Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.

2. Geleneksel Yaziyaz Amator Şiir Yarışması



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Ölüm Tanrısı:Eros / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski14-04-07, 18:42  #1
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
Ölüm Tanrısı:Eros



Bir vakitler kulağıma aşk sözcükleri fısıldayan Eros,biten tüm aşklarıma inat,unuttu artık aşk sözcüklerini...İlk görüşümde narin oklarıyla beni yaralayan Eros'un oklarına şimdi her zamankinden daha fazla ihtiyacım var.
Her gece rüyamda aynı şeyleri görüyorum.Hüznün ara sokaklarında kaybolmuş ben,düşünüyorum.Sert kaldırımın soğukluğunu vücudumda hissediyorum.Çok uzaklarda eskimiş piyano sesi,ezgileriyle ruhumu okşuyor.Sert kaldırım gittikçe soğuklaşıyor.Titrek sokak lambasının alacalı ışığı gölgemi hafifçe oluşturuyor.Eskimiş ezgilere bir kaç cırcır böceği eşlik ediyor.Bir araba keskin virajı ani frenle sertçe alıyor.Şöförsüz arabanın arka camında tutsak bir çocuğun ağlamaklı gözlerini görüyorum.Camdaki esir çocuk her şeyiyle bana benziyor.Hatta birebir aynım.Sanki o ben,ben o...
Araba bir yere yetişmeye çalışan insanlar gibi yetiştiği anda yavaşlıyor.Tam önümde sanki benim için duruyor.Hava keskin,soğuk...Kulağımı dolduran ezgiler beni rahatsız etmeye başlıyor.Cansız arabanın kapısı kendiliğinden açılıyor.Tutsak çocuk zincirlerini şakırdatarak yavaşça yanıma geliyor.Sert kaldırımın soğukluğunu duymak istercesine atıyor kendini kaldırımın üstüne.Bir kurdun uluması kesik kesik geliyor.Tutsak çocuk kendini yanımda güvende hissediyor.Araba buharlaşıp yok oluyor.Sonra zincirler,tutsak çocuk,piyano,kurtsesi en sonunda da ben...Sadece beynime elektrik verilir gibi bir his yaşatan cırcrır böceği sesleri kalıyor.
Şimdi uçsuz bucaksız bir düzlükteyim.Cırcır böceği sesleri bile yok.Hava turuncumsu,siyah...Hava boğucu...Çok uzaklardan küçücük bir şey uçarak geliyor.Ancak yaklaşınca anlayabiliyorum.Bu daha önce sevgi sözcükleri fısıldayan,narin oklarıyla beni yaralayan hayatın olmazsa olmazı Eros...Eros,aşk tanrısı.
Yüzü,gözü,bakışları,okları bile her zamankinden farklı...Sanki benim gibi aşka küsmüş,öyle bakıyor.Kırmızı aşk okları bile bu sefer siyah.Bir zamanlar aşk acısı çektiren okları bu sefer ölüm zilleri çalıyor.Aşka küsmüş,aşk tanrısı bir uğraş bulmuş kendine:ölüm...Tek tek zehirliyor,aşka küsenleri...Sıra bende tek ok yetiyor ölümüme,zaten kaç kere aşk acısı çektim.Artık kaldıramaz bedenim bir aşk acısını daha...Galiba en iyisi Eros'un yaptığı:ölüm....
Aslında Eros ölümümden bile zevk almıyor.Daha sırada çok kişi var.Önce beni öldürdü.Sonra tutsak beni,sonra küşmüş beni,sonra ağlayan beni...Sonra...Sonra...

ömer
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-06-07, 17:02  #2
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
Kaçalım yazarlar geliyor!

Bu cümle bizi ne kadar da iyi anlatıyor.Hoşgörülü,misafirperver anadolu halkının okur_yazar takımına karşı önyargılı davranmasına nasıl da geçmişten günümüze özünü bozmadan gelmiştir.Araştırma konusu olacak kadar kapsamlı bir düşünce...
Aslında önceleri durum ne kadar da iyiydi.Osmanlı ve ondan önceki Türk devletleri aydın sınıfını_batının aksine_ nasıl da seviyordu.Bu sadece Türklere özgü değildi,Türklerle birlikte müslüman devletlerde aydın sınıfını koruyordu.O zamanlar dünyanın ilim yuvaları müslümanların elindeydi ve Avrupa orta çağ karanlığında _şu an Türkiye’de olduğu gibi_ aydınları eziyordu.Ama işler ne olduysa _Fransız ihtilali ve Rönesans hareketleriyle_batının lehine döndü.Tabii Türk ve müslüman devletlerde çıkan iç karışıklıklar,taht kavgaları,enginlik düşkünlüğü batıya ve onların yaptığı hareketlere sırtlarını çevirip,kendi içlerinde _kendi kendilerine yeteceklerini düşünüyorlardı_yaşamaya ve aydın sınıfını dışlamaya başladılar.
Aslında Rönesans hareketlerinde bile bir Osmanlı payı yok mudur?Osmanlının İstanbul’u ele geçirmesiyle,İstanbul’dan kaçan bilim adamları sayesinde İtalya’da Rönesans hareketleri başlamadı mı?Yani,Osmanlı bir şekilde kendi başlattığı ilerleme hareketlerine duyarsız kalmıştır.
Osmanlı tarihine bakmak gerekirse:Osmanlının ne büyük bir bilim ve kültür yeri olduğu görülür ama sorun yapılan bilim etkinliklerinin sonunun getirilememesidir.Örnek olarak;büyük matematikçi ve müneccim Takiyettin’i çoğu kişi bilmez.Ama o 1575 yılında tophanede dönemin önde gelen rasathanelerinden birini inşa ettirmiştir.Hem de padişahın ve özellikle vezir Sokullu Mehmet Paşanın büyük desteğini almıştır.Ama Sokullu ölünce Takiyettin’e karşı olanların desteğiyle Padişah 3. Murat rasathaneyi yıktırmıştır.Bence Osmanlının Avrupadan geri kalmasının en büyük sebebi budur.Zaten Sokullunun ölümüyle de Osmanlı duraklama dönemine girmiştir.
Osmanlının gerilemesinin nedenlerini bırakıp Türkiye’ye gelirsek;Türkiye’de de Osmanlıdan gelen bir anlayışla okur_yazar takımına karşı önyargılı davranılır.Bence bu sevgisizliklerin eyleme dönüştüğü ilk an 6 nisan 1909 gazeteci Hasan Fehmi’nin öldürülmesidir.O akşamdan beri aydınlıklar gitgide kararıyor.Ama yine de daha öldürülmemiş aydınlar bu ölümlere sessiz kalmıyor.Mesela Şair Eşref’in birer yıl arayla öldürülen üç gazeteci için yazdığı şiir:

Hasan,Ahmed,Zeki bey hangi derde mübtela oldu?
Sokaklarda müretteb hangi katiller bela buldu?
Nasıl ellerde İstanbul mihit-i kerbela oldu?

Öldürülen üç gazeteci için üç dize,üç soru...İlk öldürülen bıu üç gazetecimiz bugün öldürülen meslektaşlarını gibi birilerinin rahatını bozduğu içinöldürüldü. Türkiye’de gericilik hareketleri Hasan Fehmi’nin öldürülmesiyle başlar.Umarım Hrant Dink’in öldürülmesiyle son bulur.


20,05,07
on bir,on altı

ömer ferit Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-06-07 17:31 .
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-06-07, 15:50  #3
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
AĞIDIN BİTİŞ SINIRINDA ÖLEN SOKAK DESTANI

Şehir çoktan uykuya dalmıştı.Biz düşünmeten uyuyamayanlar hariç şehir büsbütün sessizlik abidesiydi.
Sokak uykuya dalan şehrin huzursuz kalbi gibi ritimsiz atıyordu.Sokakta tek ritmik ses asi bir gencin hızlanan ayak sesleriydi.’Bu saatte kim sokağa çıkabilir’ dedim cevabını bildiğim halde.
Devrimden ve devrimcilerden kilometrelerce uzakta üç tarafı denizlerle çevrili,az gelişmiş ülkemde sokağa çıkmak yasaktı.Ritmik sesler,heyecanlanan bir insanın kalp atışları gibi gittikçe hızlanıyordu.Ayak sesleri hızını alıp sustu.Gece hala çok karanlıktı.
Devriye gezen polis arabasının bana ölümü hatırlatan,yanıp sönen mavi ışıkları ayak seslerini izler gibi _perdeleri sıkı sıkı kapalı_ penceremin önünden hızla geçti.Korku içime karanlığın geceye hakim olduğu gibi hakimdi.Korkmuş ayak sesleri bu sefer çıktığı köşeden karanlık sokağa geri girdi.Sesler suçlu_polis kovalamasını hatırlatıyordu.Siren sesleriyle beraber ayın önünü kapatan kara bulut sokağa tekrar girdi.
Dur’ diye bağırdı tiz bir ses.Böyle bir zamanda durulmazdı.Koşmak,kaçmak vaktiydi.’Dur’ tekrarladı aynı ses.Durmak olmazdı bu üç tarafı denizlerle çevrili,az gelişmiş ülkede.
Korkunç karanlığı sefil bir silah sesi böldü.Kurşunun ete batış sesi.Bastırılan çığlık...Korkak,hakim ayak sesleri...Olay yerinden kaçış.Beş saniye sonra diğer köşeden hiçbir şeyden habersiz gibi girecek ekip,şimdi kaçan ekip...
Şehir hiçbir şeyden habersiz uyuyor.Hafif bir yağmur başladı.Sokak uyuyandan çok ölene benziyor.Islak sokakta yatan gencin kanı abisi gibi dirseklerinden damlamıyor,önü açılan bir ırmağın suları gibi alabildiğine boşalıyor,sokak ölüyor.
Ölen insanın son yıkanışı gibi yağmurda ölen sokağı yıkıyor.Tüm kötülüklerin hainliklere gebe toprağa karışması için yıkanıyor sokak.Çok uzaklardan bir ezan sesi son yolculuğuna uğurluyor sokağı.Bende eşlik ediyorum son yolculuklarına ölen gençlerin ve her gün ölen sokağın
Yağmur genç adamın kanını yerden silmek için alabildiğine hızlanıyor.
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-06-07, 14:14  #4
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
ESKİYEN YAŞANMIŞLIKTA KURŞUN ASKER DRAMI

Oyuncaklar kendini nasıl da sevdirir.Arabalar,atlar,küçük zararsız hayvanlar,askerler...Onlatı ilk gördüğümüzde nasıl da heyecanlanmıştık.O zamanlar daha az sorunumuz vardı ve saflığımızı henüz kaybetmemiştik.
Herhalde oyuncağı olmayan çocuk yoktur(!).O zamanlar oyuncaklar saflığın ve çocukluğun simgesiydi.Şimdiki gibi savaşlara,ölümlere özendirmek için kullanılmıyordu.Eğer oyuncaklar özündeki saflığı yitirmeseydi ve sadece _noel baba gibi_ özenli ellerde yapılsaydı,ben en çok kurşun askerim olsun isterdim.
Askerlerin şavaş simgesi olmadığı,silahlardan kurşun yerine güllerin çıktığı bir ülkedir oyuncak ülkesi ve her insan önce oyuncak ülkesinden geçer.Bazılarıysa oyuncakların büyüsüne öyle kapılır ki o ülkeden artık çıkamazlar.İşte o ander insanlar oyuncak ülkesinin sahibidir.Oyuncaklarla özdeşleşir ve oyuncakların kirlenmesine inat,temiz oyuncaklarla kurduğu müzeyi,kirlenmiş dünyaya inat bir oyuncak saflığıyla ayakta tutar.Çocuksu dünyasında oyuncaklara şiirler yazar.O Sunay Akın’dır.Savaşı bitirmek için vücudunu savaşan askerlerin önüne siper eder.
Bir de Türk şiirinde oyuncak vardır.O şiirlerde canlanır askerler,yardım etmek için şaire...
Oyuncak ve şiir denildiğinde Ülkü Tamer’i anımsamadan geçmek olmaz.”Taştan Asker” şiirini hatırlayalım.


“İlk oyuncak neydi?
Kilden mi yapılmıştı,sazlardan mı?
-Taştan bir asker yaptım
kurtarsın diye babamı,sonra boyadım onu
yağmurla.
Asker dağları aş bu gece,
O iri adamın mağarasına git,
Köşede duran babamı getir.”


Hep merak etmişindir canlanan asker Ülkü Tamer’e yardım etmiş midir?Ya da o iri adam kimdi?Sıradan bir insan mı?Yoksa oyuncakların özünü bozan bir tekel mi?İri olması da özü bozulmuş oyuncaklardan kazandıkları paralar yüzünden mi?
Heykeller dünyanın oynanamayan oyuncaklarıdır.Bunun için her dikilen heykelle sevinirken yıkılan her heykelde oyuncağı elinden alınan bir çocuk gibi ağlarım.
Eskiden daha az sorunumuz vardı ve her şey çok daha iyidi.İnsanlarla oyuncaklar arasındaki perde o zaman yoktu.Oyuncaklar henüz saflığını yitirmemişti.


Hiç sonu olmayan bir rüyaydı oyuncaklar,
Ama gitgide artacak içinde kötülük.
Bu gidişle oyuncaklarda can alacak.
Onların bile masumluğu bitecek.
__________________
tüm yazılarım için www.niche.blogcu.com a tıklayın
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski11-08-07, 16:30  #5
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
İNSANLIĞIN DOMİNO TAŞI İLİŞKİSİ

Hayat bir işaretler bütünüdür.Önemli, önemsiz bir sürü işaret biz insanların algılaması için veriliyor.Algılayabildiğimiz en küçük işaretin getirdiklerini, algılayamadığımız en büyük işaret ancak götürebiliyor.
Paulo Coelho’nun Simyacı kitabı”Dünya ve içindekiler insanların isteklerini yerine getirmek için uğraşıyor ama hedeflere ulaşmada en önemli rol insanlara ve beliren anlık işaretlarin algılanabilmesine düşüyor.” ana fikri üzerine kurulmuştur.
Roman çoban Santiagonun gördüğü bir rüya yüzünden hayata sıfırdan başlamasını ve kendini bir maceranın içinde bulmasını konu alıyor.Eğer Santiago romandaki kadar cesur olmasaydı ne hazinesine kavuşacaktı,ne hayatının aşkını bulacaktı,ne yeni yerler keşfedecekti,ne de kendine güveni olacaktı.Roman mutlu biten Türk filmlerinin aksine yapmacık bir sonla değil,doğal gelişen bir mutlulukla biter.Hayat
Da romandaki gibi verilen işaretlerin algılanmasıyla ve biraz da uğraşla atlatılan engellere karşın mutlaka mutlu sonla biter.
Tek kollu şampiyonun,şampiyon olmasında en büyük rol tek kolunun olmama- sıydı. Yani,anlık bir yanlışlıktan doğan vahim sonuç iyi biterek şampiyonluğun kaderini etkiliyor.
Orhan Pamuk’un ‘Beyaz Kale’ kitabında Venedikli tutsağın Osmanlı askerleri tarafından yakalanması hayatını değiştirmişti.Tutsak edildiği anda kölelere kürek çekme emri veremediği için öfkelendiği kaptanına yıllar sonra teşekkür edecekti.
Eğer yakalanmasaydı küçük bir ihtimalde olsa Venedik’e geri dönerdi ama o zaman görkemli Osmanlı imparatorluğunun padişahıyla dost olamazdı.Ve ruh ikizi olduğu hocayla tanışma imkanı bulamazdı.Daha da önemlisi hocanın yerine geçip Venedikli olarak başladığı hayatını Türk olarak sonlandıramazdı.
Sinema da ise ‘Kebelek Etkisi’ bu konunun en güzel örneklerindendir.Geçmişe dönüp tarihi yeniden yazma gücü olan karakter her dönüşünde yeni sorunlarla gelmektedir.Asla kazanamayacağı bir savaşın içinde tanıdığı herkesin hayatını düzeltmeye çalışmaktadır.Bu filmde kaderi değiştirme gücü bir insana verilseydi o insanın nasıl zorlanacağını ve istesede mükemmeli asla yakalayamayacağı anlatılmaktadır.
Hayat ve insanların ilişkisi aslında domino taşları gibidir.Bir insanın yaptığı bilinçsiz bir hareket bile bütün insanları etkiliyebilir.Tabii ki en çok da kendisini ve çevresindekileri etkiler.
Aslında ‘Kelebek Etkisi’nin açılış sözü her şeyi açıklamaya yetiyor.’Dünyanın bir ucunda bir kelebeğin kanat çırpışı,dünyanın öbür ucunda bir fırtınaya dönüşebilir
__________________
tüm yazılarım için www.niche.blogcu.com a tıklayın
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 12:52  #6
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
EŞİTLİĞE HÜSRAN YAKLAŞIMLAR

İnsanlar birbirlerinden öldüresiye nefret ederken,ağza alınabilecek en kötü düşüncedir,eşitlik...Sait Faik "Bir insanı sevmekle başlıyor her şey" demişti.Galiba o zamandan bugüne çok şey değişti.Yaşam değişti.İnsanlar biraz daha fazla kazanmak için doyasıya kavga etti.Gözlerimizden nefret aktı.Sonra hayali bir sevmek beklendi.Kim nefret yüreğini ele geçirmişken başka birini sevebilirdi ki?Şarkılar değişti.Şiirler değişti.En kötüsü de biz değiştik ve tüm yaşamımızı da değiştirerek.
Eşitliği savunan aklı başında birkaç insan düşüncelerini yayabilmek için tüm güçlerini ortaya koyuyor.Fakat sonuç,hüsran...Bir yazar çıkıyor ve eşitliği savunan kitapları dolayısıyla hapse mahküm ediliyor.Okuyucular,hüsran...Bir sanatçı aykırı bir dilde Şarkı okuduğu için ülke dışına atılıyor.O dili kon8uşanlar,hüsran...Ağlamaklı gecelerde hangi televizyonu izlesem,hangi kitabı okusam eşitlik yandaşlarının aşağılandığını görüyorum.Gözlerim, hüsran...
Yaşıtlarımız tüm yaşananlar karşısında biraz daha umursamaz.Çünkü;ne görüşleri yüzünden dayak yedilerler ne de doyasıya Kemalettin Tuğcu okudular.Hiçbirimiz suçlu değiliz,suçlu yaşam... Daha iyi bir gelecek ve daha uygar bir toplum için yola çıkanlar,henüz yolun başındayken öldürüldüler.Biz ölümlerle büyüdük ve korkaka olduk,umursamıyoruz hiçbir şeyi.Eğer olanlara karşı duyarsız olmasaydık bir şey değişir miydi?Bilmiyorum.
Eşitlik güzel bir fikirdi fakat,bir saatten sonra üzerimizde çok gülünç duruyordu.Bu ülkede eşitli,k adına yapılmaması gereken her şey yapılmışken,birilerinin çıkıp eşitliği savunması geliştiğimizi göstermiyor.Belki değiştik,fakat gelişmek çok uzak bir kavram...Suç bizim değil.Suç bizden öncekilerinde değil. Suç,yaşamın...
Bir ülkede onlarca gazeteci milyonların gözü önünde öldürülebiliyorsa,o ülke gelişmek yolunda bile değildir.Bu topraklarda o kadar çok eşitlik yanlısı insan öldürüldü ki,birileri çıkıp bu insanların üzerine kitap bile yazdı.Eşitlik iyi bir fikirdi ama bir zamandan sonra üzerimizde çok gülünç duruyordu.
Eşi,tlik iyi bir fikirdi fakat doğamızda yoktu.Suç bizim değil.Suçlu yaşam.



ömer
__________________
tüm yazılarım için www.niche.blogcu.com a tıklayın
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski09-02-08, 15:29  #7
sefilhippi
 
sefilhippi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2008
Ülke / Şehir: Anarquismo
Mesajlar: 1,517

Eros tanrisi Afrodit (guzellik-cinsellik) tanricasinin pic dogmus evladidir. Afrodit'in kocasi Hephaestus durumu ogrenir ve cok kizar, boylece karisini ve asigini kiskaca yakalattirarak diger olimpik (ust yetkili) tanrilardan cezalandirilmalarini ister. Eros'un gayrimesrulugu bununla kaynaklidir.

Sn. Omer Ferit, bu konu uzerine arastirmalariniz varsa, paylasmanizi bekleriz.
Yazinizi begendim, tesekkurler.
__________________
dalga gecmek yalnizca amerikalilarin degil, benimde isim

sefilhippi Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 09-02-08 15:33 .
sefilhippi is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski01-03-08, 13:17  #8
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
OTUZ BEŞ YIL


İ
Devrimi anlatmaya çalışan fakat benzerleri gibi anlatamayan kuru bir Amerikan şarkısı ikinci el radyo da çalıyordu.Gözlerinden uyku akan ernesto günlerdir çalıştığı devrim planından başını kaldırdı.Burnunun dibindeki devasa ülkeden korkmayan küçücük bir ülkenin umut bağladığı adam:Ernesto.Sbahtan beri sayısını unuttuğu kadar çok içtiği purolara bir yenisini daha ekledi.açlığın etkisiyle acı bir tat veren puroyu,bitmeyen devrim planı gibi söndürüp bir köşeye attı.Eresto kendini gösteren açlık karşısında bir devrimci gibi davrandı ve en kolay aynı zamanda zahmetsiz(ucuz) olan bir yemek _makarna_ yapmaya karar verdi.
İİ
“Bir tane Che var ama binlerce ernesto var”dedi ve makarnasından bir kaşık daha alarak ekledi.”işte o ernestolardan biride benim”dedi top sakallı,uzun saçlı genç adam,kurtulamadığı doğu şivesiyle.
Devrimi planyan ernestodan binlerce kilometre ötede on binlerce insanın haritada yerini bile bilmediği az gelişmiş ülkede yeni ernestolar yeni devrim planları yapıyordu tutmayacağını bile bile.Makarnasını bitiren genç adam, üniversitedeokumak için doğudan gelen genç adamın suskunluğundan yararlanıp söze girdi.”Hadi kalk yeni eylem haberi geldi”
Aralarında böyle konuşmalar pek geçmezdi.Çoğu zaman eylemlerden bile konuşmadan haberdar edilirlerdi.
Genç adam kızgın olduğu Amerika’nın ucuzluk pazarından aldığı botunu giydi.Yaz,kış üstünden çıkartmadığı parkasını aldı.Kaçar gibi çıktılar.Geride birkaç makarna tanesiyle,sigara kokulu bir ev bıraktılar.
İİİ
Benim ülkemde bir kuşak ernesto aşkıyla yaşadı,öldü.Erkekler saçlarını uzatıp,top sakal bırakırlardı.Puro içemeselerde sigaralarını ağızlarından düşürmezlerdi.Yaşamlarından daha çok ölümlerinin onun gibi olmasını isterlerdi.
Kadınlar yataklarının başucuna bir ernesto fotoğrafı asmadan edemezlerdi.En çok da erkeklerinin ernesto gibi yakışıklı olmasını isterlerdi.Bu istekler yıllarca tekrarlanıp durduama ernesto gibi tek bir kişi çıktı ülkemde.Onun da adı Deniz’di.
Uzun,ince dal gibi bir çocuktu.Ölmesi için anyalışsız ülkem seferber oldu.Ölümünden otuz yıl sonra bilinmeyen güçlerce halk kahramanı ilan edildi.
İİİİ
Arkadan Erzurumlunun sesi geliyordu.Kurtulamadığı doğu şivesiyle bağırıyordu”Kaçın.Askerler!”Kaçacak hiçbir yer yoktu.İki dağ arasında yüksekten deniz hissi yaratan uçsuz bucaksız ovanın tam ortasındaydık.Birkaç büyük kayanın arkasına saklanıp,çatışmaktan ve gözümüzde ernestonun son resmi ölmekten başka hiçbir şansımız yoktu.Ölmek iyiydi de yakalanmayı hiç kimse kendine yediremiyorduBiz dağlara çıkıp yanlış olan yöneticilere isyan ederkan,birileri bizden halkın önünde özür dilememizi istiyordu.Halkın önünde özür dilemek sorun değildi de,bir avuç aptalın bizden böyle bir şey istemesi,hatta buna kendini inandırması tam anlamıyla aptallıktı.
Tam düşüncelere dalıp,boğulmak üzereyken Erzurumlu tekrar bağırdı.Anlamlı bir ses değildi.Kurşunun ete giriş sesi ve doğarken ağlamaya başlayan insanın ağlamasını mutlu bitirmesiydi.
İki gruba ayrılmış on dört kişiydik.Yeni gelenler bir grupta eskiden kalanlar bir gruptaydı.İki kol halinda ovadan geçiyotduk ama onların daha önceden yakalandığını biliyorduk.Bizde yakalanmak uğruna ölümü tercih ettik.Ölüm bile seçilmişsse güzeldi.Erzurumlu ölmüştü.Kalanlarımız ise saklandığımızz kayaların arkasında kalan son mermilerimizi beynimize sıkarak öldük.Kulağımda kırık bir devrim şarkısı,gözümüzde tanrılaşan ernestonun son fotoğrafı...
İİİİİ
On yıldır aynı ayın aynı sabahı erkenden kalkar sanki ölen bir tanıdığı ziyarete gider gibi evden çıkar ve akşam gözleri ağlamaktan kızarmış,lanetler okuyarak dönerdi eve.Yine bir mayıs sabahı hiç beklemediği hatta yaşayıp,yaşamadığını bile bilmediği bir arkadaşının telefonuyla uyandı.Telefondaki ses has İstanbul şivesiyle”Daha kalkmadın mı?Bugüm altı mayıs.”Bu kadar kısa,net ve sert hatta kararlı birisini daha önce tanımamıştı.Çok eskiden tanımıştı ama şimdilerde unutmuştu.Otuz beş yıl oluyordu.Her yıl aynı eylemi yapmaktan ne sıkılmış,ne de usanmıştı.Yine kalktı.Yine aynı kıyafetleri giydi ,her yıl aynı çiçekçiden aldığı çiçeği yine aldı.
Meydana geldiğinde on beş,yirmi kişilik bir topluluk_saçları dökülmüş,sakalları beyazlamış,hafif göbeklenmiş tek çeşit insan topluluğu_sol ellerini kaldırmış bıkıp usanmadan otuz beş yıldır aynı eylemi yapıyorlardı.
“Bir zamanlar böyle eylemlere ilgi vardı”dedi top sakallı hafif yaşlı adam.
“Artık sayfa sayfa ünlüleri anlatan gazeyelerin ikinci ya da hiçbir haber değeri taşımayan üçüncü sayfadan veriyorlar.Ve haberler artık iki cümleyi asla geçmiyor,Bu haberleri görünce tüylerim diken diken oluyor.O çatışmalarda kaybettiğim arkadaşlarım ve düşünceleri,mücadeleleri gözümden gitmiyor.O ölümler,o gencecik hayatlar iki kuru cümleye mi değer?”
Artık uzun süredir tuttuğu göz yaşları sanki her şeye olan öfkesini anlatmak istercesine boşalıyordu gözlerinden.Aklında ernestonun son resmi ve deniz’in elini sıktığı bir mayıs akşamı vardı.
__________________
tüm yazılarım için www.niche.blogcu.com a tıklayın
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-03-08, 15:26  #9
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
Tezer Özlü`ye Bestelenmemeiş Yalnızlık Senfonisi

"Bundan böyle acıları mutluluk olarak nitelendirmeye karar veriyorum."Ölme ustam,ölme.Sen gideli güneş aynı değil,aşklar aynı heyecanı vermiyor.Senden sonra bir tek intihar girdi bu hayata ve yatıya kalan her misafir gibi dışlandı.Ama sen ustam,bir gülmene bir hayat...Bİr kitabına bir sevgili...Bir cümlene bir dost...
Günler uzun,geceler kısa...Eski bahçede eski sevgiliyi bulmak için yola çıkılan her gün acım katlanıyor.Ve sen,ustam bu acının kenarında oturmuş ağlıyorsun.Gitme ustam,gitme.Sen gideli hoşlanmamaya başladım insanlardan.Gündüzü azat ettim,gecelerde yaşıyorum.Ve son sevgilim bir fincan kahvenin içinde ölen Gregor Samsa.Son konuştuğum insan OLric.
O zamanlar çocuktum.Henüz özlem doğmamıştı.Gittiğim her anadolu kasabasında sen vardın yanımda.Gündüzler neşe okunaklı,geceler içkiliydi.Güneş doğarken mektuplar postalanırdı.Gün bitişlerinde öpüşülürdü.Fakat içtiğim kahvelerde sen gelmiyordun aklıma.Olric suskundu,küçüktü ve henüz Oğuz Atay`la tanışmamıştı.
Gitme ustam,gitme,acılarla mutlulukları birbirine karıştırma.Yeni yazılar yazma.Her yazıda biraz daha bağlanıyorsun bu kirli hayata.Gitme ustam,intiharla yer değiştirme.Bir şiir ol,bir metinden çık ya da bir hayata gir,bir kapıyı umarsız geçer gibi.Gitme ustam,daha çok hayal var gerçekleşmemiş,çok mektup var yazılmamış ve çok dudak var öpülmemiş.Gitme!


ÖMER FERİT
__________________
tüm yazılarım için www.niche.blogcu.com a tıklayın
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski04-06-08, 18:27  #10
ömer ferit
 
ömer ferit'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2007
Mesajlar: 35
BİR YAZI DAHA YOLDAN ÇIKTI YA DA KENDİMİ TANIMAYA SENSİZLİĞİN ERTESİNDE BAŞLIYORUM

Günlerden perşembe
Saat on sekiz
Herkes sensiz
Bir düşüşün üç saat ilerisinde sessizce hayallere dalıp gidiyorum.üç düşü,ş,üç saat...Sanki hayat üç noktayla anlatılacak kadar sisli,gibi karanlık...Üç nokta;gözlerimizle yerden topladığımız esrar.Saat öğlenin ertesinde gün yok.Sen yoksun.Seni görme ihtimalim yok.Bir şarkı elleri cebinde penceremin önünden geçiyor.Üst katta birileri dans ediyor.Çok sesli gülüp sessizce ağlıyorlar.Sanki her şey bilinçaltımın bana en şiirsel oyunu...Yapabileceğim her şey seninle beraber bu şehri terk etti.Ben bir şehirler arası yolculuğun öncesinde kendimi telkin ediyorum.
"Daha az üzül.Daha mutlu şeyler hayal et.Ve yazma n`olur yazma...Çünkü yazdıkça acılarla mutlulukları birbirine karıştırıyorsun."
Sen hayallerimi,yarınlarımı toplayıp gitmişken bir,iki hayal çıkıyor koltuğun altından...Yazıyorum.Annem kuşkulu "Bu çocuk yine terk edilmiş" diye düşünüyor.Ama soramıyor.Çekingen,ürkek yani her şeyiyle ve her yaptığıyla tam bir anne.Eksiksiz anne...
Yazmaya soluksuz devam ediyorum.Çünkü,yaz(a)madığım her an aklımda yalnızca sen varsın.Bir de terk edilmişliğin küçük İskender tayfası şiirleri.Bunun için soluksuz,deliksiz,uykusuz yazıyorum.Arada bir başa dönüp tüm yazdıklarımı yırtıyorum.Tek resmimize bakıp devam ediyorum yazmaya...Sensiz yaşamaya...


ömer
__________________
tüm yazılarım için www.niche.blogcu.com a tıklayın
ömer ferit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
F tipi cezaevleri ve Ölüm oruçları yürüyüş01 Türkiye Siyaseti 92 12-11-07 06:17
Hayat ve Ölüm piyano30 Şiirleriniz 26 29-01-07 16:14
Ölüm orucunda 254.gün Balıkçı Filozof Türkiye Siyaseti 57 27-01-07 06:13
Ölüm nedir sonrasında başımıza neler gelecek ? ugurozaltn Arşiv 50 05-03-06 14:32


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 03:08.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz