| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mesajlar: 28
| DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN!2.. Derleyen: CEMİL DENK E. Albay, araştırmacı yazar. 0532 217 88 11/ 7 Kasım 2005 Türkiye hakkında daima çifte standart uygulamalar yapan AB üyesi ülkeler “soykırım anıtı dikiyorlar, PKK hamiliği yapıyorlar.” Kendi ülkelerine yapılan en küçük bir saldırıyı terörist hareket, yapanı terörist ilan ediyorlar, Türkiye’de masum insanları öldüren bir teröristi, Fehriye Erdal’ı “Cinayeti tam otomatik silahla işlemediği için yargılamayacaklarını” söylüyorlar. Güler misin ağlar mısın? Yoksa!… Dışişleri Bakanı’mız Abdullah Gül açıklıyor: “Türkiye, Bayrama çok farklı ve güçlü bir şekilde girmiştir.” Başbakan Recep Tayyib Erdoğan açıklıyor: “işsizlik, açlık azaldı”, “halkın yüzü gülmeye başladı”Aynı gün Gözcü Gazetesi bir miktar yardım için birbirlerini ezen insanları gösteren bir fotoğraf yayımladı. Altında şöyle yazıyordu: “Milleti Dilenci Yaptılar!” Fakir fukara garip guraba Bayram’a doğalgaza % 5 zam kazığıyla giriyor. AKP’ iktidarına yakın olanlar, torba kömürlerini alacaklar ve doğalgaz zammından kurtulacaklar. Memurlar, işçiler, işsizler, titremeye devam.. İftar Çadırları söküldü açlık başladı. Bayram gelmiş neyime?!.. Ankara’da Ümit Köyde’ki Angora Evleri’nin Cadde ve Sokaklarının adları dini motiflerle değiştirildi: Sakız Hanım-(Zemzem), Masumlar-(Mevlana), Gün Işığı-(Medrese), Gündönümü- (Müderris), Angora Bulvarı- (Saltoğlu Bulvarı- Belediye Bşk. Yrd.) Gazeteler. Başbakan Erdoğan, “KKTC’yi de pazarlarım” demiş, Türkiye’yi pazarlayanlar için küçük bir iş!.. “İçeride milleti azarlıyorlar, dışarıda ülkeyi pazarlıyorlar!” Mustafa Balbay-Cumhuriyet Bir bakan, üstelik hukukçu, üstelik kadın ve anne olan bir insan, çocukları yuvalarındaki şiddet olaylarına karşı “İnsan olan yerde şiddet vardır” diyerek kendisine bağlı bir kurumu savunuyor. Sonra da çocukları kucaklayıp öpmeler, uçağa bindirip İstanbul’a götürmeler! Tam bir tiyatro! “Kıbrıs’ın feda edilmesi, Sözde Ermeni Soykırımı’nın kabul edilmesi, Türkiye’nin eyaletlere bölünmesini getirecek, Kürtlerin ve Alevilerin azınlık olarak kabul edilmesinin istenmesi, Bir kap sıcak yemeğe muhtaç milyonlarca insanın içleri yakan duruma getirilmesi... 29 milyon insan yoksulluk sınırında, 3 milyon insan ise açlık sınırında. Esnaf peş peşe kepenk kapatıyor. İnsanlar işsizlikten intihar ediyor. Gasp, kapkaç, hırsızlık olaylarında % 70’lik artış var. Hep aynı terane; “işler makro düzeyde iyi gidiyor. Bu iyilik zamanla sokaktaki vatandaşlara da yansıyacak!”.. Yani ölme eşeğim ölme!. Aç, yoksul, işsiz aşsız halk Patlama noktasında.. İktidardakiler bu gerçeği göremiyor, daha doğrusu görmek istemiyorlar. Halk sandıkta bir patlarsa o zaman gözleri açılır, kulakları duyar, akılları başlarına gelir. Halk bunu yapmalıdır. Yapacaktır.. İç Hizmet Kanunu’nun 35’nci Maddesi TSK’nin görevini tanımlamaktadır ve Atatürk’ün döneminde, 1935 yılında Anayasaya (Teşkilatı Esasiye) konmuş olan tanımın aynısıdır: TSK’nin vazifesi: Türk Yurdunu ve Cumhuriyeti’ni dâhili ve harici düşmanlarına karşı korumak ve kollamaktır” Acaba TSK’ darbe ya da müdahalelerini 35’nci madde olmasa yapmaz mıydı? Bal gibi yaparlardı. Çünkü müdahale yapacak kişilerin, ya da kurumun hukuki bir gerekçeye hiç gereksinimi yoktur. Üstelik TSK, hiçbir hareketinden sonra yönetimde kalmamıştır. Her hareketten altı ay evvelinden başlayan, “Askerlerimiz Nerede?” diyerek orduyu göreve çağıran, her darbe ya da askeri girişimi, heyecanla karşılayan halkın, sokakta gördüğü askerlerin boynuna sarılması, onlara alkış tutması da mı kanun gereğidir? Bu madde olmazsa da fiili durum yaşanabilir. Darbe adı üstünde hukuk dışı bir eylemdir. Yasaya “İhtilal yapmak yasaktır” yazacağınıza ihtilali gerektiren ortamı yaratmayın! İsmet İnönü’nün dediği gibi; “Şartlar tamam olursa ihtilal vacip olur” temel sorun Cumhuriyet’in korunmasıdır. Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla yaşatılmasıdır. “Bilin ki rejimin geleceği tehlikeye girdiği an yetkili organların 35. maddeye ihtiyacı yoktur. Darbeyi yapan, yasa masa dinlemez. Darbeyi yapar, gerekeni saf dışı bırakır. Rejimi rayına oturtturur. Her asker göreve, “Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyacağına” ilişkin yeminle başlar.” Hayri Balta EN BÜYÜK ASKER BİZİM ASKER, EN SABIRLI ASKER BİZİM ASKER!.. |
| #2 | |
Mesajlar: n/a
| konu Atatürk'ün Dine ve Laiklik'e Bakışı ne Atatürk var ne laiklik var ne de din var |
| #3 | |
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 1,650
| Ortada bazıları gerçekten haklı eleştiriler var. ANcak Sayın Spartaküs'ün de dediği gibi. BU olumsuzlukların Laiklikle, Atatürk le ne ilgisi var. Eğer ki yazı bu kadarsa, tipik bir "Atatürk'ün, laikliğin, ardına sığınıp prim yapma" yaklaşımı ortaya çıkar. Belki devamı gelir. Bekleyelim. __________________
Beni öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar. Beyin Fırtınası Geri Döndü |
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Ben de sayin Spartaküs ve sayin Ibra gibi düsünüyorum. __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal |
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005
Mesajlar: 28
| değerli dotlarım beni , yazdığım bu yazıda eleştirmenizi saygıyla ve şükranla karşışıyorum Bu benim bu sitede yaptığım "deneme" çalışmamdır. bu konuyo buradan çekiyorum ve AKP bölümünde yayımlayacağım. saygılarımla.. cemil denk |
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341
| Alıntı:
Önemli olan ise, rejimin hangi raya oturtulacagidir. Cumhuriyeti, silahli güclerin korumasi güc degildir. Ancak, bu korumanin sonunda kimin isine yarayacagi hakkinda daha aydinlatici bilgileriniz var mi? Yani bir anlamda sizin düsüncelerinizin, islam sentezci Osm.ittihat yanlisi askeri güc yanlisi mi, yoksa gercekten laik-demokratik bir devlet gücleri yanlisi mi oldugunu merak ediyorum. Bu konuda acik sözlü düsüncelerinizi bekleriz. saygilar __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal canugur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-11-05 12:56 . | |
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2005
Mesajlar: 64
| Laiklik hakkında pek bir şey göremedim ama şunu söylemek istiyorum. Laiklik bize en kısa tanımı olarak yıllardan beri *Din ve Devlet işlerinin biribirinden ayırmak* diye öğrettiler gerek okulda gerek toplum içinde.Bu tanımdan yola çıkarsak ortada bir yanlış olduğunu görürsünüz.Madem Laiklik Din ve Devlet işlerinin biribirinden ayırmaksa o zaman niye diyanet Devlete bağlı halen. Ülkemizde yaşayan pek çok sayıda inançsız insan var.Ama Bu insanlar inanmadıkları halde dolaylı olarakların imamarın parasını kendi verdikleri vergilerle ödüyorlar.O zaman hani biz laik bir ülkeydik.Bence ortada bir kavram karmaşası var. __________________
Karanlığa Küfretceğine Mum Yak |
| #8 | ||
Ayrıldı
Giriş Tarihi: Aug 2007 Ülke / Şehir: Istanbul
Mesajlar: 787
| Alıntı:
Aslında burda sorulması gereken soru bu değil. Din ve devlet işleriayrı ise, neden devlet din işlerine burnunu sokup duruyor? Diğer taraftan Müslüman toplumların oluşturduğu tüm yerlerde Din'e bağlı kurumlar olmuştur olmak da zorundadır. Hele ki İslam kökeni olan toplumsanız. Diyanet İşleri de, Osmanlıdaki Darul Hikmetül İslamiye'nin bir devamı. O zamanlarda başta Mehmet Akif, Bediüzzaman Said Nursi ve Elmalılı Hamdi vardı. Din işleri her zaman tek bir yerde toplanmak zorundadır ve çok kesin bir kaynak olarak yararlanılabilecek ve danışılacak bir taraf olmalıdır. Diğer taraftan bildiğiniz gibi ülkemizde cumhuriyetin ilanından sonra tüm medreseler kapatılmış ve dini eğitim veren yerler kalmamıştı. Hatta iş daha da ileri götürülerek camilerde yıkılmıştı. Eminönünde 120 cami'nin ismi var kendileri yok. Eminönü Müftülüğünden bilgi alabilirsiniz. Bu topraklar Müslüman topraklardır. Kabul edilmiyor olabilir ama gerçek budur. Nasıl ki Avrupa ülkeleri Hıristiyan kimlikleri ile biliniyorsa biz de bu şekilde bilinmekteyiz. Din, toplumu çok hassas bir yön ile etkileyen unsurdur. "Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli, ezeli yurdumun üzerinde ilelebet inlemeli" Görüldüğü gibi marşımızda bile din unsuru bulunmakta. Dolayısı ile bu topraklar İslam ruhuna bağlı kişilerce kurtarılmıştır. "Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda" Şüheda şehadet anlamında kullanılıyor burada. Şehadet de İslam yolunda varılan bir noktadır. Bu ülke İslam kökenlidir. Dine saygısı yoksa birisinin, yaşadığı ülkenin bayrağına saygısı olmalı. O bayrak ve Marş din'e sarılmış ise hele geçmişte ya saygı gösterilmeli ya da susulmalıdır. Şu anki bu dine karşı alınan cephe ile, bu toprakların bağımsızlığa kavuşmasında kan döken şehitlerimizin iman ruhuna tükürmek yatmaktadır. Ama Bu insanlar inanmadıkları halde dolaylı olarakların imamarın parasını kendi verdikleri vergilerle ödüyorlar.Camiler vergilerle değil bağışlar ile onarılıyor. Yeni yapılanlar da sağolsun yine yapılan bağışlar sayesindedir. Bu ülkede devlet parası ile cami yapılsa kıyamet kopardı herhalde. Sadece tarihi eser özelliği çok kıymet taşıyan eserler "dine hizmet" ten ziyade tarihi eser vasfı ile korunmaya alınmaktadır. Bence ortada bir kavram karmaşası var. Ortada aslında bir kavram karmaşası değil, oturtulmamış bozuk bir kavram bulunuyor. Yani laiklik kavramını git gide dinsizliğe dayayan kesim yüzünden sürekli olarak dini özgürlüklere kısıtlamalar konuluyor. Lütfen camiye gidip namaz kılmayı bir özgürlük olarak nitelemeyin. Tenezzülen izin verilmiş gibi olur. Burası Müslüman bir toplum. İçinde farklılıklar olsa bile bu böyle. Teşekkürler __________________
Hoyrat Bir Rüzgâr Artık Zaman, Geriye Kalan Ancak İman... Yusufi Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 13-08-07 11:29 . | |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|