Kemalizmi anlamak bir uğraştır. Kemalizmi yorumlamak uğraşların uğraşıdır. Bunun için hayat felsefeniz Kemalizm olcaksa yolunuzda başarılar dilerim. Yolda dikkatli olmanız çok önemlidir. Çünkü düşmanlarınız çok ve o çoklukla saldırılarda sık olacaktır. Kemalist devrimin bu ülkeye ışık gibi doğacağı günlerde hep beraber olabilmek umuduyla… Ozan Doğan YOL Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 05-07-08 21:16 .Sebep: Yazı tipi... |
|
| #2 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 2
| Maalesef ki Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu bir devrim değil dönüşümdür.Kemalist devrim diye tabir edilen olgu Osmanlı'dan kalma sömürgeleşme sürecinin devamı.Toplumsal ve sınıfsal yapıda kaydadeğer bir değişiklik olmadığı açıktır.Cumhuriyetin ilanından sonra ezen ve ezilen sınıf aynı kalmıştır ve tek fark Rum ve Ermeni sermayedarları yerini Müslüman-Türk sermayedarlarına bırakmıştır. Ayrıca harf devrimi,kılık-kıyafet devrimi gibi devrimlerde hiçbir şekilde devrim niteleği taşımamaktadır.Bunun en büyük kanıtı o günlerden bugüne kadar bunların halkın refah düzeyini yükseltmasine hiçbir katkısı olmamasıdır.Yıllarca bilimsel çalışmalar yapılmış olan arapçanın şu an kullandığımız dilden geri bir niteliğe sahip olduğu söylenebilir mi? |
|
| #3 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| Alıntı:
Sizin söylemlerinize gelince ise; bunlar 80 darbesinden sonra özellikle marjinal sol çevrelerin söylemleri olup ve tavrın esas noktasının ulusalcılık olduğu yatmaktadır. Kemalist devrim bir ulus devrimidir. Bir dönüşüm devrimi demek sizin sosyalist bir yapıda olmadığınıı göstermektedir. Çünkü dönüşüm ve gelişim siyasal bakımdan yorumlanışını anlamak için sosyalist olmak ön koşuldur. Bugün dünyanın geldiği noktayı değerlendirirken bize yardımcı olan marksist düşünce sistemi tamamıyla dönüşüm sürecinden çıkıp gelmiştir. Tıbkı kapitalist devrimin bir dönüşümden geldiği gibi. Dünyada ki bütün devrimler, teoriler dönüşüm sürecinden geçerek günümüze ulaşmıştır. Kapitalizm olmasaydı acaba Marksizm olacakmıydı. Kapiatalizmden sosyalizme bir dönüşüm gerçekleşebilcekmiydi. Bunları değerlendirirken Marks söylemiyle konuyu açmak isterim. Marks diyor ki bir köyde herkes zengin veya fakir bu köyde hçbir farklılık olmasa herkes aynı olsa bir insan fakirliği yada zenginliği nasıl anlayabilir. İşte bu bakımdan Osmanlı olmasaydı Kemalist devrim olamaycaktı. Bir dönüşüm evresidir. Tıbkı kapitalizm ve sosyalizm gibi. Sermayadar kesime değinmişsin, zaten ulusal bağımsızlık savaşından sonra gelen süreçte ki değişiklikler sermaye sınıfının ulusallık kalıbı içinde yorumlanmasına ve sergilenmesine neden olmuştur. Rum ve Ermeni sermayderların ülkede ki değişim sürecinde sermayesinin elinden alınma gibi bir durumu yoktur. Kendilerinin gidişi vardır bunun da kapitalizme yorumlayabiliriz. Çünkü gümrüğün büyük yük olacağını, pazarın olmayacaını gören Rum ve Ermeni seramayadelar ülkeyi terk ederek bugün ki ermeni ve rum localarını oluşturarak dünya piyasasın kapitalizmin en büyük piyonları olmuşlardır. Türk sermayderları konusunda ise; bu çok uzun bir konu bunu açmak ve genişletmek lazım daha doğrusu ama konuyu özetlşemek gerekirse İzmir İktisat kongresinin son maddesini okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca toplumsa değişim sürecinde toplumun ekonomik değil de yaşayışını daha modern bir düzene çıkartma daha toplumsal yarar getiren bir hale getirme sürecinde ki süreçte hiçbir zaman ekonomik çıkar gözetilmez. Toplumun refah düzeyini yükseltecek adımlar çeşitli ekonomik adımlarla atılır. Arapçayamı savunduğunu anlayamdım fakat Türk Dili bugün Dünyan'nın en zengin ve en nitelikli dilidir. bu bakımdan dilimizin gelişiminde büyük öneme sahip olan Türk Dil Kurumu Mustafa Kemal'in ulusal bütünlüğümüze en büyük katkılarından biridir. Bütünlüğü sağlayan bir dilimizin varlığı bugün emperyalizmin karşısında ulusal bilinç için çok önemli noktadır. Teşekkürler. | |
|
| #4 | ||
Yazar Adayı Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 13
| Alıntı:
| |
|
| #5 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| Alıntı:
Tek ulus modeli doğrudur, öyle bir model almıştır. Bende bunun destekçisiyim. Bu ülke de tek bir ulusa vardır. O Türk milletidir. Kültürün farklı olabilir halaya sağ ayakla başlayıp sol ayakla bitirebilirsin bu tüm insan topluklarında görülen birşey fakat günümüz emperyalizmini yani küreselleşen önümüze güzel tad olarak koyulan çoklu sermayenin önünde durabilmenin tek bir yolu vardır. O da ulusal bilinç ve ulusal kalkınmadan geçer. İşte bunun içindir ki Türkiyede başını ÖDP gibi marjinal grupların çektiği siyasal partilere günümüz Türkiyesini anlıyamadıkları için marjinal sözde solcular diyorum. Bir de solun anlamını açmak istiyorum. Burda solu sadece marksizme yerleştirme çabaları olduğunu görüyorum. Sol; bir ihtiyaçtır, bir ülkenin ihtiyaçlarını karşılama isteğine sebeben doğmuştur. Bu ülkenin isteği de tam bağımsız bir ülkede emperayalistsiz güçler olmaksızın yaşamaktır. Bu da pratikte Kemalizmi doğurur çünkü Marksizmin tam bağımsızlık gibi bir uğraaı olamaz, olmadı, olamayacakta. Çünkü Marksizm tam bağımsız temeller üzerine kuralacak bir devrim hareketidir. Afedersiniz ama böyle saçma bir şey olamaz. Ne demek oluyor? Diğer ulusların dilini öğrenmemek, Türk Dilinin gelişiminin en büyük önderi olana Mustafa Kemal, türk tarihinin en iyi Fransızca, Farsça bilen, önderlerindendir. Mustafa Kemal tek bir millet yarattı. Fakat tek bir milleti sayısızca özelliklere bürüdü. Çağdaş Türk devleti de budur. Çağdaşlığımızın temelleride buna bağlıdır. Tek millet çok zengin millet. Emperayalizmi yenmenin yolu da budur. | |
|
| #6 | ||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 648
| Alıntı:
Böyle bir şey var mı? Dünyanın nüfusu en az olan ülkeleri bile kendi dillerini korumak için olağanüstü gayret sarfediyorlar. Kaldı ki, Türkçe dünyada en fazla konuşulan diller arasındadır ve tarihsel olarak da Arapça'dan ve İngilizce'den daha köklüdür. Bir ülkenin insanları önce kendi milli değerlerine sahip çıkmalıdır ve bunların başında da dil gelir. Daha kendi ana dili olmayan ve başka bir milletin dilini dil diye benimseyenler o milletin kulu kölesi haline gelirler aynı Türklerin tarihte arapların oyuncağı haline gelmesi gibi. Onlar yan gelip yatarken biz onların dini uğruna canımızı feda ettik. Diğer bir konu da devrimler. Cumhuriyetin devrimleri saymakla bitmez. Sadece Cumhuriyetin kurulması bile devrimdir. Bazı insanlar kılık kıyafet devrimini küçümsiyorlar ama takkesi-cüppesi-kara çarşafı ile tamamıyla araplaşmış ve neredeyse halkın %90'ının bu şekilde dolaştığı bir toplumda bu çok büyük bir devrimdir çünkü bu devrim aynı zamanda iliklerimize kadar sinmiş olan araplaşmadan önemli bir kopuşu temsil eder. Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı verilmesi de bunun devamıdır ve bin yıldır ezilen ve aşağılanan, karanlıklara gömülen kadınımız ilk defa bu sayede artık "insan" olmanın bilincine varmıştır. Kılık kıyafet devrimini küçümseyenlerin bir kaç yıl Arabistan veya İran'da kadın olarak yaşamaları gerekecek galiba bunun önemini anlamaları için. Peysafi Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 28-05-07 15:34 . | |
|
| #7 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2008
Mesajlar: 331
| Alıntı:
İngilizce'nin dil yapısının bizimkinden zayıf olduğu kerameti kendinden menkuldür. Böyle bir şey yoktur. Bu gün ingilizceyi ingilizce yapan başta latince olmak üzere fransızca ve almanca dillerinin de yardımıdır. Öz ingilizce diye bir şey yoktur. Olsaydı bugün bizim kuşa dönen türkçe gibi bir şey olurdu. İngilizcenin yüzde ellisi latince tabanlıdır. Bizim orta asya türkçesi ise takır tukur iki yüz kelimelik bir dildir. Bu gün hangi orta asya türki devletine bakarsanız kelime haznesinin yüzde sekseni arapça ve farsçadır. Şu kemalizm rüyasından uyanın. Kafanızı kumdan çıkarın da gerçek hayata bir bakın. | |
|
| #8 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 5,660
| Alıntı:
Buna kendi kendini gaza getirme de diyebiliriz... hiçbir gerçekliği olmayan sözlere kendimizi öyle inandırırız ki sonra gerçeklerle yüzleşecek bir cesaretimiz kalmaz... Dünyadan haberimiz yoktur. dünyanın hangi konumda olduğundan da... En büyük yazarlarımızdan sayılan bir Yaşar Kemal 3000 kelimeyle roman yazar... bir ingilizcede shakespeare 25 bin kelime kullanır bir alman Goethe 50 bin kelime ile yazar... türkçe nasıl dünyanın en nitelikli ve zengin dili oluyor? Bunun nasıl bir kanıtını sunabileceğiz ki... Neye dayanarak böyle absürd şeylere inanırız anlamak ne mümkün... | |
|
| #9 | |||
![]() Giriş Tarihi: May 2008
Mesajlar: 649
| Alıntı:
Alıntı:
__________________
"Eğer demokrasi adına Cumhuriyet'in temellerine kazmayı vuranlar demokrat ise... Ben demokrat değilim!'' AHMET TANER KIŞLALI | ||
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sederim'in Adsız Yazıları | Sederim | Öykü ve Denemeleriniz | 145 | 18-04-08 08:47 |
| Sağlığın kıymetini anlamak için | ugurozaltn | Arşiv | 1 | 05-10-05 23:40 |