"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Bir Hikaye (gereksiz açıklamalı)/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| hikaye gel sana bir hikaye anlatayım.bunu söyleyip de kafamdan bir hikaye uyduracağımı mı sandın.evet zeki birisin daha doğrusu ileri görüşlüsün en az bir yarasa kadar, ne olacağını anlıyorsun da önünden geçenleri göremiyorsun, o dürbün sana doğuştan verilmedi çıkar onu... (burda hikayecimiz repçilerin tavırlarından etkilenmiş olacak ki yok yere sinirlenip süslü cümleler kuruyor ve hiç dinlemediği bir şeyden etkilenmesi de onun ne kadar gözlemci bir sanatçı olduğunu gösteriyor) bu hikayeye göre insanların hepsi başıboş, işsiz ve bir arada yaşıyorlardı.sınıf farkı yoktu, hepsi aynı okulda aynı sınıfa giderdi (hikayecimiz absürd abartı ve soğuk espiri ile okuyucunun kafasını karıştırıp düşüncesini yormasını sağlıyor) hem öğretmenleriyle de yaşıttılar, (arapça:akrandılar) bu insanlardan birkaç tanesi, içinde bulundukları durumun çok saçma olduğunu ve bir an önce bu bozukluğu düzeltmeleri gerektiğini diğerlerine söylediler... (hikayecimiz burda naturalist bir bakışla anlatıyor) diğerlerinin yüzünde birer gülümseme belirdi, hiç gülmeye niyetleri olmadığı halde bu öneriyi getirenler de onlarla beraber güldüler. (hikayecimiz sınıf farkının olmadığını tekrar hatırlatma amaçlı örnekler veriyor) çünkü hepsi eşitti ve sınıf farkı yoktu; hepsi aynı derecede mutluydu hepsinin evi aynı modeldi, hepsinin suratları birbirine benzerdi,hepsinin birbirine aynı miktarda borcu vardı ve nedense bunu borç olarak görüyorlardı. (hikayecimiz kendi yarattığı kahramanların saçmalığının kendinden gelmediğini, kahramanların zaten bu şekilde olduklarını savunuyor) bu insanların evinde aynı miktarda ekmek ve zeytin vardı, böyle yaşarlardı... (anlatmaya devam ediyor) birisi bir cinayet işleyince ölen adamın eline bir silah verilip katili öldürmesini sağlarlardı, tabii burda bir destekçi ve kurada çekilen yardımcı insan ölünün elinden tutup onun parmağını tetiğe iterdi... (hikayecimiz okuyucunun ölü adam nasıl tetiği çeker diye sormasına hemen engel olmak için bu açıklamayı yapıyor) katil itiraz etmeden orada durur ve yaptığının cezasına katlanırdı ( aslında itiraz ederdi ama ben yine de açıklamıcam bunu açıklamamaya dair hikayeciden söz aldım yada söz verdim bilmiyorum ikisinden biri)bu yaşayış içinde (hikayeci paragraf yapıyor) aralarındaki üç dört kişinin bu ilginç ve anlamsız fikrini duyunca çok şaşırdılar, güldüler ve gülmekten yorulduklarında başka bir şey yapmaları gerektiğini düşündüler ve hep bir ağızdan tamam dediler (hikayecimiz bu insanların gerektiğinde tek yürek olabileceklerini okuyucuya anlatmaya çalışıyor) sonra bu bozukluğu düzeltmek için başka bir şehirden birsürü usta çağırdılar. (evet) usta başının adı adalet'di. (hikayeci burda sembolik kavramlara hiç düşünmeden inanmanızı bekliyor) diğerleri; kader, şans, kişilik, iyi, kötü ve en son da kibir geldi. (hikayeci diğer ustaların isimlerini sıralıyor) doğruca bu köyün bozukluğunu düzeltmeye çalıştılar. (hikayeci köyde turizm patlaması olmasını istemediğinden şimdilik köyün ismini saklayıp "bu köy" gibi alelade bir isim kullanıyor) "kibir" bir zaman sonra kibirlendi ve "kötü"yü de yanına alıp "adalet"i öldürmeye gittiler.(hikayecimiz bazı gizemli noktalama işaretlerini bildiğini gösteriyor) "şans" da onlara yardım etti, onu öldürdüler ve "kibir" baş oldu, "kötü" onun asistanı, "kader" de onların oyuncağı oldu... (hikayeci asıl okuyucu kitlesinin çocuklar olduğunu belli ediyor) her gün bu oyunu oynamaya devam ettiler.köydeki bozukluk giderildi, insanlar farklılaştı, farklı düşünüp kavga etmeye başladılar, adalete isyan ettiler halbuki ölenin ardından laf söylenmez bu büyük haksızlıktır...( hikayecimiz konuyla hiç alakasız bir mesaj vererek hikayesini bitiriyor) (ben hikayecinin önüne geçmemeye çalıştım elimden geldiğince, kusurum olduysa affedin) Godot Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-06-07 00:59 . |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| Bir elin parmakları neyi temsil eder,bilir misin ? insanın yaşam safhalarını... işte bak,serçe parmak çocuk insan,zayıflığı bilgisizliğindendir... yüzük parmağı genç insan,zira gençler evlenip bu parmağa yüzük takarlar... orta parmak iyice olgunlaşmış yetişkin insanı temsil eder...burada da insana pek gerçeğe yakın diyemeyiz... işte işaret parmağı,yüzük parmağından daha olgundur,ama insanın çöküş döneminin başladığını ifade eder... en sonunda baş parmak...o da ihtiyar insandır,insanın en güçsüz hayat safhasıdır...en kalın olduğu için en tecrübelisidir ama aşağıda kaldığı için çocuk insan kadar güçlü değildir... bunları bana kim mi öğretti...ben düşünüp de farkettim...asla bir imamın sözleri değiller...imamın daha çok küfür ettiğini duydum,bana bunları öğretmedi...sadece anlamadığım arapça sözler söyledi...herkes gibi anlamış gibi davrandım...her şey böyle başladı..... Not: Bu bir tepki ve eleştiri yazısıdır, Diyanet kurumunu ve imamların çoğunun meslekleriyle çelişen mizaçlarını gören saf bir çocuğun aklından geçenlerdir... Din için herhangi bir kötüleme yoktur, eleştiriler sadece kişi ve kurumlar içindir... Godot Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 16-06-07 03:27 . |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632
| Günaydın sn. Godot; Bu sabah yeniden ellerimi keşfedeceğimi, bakıp düşünmeyi beklemiyordum. Sanırım en son şu konuşmalarımı yazdığım Terapistim'le! konuşurken, odamın camına yaslandığım bir anda farketmiştim ellerimi. Tek tek parmaklarımı düşünmemiştim de benim keşfettiğim, belki o an içinde bulunduğum duygular yüzündendir, aslında insanları duyu organlarıyla yaptıkları ya da yapamadıkları şeylerin üzüp mutsuz ettiğiydi. Ellerime baktım, ellerimi hep sevmişimdir (saçma bir şey ama böyle hissidiyorum) ellerimizle tutamadığımız, yapamadığımız, dokunamadığımız... şeyler için üzülüp dururuz. Şimdi yine bana bunu hatırlattınız. Yanlız yüzük parmaktan o kadar emin olmayın. Oraya artık yalandan yüzükler yerleşiyor, hatta yerleşmeyip takılmıyor, çıkarılıyor. Bir imamın sözleri de olabilirdi aslında. Söyleyecek olanlar vardır da belki bize rast gelmedi henüz. Ben de çocukken okullar tatil olduğunda arkadaşlarım gidiyor diye heveslenmiş, bir oyun gibi gördüğümden belki onlarla birlikte camiye, kuran kursuna gitmek için ağlayıp anneme yalvarmıştı. Ama izin vermemişti. Ne işin var, sen gidemezsin dedi. İşte o gün dinler arasındaki farkı, neyin kime ait olduğunu, ne yapıp ne yapmamam gerektiğini öğrenmiştim. Cami, arapça dular benim inancıma ait değildi, yasaktı ve gidemezdim. Ama gittim! Bir sabah saat dokuzda kazağımın altına annemin çekmecesindeki eşarplardan birini alıp sokuşturdum. Kapının önüne oynayacağım diye çıktım ve arkadaşlarımın toplanıp gidişlerini bekledim. Altı kız iki erkek toplandılar ben de gidip aralarına karıştım. Ben de geleceğim dedim ve onlarla gittim. Zaten bir üst sokaktaydı cami. Avluda bir sedir vardı uzunca. Kapıdan girince diğer kızlar gibi eşarbı başıma taktım. Hatta beceremedim yardım ettiler. Ben de en ucuna iliştim. Herkesin elinde defteri vardı benim yoktu. Bir haftadır gidiyorlardı ve alfabeye başlamışlardı. Ben ilk kez girdiğim camiyi inceliyordum. Tuhaf ve yabancı bir histi. Ölüleri yıkadıkları mermer taşı görünce korkmuştum. Siyah sakkallı hoca içeriden çıkıp geldi. Kızıp vuruyormuşda çocuklara, sonradan gitmek istemeyen ama zorla gönderilen bir arkadaşımın "keşke ben de senin gibi gidemesem" dediği zaman öğrendim. Ayakta durup defterlerini açtırdı. Tek tek başladı harfleri sormaya herkese. Sonra gözü en sondaki bana ilişti. Bütün küçük görüntümle meraklı, korkak ve şaşkın bir şekilde duruyordum öylece. Bana yaklaştı, "Sen de kimsin" dedi. Korkudan hemen cevap verdim "ben de gelmek istiyorum"dedim. Aradan hain bir ses kimin kızı olduğumu, annemin göndermek istemediğini söyledi. Çok kızmıştım beni açık etmesine. Söylemeyecektim çünkü. Sonra yanıma yaklaşıp kolumdan tuttu beni kapı dışarı etti. Ben de o sinirle başımdaki eşarbı atıp söylene söylene eve gittim. TAbi annem öğrendi ve çok kızdı. Sanırım camiyle ve imamla ilgili ilk ve son tecrübem de buna benzer bir histi. Yine de dinlerle ve genel anlamda bir önyargım yok. Üstelik şu an tersine çok başka bir yerdeyim bu konuda hem de inanılmaz bir şekilde. __________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri) mayıs Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 16-06-07 09:29 . |
|
| #4 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 6
| Sn godot,benzetmeleriniz iyi ve önemli bir konuya değinmişsiniz,size katılıyorum.Konuyu biraz daha kapsamlı kaleme alabilirseniz belki o zaman söyleyecek birkaç şeyimiz olur. |
|
| #5 | ||
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| Alıntı:
Ben de bu yazıyı tamamen yaşadığım bir olay üzerine yazdım...İki sene önceydi galiba ramazan ayında teravih namazına gitmiştim, tam camiden içeri girerken, tanıdığımız imamın küfrederek sinirli bir şekilde camiden çıktığını görmüştüm ve o anda şok olmuştum, "bu adamın komutasında mı hep namaz kıdım ben" demiştim, o anda camiye giresim gelmedi, tabii büyük bir hayal kırıklığı oldu bende... Zaten çoğu imamın ve din adamlarının halka borçlu olduklarını düşünüyorum, halk için veya camideki cemaat için pek bir şey söylemiyorlar, tanrıdan değil de abdestin nasıl bozulacağından bahsediyorlar... Bu dinin kitabı kuran ise, sen bunu halka açıklamakla görevlisin, türk halkı arapça bilmez, sen türk halkına bunun açıklamasını söylemelisin, din adamlarının görevleri bu olmalı, en küçük hayat ayrıntısını bile açıklayıcı biçimde halka sunmaları gerekir diye düşünüyorum, halka borclu olduklarını düşünüyorum... | |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| Evet işte ben konuya duygusal yaklaştığım için bu şekilde yazdım, imamın tekine sinir oldum ve içimi döktüm, o çocukları benim elime verseler çok çok daha güzel şeyler öğretebilirdim beyinlerini köreltmeden ve bir kalıba sokmadan... Çocukken girilen kalıp sonradan pek zor değişiyor bilirsiniz bunu... Victor Hugo kadar romantik olmak istemem ama bir anlık iç döküşümdü bu benim, Victor Hugo da bir tabuya karşı çıkmıştı, bu tabuları yıkabilmek için insanın yapabileceği tek şey duygularını dökmektir, biz aciz ve sıradan insanlarız, işte bağırdığımızda bile sesimizi kendimiz duyabiliyoruz sadece, bu duygusallığı bana çok görmeyin lütfen... ![]() |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632
| kalıpları bilmez miyim! en canlı örneğiyim. İnandığımdan değil ama işte tabulaşmış, kalıplaşmış inançlardan. Kırılmıyor bir yaştan sonra. Hatta bazen farkında olmadan ben de bazı konularda tutucu biri olup çıkmışım. Etkileniyor insan ister istemez. Hayata bakış büyüdükçe daha da ciddileşiyor ve o ciddiyetle daha bir katı ve tutucu oluyor insan. Kaçış olmuyor bazen sanırım. Niye çok görelim ki insanoğluna duygusallığı?! Tersine öyle olmaması bir eksikliktir insanlığından yana. Hem kimin haddine çok görmek? Üstelik ben de aynıyken hiç sözüm olamaz. Duyguları dökmek rahatlatıyor evet, içimizde kalıp bizi kemirmesinden iyidir. Kimse okumasa da önemli değil. Yazdıktan sonra çıkmış oluyor artık. Bu hizmet aslında kendimizedir bir başkası okusun ya da dinlesin diye değil. Benim için her zaman böyle. Yoksa asla yazmazdım, yazamazdım ve de sansür uygulardım ya da döner düzeltirdim. Hiç birini yapmıyorum çünkü kendime yazıyorum. Sanırım bunu da öyle kabul etmek gerek. saygılar __________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri) mayıs Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 05-08-07 17:41 . |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| Artık duvarın ardında birinin olduğuna inanmıyorum, geçen geçti. Bir zamanlar oradan bir ses duymuştum ve bir yüzyıl boyunca duvarı tırmanmaya çalışmıştım, sonunda tepeye çıkıp baktığımda arkada kimsenin olmadığını görmüştüm... o an gözüm kararmıştı ve yere düşüp sakat kalmıştım. Şimdi uzun bir aradan sonra duvarın ardından yine sesler duymaya başladım, ama artık arkada birinin olduğuna inanmıyorum. işte geçen geçti, zaten inansam bile sakat halimle o duvarı tekrar tırmanmam mümkün değil... ---------------------------- büyüdüm artık eskisi gibi değilim bak, yalanlar söylüyorum şimdi tüm hayallerimi kusuyorum girdabıma karalanıyorum... su alıp götürmüyor beni, taştığında estiğinde rüzgar beni taşımıyor yanına bir ipe boncuklar diziyorum... aniden gece bastırıyor her yere karanlığa gömülüyor manzaram aya kızıyorum bir çocuk olup ağlıyorum sonra... canavarların geleceğinden korkuyorum beklerken bir şeyi gürültü yapmak için sağ elimde bir teneke beliriyor gökkuşağı, bir umut yavaş yavaş yere eğiliyor bir merdiven oluyor gülüyorum... bir şarkı fısıldıyorum yangın çıkıyor sepetime ağaçtan iki meyve düşüyor görüyorum ki tenekem sepet olmuş gökkuşağım elma ağacı hiç istemeden uzanıyorum dalına... yola çıkıyorum ansızın yada yol önüme çıkıyor çocukluğumdan kalma insanları görüyorum tanımıyorlar mı beni saklanıyor muyum yoksa kimse aranmıyor peşimden... ben oyalanırken herkes büyüyüvermiş diyorum eskisi gibi olmuyorum artık bir tebessüm canlanmıyor yüzümde ve bakışımdaki hüzün anlamsızlaşıyor bir çocuğu görüyorum az ötede yaklaştıkça bana benziyor sanki kar topu oynuyor yaz ortasında bir heveslik çabasını kıskanıyorum... --------------------------- Parçaların temsil ettikleri *ben *zaman *gerçek *hayal *aşk *bakılan kişi *ve gelmemiş olan Godot Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 29-06-07 19:13 . |
|
| #9 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 632
| Alıntı:
Sevgili godot; İşte benim de böylesine. Ne bir eksik,ne bir fazla. Sanki beni anlatmışsın. Bir gece gelmişsin, içimi okumuşsun korkularımın. Duvarıma bakmışsın. Ben de artık duvarların arkasında beni bekleyen iyi bir sesin olduğuna inanmıyorum. Pes ettim bakma çoktan. Düştüğüm yerde düş kurup duruyorum. Geçip gidiyor önümden her şey sadece ve ben boş gözlerle bakıyorum. Sen de ben yorulmayayım diye yazıyorsun. *ben *zaman *gerçek *hayal *aşk *bakılan kişi *ve gelmemiş olan... Kömürden adamlar çıkıyor dolaptan Sonra o adamlar gün ışığında beliriyor Şimdi, şu vakitte, az kaldı hatta Karalıklarına alıp götürecekler beni Biliyorum, elimden durdurmak gelmiyor Götürecekleri günü bekliyorum... Ama sen şanslısın, ölmemişsin, sadece sakatlanmışsın! yani bir umut var senin için. __________________
"Dürüst insanların ceza görmeden ülkelerine hizmet edebilecekleri zaman henüz gelmedi" Isidore de ROBESPİERRE (1794'ten beri) mayıs Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 30-06-07 12:48 . | |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| bilmiyorum, kalplerin taşlaşması için ne kadar zaman gerekir de kalp artık aşkın acımasızlığına şaşırmayacak duruma gelir, bilmiyorum... ben uzun zamandır şaşkınım, hayattan sadece bir tek şey istemiştim ve hayat onu bana çok görmüştü, ben de başka bir şey istememiştim, herkese eşit davranılmadığını bilmiyorum herkes gibi cevap bekliyorum, ne zamana kadar bekleyeceğimi de bilmiyorum... etrafta oyunlar oynanıyor, oyunlarda bazı hileleri görüyorum, insanlar bu hilelere göre yontuyorlar hislerini ve bu artık şaşılacak bir şey olmaktan çıkıyor... etkilenenler eşit olmamasına rağmen etkiler eşit geliyor, herkesin durumu aynı değil biliyorum tek bir sözün ağlattığı insanlar var; böylece farklılıklar başlıyor, herkes kendi köşesine çekiliyor, hiçbir şeyi bir arada tutamıyoruz... yorumun için teşekkürler, başkalarıyla aynı şeyleri düşünüp hissetmek beni mutlu ediyor gerçekten... ![]() |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 1 fidan dikmeyen gereksiz insan | goodfather | Arşiv | 2 | 16-08-06 20:14 |
| Bakış Açısı...(hikaye) | realsnatch | Öykü ve Denemeleriniz | 10 | 11-06-06 17:44 |
| Gereksiz Bilgilerrr... | ilginç | Arşiv | 1 | 08-04-06 01:18 |
| Bir hikaye daha | petricli | Arşiv | 0 | 29-08-05 17:48 |