Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Kitaplı Dinler - Tarikatlar > Arşiv

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

 
 
Konu Araçları
Eski22-10-05, 11:55  #1
Elifcik
 
Elifcik'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 53
Tito'dan Tarihi İtiraflar



Ömrünün elli yılını komünist ideoloji yolunda harcayarak bu bâtıl davasında şöhreti yurt dışına kadar taşmış bir insan olan Salih Gökkaya, hayatının son yıllarında İslâm'la müşerref olarak Hakk'a rücû eder. Gökkaya, Komünizm fırtınalarının bütün dünyayı kasıp kavurduğu bu günlerin birinde "Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı" sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Josip Broz Tito'nun(1892-1980) şeref misafiri olarak Belgrad'a davet edilir.

Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito'yu ziyaret ettiklerinde, hayatını komünizme adayan bu ihtiyar liderin pişmanlık içinde dudaklarından dökülen şu itiraflar, apayrı bir tarihî kıymet ifade etmektedir:

Yoldaş, ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç birşey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün; ölmek, yok olmak... Toprağa kanşmak ve dönmemek üzere gidiş... işte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, unvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç birşey anlamıyor musunuz?

Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum:

Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar?

Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.

İtiraf etmek zorundayım;

Ben Allah'a, peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir Kanun Koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır...

Mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda bağazıma düğümlenmiş bir vaziyette...

Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi ...

Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inancı taşıyorum yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!


www.menba.org
__________________
[B]"Ne kadar az bilirseniz; o kadar siddetle müdafaa edersiniz"
BERTHARD RUSSEL[/B]
Elifcik is offline  
Eski22-10-05, 12:08  #2
Elifcik
 
Elifcik'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 53

Alıntı:
Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor
Tito'nun bu itirafı sizler için ne ifade eder bilmem ama ben şahsen bu sözlerden çok etkilendim
__________________
[B]"Ne kadar az bilirseniz; o kadar siddetle müdafaa edersiniz"
BERTHARD RUSSEL[/B]
Elifcik is offline  
Eski22-10-05, 12:59  #3
petricli
 
Mesajlar: n/a

Sayın Elifcik,

Ellerinize sağlık. Gerçekten çok güzeldi.

Saygılar,
 
Eski22-10-05, 13:34  #4
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604

Kaynağa tabiki güvenmiyorum,böyle bir şey dediğini de hiç ama hiç sanmıyorum.Çünkü Tito bir materyalist olarak,bu sorunu çoktan çözmüştür.Her insan Tanrı'nın varlığına inanmak ister,kim yok olmak isterki..Ama bir materyalist için gerçekler,isteklerden önce gelir.Maddeci felsefeye göre insan ölünce yok olmaz,sadece form değiştirir.Materyalist bir insanın gözünden çoook çokk kısa şekilde olay böyle..
O öldükten 100yıl sonra bak adam iyi işler yapmış diyen biri olması,belki onu ölümden döndüremez ama yaşamış olduğu hayata çok anlam katar.En iyisi nazım hikmetin,bir komünistim,bir materyalistin bir şiiriyle cevap verelim..

BİR AKŞAM ÜSTÜ

"Bir akşam üstü
oturup
hapisane kapısında
rubailer okuduk Gazali’den

‘Gece
büyük laciverdi bahçe.

Altın pırıltılarla devranı rakkaselerin.
Ve tahta kutularda upuzun
yatan ölüler

Bir gün eğer,
Benden uzak,
Karanlık bir yağmur gibi,
Canını sıkarsa yaşamak
tekrar Gazali’yi oku
Ve Pirayende’m benim,

Ben eminim
Sen sadece merhamet duyacaksın
Ölümün karşısında onun
Ümitsiz yanlızlığı
Ve muhteşem korkusuna.

Bir akar su getirsin Gazali’yi sana:
Toprak bir kasedir
Çömlekçinin rafında tacidar,

Ve zafer yazıları
Yıkılmış duvarlarında Keyhüsrevin...

Birikip sıçramalar
Soğuk
Sıcak
Serin

Ve büyük laciverdi bahçede
Başsız ve sonsuz
Ve durup dinlenmeden
Devranı rakkaselerin...

Bilmiyorum,neden
Aklımda hep
İlkönce senden duyduğum
Çankırılı bir cümle var:
Pamukladı mıydı kavaklar
Kiraz gelir ardından.

Kavaklar pamukluyor Gazali’de,
Fakat
Görmüyor, üstat,
Kirazın geldiğini.
Ölüme ibadeti bundandır.

Şeker Ali yukarıda, koğuşta bağlama çalıyor.
Akşam.
Dışarıda çocuklar bağrışıyorlar.
Çeşmeden akıyor su.
Ve jandarma karakolunun
Akasyalara bağlı üç kurt yavrusu.
Açıldı demirlerin dışında
büyük laciverdi bahçem.

A s l o l a n h a y a t t ı r ...

Beni unutma Hatçem..."

N. H. RAN
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.

küçükkarabalık Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 22-10-05 14:27 .
küçükkarabalık is offline  
Eski22-10-05, 13:40  #5
Antioksidan
Forum Kurucu Üyesi
 
Antioksidan'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2005
Ülke / Şehir: 23185
Mesajlar: 3,827

Size bir ateistin sözlerini hatırlatmak istiyorum:

"Keşke cehennem olsa da, yansam ama yine varlığımı sürdürebilsem bir şekilde"

Sonuç itibariyle kimse, zevk için din değiştirmiyor, inandığı bir takım değerler uğruna dinini terkediyor. Kimse de ölüm korkusu nedeniyle dine dönmez sanırım bu sözleri söyledikten sonra??

Dolayısıyla bu yazı bana hiç inandırıcı gelmedi. Orjinal kaynağını rica ediyorum.

Saygılar...
__________________
En güzel besinler, içinde antioksidan barındıranlardır :)
Antioksidan is offline  
Eski22-10-05, 13:54  #6
Elifcik
 
Elifcik'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 53

Bu yazının orjinal kaynağı
İbrahim Refik “Geçmişten Geleceğe Işıklar” s:38
Bu kişi bu yazıyı nereden almış bilmiyorum.
__________________
[B]"Ne kadar az bilirseniz; o kadar siddetle müdafaa edersiniz"
BERTHARD RUSSEL[/B]
Elifcik is offline  
Eski22-10-05, 13:59  #7
Antioksidan
Forum Kurucu Üyesi
 
Antioksidan'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2005
Ülke / Şehir: 23185
Mesajlar: 3,827

Sayın Eliflçik,

Ülkemizde manipülasyon adına o kadar fazla şey yapılıyor ki... Buna defalarca şahit olduk. Bu sebeple yazının Orjinal ya da İngilizce kaynağını görmedikçe inanmam.

Saygılar...
__________________
En güzel besinler, içinde antioksidan barındıranlardır :)
Antioksidan is offline  
Eski22-10-05, 14:42  #8
Elifcik
 
Elifcik'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 53

Bu yazının esas kaynağı Salih Gökkayanın Halit Ertuğrul'a gönderdiği bir mektuptur. Salih Gökkaya'nın mektubu aynen şu şekilde.
Salih Beyin ikinci mektubu
Salih Beyin, Amerika'nın Calfornia'daki adresine mektup gönderip, hastalığı için âcil şifalar temenni ediyor ve sıhhatinin bozulduğuna çok üzüldüğümü belirtiyorum.
Mektubumun cevabını, Ocak 1985'de alıyorum. Ama, mektup 12 Aralık 1984'de yazılmış.
Mektubu Salih Bey yazmış. Gönderen, kendisi değil, oğlu.
Mektubun içinde, oğlunun yazmış olduğu küçük bir not bulunuyor:
"Babam Salih Bey'in vefatından iki gün sonra özel odasına girmiştim. Masasının üzerinde, sizin adresinize yazılan ve atılmak üzere hazırlanan bir mektup duruyordu. Rahmetli babam maktubu yazmış, ancak postaya vermeye ömrü yetmemişti.
"Bu mektubu, bir vasiyet sayarak sizlere postalıyorum.
"Değerli babam, buradaki Müslümanların iştirakiyle ebedî vatanına tevdil edildi."
Notun altına, isim yazmış "Oğul" diye imzlamış.
Salih Bey'in vefatını bizleri ne kadar üzdüyse, ikinci mektubu da o kadar sevindirdi.
Defalarca okunup bizleri ağlatan bu mektup da dolaştı vatanın dört bir yanını.
Satır satır ezberlenecek değerdeki "ikinci mektubu" şöyleydi:

"Maddeten çok uzaklarda, ama mânen yanımda hissettiğim bahtiyar kardeşim,
"Son gönderdiğin mektubunda durumumu çok merak ettiğini anladım. Kardeşim, merak kuvvetini böylesine günahkâr bir insanın ahvaline sarfedecek, kâinat büyüklüğündeki imân dururken, o cevheri değersiz şeyler uğruna tüketmek akıl kârı değildir.
"Kardeşim, şu anda maddeten tamamen bittim. Ayağa kalkmak şöyle dursun, konuşmaya bile takatım kalmadı. Bu satırları karalamak için, annesinin sıcak sinesine sığınmak hevesiyle yuvarlanan âciz bir çocuğun mücadelesini veriyor gibiyim. Bu bitmiş ve tükenmiş hâlim, bana hiç unutamadığım eski bir hatıramı hatırlattı:
Tito'nun ölüm ânındaki itirafları
"Tarihin birinde, Yugoslav Devlet Başkanı Mareşal Tito'nun şeref misafiri olarak Belgrat'ta bulunuyorduk. Seksen üç yıllık ömrünün, yetmiş yılını Yugoslav komünizmi uğruna fedakârca harcamış olan bir komünist liderin, çok hasta olduğunu söylediler. O insanın ismini ve bayraklaşan mücadelesini, dâvâsının uğruna inanılmaz fedakârlıklarını daha önce biliyorduk ve çok büyük hayranlığımız vardı. Hemen evine, ziyaretine koştuk. Yanımda, başka ülkelerden gelmiş komünist talebe teşkilatı başkanlarından birkaç kişi daha vardı. Yattığı odaya girince bütün duvarların, komünizme yaptığı başarılardan dolayı, almış olduğu başarı-şeref belgeleri ve madalyalarla dolu olduğunu gördük. Dünyanın on-onbeş komünist lider kadrosu içinde sayabileceğimiz bu adam, yatağına yapışmış, bitkin bir halde inliyordu. Bizler böylesi bir vasıftaki komünistle karşılaşmanın heyecanı içindeydik. Yatağından zorla doğruldu. Etrafında, pervaneler gibi, hizmetçileri dönüyordu. Çehresine sanki yılların çilesi çizgi çizgi kazınmıştı... Milyonlara hitap eden o dil ve çene çökmüş, eller ve bacaklar tam bir kemik halini almıştı. Bizler çok iyi İngilizce bildiğimiz için onunla rahatça konuşabiliyorduk.
"Bu büyük marksistle bir ara göz göze geldik. Gözleri yaşla dolmuş, dudakları titriyordu. Yüzünde öylesine acı ifadeler şekilleniyordu ki, sanki ölmenin ve bu dünyadan ayrılmanın sancısı içinde ağır bir ıztırap çekmekteydi. Bunu hissedince teselli vermek için dedim:
"Ustam, sizin hayatınız harf harf komünizmin altın sayfalarına yazıldı. Sizi takdir etmeyen, alkışlamayan hiçbir yoldaş gösterilemez. Hepimiz de sizin hayranınızız. Bu mâbud gibi, saygı ve takdir görüyorsunuz. Ölüm neden sizi bu kadar korkutuyor? Gerçi maddeten aramızdan ayrılabilirsiniz, ama yaptığınız unutulmaz hizmetinizle yaşayacaksınız.
"Ölüm' kelimesini duyunca, sanki depreme tutulmuş gibi titrediğini gördüm. Bir an yüzü gerildi, bakışları sertleşti ve nefesinin temposu korku ve telaşla hızlandı. Ağlamaklı ifadelerle söylediği şu cümleler, hâlâ kulaklarımda çınlar:
"Yoldaş, dedi, 'Ben ölüyorum artık... Ölümün ne derece korkunç bir şey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün, ölmek, yok olmak... Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş... İşte bu çıldırtıyor beni... Dostlarımızdan, sevdiklerimizden, ünvan ve makamlardan ayrılmak... Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek... Ne korkunç bir şey anlamıyor musunuz?
"Ölmeden önce her dakika, her saniye ölüyorum. Ölüm öylesine dehşetli bir hayalet ki, zehir saçmaya devam ediyor.
"Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükâfat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Vay, yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım, veya alkışlanacakmışım neye yarar?'
"Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çiyanları insafa getirir mi? Söyleyin, bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
"İtiraf etmek zorundayım;
"Ben Allah'a, Peygambere ve âhirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kâinatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır...
"Mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz. Ben bunu vicdanen hissediyorum. Öyle ki, milyorlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette... Onların 'Ahlarına kulak verecek bir merci olmalı... Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı... Marks bu mevzuda halt etmiş. Uyuşturmuş beynimizi... Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz. Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin.'

"Bu hüzünlü satırlardan sonra, sizleri sevindirecek bir haber vermek istiyorum:
Ateist profesörün imana gelişi
"Ben hastanede yatarken, oğlunu ziyarete gelmiş olan 'ateistler' yani Allah'a inanmayanlar cemiyetinin idare kurul üyesi bir felsefe profesörü ile tanıştık. Kendisi California Üniversitesinde öğretim üyesi imiş.
"Gayelerinin ne olduğunu sormuştum;
"Bütün dinler' dedi, 'İnsanlar üzerine kalın bir örtü örterek, dünya zevk ve lezzetlerine karşı ağır kurallar koyup, gençliğin tam lezzet ve keyf almasına mani oluyorlar. Bizler ise, insanların tam lezzet ve keyf almaları, korku duymadan kendilerini tatmin etmeleri için Allah'ın olmadığını telkin ediyoruz.
"Amerika'daki bu cemiyetin Moskoca ile koordineli çalıştığını biliyordum. Çünkü, Rusya, Amerika'ya komünizmi istediği mânâda sokamadığı için, Amerikan gençliğini başıboşluğa itmek gayesiyle Allah'sızlık fikrini destekliyor. Aslında bu cemiyet dolaylı bir Moskova teşkilatıdır.
"Felsefe Profesörünün bu izahına karşı, becerebildiğim kadarıyla Meyve Risalesi'nin 'üçüncü meselesini' anlattım. Beni fevkalâde bir alaka ile dinledi. Tabii ki, bu iman hakikatı, onun isyan ve inkâr dolu akıl ve kalp kapılarını bir derece aralayınca, hayatı boyunca birikmiş olan inkâr soruları da peş peşe sıralanmaya başladı. Zamanın müsaitsizliği ve benim de takatsızlığıma rağmen, Pofesör, Nur hakikatları karşısında çözülüyordu artık... Tekrar görüşmek ümidiyle ayrıldığımız zaman gözlerinin içi gülmekteydi.
'Allah'a binlerce hamdolsun ki, kendisiyle ikinci kez buluştuğumuz zaman, epeyce uzayan sohbet sonunda, şehadet parmağı havaya kalkarak, gözyaşları arasında, âdeta bütün küfür âlemine haykırırcasına Müslümanlığını ilân etti. Gece yarısını geçerek ayrıldı ve namaz kılmayı öğrenmek için, sabah erkenden geleceğini söyledi.
"İple çekmiştim sabahı olmasını... Gözlerim saatlerce onun kapıyı açıp içeri girmesini bekledi. Ama ne yazık ki, vakit öğle olmasına rağmen o hâlâ görünürlerde yoktu. Endişeyle, evini telefonla aradım.
"Karşımda titrek sesli bir yabancı vardı.
"Profesör nerede?' dedim."
"Siz Salih Bey misiniz?' diye atıldı."
"Evet' dedim."
"Gece bir kalp krizinden öldü ve ölürken de sizi sayıklıyordu' dedi."
"Oğluymuş. Genç devam etti.:
"Ölmeden iki saat kadar önce bizleri topladı. Uzun uzun izahatlardan sonra bizim de Müslüman olmamızı istedi. Ben, annem ve kızkardeşim babamın anlattıklarını uygun bularak Müslüman olmuştuk. Sabahleyin de namaz kılmayı öğrenmek için, birlikte yanınıza gelecekti.'
'Yığıla kalmıştım. Yâ Rabbi, Senin Azamet-i Kibriyan önünde başımı kaldırmamak üzere secdeye kapanmak istiyorum. Çünkü sen bize, isyan ve küfürle dolu kap kara bir ömrü, bir saatte aydınlatabilen Risale-i Nur gibi bir hakikat nasip ettin. Bu ne büyük bir nimet Allah'ım! Bu ne tükenmez bir hazinedir! Zerratımız adedince kendimizi, Senin rızan yolunda feda etsek, yine şanına layık hamd etmiş olamayız.
"Aziz kardeşim, bir takdis-i nimet tarzında ifade edeyim ki, bir ömür boyu mâşukunun sevdasıyla tel tel eriyen hasretli kavuşma gününü nasıl iple çekerse, Resulullaha ve Üstadıma kavuşma anımı iple çekiyorum. Bekliyorum, o anı... Azrail Aleyhisselâmın kafımı açmasını bekliyorum. Ölümle aramda incecik bir perde kaldı. Kefenim ve sabunum başucumda duruyor. Cenab-ı Hak, son nefesimizde de Nur talebesi olmak bahtiyarlığını nasip etsin.
"Dualarınızı bekliyorum."
12.12.1984
SALİH GÖKKAYA
__________________
[B]"Ne kadar az bilirseniz; o kadar siddetle müdafaa edersiniz"
BERTHARD RUSSEL[/B]
Elifcik is offline  
Eski22-10-05, 14:58  #9
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604

Alıntı:
"Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükâfat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Vay, yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım, veya alkışlanacakmışım neye yarar?'
"Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çiyanları insafa getirir mi? Söyleyin, bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.
"İtiraf etmek zorundayım;
"Ben Allah'a, Peygambere ve âhirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kâinatın bir Yaratıcısı, şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır... Bence ölüm de son olmamalıdır...
"Mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar.
Burdaki uslübu iyice inceleyin.İslamcularınkiyle ne kadar benziyor değil mi! Dikkatli bir kez daha okuduğumda asparagas olduğuna kesinkes karar verdim.
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline  
Eski22-10-05, 15:03  #10
Antioksidan
Forum Kurucu Üyesi
 
Antioksidan'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2005
Ülke / Şehir: 23185
Mesajlar: 3,827

Eğer Tito ölürken yakınında bu kadar çok insan varsa ve bu denli önemli bir anının doğruluğu başka ülkelerin kaynaklarına da geçip geçmemesiyle doğrudan ilintilidir. Bunu araştırıp buraya yazacağım.

Ayrıca Essence'a da katılmadan edemiyorum.
__________________
En güzel besinler, içinde antioksidan barındıranlardır :)
Antioksidan is offline  
 


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Güney Kıbrısda tarihi maç solfej Konu Dışı 9 27-07-05 22:42
C Programlama Dilinin Tarihi petricli Bilişim 0 14-06-05 11:27
Yeni oyunların çıkış tarihleri petricli Bilişim 0 08-06-05 18:22


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 14:45.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz