Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Siyaset > Türkiye Siyaseti

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Kimler hayatta kalır? / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski21-10-05, 07:02  #1
canuğur
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 10,863
Kimler hayatta kalır?



"
New Scientist: Dünya krizde mi? Krizde olduğunun işaretleri nelerdir?

Susan George: Gelir dağılımındaki eşitsizliğin büyümesi, yoksul ve işsiz sayısındaki artış, ekolojik sistemlerin çökmesi ve bu sürecin hızlanması, insanların yaşamsal konularda ve politikada söz sahibi olmasını engelleyen baskıcı yönetimler bu işaretlerin başında geliyor. Bu işaretler çokuluslu şirketlerin ve para piyasalarının güdümünde gerçekleşen küreselleşmenin bir sonucu. Dünya Savaşları'ndan sonra gelişen sosyal devlet kavramı da giderek tarihe karışıyor. Bu arada yeni liberaller becerebilirlerse bizi büyük bir zevkle 19.Yüzyıl'a taşımaya niyetli görünüyorlar. Nerede yaşadığımıza bakılmaksızın, herkes uluslararası düzeyde alınan kararların esiri; hiç kimsenin bu kararlara müdahale etme şansı yok. Bu yüzden insanlar bu kararlara itiraz ediyor ve ayaklanıyor. İnsanlar sokakları dolduruyor çünkü bütün çıkış yolları tıkalı durumda.

NS: Ancak siz de biliyorsunuz ki tarih, pek çok kez bu tip karşı çıkışlara ve çatışmalara sahne oldu. Ancak toplum, her seferinde bütün bu ayaklanmalardan biraz daha zengin ve daha gelişmiş bir şekilde çıktı. Buna ne diyorsunuz?

SG: Bu dediğiniz ancak uzun süre beklerseniz olur. Ne var ki benim ve milyonlarca insanın beklemeye tahammülü kalmadı. Benim itirazım şu: Aslında dünya yeterince zengin, ancak bu zenginlik halihazırda en tepede toplanmış durumda. Herkesin saygın ve insanca bir yaşam hakkına kavuşması için nelerin yapılması gerektiğini biliyoruz.

NS: İnsanların bu hakka kavuşması için neler yapılmalı?

SG: II.Dünya Savaşı'nda olduğu gibi 11 Eylül de politikacıları çözüm arayışına soktu. Ancak bu şok yeterince büyük değildi. Halihazırdaki düzeni rayına sokmak, zenginliği eşit şekilde paylaşmak, sağlam bir temel oluşturmak, çevreyi kurtarmak ve bütün bunları yaparken herkesin katılımını ve işbirliğini sağlamak için daha büyük bir şoka gereksinim var.

NS: Rekabetin insanoğlunun doğal yapısı olduğunu iddia edenler için bu koyduğunuz hedefler çok idealistik bir tablo oluşturmuyor mu?

SG: Tüm toplumsal faaliyetlerin yalnızca rekabet kavramı üzerine oturtulması gerektiğini söylemek ideolojik bir yaklaşım değil mi? Rekabet ve sınırlandırılmamış kapitalizmin de insanın doğasında olduğunu söyleyen pek çok insan tanıyorum. Eğer bu önerme doğru ise -ki ben bunun doğru olmadığına inanıyorum- toplumumuzdaki her şey yanlış işlemeye mahkumdur.

NS: Bir örnek verir misiniz?

SG: Çalışma koşullarını ele alalım. ILO'ya göre en az 1.5 milyar insan işsiz ve pek çoğu da kapasitesinin altında çalışıyor. Burada sorun işsizlik değil. Esas sorun geçici ve anlık işlerde çalışmak zorunda kalmak. Psikolog Bruno Bettelheim'in toplama kamplarındaki durum ile ilgili saptaması burada da geçerli. İnsanları en fazla rahatsız eden durum belirsizliktir. Bir gün bir şey yaparsınız ve bunun için ödüllendirilirsiniz. Bir başka gün aynı şeyden dolayı cezalandırılırsınız. İnsanları uzun süre belirsizlik ortamında tutarsanız, çalışamaz hale gelir ve gelişemez. Ağacın üst kısımlarında değilseniz bu belirsizlik herkesin yaşamını tehdit eder. Bu şekilde programlanan bir toplum, işlevsiz bir hale gelir.

NS: Çözümü nerede görüyorsunuz?

SG: Son olarak Brezilya'daki Porto Alegre'deki bir foruma katılmıştım. 1.4 milyon kişinin yaşadığı bu kentte katılımcı bir bütçe sistemi geçerli. Bu sistemde vatandaşlar kentsel gelirin ne kadarının nasıl harcanacağına, bölgelerindeki ihtiyaçlara göre kendileri karar veriyor. Bu şekilde yolsuzluk ve israf neredeyse sıfır düzeyine indirgenmiş. Ayrıca vatandaşlar olup bitenler hakkında bilgilendirildikleri gibi politize de olmuş oluyorlar.

NS: Bu yöntem küresel bazda nasıl geçerlilik kazanabilir?

SG: Pek çok insan hâlâ Margaret Thatcher'ın TINA adını verdiği ''There Is No Alternative-Alternatif yok'' söylemine inanıyor. Oysa ben TATA adını verdiğim ''There Are Thousands of Alternatives-Birlerce Alternatif Var'' söyleminin daha doğru olduğuna inanıyorum. Pek çok öneri getirebilirim, ancak çözüm getirmek bana düşmez. Çözümü, sorundan etkilenen kişiler bulmalıdır. Çözümler, kültürlerin çeşitliliğine bağlı olarak çeşitlidir.

NS: ''Lugano Raporu''nda ''Omuzlamamız gereken yük, uluslararası demokrasinin icadından başka bir şey değildir'' diyorsunuz. Burada yerel'in dışına mı çıkıyorsunuz?

SG: Gerek yerel, gerekse ulusal düzey çok önemlidir. Ulusal devletin bittiğine inanmıyorum. İnsanlar ulusal devletleri için canlarını veriyor ve sosyal devlete sahip olmak için çaba harcıyor. Bana kalırsa geçmişteki kazançlarımızdan bize bir temel oluşturmalı. Uluslararası demokrasi bundan bir sonraki aşamadır. Yaşantımızı temelinden değiştirecek pek çok karar halkın söz hakkı olmadığı düzeylerde alınıyor. Dünya Ticaret Örgütü gibi pek çok kuruluşta reform yapılması gerekir. Bu örgütte kurallar çok uluslu şirketler tarafından konuluyor. Korkunç bir boyuta ulaşmış dengesizlik ve ekolojik yıpranma konusunda uluslararası bazda kararlar almak gerekir diye düşünüyorum.

NS: Bu kurumlarda nasıl reform yapabileceğiz?

SG: Başlangıçta Tobin Vergisi dediğimiz vergilendirme sistemini yürürlüğe sokabiliriz. Bu fikir ilk kez 25 yıl önce, Nobel Ekonomi ödülü sahibi James Tobin tarafından ortaya atılmıştı. Tobin, uluslararası borsalardaki işlemlere vergi uygulanmasını öneriyordu. Bugün uluslararası borsalarda işlem hacmi günde 1.5 trilyon doları aşmaktadır. Bu döviz işlemlerinin real ekonomiyi finanse etmesi gibi bir şey söz konusu değildir. Eğer bu işlemler ortalama bir düzeyde vergilendirilse -uzmanlara göre en fazla yüzde 0.1 ile 0.5 olabilir- yoksullukla savaşımda oldukça büyük bir kaynağa sahip olabiliriz. Bu kaynaklar yeni bir uluslararası kurum tarafından dağıtalabilir. Bu yeni kurum varolan kurumlardan bilgi ve destek alabilir.

NS: Bu yeni kurum nasıl demokratik olabilir?

SG: Bu kurum yerel olarak demokrasiyi özendirebilir. Fonu dağıtırken yardımda gereksinim duyan ülkelerdeki insanların demokratik katılımı koşulunu da getirmesi gerekir. Başka bir deyişle bir hükümete şu teklifi yaparsınız:''Tobin parasından bir miktar ister misiniz? Eğer istiyorsanız, ülkenizdeki sivil örgüt üyelerinin kararlara katılmasını sağlayın.'' Tobin vergisi ve diğer uluslararası yardım fonlarında kural şu olmalı: Demokrasi yoksa para da yok. Bana kalırsa uluslararası vergilendirme ve yeniden dağıtım sistemi yoksulluğu ve eşitsizliği gidermek ve uluslararası demokrasiyi geliştirmek için en ideal yol.

NS: Siz ATTAC'ın (Association for the Taxation of Financial Transactions for the aid of Citizens-Vatandaşlara Yardım için Finansal İşlemlerin Vergilendirilmesi için Birlik) ikinci başkanısınız. ATTAC nedir?

SG: Pratik olarak Fransa, İspanya ve İskandinavya'da hemen hemen herkes ATTAC'ı tanır. Yaklaşık 40 ülkede şubesi olmasına karşın Anglo-sakson ülkelerde çok az insan ATTAC'ı tanıyor. Örneğin Fransa'da 4 yıldan sonra 30.000 üyemiz ve 220 yerel komitemiz var. Ayrıca İtalya, İskandinavya ve Latin Amerika'da da hızla gelişiyor. Kendimizi ''Faaliyete dönüşen popüler eğitim hareketi'' olarak tanımlıyoruz. Her yerde uluslararası demokrasinin yerleşmesi için çaba harcıyoruz. Tobin vergisinin yayılması, vergi kaçırmayı kolaylaştıran uygulamaların kaldırılması, 3.Dünya Ülkeleri'nin borçlarının silinmesi ve uluslararası kurumlara köklü reformların yapılması için tartışma ve eylemler düzenliyoruz.

NS: Son günlerde eşitsizlik üzerine konuşmak moda oldu. Bill Clinton bile bu konuda konuşmalar yapıyor.

SG: Clinton'a göre terörizm doğrudan eşitsizlikten kaynaklanıyor. Yoksulluk ve yoksunluğun şiddete davetiye çıkarttığı fikrine katılıyorum, ancak 11 Eylül'ün böyle bir nedenden kaynaklandığına inanmıyorum. Bildiğimiz kadarıyla intihar saldırısını düzenleyenler eğitimli orta sınıftan insanlar. Bunların kendi toplumlarındaki yoksul insanları düşündüğünü hiç sanmıyorum. Terörizmi yok etmek için eşitsizliği yok etme fikrine katılmıyorum. Evet, terörizme yol açan bazı koşullardan kurtulabiliriz, ancak tetörizmi tümüyle yok etmek için başka şeylerin yapılması gerekir.

NS: Dünyadaki yoksulların birleşmesi konusunda neler söyleyeceksiniz? Dünya medyası da galiba bu insanlara gereken önemi vermiyor ve insanlar kendilerini dışlanmış hissediyor.

SG: Şurası kesin ki yoksul insanlar artık yoksulluklarının farkında. Daha önce herkesin evinde televizyon yokken bunu bilmiyorlardı. Dünya'nın Güney'indeki yoksul ülkelerde ve yoksul gecekondu mahallelerinde her evden bir anten yükseliyor. Ne yazık ki ''Brezilya tipi diziler''den Batı'ya ilişkin yanıltıcı bilgiler ediniyorlar. Bunun sonucunda alışveriş merkezleri çağımızın ibadethaneleri haline geldi. Kilise veya camiye girerken herhangi bir giriş ücreti ödemiyorsunuz, ancak alışveriş merkezlerindeki topluluğa katılmak için cebinizden para çıkması gerekiyor. Bu çok büyük bir sosyolojik değişiklik: Küreselleşen toplumun bir üyesi olmanız için para harcamanıs gerekiyor.

NS: İyimser olmak için bir ışık görüyor musunuz? Seattle'dan sonra önemli bir değişiklik oldu mu?

SG: Ben çok umutluyum. ''Yatırımlar üzerine Çokyönlü Antlaşma'' (MAI) ya karşı başlatılan mücadele, koşulları bizden yana çevirdi. Bu antlaşma çokuluslu şirketlerin haklarını korumayı amaçlıyordu. Silahlarımızı daha sonra Seattle'da ve diğer cephelerde sıradan insanları yok farzeden yetkililere karşı yönelttik. Mücadele sathımız yavaş yavaş genişliyor ve insanlar sesimizi duyuyor. Seattle'daki protesto son 30 yılda gördüğüm en ciddi çatışmaydı. Gördüğüm kadarıyla özellikle genç insanlar geleceklerini kurtarmak için küreselleşmenin neden olduğu hastalıklı yapıya karşı antikor arayışındalar. "

Reyhan Oksay
New Scientist, 27 Nisan 2002
__________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal
canuğur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Irak'ta kim(ler) kazandı? ergin Dünya Siyaseti 12 16-12-07 21:11
Hayatta amacınız nedir ? Horozigo Bilgi ve Ahlak felsefesi 66 07-06-07 16:22
3,5 milyon euroyu kimler kapacak? Fedailer Türkiye Siyaseti 14 27-04-07 14:57
Soros fonlarını kimler neden alıyor? Fedailer Türkiye Siyaseti 12 13-03-07 23:01


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 01:26.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz