"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



 



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Düş Kırıklığı

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski04-05-07, 01:00  #1
dırbaz
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 36
Düş Kırıklığı



sahil kentlerinden birinde,zaman gece yarısına evrilirken karanlık,şehrin üstüne bir kabus gibi çöküyordu.Yaz mevsiminin o kırılgan serinliği,sıcaklığın öfkeli duruşuna karşı denizin kokusuna usulca sokuluyordu ve caddeleri,sokakları gizemli bir ilerleyişle dolduruyordu

Kentin en yoksul mahallelerinden birinde,derme çatma bir evin ikinci katında talihine küsmüş bir adamın kaybettiği zamana duyduğu öfkesi yükseliyordu;ruhunun derinliğindeki yalnızlığı elinde kalan son fotoğrafıyla dağıtmaya çalışıyordu....................................... ........

dırbaz Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 04-05-07 12:58 .Sebep: virgül eksikliği
dırbaz is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski04-05-07, 23:20  #2
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

Hani o şehrin adına izmir deseniz, semti de yoksul olmasa, ne de ev derme çatma, katı da iki değil dokuz olsa, adam da adam değil bayan olsa, siz kendinizi benimle mi karıştırdınız yoksa, odamda ne işiniz var diyeceğim!

Ben de bilgisayarımda kaybetmek üzere olduğum fotoğrafa bakıyorum. Hem de epeyden beri. Boşuna bakmayın siz de, işe yaramıyor, hiç bir şey dağılmıyor.
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski06-05-07, 10:24  #3
dırbaz
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 36
Düş kırıklığı 2

Bir süre sonra fotoğraftan umduğunu bulamayınca,iki elini çenesinin altında birleştirip dizlerine dayadı,böylece karmaşık duygular eşliğinde acı duymayı özleyen yanlarına karşı koymak için kendi köşesine çekilmiş oldu.Hiç kimsenin kendisi kadar yalnız olduğunu düşünmüyordu,bu düşünce onun yalnız kaldığı için değil,yalnız olduğunu bildiği için ağrına gidiyordu.İkisi arasındaki ince çizgiyi yıllarca çektiklerinden anlıyordu;ancak mutlu olmanın yolunun derin acılardan geçtiğini,bu derin acıların kasvetli bir yalnızlığa sürüklediğini biliyordu.Bütün bunlar zaman ekseninde keskin bir yaraya dönüşünce ağrına gidiyordu.Özellikle günün ikindiye evrildiği kısmında kentin en işlek caddelerinden sahile doğru insanların akan bir ırmak gibi ilerlediğini görünce talihine isyan ediyordu.Böyle durumlarda yalnızlığı ruhunun en derinliklerinde hissederek acılarından sanal bir beden yaratıyordu.Onu karşısına alıp kaba yanlarını saatlerce küfürler eşliğinde bir bir yıkıyordu;rahatladığını anladıkça duygularına kanayarak daha çok asılıyordu..........

Bir süre sonra öfkesinden deliye döndüğünü anlayıp sanal bedenin kibir yığınına dönüştüğünü görüyordu,işte o zaman kendinden utanıp yaptıklarına karşı vicdan azabı duyuyordu.

dırbaz Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-05-07 11:29 .
dırbaz is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski06-05-07, 14:48  #4
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

Düşündüm de şimdi, aynı hislerle dolanıp durmuştum ben de kendimi dışarı attığımda. Ayaklarım aynı yanlızlıkla, aynı isyanla atıyordu adımlarını. Sonra bir bankta aldım soluğu. Eve koşup acı duymaya devam etmenin böyle dışarıdaki hareketi, aydınlığı, mutlu mutlu insanları görmekten daha az mutsuzluk vereceğini düşünüp gerisin geri dönmüştüm.

Kibirli insan kibrinin farkına varamaz ki! Üstelik kibirli insan acı da çekmez, vicdan azabı da. Sizinkini bilemem ama bendekinin öyle olmadığını söyleyebilirim rahatlıkla. Yapılanlardan, hissedilenlerden, masumiyet varsa, ne vicdan azabı ne utanma duymadan önce, haksızlık etmeden yani, bir kez daha düşünseniz...

"Sahilin en tenha yerinde bir banka oturup uzun uzun denizi seyretti sonra herkes gibi. Yani dünyanın haberi olmadan kendisi için küçük de olsa uzun zamandır ilk kez bir şey yapmıştı acılarından kurtulmak için. Dışarıdaki hayatta ona ait, onu çeken bir şey yoktu. Zaten hiç olmamıştı da. Belki de o yüzden saklanıp durdu o dört duvar arasında yıllar yılı. Daha kolay geliyordu dünyaya ait hiç bir şeyi bilmeden, öğrenmeden çekmek acısını. Nereye gitse her şey oraya içiyle beraber gidiyordu hem zaten. Kurtulamıyordu.

Küfür de edemiyordu ki çıkarıp atsın içinden. Çıkamıyordu öyle şeyler ağzından. Bilmiyordu küfretmesini, utanıyordu. Öğretmemişlerdi de nasıl edileceğini. Bir kez daha dökülen yanlarını topluyor, gerisin geri evine doğru yollanıyordu..."
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)

mayıs Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 07-05-07 20:58 .
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-05-07, 05:06  #5
dırbaz
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 36
Düş kırıklığı 3

Böylece ruhunun arındığını düşünerek oturduğu yerden sağına-soluna bakıp zamanın gün içindeki konumunu kestirmeye çalışırdı.Karanlığı görünce gece olduğunu anlayıp an üzerinde kaybettiği küçük şeylere umarsızca yanardı;sonra bu düşüncesinden onca yaşadıklarını anımsayarak vazgeçerdi.
"Ölüme yaklaşmanın formülü bu" derdi,"Hayatın insanlara oynadığı cilve bu"
Ardından bulunduğu yerden doğrularak çakırkeyf bir vaziyette acı içinde kıvranıp salona geçerdi.Bir süre bekledikten sonra kitaplığın bulunduğu duvar tarafına yönelerek sesli düşünmeye başlardı;tıpkı oyuncağını kaptırmış bir çocuğun eve dönerken hem ağlayıp hem söylendiği gibi.
"Yalnızlık bir tercih meselesi olamaz,olsa bile acı çekmek için bir gerekçe sayılamaz"diyordu."Peki böyle bir durumda yalnız olan her insan acı çekmek için başka bir gerekçe bulması zorunlu mu? Eğer zorunludur diyorsak,o zaman bu zorunluluk ya bir kuruntu ya da kirlenmiş yanımıza sebep olacak gizli bir yaramız olmalıdır" diyordu."Kuruntu olmayacağına göre peki bu yara ne olmalıydı öyleyse!" diyordu."Ya okuduğumuz onca kitaplara ne demeli,onları hayatımızın neresine koymalı;yalnızlığımıza mı yoksa coşkuyla beklediğimiz o hiç gelmeyen sevdamıza mı,gizli yaramız olacak kadar açıklayıcı olabilir mi bu?Neden bir insan acı çeksin! Acı,insan ruhundaki kibirli bir beklentinin ürünü mü,yoksa çıtayı yüksek tutmanın bir sonucu mu!"diyordu.....(devamı gelecek)

dırbaz Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 07-05-07 13:41 .Sebep: eksik soruyu tamamlama
dırbaz is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-05-07, 21:53  #6
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632


Benim görüşüm; yalnızlık bir tercih meselesi olarak oluşmaz, başlamaz. Etraftaki insanlar, yaşanılanlar, koşullar insanı yalnızlığın içine yavaş yavaş sürükler ve yerleştirir. Zamanla neşeli, hayat dolu, heyecanlı yanlarını alıp götürür. Yerine hüznü, sessizliği, uysallığı, boyun eğmeyi, durgunluğu, hissizliği, tepkisizliği, güvensizliği, korkuyu ve diğer insanlardan uzaklığı koyar yerine. Bazen farkında bile olmaz insan. Nasıl o noktaya geldiğini, nasıl değiştiğini. Bazen de bilir nasıl o hale geldiğini. Sebebini, şekillenişini ama durduramadığı için elinden de bir şey gelmez. Zaten isteksizdir de ya da izin verilmemiştir direnmesine. Kendiliğinden yalnızlığı sevmeye, alışmaya, yeni bir karaktere bürünmeye başlar insan böylece.

Sebep her neyse ne işte. Yalnızlık bazı hayatların, daha da öte bazı karakterlerin kaçınılmaz sonudur. Ve ne yazık ki acı çekmek için her türlü gerekçeyi de barındırır içinde. Çünkü zaten o gerekçelerin neticesidir. Bulmasına gerek kalmaz yani. Genelde her şey birbirine ilintilidir. Elbette ki acı çekilecek, hatta yalnızlığı sevmeye başlamışsa insan acı çekmeye de alışmışsa üstelik umursamamaya başlar acıyı. Başka türlüsünü, yani mutluluk hissini bilmediği için de mutsuz olduğunu hissetmez. Taa ki bir gün bir şey, biri, bir olay, bir his bunu fark ettirip hissettirinceye kadar.

Bütün bunların herkes için bu şekilde olduğunu sanmıyorum. Bazı insanlar asla bu duruma girmezler. Onlar hayata daha çok mantık çerçevesinde bakıp, duygulardan pek fazla etkilenmezler. Çabucak kabuk değiştirip, doldurabilirler boşlukları. Sözüm onlara değil zaten.

Bazı insan için kuruntu olamayacak kadar gerçektir yaşanılanlar. O yüzden o kadar da basit değil bunların oluşması, bu noktaya gelmek. Kirlenmişlik, kendi kötülüğü ya da yanlışı yüzünden oluşması da herkes için geçerli değildir. Bazen yaşamın en başından oluşmaya başlar. Ne kirlenmeye, ne yanlışa, ne de kötülüğe vakit bulamadan, hatta en küçük yanlış yapma hakkına bile sahip olamadan ulaşır bu noktaya. Bu yara çoğunlukla insanlık yarasıdır hatta. Çoğunlukla insanlardır sebebi. İçinde insanın olmadığı, oluşturmadığı hiçbir acı yoktur dünyada sanki. Benim açımdan geçerli en azından.

Dediğiniz gibi kitaplar, yazılar, düşler… hep oyalanma neticesi. Yaşamıyor olmaktan gelişen bir zorunluluk, yaratıcılık. Onları böyle bir durumdayken alıp baş köşeye koymalı tabi ki. Öylesine yalnızlığın ortasında önemli ve değerliler ki. Değerli insan gibi. Sığınak gibi. Sevgili gibi. Sırdaş gibi. Sessizliğin, hissizliğin ortasında bir ses, yaşama hissi gibi. Hatta nefes almak gibi onlarla iletişim kurmak.

Neden ille de kibir? Neden tersi olmasın? Neden bulunulan çıtanın durduğu ve beklediği yer yanlış olsun ve acıya sebep olsun? İnsan o noktadaysa kendi doğru durduğu yer ve olması gereken orasıdır ve o yerin beklentisi değildir acının sebebi. Yine insanlardır. Öyle olduğu hissini insana vererek suçluluk hissi uyandırmaya çalışırlar. Tabi her hayat, her karakter için bunlar değişir. Benim yaşayarak öğrendiklerim bunlardan ibaret.

“ Etrafımdaki herkesin zoruyla yapmak zorunda kaldığım yanlışların, yakınına düşürüldüğüm yalnızlığın mağduruyken, kendim de yanlış yapacak, çıtayı düşürecek kadar acıya duyarsız değilim!…”
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)

mayıs Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 07-05-07 21:58 .
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-05-07, 14:11  #7
dırbaz
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 36
Düş Kırıklığı 4

Tüm bu soruların cevabından önce iyi bir uyku çekmeliydi,ama bu yürek acısı içinde hangi mutluluk onu yatağa huzur içinde götürebilirdi ki!

Göğüs boşluğundan kasıklarına doğru belirgin bir ağrı hissediyordu,bu her zaman olan bir şey değildi;ne zaman kendini yalnız hissetse,çektiği acılarla birlikte bu ağrı hemen gelip bedenine yerleşirdi.Öyle bir an gelirdiki,bu ağrılardan çektiği sancılar bütün benliğini kor ateşler gibi sarar ve cayır cayır yanmasına neden olurdu.Böyle durumlarda zorlukla hareket etmesine karşın elini havaya kaldırır ve boşlukta hiç gelmeyeceğini bildiği annesini soluksuzca aramaya başlardı.Uzunca bir arayışın ardından o sevgi dolu ellere dokunmadığını anlayınca yorgun düşerdi ve böylece hayalleri;onu bir paramak büyüklüğündeki o coşkulu çocukluk yıllarına,anne şefkati özlemi içinde alıp götürürdü.Taki çektiği o dayanılması güç keskin nöbetlerin kapısına dayanıp kendinden geçene dek bu böyle sürerdi.

Bü düşünceler içinde ürkekçe dolaşırken gözüne en sevdiği kitabı ilişti.......(devamı gelecek)

dırbaz Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-05-07 14:40 .
dırbaz is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski12-05-07, 17:55  #8
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

Kaç zamanın uykusuzluğu var ki hâlâ uyanılmıyor?!
Kaybettiklerimiz de, bizi uyandıracaklar da ne yazık ki yaşamıyor artık bu hayatta. Yoksa onlar var diye düşlerden kalkılmak mı istenimyor?
Keşke hep onlarla orada öylece kalınsa...

Sevgili dostum; kalkmalı ve yarım kalan işleri tamamlamalı..
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-05-07, 21:18  #9
dırbaz
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 36
Düş Kırıklığı 5

Sabah uyanınca nasıl olduğunu kendisinin de bilmediği bir durumla karşılaşmış oldu;dün gece en son anımsadığı şeyin en çok sevmiş olduğu kitabını izlemiş olmasıydı,ancak gözlerini açıp kendini yatağının içinde uzanmış vaziyette bulunca çok şaşırmıştı,yatağa nasıl girmiş olduğuna dair herhangi bir fikre sahip değildi,bunun üzerine hafızasını yokladı,ancak ulaşmayı istediği sonuca bir türlü ulaşamyınca korkuyla karışık bir endişenin içine sürüklendi.İçerde birinin olmasına ihtimal vermediği halde belli belirsiz sesler işitmeye başlamıştı.Çok geçmeden duydukları şeylerin basit bir kuruntudan ibaret olduğunu anlayınca derin bir nefes alarak her sabah olduğu gibi önce yatağının içinde,sonra da günün havasını öğrenmek için arka sokağa bakan yatak odası penceresinin önünde bir süre bekledi.Havanın tam istediği gibi olması onu sevindirmişti;ne zaman yağmur öncesi bir havanın olduğunu görse hemen hazırlanır ve şehirin doğusunda bulunan çamlıklıklarla dolu yüksekçe bir tepeye çıkar ve şehiri çaprazdan gören bir noktadan olup bitenleri seyretmeye bayılırdı.Bu onu çok mutlu ettiği gibi ruhunun sahip olduğu tüm kasveti de dağıtmasına neden oluyordu.Birden aklına saatin kaç olduğu geldi,zamanın epey ilerlemiş olduğunu anlayınca hemen banyo yolunu tuttu ve bir süre sonra yüzünü yıkamış bir şekilde elinde havlusuyla banyodan çıktı,bu fırsatı hiç kaçırmaya niyeti olmadığı kaşla göz arasında giyinmesinden belli oluyordu.
Dış kapıdan adımını atar atmaz yağmurun hafifçe yağdığını koluna deyen su damlasından anladı,fazla vakit kaybetmeden herzaman oturduğu tepesine ulaşmalıydı,bunun üzerine hareket edip hızlı adımlarla yan sokaktan yokuşa çıkan merdivenli bayırı çıkıp çamlıklar arasından gözden kayboldu.

Ulaşmayı düşündüğü tepeye vardığında hiç hesaba katmadığı bir durumla karşılaştı,sürekli oturmuş olduğu yere birinin ondan önce böyle yağmurlu bir havada gelip yerleşmiş olması onu şaşırtmıştı,bir süre bu şaşkınlıktan kendini alamadı,ardından toparlanarak oturan kişiyi seçmek adına ona paralel yönde hareket edip yaklaşmaya çalıştı.Ancak oturan kişinin manzarayı seyretmek yerine başını,bağdaş kurduğu bacaklarına gömmüş olması ve eline almış olduğu çubukla önündeki çimlere belli belirsiz halkalar çizmesi görüş açısını zorlaştırmıştı.Bir süre hiç sesini çıkarmadan bekledi,bu süre içinde aklından binbir türlü düşünce gelip geçti,derken oturan kişinin nihayet onu farkettiğini gördü,bu onu sevindirmişti,enazından durumu öğrenmek için ona konuşma fırsatı doğmuştu.Ancak o da ne! Deminden beri karşısında duran kişinin,beklentisinin aksine erkek değil de orta yaşlı bir kadın çıkmıştı.Birden yüreğinde derin bir heyecan duydu,ruhu,yıllarca hiç konuşmadığı ve her zaman narin olduklarına inandığı,ve hiçbir zaman onlardan yana iltifatlarını eksik etmediğini,her birinin ayrı bir kokuya sahip olduğunu düşündüğü kadındı.Az önce söylemeyi düşündüğü her şeyi unutuvermişti birden,oysa kendisi kadar gizemli olan ve böylesine yağmurlu bir günde onun her zaman oturduğu yere oturmuş olan ve kafasında erkek olarak canlandırdığı kişiye söyleyecek çok şeyi vardı.Az sonra kadının ona doğru yöneldiğini ve ona baktığını farketti.Bu onu daha da heyecanlandırıp soluksuz bırakmıştı.Derken kadının dudaklarından;
"Ne garip değil mi!" sözcükleri dökülüverdi.
Kadından başka söz işitmeyince,bunu fırsattan çok bir zorunluluk gibi sayarak uzun süre konuşmamış olmanın ve yüreğinde kadına karşı duyduğu derin heyecanın vermiş olduğu korku ve endişe içinde
"Garip olan ikimizi bu yağmurun merhametine sürükleyen ortak talihimizdir" dedi.
Kadının buna bir süre tepkisiz kalması ona yanlış bir şey söylemiş olduğunu düşündürdü.........(devamı gelecek)

dırbaz Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 30-05-07 23:44 .Sebep: cümle düşüklüğü
dırbaz is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski01-06-07, 14:27  #10
abromoviç
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 9

Sn Dırbaz,Düş Kırıklığı ile ilgili tüm yazılarını okudum,üslubun ve kullandığın dilbilgisi oldukça iyi,yalnız olayın akışı ve ulaşmak istediğin hedef bana göre biraz karışık.Nedenine gelince,okuduklarımdan anladığım kadarıyla derin bir yalnızlığı yaşıyorsunuz,bunu paylaşacak kimseyi bulamayınca enazından bu yalnızlığınızda kaybolmak adına kendinizi avutan bir uğraş olarak görüyorsunuz,bu da ister istemez yazdıklarınıza bir karışıklık katıyor.Ne yazdığınızı daha iyi seçerseniz başarılı bir sonuç elde edebilirsiniz.
abromoviç is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
İki kişilik düş korosu T.K Öykü ve Denemeleriniz 72 05-07-08 03:02
Gökçe'nin düş zerrecikleri gökçeşair Şiirleriniz 131 25-02-08 11:41
Bu da benim rüyam! mayıs Öykü ve Denemeleriniz 119 07-09-07 22:30


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 02:39.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz