| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,124
| Modern bilimde zan ve şüpheler doğru yola giden bir metod olmadığı gibi islamda da kesin bilgi(yakin)ye giden bir yol değildir. Modern bilim olgular üzerinde yola çıkılarak gerçeğe vardıklarını oysa inançların sadece doğma olduğunu ve bilimsel özelliklerini olmadığını söylerler.Hal bu ki İslami ilimlerde en büyük hedef belgeye dayanarak konuşmaktır.Bir iddia belge ve sağlam kaynaklardan yoksunsa ilmi hiçbir özelliği yoktur.Bundan hareketle ilk dönem İslam alimleri araştırmaya dayanmayan imanın geçersiz olduğunu söylemişlerdir. İşte ortaya atılan bir teori vardır. Nedir mesela. Allah vardır. Bu söylediğimiz üç metodla nasıl desteklenecektir. Söyleyelim. 1.Sadık haber: Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün olmayan insanların bir konuda aynı fikir beyan etmeleridir. Allahın var olduğunu söyleyenlerin sayısı 124. 000 diye sayılmış peygamberlerden gelmiştir. Bu iddiaları dile getirenlerin hepsi de içinde bulundukları toplumda yalan söylediklerine şahit olmamıştır. Toplumlarında bilge konumundaki insanların bir iddia da bir araya gelmeleri iddianın haber açısından tartışmasız kesin olduğunu gösterir. Nitekim hadislerin mütevatir olup olmadıkları ve hadis edebiyatı bu metodla tarihe örnek olacak derecede ileri gitmiştir. 2.Deney ve gözlem: İslamda kesin olan bilgilerin deney ve gözleme tabi tutuldukları da söylenebilir. Ancak fiziksel âlemle sınırlı konular hakkında bilgi verilmemiş bunu bilime ve akla bırakmıştır. Eğer bu yönü üzerinde dursaydı aklın pasifsize edilmesi sonucu doğardı. Ancak islamda gayb denilen konuların deney ve gözlem dışı tutuldukları bir gerçektir. Bunlar için sadık haber ön planda tutulmuş ve bu yolla araştırma istenmiştir. Çünkü deney odasında gözlenmezse de kesin bir haberle geldikten sonra bunu akla aykırı olması mümkün değildir. Allahın varlığı gaybi bir konu da olsa sadık haberle geldiğinden akla uygunluğu kesin hale gelebilmektedir. Aklın ona ne dense densin bir zorunlu ilk varlığı düşünmesini buna örnek verebiliriz. İslam gözlenemeyen gerçekleri sadece gerçeklik olarak iman edilmesi şartına bırakarak araştırmasını insana vermiştir. 3.Aklı selim: Sağlam bir düşünce ve akli yürütme demekir. Duygularına kapılmadan ve söz oyunlarıyla gerçeği ters göstermeden aklını kullanmamaktır. Gayb konularında akıl gaybe girmeyen konulara kıyas edilir. Bugün modern bilimin duygudan yoksun olduğu söylenemez. |
|
|
| #2 | ||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117
| Konuyla ilgili derinelemesine bilgim olmasa da, okuduğum bir kitabı tavisye etmek isterim. Alıntı:
Saygılarımla | |
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 128
| İslam'ın ve diğer dinlerin şüphecilkle, deneyle, gözlemle işi olamaz. Hükümleri kesinlik taşır. Bazı konularda, ayakta durabilmeleri için bilimsel izahlara sarılma gereği duyarlar. Bilimsel açıklama dediği şeyler de; doğada basitçe, herkesin gözlemleyebileceği sosyal ve maddesel olgulardır. |
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,124
| Sayın Sessiz.Söylediklerim ortada..Ben Dinin Avulatı değilim.Ortaya iddialar atıyorum.Ama senin itirazların çok kısa ve yetersiz.Bir önyargının verdiği aşırı refleks vardır.Yorumlarıımı detaylı veriyorum,vermeyen sizsiniz.Buyrun getirin. Kuranda deneyin de araştırmanın da şüpheciliğin de varolduğunu diğer taraftan her ayetin kesin doğru taşımadığını söyleyecek ayetler getirebilirim. Bu arada dinin alanı ile bilimin alanının sentezleme çalışmalarını ben kabullenemiyorum.Dini konular bunun için bilimselleşemez. |
|
|
| #5 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 128
| Alıntı:
2- Yazım çok kısa olabilir. Yetersiz olduğu yanlış. Az ve öz konuşurum. "sessiz" liğim ondandır. 3- Bilimsel düşünüyorum "önyargı"lı olmam imkansız. 4- Detay dediklerin asıl dinlerin "değişmez" ön kabulleridir. 5- Kurandaki ayetler kesin doğruluk taşımıyorsa eğer; şartlara göre güncelliyorsunuz zaten. Kafanıza göre yorumluyorsuz. | |
| #6 | ||
Bilim ![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 942
| Alıntı:
Halbuki siz, herhangi bir mesnedi olmadığı halde, "sadık haber" diye isimlendirdiğiniz bir metod (!) ile gaybi konuları akla uygunluğa kesin hale getirebilmişsiniz. Oysa ki 5.000 yıllık yazı tarihi sizin iddia ettiğiniz gibi ne 124.000 peygamber, ne de bu peygamberlerin toplumları hakkında da bir bilgi vermemiştir. Öyleyse neye dayanarak bu kadar peygamberin geldiği ve bu peygamberleri toplumlarının yalanlamadığı iddiasından yola çıkılarak "Sadık Haber" diye bir metod bulunuyor? Diğer metodlara dayanak yaptığınız "Sadık Haber" metodunun sağlam bir temeli olmadığından , saydığınız diğer metodların da bir anlamı kalmıyor... (*) Adem (Adam) Nuh (Noah) İdris İbrahim (Abram,Abraham) İshak (isaak) : İbrahim’in oğlu (Karısı Saray’dan) İsmail (Samuel-Ismael) : İbrahim’in oğlu (Cariyesi Hacer’den) Yakub (Jakob) : İshak’ın oğlu Lût (Lot): İbrahim’in yeğeni Yusuf (Yasef-Josef)): Yakub’un oğlu Şuayb (Schuaib): Şuayb (a.s), Hz. İbrahim'in torunlarından Mikâil'in oğludur. Annesi ise Hz. Lut'un kızıdır (et-Taber, Tarih, Mısır 1326,I, 167; es-Sa'leb, el-Arâis, Mısır 1951, s. 164; M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Ankara 1990, I, 327). Şuayb (a.s) aynı zamanda Musa (a.s)'ın kayınpederi idi. Kızı Safura'yı Musa (a.s) ile evlendirmişti (İbnü'lEsir, el-Kâmil, Beyrut 1965, 177). Musa (Mose) - Harun (Aaron): Kardeş Davud (David): Yakub’un neslinden Süleyman (Salomon) : Davud’un oğlu İlyas (Elija): Harun’un neslinden Elyesa (Elischa): Elyesa' (a.s.), küçüklüğünde kötürüm bir vaziyetteydi. O sırada İsrailoğullarının peygamberi olan Hz. İlyâs, bir gün yahudilerin azgınlığından kaçarak dul bir kadın olan Elyesa'ın annesinin evine sığınmış, kendisini koruyan bu kadının kötürüm oğluna yaptığı dua kabul olunarak Elyesa' sıhhatine kavuşmuştu. Bunun üzerine Elyesa', Hz. İlyâs'a iman edip ona tâbı oldu, hizmetinde bulundu, her gittiği yere onunla birlikte gitti. Hz. İlyâs'tan sonra İsrailoğullarının ıslâhı ile meşgul olan, onlara va'z ve nasihatlerde bulunan Elyesa' (a.s.) Cenâb-ı Hak tarafından peygamberlikle görevlendirildi. Yunus (Jonas): Soyu, Bünyamin vasıtasıyla Ya'kûb (a.s)'a ve onun vasıtasıyla de İbrâhim (a.s)'a dayanmaktadır. Zekeriyya (Zacharias): Soyu Dâvud (a.s)'a dayanmaktadır. Kur'ân'da anılan duâlarından (Meryem, 16/6) anlaşıldığına göre, soyu daha sonra Yâkub (a.s)'a varmaktadır. Zekeriyya (a.s)'ın hanımı İsa (a.s)'ın annesi Meryem'in teyzesi İşâ idi. (el-Kurtubî, Ahkâmu'/-Kur'ân, IV, 69 vd). Yahya (Yohannes): Zekeriyya’nın oğlu İsa (Jesus) (Zekeriyya'nın eşinin yeğeninin oğlu) __________________
GELSE DİLBER-İ AHU, OLSA YEVM-İ RAMAZAN DİLBER-İ AHU MU EFDAL, YOKSA YEVM-İ RAMAZAN? YE İÇ EĞLEN SÜR SEFASIN DİLBERİN ZİRA KAZASI VAR RAMAZAN'IN, KAZASI YOK DİLBERİN | |
|
|
| #7 | ||
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,527
| Alıntı:
1- Sadık Haber: Yeryüzünde insanların çok büyük bir çoğunluğu, ve kutsal kitaplar Tanrının olduğunu ve ölümden sonra hayat olduğunu iddia etmektedir. 2-Deney ve Gözlem: Özellikle İslam dini, bilime ve bilim insanlarına çok önem vermektedir. Ama konu olgusal bir özellik göstermediği için bu konuda yapılacak çok fazla şey yoktur. Bu durumda Sadık Haber'e dönülür. 3-Aklı Selim: Duygulara kapılmadan akıl ve mantık kullanılır. Resim varsa ressam olacağı için...-şeklinde bir mantık yürüterek Allah'ın olduğu ve onun kutsal kitaplarının da söylediği gibi ölümden sonra hayatın var olduğu sonucuna varmak mümkündür. Ve sonuç: Özellikle İslam Dini Okumak kavramına çok önem verir. Kur'an'ı Kerim körü körüne inanılacak bir kitap değildir. Akıl baliğ olan kişiler sorgulama yöntemiyle de bilime ters düşmeden gerçeğe ulaşabilirler. Bizler bilime karşı değiliz. Tam tersine İslam dini bilimi yüceltmektedir.Engizisyon Avrupa'sı kara bir cehennemi yaşarken, İslam dünyası çeşitli bilim adamları ve felsefeciler yetiştirerek dünyaya örnek olmuşlardır. Bu konuda İslamın bilime karşı olduğu iddia edilemez. Ondan sonra gelen yöneticilerin zaafları ve yanlışlıkları bugün İslam dünyasını kötü bir duruma getirmiştir. Yanlış uygulanıyor diye, bir dinin yanlış olduğunu söyleyebilmek mümkün mü? İşte size kanıtı: İslamın bilime karşı olmadığının bir ispatı: İşte kur'an'ın bilimsel yöntemi: 1- Sadık Haber; 2-Gözlem ve Deney,3-Aklı Selim. Böylece uzatıp götürmek mümkün konuyu. Ama bütün bunlar doğru mu? Yapılmak istenen din ve bilim kucaklaşması ise bütün bunlara ne gerek var? Yapılan bilimsel ya da mantıksal bir çıkarım mı? Hayır değil. Bilimi reddetmeden yapılmak istenen bir çalışma kafa karışıklığından başka bir şeye yaramıyor. "Şu kadar peygamber söylüyor" demek ne kadar sağlıklı bir düşünce. Zaten konuya ilişkin gözlem ve deney de yapılamayacağı için, gerçeğin ne olup olmadığı konusunun temel dayanağı bu argümandan başka nedir? "Şu kadar peygamberin söylediği..." Bütün bunlara ne gerek var. İslam; bir dindir. Bir kültürdür. İnançtır. Bütün dinlerde olduğu gibi yaşanılırlığı yorumlamaya dayanır. Bu konuyu kaşımamak en bilimsel ve akılcı yoldur. Bırakın insanlar inançlarını bildikleri gibi yaşasınlar. İnanılan şeylere, bilim akıl, sadık haber karıştığı zaman, yapılmak istenenin tersine çok daha fazla karışıyor işler. Bana böyle geliyor. melnur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 17-04-07 11:15 . | |
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,124
| Bilim eldeki verilerin hepsini değerlendirmek ise sayıları azımsanmayacak ve literatürde her topluluğa gönderildiği söylenen bu insanların iddialarına da kulak tıkamamalıdır.İnansın veya inanmasın ama bu iddialara safsata deyip geçiştirecek bir rahatlık içinde de olmamamlıdır. Haber-i sadık, realiteye uygunluk şartı gerçekleştiği için doğru bilgidir. Bu haber ya yalan söylemek üzere bir araya gelmeleri imkansız bir topluluk (mütevatir haber) yahut da mucizelerle teyit edilmiş bir peygamber tarafından bildirildiği için doğrudur ve kesinlik ifade eder. |
|
|
| #9 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006
Mesajlar: 128
| Alıntı:
* Dinlerin ayakta kalabilmeleri, bilime ve bilim insanlarına sahip çıkmaları ile mümkündür. "Olgu" değerleri maddesel olmadığı için deney ve gözlem imkansızdır. Ön kabulde kalmak zorundadır. * İnsanların duyguları, algıları (bilgileri) ile oluşur. Diğer kararları, mantıkları değildir. İç güdüseldir. Evet inanılan şeylere akıl ve bilimi karıştırırsanız, işler karışır tabiki. soru Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 17-04-07 11:40 . | |
| #10 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,527
| Sözgelimi ölümden sonra hayatın olup olmadığı konusu, yeryüzünde çok fazla sayıda insan topluluğu tarafından söylenir ve inanılırken, "eldeki verilerin hepsini değerlendirmek zorunda olan bilim" neler yapmalı ve nasıl bir sonuca varmalıdır? Bu konuya bir açıklık getirelim. Somut bir soru ve sanıyorum, çok da dallandırılıp sulandırmadan tartışılır. Ve sanıyorum bilimin de ne olup ne olmadığı, bilim derken ne kastettiğğimiz de ortaya çıkar? Evet; somut öneriniz nedir? |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Eğitimde Köktendinci İşbirliği | yam_yam | İnsan Bilimleri | 27 | 19-03-07 16:46 |
| Kur'an Bilimsel konulardan bahseder mi? | ibra | Arşiv | 62 | 28-09-06 21:51 |
| The Times: Korkunç gerçek şu ki, Türkiye'yi kaybediyoruz | ışık | Türkiye Siyaseti | 3 | 14-08-06 01:19 |
| Zeka konusunda ortak bilimsel sonuçlar | petricli | İnsan Bilimleri | 33 | 28-06-06 11:19 |
| İki yanıtın İkincisi nedir ? | ibra | Arşiv | 23 | 01-12-05 14:41 |