"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



 



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Bir Hikaye (gereksiz açıklamalı)

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski19-05-07, 19:07  #1
Godot
 
Godot'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
Bir Hikaye (gereksiz açıklamalı)



hikaye

gel sana bir hikaye anlatayım.bunu söyleyip de kafamdan bir hikaye uyduracağımı mı sandın.evet zeki birisin daha doğrusu ileri görüşlüsün en az bir yarasa kadar, ne olacağını anlıyorsun da önünden geçenleri göremiyorsun, o dürbün sana doğuştan verilmedi çıkar onu... (burda hikayecimiz repçilerin tavırlarından etkilenmiş olacak ki yok yere sinirlenip süslü cümleler kuruyor ve hiç dinlemediği bir şeyden etkilenmesi de onun ne kadar gözlemci bir sanatçı olduğunu gösteriyor)

bu hikayeye göre insanların hepsi başıboş, işsiz ve bir arada yaşıyorlardı.sınıf farkı yoktu, hepsi aynı okulda aynı sınıfa giderdi (hikayecimiz absürd abartı ve soğuk espiri ile okuyucunun kafasını karıştırıp düşüncesini yormasını sağlıyor)

hem öğretmenleriyle de yaşıttılar, (arapça:akrandılar)

bu insanlardan birkaç tanesi, içinde bulundukları durumun çok saçma olduğunu ve bir an önce bu bozukluğu düzeltmeleri gerektiğini diğerlerine söylediler... (hikayecimiz burda naturalist bir bakışla anlatıyor)

diğerlerinin yüzünde birer gülümseme belirdi, hiç gülmeye niyetleri olmadığı halde bu öneriyi getirenler de onlarla beraber güldüler. (hikayecimiz sınıf farkının olmadığını tekrar hatırlatma amaçlı örnekler veriyor)

çünkü hepsi eşitti ve sınıf farkı yoktu; hepsi aynı derecede mutluydu hepsinin evi aynı modeldi, hepsinin suratları birbirine benzerdi,hepsinin birbirine aynı miktarda borcu vardı ve nedense bunu borç olarak görüyorlardı. (hikayecimiz kendi yarattığı kahramanların saçmalığının kendinden gelmediğini, kahramanların zaten bu şekilde olduklarını savunuyor)

bu insanların evinde aynı miktarda ekmek ve zeytin vardı, böyle yaşarlardı... (anlatmaya devam ediyor)

birisi bir cinayet işleyince ölen adamın eline bir silah verilip katili öldürmesini sağlarlardı, tabii burda bir destekçi ve kurada çekilen yardımcı insan ölünün elinden tutup onun parmağını tetiğe iterdi... (hikayecimiz okuyucunun ölü adam nasıl tetiği çeker diye sormasına hemen engel olmak için bu açıklamayı yapıyor)

katil itiraz etmeden orada durur ve yaptığının cezasına katlanırdı ( aslında itiraz ederdi ama ben yine de açıklamıcam bunu açıklamamaya dair hikayeciden söz aldım yada söz verdim bilmiyorum ikisinden biri)

bu yaşayış içinde (hikayeci paragraf yapıyor) aralarındaki üç dört kişinin bu ilginç ve anlamsız fikrini duyunca çok şaşırdılar, güldüler ve gülmekten yorulduklarında başka bir şey yapmaları gerektiğini düşündüler ve hep bir ağızdan tamam dediler (hikayecimiz bu insanların gerektiğinde tek yürek olabileceklerini okuyucuya anlatmaya çalışıyor)

sonra bu bozukluğu düzeltmek için başka bir şehirden birsürü usta çağırdılar. (evet)
usta başının adı adalet'di. (hikayeci burda sembolik kavramlara hiç düşünmeden inanmanızı bekliyor)

diğerleri; kader, şans, kişilik, iyi, kötü ve en son da kibir geldi. (hikayeci diğer ustaların isimlerini sıralıyor)

doğruca bu köyün bozukluğunu düzeltmeye çalıştılar. (hikayeci köyde turizm patlaması olmasını istemediğinden şimdilik köyün ismini saklayıp "bu köy" gibi alelade bir isim kullanıyor)

"kibir" bir zaman sonra kibirlendi ve "kötü"yü de yanına alıp "adalet"i öldürmeye gittiler.(hikayecimiz bazı gizemli noktalama işaretlerini bildiğini gösteriyor)

"şans" da onlara yardım etti, onu öldürdüler ve "kibir" baş oldu, "kötü" onun asistanı, "kader" de onların oyuncağı oldu... (hikayeci asıl okuyucu kitlesinin çocuklar olduğunu belli ediyor)

her gün bu oyunu oynamaya devam ettiler.köydeki bozukluk giderildi, insanlar farklılaştı, farklı düşünüp kavga etmeye başladılar, adalete isyan ettiler halbuki ölenin ardından laf söylenmez bu büyük haksızlıktır...( hikayecimiz konuyla hiç alakasız bir mesaj vererek hikayesini bitiriyor)

(ben hikayecinin önüne geçmemeye çalıştım elimden geldiğince, kusurum olduysa affedin)

Godot Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-06-07 00:59 .
Godot is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-06-07, 03:24  #2
Godot
 
Godot'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
Bir imamın bildigi tüm küfürler

Bir elin parmakları neyi temsil eder,bilir misin ?
insanın yaşam safhalarını...
işte bak,serçe parmak çocuk insan,zayıflığı bilgisizliğindendir...
yüzük parmağı genç insan,zira gençler evlenip bu parmağa yüzük takarlar...
orta parmak iyice olgunlaşmış yetişkin insanı temsil eder...burada da insana pek gerçeğe yakın diyemeyiz...
işte işaret parmağı,yüzük parmağından daha olgundur,ama insanın çöküş döneminin başladığını ifade eder...
en sonunda baş parmak...o da ihtiyar insandır,insanın en güçsüz hayat safhasıdır...en kalın olduğu için en tecrübelisidir ama aşağıda kaldığı için çocuk insan kadar güçlü değildir...

bunları bana kim mi öğretti...ben düşünüp de farkettim...asla bir imamın sözleri değiller...imamın daha çok küfür ettiğini duydum,bana bunları öğretmedi...sadece anlamadığım arapça sözler söyledi...herkes gibi anlamış gibi davrandım...her şey böyle başladı.....


Not: Bu bir tepki ve eleştiri yazısıdır, Diyanet kurumunu ve imamların çoğunun meslekleriyle çelişen mizaçlarını gören saf bir çocuğun aklından geçenlerdir...
Din için herhangi bir kötüleme yoktur, eleştiriler sadece kişi ve kurumlar içindir...

Godot Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 16-06-07 03:27 .
Godot is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-06-07, 09:22  #3
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

Günaydın sn. Godot;
Bu sabah yeniden ellerimi keşfedeceğimi, bakıp düşünmeyi beklemiyordum. Sanırım en son şu konuşmalarımı yazdığım Terapistim'le! konuşurken, odamın camına yaslandığım bir anda farketmiştim ellerimi. Tek tek parmaklarımı düşünmemiştim de benim keşfettiğim, belki o an içinde bulunduğum duygular yüzündendir, aslında insanları duyu organlarıyla yaptıkları ya da yapamadıkları şeylerin üzüp mutsuz ettiğiydi. Ellerime baktım, ellerimi hep sevmişimdir (saçma bir şey ama böyle hissidiyorum) ellerimizle tutamadığımız, yapamadığımız, dokunamadığımız... şeyler için üzülüp dururuz. Şimdi yine bana bunu hatırlattınız. Yanlız yüzük parmaktan o kadar emin olmayın. Oraya artık yalandan yüzükler yerleşiyor, hatta yerleşmeyip takılmıyor, çıkarılıyor.

Bir imamın sözleri de olabilirdi aslında. Söyleyecek olanlar vardır da belki bize rast gelmedi henüz. Ben de çocukken okullar tatil olduğunda arkadaşlarım gidiyor diye heveslenmiş, bir oyun gibi gördüğümden belki onlarla birlikte camiye, kuran kursuna gitmek için ağlayıp anneme yalvarmıştı. Ama izin vermemişti. Ne işin var, sen gidemezsin dedi. İşte o gün dinler arasındaki farkı, neyin kime ait olduğunu, ne yapıp ne yapmamam gerektiğini öğrenmiştim. Cami, arapça dular benim inancıma ait değildi, yasaktı ve gidemezdim. Ama gittim! Bir sabah saat dokuzda kazağımın altına annemin çekmecesindeki eşarplardan birini alıp sokuşturdum. Kapının önüne oynayacağım diye çıktım ve arkadaşlarımın toplanıp gidişlerini bekledim. Altı kız iki erkek toplandılar ben de gidip aralarına karıştım. Ben de geleceğim dedim ve onlarla gittim. Zaten bir üst sokaktaydı cami. Avluda bir sedir vardı uzunca. Kapıdan girince diğer kızlar gibi eşarbı başıma taktım. Hatta beceremedim yardım ettiler. Ben de en ucuna iliştim. Herkesin elinde defteri vardı benim yoktu. Bir haftadır gidiyorlardı ve alfabeye başlamışlardı. Ben ilk kez girdiğim camiyi inceliyordum. Tuhaf ve yabancı bir histi. Ölüleri yıkadıkları mermer taşı görünce korkmuştum. Siyah sakkallı hoca içeriden çıkıp geldi. Kızıp vuruyormuşda çocuklara, sonradan gitmek istemeyen ama zorla gönderilen bir arkadaşımın "keşke ben de senin gibi gidemesem" dediği zaman öğrendim. Ayakta durup defterlerini açtırdı. Tek tek başladı harfleri sormaya herkese. Sonra gözü en sondaki bana ilişti. Bütün küçük görüntümle meraklı, korkak ve şaşkın bir şekilde duruyordum öylece. Bana yaklaştı, "Sen de kimsin" dedi. Korkudan hemen cevap verdim "ben de gelmek istiyorum"dedim. Aradan hain bir ses kimin kızı olduğumu, annemin göndermek istemediğini söyledi. Çok kızmıştım beni açık etmesine. Söylemeyecektim çünkü. Sonra yanıma yaklaşıp kolumdan tuttu beni kapı dışarı etti. Ben de o sinirle başımdaki eşarbı atıp söylene söylene eve gittim. TAbi annem öğrendi ve çok kızdı. Sanırım camiyle ve imamla ilgili ilk ve son tecrübem de buna benzer bir histi. Yine de dinlerle ve genel anlamda bir önyargım yok. Üstelik şu an tersine çok başka bir yerdeyim bu konuda hem de inanılmaz bir şekilde.
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)

mayıs Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 16-06-07 09:29 .
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-06-07, 10:54  #4
arzu35
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 6

Sn godot,benzetmeleriniz iyi ve önemli bir konuya değinmişsiniz,size katılıyorum.Konuyu biraz daha kapsamlı kaleme alabilirseniz belki o zaman söyleyecek birkaç şeyimiz olur.
arzu35 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-06-07, 14:12  #5
Godot
 
Godot'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279

Alıntı:
Sayın mayıs şöyle demiş:

Mesajı Göster
Günaydın sn. Godot;
Bu sabah yeniden ellerimi keşfedeceğimi, bakıp düşünmeyi beklemiyordum. Sanırım en son şu konuşmalarımı yazdığım Terapistim'le! konuşurken, odamın camına yaslandığım bir anda farketmiştim ellerimi. Tek tek parmaklarımı düşünmemiştim de benim keşfettiğim, belki o an içinde bulunduğum duygular yüzündendir, aslında insanları duyu organlarıyla yaptıkları ya da yapamadıkları şeylerin üzüp mutsuz ettiğiydi. Ellerime baktım, ellerimi hep sevmişimdir (saçma bir şey ama böyle hissidiyorum) ellerimizle tutamadığımız, yapamadığımız, dokunamadığımız... şeyler için üzülüp dururuz. Şimdi yine bana bunu hatırlattınız. Yanlız yüzük parmaktan o kadar emin olmayın. Oraya artık yalandan yüzükler yerleşiyor, hatta yerleşmeyip takılmıyor, çıkarılıyor.

Bir imamın sözleri de olabilirdi aslında. Söyleyecek olanlar vardır da belki bize rast gelmedi henüz. Ben de çocukken okullar tatil olduğunda arkadaşlarım gidiyor diye heveslenmiş, bir oyun gibi gördüğümden belki onlarla birlikte camiye, kuran kursuna gitmek için ağlayıp anneme yalvarmıştı. Ama izin vermemişti. Ne işin var, sen gidemezsin dedi. İşte o gün dinler arasındaki farkı, neyin kime ait olduğunu, ne yapıp ne yapmamam gerektiğini öğrenmiştim. Cami, arapça dular benim inancıma ait değildi, yasaktı ve gidemezdim. Ama gittim! Bir sabah saat dokuzda kazağımın altına annemin çekmecesindeki eşarplardan birini alıp sokuşturdum. Kapının önüne oynayacağım diye çıktım ve arkadaşlarımın toplanıp gidişlerini bekledim. Altı kız iki erkek toplandılar ben de gidip aralarına karıştım. Ben de geleceğim dedim ve onlarla gittim. Zaten bir üst sokaktaydı cami. Avluda bir sedir vardı uzunca. Kapıdan girince diğer kızlar gibi eşarbı başıma taktım. Hatta beceremedim yardım ettiler. Ben de en ucuna iliştim. Herkesin elinde defteri vardı benim yoktu. Bir haftadır gidiyorlardı ve alfabeye başlamışlardı. Ben ilk kez girdiğim camiyi inceliyordum. Tuhaf ve yabancı bir histi. Ölüleri yıkadıkları mermer taşı görünce korkmuştum. Siyah sakkallı hoca içeriden çıkıp geldi. Kızıp vuruyormuşda çocuklara, sonradan gitmek istemeyen ama zorla gönderilen bir arkadaşımın "keşke ben de senin gibi gidemesem" dediği zaman öğrendim. Ayakta durup defterlerini açtırdı. Tek tek başladı harfleri sormaya herkese. Sonra gözü en sondaki bana ilişti. Bütün küçük görüntümle meraklı, korkak ve şaşkın bir şekilde duruyordum öylece. Bana yaklaştı, "Sen de kimsin" dedi. Korkudan hemen cevap verdim "ben de gelmek istiyorum"dedim. Aradan hain bir ses kimin kızı olduğumu, annemin göndermek istemediğini söyledi. Çok kızmıştım beni açık etmesine. Söylemeyecektim çünkü. Sonra yanıma yaklaşıp kolumdan tuttu beni kapı dışarı etti. Ben de o sinirle başımdaki eşarbı atıp söylene söylene eve gittim. TAbi annem öğrendi ve çok kızdı. Sanırım camiyle ve imamla ilgili ilk ve son tecrübem de buna benzer bir histi. Yine de dinlerle ve genel anlamda bir önyargım yok. Üstelik şu an tersine çok başka bir yerdeyim bu konuda hem de inanılmaz bir şekilde.
Ben de bu yazıyı tamamen yaşadığım bir olay üzerine yazdım...
İki sene önceydi galiba ramazan ayında teravih namazına gitmiştim, tam camiden içeri girerken, tanıdığımız imamın küfrederek sinirli bir şekilde camiden çıktığını görmüştüm ve o anda şok olmuştum, "bu adamın komutasında mı hep namaz kıdım ben" demiştim, o anda camiye giresim gelmedi, tabii büyük bir hayal kırıklığı oldu bende...

Zaten çoğu imamın ve din adamlarının halka borçlu olduklarını düşünüyorum, halk için veya camideki cemaat için pek bir şey söylemiyorlar, tanrıdan değil de abdestin nasıl bozulacağından bahsediyorlar...
Bu dinin kitabı kuran ise, sen bunu halka açıklamakla görevlisin, türk halkı arapça bilmez, sen türk halkına bunun açıklamasını söylemelisin, din adamlarının görevleri bu olmalı, en küçük hayat ayrıntısını bile açıklayıcı biçimde halka sunmaları gerekir diye düşünüyorum, halka borclu olduklarını düşünüyorum...
Godot is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-06-07, 21:47  #6
Godot
 
Godot'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279

Evet işte ben konuya duygusal yaklaştığım için bu şekilde yazdım, imamın tekine sinir oldum ve içimi döktüm, o çocukları benim elime verseler çok çok daha güzel şeyler öğretebilirdim beyinlerini köreltmeden ve bir kalıba sokmadan... Çocukken girilen kalıp sonradan pek zor değişiyor bilirsiniz bunu...

Victor Hugo kadar romantik olmak istemem ama bir anlık iç döküşümdü bu benim, Victor Hugo da bir tabuya karşı çıkmıştı, bu tabuları yıkabilmek için insanın yapabileceği tek şey duygularını dökmektir, biz aciz ve sıradan insanlarız, işte bağırdığımızda bile sesimizi kendimiz duyabiliyoruz sadece, bu duygusallığı bana çok görmeyin lütfen...
Godot is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski18-06-07, 21:26  #7
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

kalıpları bilmez miyim! en canlı örneğiyim. İnandığımdan değil ama işte tabulaşmış, kalıplaşmış inançlardan. Kırılmıyor bir yaştan sonra. Hatta bazen farkında olmadan ben de bazı konularda tutucu biri olup çıkmışım. Etkileniyor insan ister istemez. Hayata bakış büyüdükçe daha da ciddileşiyor ve o ciddiyetle daha bir katı ve tutucu oluyor insan. Kaçış olmuyor bazen sanırım.

Niye çok görelim ki insanoğluna duygusallığı?! Tersine öyle olmaması bir eksikliktir insanlığından yana. Hem kimin haddine çok görmek? Üstelik ben de aynıyken hiç sözüm olamaz.

Duyguları dökmek rahatlatıyor evet, içimizde kalıp bizi kemirmesinden iyidir. Kimse okumasa da önemli değil. Yazdıktan sonra çıkmış oluyor artık. Bu hizmet aslında kendimizedir bir başkası okusun ya da dinlesin diye değil. Benim için her zaman böyle. Yoksa asla yazmazdım, yazamazdım ve de sansür uygulardım ya da döner düzeltirdim. Hiç birini yapmıyorum çünkü kendime yazıyorum. Sanırım bunu da öyle kabul etmek gerek.

saygılar
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)

mayıs Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 05-08-07 17:41 .
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski29-06-07, 18:47  #8
Godot
 
Godot'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
Sürreal şeyler

Artık duvarın ardında birinin olduğuna inanmıyorum, geçen geçti. Bir zamanlar oradan bir ses duymuştum ve bir yüzyıl boyunca duvarı tırmanmaya çalışmıştım, sonunda tepeye çıkıp baktığımda arkada kimsenin olmadığını görmüştüm...
o an gözüm kararmıştı ve yere düşüp sakat kalmıştım.
Şimdi uzun bir aradan sonra duvarın ardından yine sesler duymaya başladım, ama artık arkada birinin olduğuna inanmıyorum.
işte geçen geçti, zaten inansam bile sakat halimle o duvarı tekrar tırmanmam mümkün değil...


----------------------------

büyüdüm artık
eskisi gibi değilim
bak, yalanlar söylüyorum şimdi
tüm hayallerimi kusuyorum girdabıma
karalanıyorum...

su alıp götürmüyor beni, taştığında
estiğinde
rüzgar beni taşımıyor yanına
bir ipe boncuklar diziyorum...


aniden gece bastırıyor her yere
karanlığa gömülüyor manzaram
aya kızıyorum
bir çocuk olup ağlıyorum sonra...

canavarların geleceğinden korkuyorum
beklerken bir şeyi
gürültü yapmak için sağ elimde bir teneke beliriyor
gökkuşağı, bir umut
yavaş yavaş yere eğiliyor
bir merdiven oluyor
gülüyorum...

bir şarkı fısıldıyorum
yangın çıkıyor
sepetime ağaçtan iki meyve düşüyor
görüyorum ki tenekem sepet olmuş
gökkuşağım elma ağacı
hiç istemeden uzanıyorum dalına...

yola çıkıyorum ansızın
yada yol önüme çıkıyor
çocukluğumdan kalma insanları görüyorum
tanımıyorlar mı beni
saklanıyor muyum yoksa
kimse aranmıyor peşimden...

ben oyalanırken herkes
büyüyüvermiş diyorum
eskisi gibi olmuyorum artık
bir tebessüm canlanmıyor yüzümde
ve bakışımdaki hüzün anlamsızlaşıyor
bir çocuğu görüyorum az ötede
yaklaştıkça bana benziyor sanki
kar topu oynuyor yaz ortasında
bir heveslik çabasını kıskanıyorum...


---------------------------

Parçaların temsil ettikleri

*ben
*zaman
*gerçek
*hayal
*aşk
*bakılan kişi
*ve gelmemiş olan

Godot Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 29-06-07 19:13 .
Godot is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-06-07, 12:45  #9
mayıs
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632

Alıntı:
Sayın Godot şöyle demiş:

Mesajı Göster
Artık duvarın ardında birinin olduğuna inanmıyorum, geçen geçti. Bir zamanlar oradan bir ses duymuştum ve bir yüzyıl boyunca duvarı tırmanmaya çalışmıştım, sonunda tepeye çıkıp baktığımda arkada kimsenin olmadığını görmüştüm...
o an gözüm kararmıştı ve yere düşüp sakat kalmıştım.
Şimdi uzun bir aradan sonra duvarın ardından yine sesler duymaya başladım, ama artık arkada birinin olduğuna inanmıyorum.
işte geçen geçti, zaten inansam bile sakat halimle o duvarı tekrar tırmanmam mümkün değil...

----------------------------

büyüdüm artık
eskisi gibi değilim
bak, yalanlar söylüyorum şimdi
tüm hayallerimi kusuyorum girdabıma
karalanıyorum...

su alıp götürmüyor beni, taştığında
estiğinde
rüzgar beni taşımıyor yanına
bir ipe boncuklar diziyorum...

aniden gece bastırıyor her yere
karanlığa gömülüyor manzaram
aya kızıyorum
bir çocuk olup ağlıyorum sonra...

canavarların geleceğinden korkuyorum
beklerken bir şeyi
gürültü yapmak için sağ elimde bir teneke beliriyor
gökkuşağı, bir umut
yavaş yavaş yere eğiliyor
bir merdiven oluyor
gülüyorum...
---------------------------

Parçaların temsil ettikleri

Sevgili godot;
İşte benim de böylesine. Ne bir eksik,ne bir fazla. Sanki beni anlatmışsın. Bir gece gelmişsin, içimi okumuşsun korkularımın. Duvarıma bakmışsın. Ben de artık duvarların arkasında beni bekleyen iyi bir sesin olduğuna inanmıyorum. Pes ettim bakma çoktan. Düştüğüm yerde düş kurup duruyorum. Geçip gidiyor önümden her şey sadece ve ben boş gözlerle bakıyorum. Sen de ben yorulmayayım diye yazıyorsun.


*ben
*zaman
*gerçek
*hayal
*aşk
*bakılan kişi
*ve gelmemiş olan...

Kömürden adamlar çıkıyor dolaptan
Sonra o adamlar gün ışığında beliriyor
Şimdi, şu vakitte, az kaldı hatta
Karalıklarına alıp götürecekler beni
Biliyorum, elimden durdurmak gelmiyor
Götürecekleri günü bekliyorum...

Ama sen şanslısın, ölmemişsin, sadece sakatlanmışsın! yani bir umut var senin için.
__________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri)

mayıs Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 30-06-07 12:48 .
mayıs is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski30-06-07, 17:09  #10
Godot
 
Godot'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279

bilmiyorum, kalplerin taşlaşması için ne kadar zaman gerekir de kalp artık aşkın acımasızlığına şaşırmayacak duruma gelir, bilmiyorum...
ben uzun zamandır şaşkınım, hayattan sadece bir tek şey istemiştim ve hayat onu bana çok görmüştü, ben de başka bir şey istememiştim, herkese eşit davranılmadığını bilmiyorum herkes gibi cevap bekliyorum, ne zamana kadar bekleyeceğimi de bilmiyorum...

etrafta oyunlar oynanıyor, oyunlarda bazı hileleri görüyorum, insanlar bu hilelere göre yontuyorlar hislerini ve bu artık şaşılacak bir şey olmaktan çıkıyor...
etkilenenler eşit olmamasına rağmen etkiler eşit geliyor, herkesin durumu aynı değil biliyorum tek bir sözün ağlattığı insanlar var; böylece farklılıklar başlıyor, herkes kendi köşesine çekiliyor, hiçbir şeyi bir arada tutamıyoruz...

yorumun için teşekkürler, başkalarıyla aynı şeyleri düşünüp hissetmek beni mutlu ediyor gerçekten...
Godot is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
1 fidan dikmeyen gereksiz insan goodfather Arşiv 2 16-08-06 20:14
Bakış Açısı...(hikaye) realsnatch Öykü ve Denemeleriniz 10 11-06-06 17:44
Gereksiz Bilgilerrr... ilginç Arşiv 1 08-04-06 01:18
Bir hikaye daha petricli Arşiv 0 29-08-05 17:48


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 02:27.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz