| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
| Huzuru Yakalamak İçin / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Antropoloji,Psikoloji, Sosyoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 2,679
| HUZURSUZLUĞUN BAŞ NEDENİ Dostlar, Herkes mutlu olmak, huzuru yakalamak, istediklerine erişmek ister. Ama çoğumuz şikayetten de hiç geri kalmayız. Bir türlü bu istediklerimizi yakalayamamış ve sonuçta huzursuz bir yaşamın kenarlarında kalmışızdır... Bunun sebebi nedir? Bu konuda pek çok yazı yazılmış, tavsiyelerde bulunulmuş, kısacası mutluluk formülleri verilmiştir. Ama sonuç yine olumsuz çıkar! Aslında ben konuya şöyle yaklaşmaya çalışıyorum; biz insanların İKİ dünyası vardır. Bunlardan biri DIŞ DÜNYA dediğimiz bizim bedenimizin dışındaki ALEM. Diğeri ise, İÇ DÜNYA diye de anılan İÇİMİZDEKİ ALEM. Biz olaylara bakarken daima İÇ ALEMDEN doğru bakar ve DIŞ ALEMİ de buna göre gördüğümüzü sanırız... Gördüğümüzü sanmaktan kasdim, doğuşumuzdan başlayan ve yaşamımız boyunca süren KOŞULLANMALAR denilen SÜZGEÇLERİMİZİN bize verdiği izne bağlı olan GÖRÜŞÜMÜZ. Bu görüşümüz dış aleme ait olmakla birlikte iç alemin izni kadardır. Yani iç alem bize ne kadar görüş müsadesi vermekteyse biz de dış alemi ancak o kadarlık görebilmekteyiz. Buna bir örnek verelim ve durumu böylece daha açık bir şekle sokalım. Diyelim ki 20 yaşlarında genç erkek veya genç bir kız olarak dış alemde karşı cinsten birine aşık olduk. Şimdi bu aşkımızın yarattığı aslında dış alemde olmayan bir kişidir genelde, aşık olduğumuz kişi. Onu öylesine sevmekteyiz ki, onun herhangi bir olumsuz tarafını görmek şöyle dursun, aksine herşeyiyle onu adeta kutsallaştırırız. Dış aleme bakışımız işte böylesine İÇ ALEMİN iznine tabidir. Aşık olduğumuz gencin tüm olumsuz yanlarını görmeyince, aslında görmediğimiz bizim DIŞ ALEMİMİZ olmaktadır! Dış Alem daima gerçeklerden örülü bir olgudur. Tıpkı GÜNEŞ gibi,gittikçe bizi ısıta, ısıta bir an gelir ki yakmaya dahi başlar. Çünkü dış alem gerçeğin ta kendisidir. Yani aşık olduğumuz gencin önceleri görmediğimiz olumsuzlukları zamanla bizi öylesine rahatsız etmeye başlar ki, artık tahammül edilemez olur. İşte bu andan itibaren huzursuzluklar da baş gösterir. Mutsuzluk bayrağını çekmiş karşımıza dikilmiştir. Buradan çıkarmamız gereken sonuç, bence mutsuzluğumuzun başlıca nedenlerinden olan bu olguyu İÇ ALEM ile DIŞ ALEMİN uyumsuzluğuna bağlamak gerekir. Eğer İÇ ve DIŞ dünyalarımız çakışıyorsa,işte o zaman uyumlu, huzurlu ve şikayetsiz bir yaşamı sürdürmeye başlarız. Sevecenlikle, |
|
| #2 | |
Felsefe ![]() Giriş Tarihi: Apr 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 718
| Gerçekten sürekli bir huzur istiyor muyuz, ya da huzurun sürekliliği bizi mutlu etmeye yeter mi burası da tartışılır. Huzurlu bir yaşam düz bir yolda yürümeye benzer, kişinin yaşamında büyük acıların yokluğu gibi büyük mutlulukların da yaşanması engellenir. Düz bir yol ise ne kadar ilerlesen de aynıdır ve aslında ilerleme bile yoktur. Oysa yaşama renk katan ve bana göre yaşanır kılan karşıtlıklardır. Acıları yaşayacağız ki mutluluğun ne olduğunu bilelim, huzursuzluğu tadalım ki huzur anları bir değer kazansın. İnsan zaten çelişkilerle dolu değil midir, çelişkileri yok olursa, tam bir uyum gerçekleşirse sanılan mutluluk elde edilir mi? Huzursuzluğun ne olduğunu bilmeseydik, huzuru da bilemezdik, acı olmasaydı mutluluk da var olamazdı. İç dünya ile dış dünyanın uyumu ise biraz zor gibi görünüyor. Kişi dışa açıldıkça kendine uzaklaşır, kendi içine dönük kişi içinse çoğu zaman dış dünya dayanılmaz bir hal alır. Tabi ki bu uyumu sağlamak da yaşamak için gerekli en azından uyumsuzluğu en aza indirmek; ama insan zihnin ne kadar karışık olduğunu düşündüğümüzde ve dış dünya uyaranlarının sürekli değişmekte olduğunu gözlemledikçe uyum da zorlaşır. Dış dünya bizi zorlar, herşeyi içselleştirmemiz de mümkün değildir, bu nedenle bana göre huzurun sürekliliği yoktur, belki buna gerek de yoktur. Saygılar __________________
"Yaptıklarımız hiçbir zaman anlaşılmaz, sadece övülür ya da yerilir." Nietzsche lachesis Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 26-06-07 01:51 . |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,407
| Mutsuzluğun baş nedeni sanırım onu aramaktır, yakalamaya çalışmaktır. Mutluluğu arayan kimsenin elde edeceği şey, bütünüyle karşıtı olacaktır. Bir şeye erişmek isteyen kimse, o şeye erişmek için çaba sarfetmek, mücadele etmek zorundadır. Mücadelenin olduğu yerde ise yorgunluk, bıkkınlık olacaktır. Arayan kişi mutluluğun peşindeyse eğer ulaşmak istediği şeyi tahrip edecek bir yoldan uğraşıyordur, ulaşmak istediğine. Kişi istediğine ulaştıkça açlığı artar. Daha fazlasını ister. Bu mizacı gereğidir. İnsan yaşarken mutluluğun ardından gitmemeli. En azından ulaşamadığında yıkıma uğramaz. Huzur arayışı ise hüsranların çoğalmasına gebedir. Bir şeye ulaşmaya çalışmak, ona sahip olmaya çabalamak, onu elde etme umuduna ve umutsuzluğuna sebep vermektir. Bu ikilem tedirginliklere yol açacaktır. Bu yüzden olduğu gibi kabullenmeli insan. Arayarak yeni mutsuluklara, huzursuzluklara yelken açacağına var olanı kabullenmeli, bu duruma alışmalıdır. |
|
| #4 | ||
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 2,679
| Alıntı:
İÇ- DÜNYA ve DIŞ-DÜNYA olarak betimlemiş olduğum ifadeler doğrudan, bizim kendimizin yaratmış olduğu dünyaları anlatmak için kullanılmıştır... Yani bizim kendimizi ve dışımızdakileri görüş tarzımız, bakışımız. Bu ne derecede gerçeğe yakınsa HUZURU yakalamak da o derecede kolaylaşır. İmgesel bir yaşam sürenlerse huzuru hiç yakalayamayacaklardır.Çünki baştan kendilerini kandırmış olmaktadırlar. Tabii huzur isteyenleredir sözüm. Sevecenlikle, | |
|
| #5 | |
Felsefe ![]() Giriş Tarihi: Apr 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 718
| Kişinin zaten dış dünyayı olduğu gibi algıladığını ve gerçekleri göz ardı etmeden kabullendiğini ele alarak yazmıştım yazımı. Olumsuzlukların görülmesi bana göre ise huzursuzluğa neden olmaktadır. Kişi eğer huzuru arıyorsa onu içeride bulabilir ancak; ama karmaşası da huzurunu sürekli bozar. verdiğiniz örneği de ele alırsak, kişi aşık olduğunda kafasındaki imgeye göre karşısındakini değerlendirir ve ona en yüce sıfatları yüklerse, kusursuz görüp, tüm olumsuzluklarını bir kenara iterse, geçici de olsa kendini mutlu sanacaktır; ama mutlaka birgün gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Olumsuzlukların fark edilmesi sizin deyiminizle dış alemin görülmesi kişiyi bir yanılsamadan kurtaracak ve yaşadıklarını gerçek kılacaktır; ama bunun huzuru sağlayacağını da sanmıyorum. __________________
"Yaptıklarımız hiçbir zaman anlaşılmaz, sadece övülür ya da yerilir." Nietzsche |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: istanbul
Mesajlar: 46
| Huzur her yerdedir yeterki bunu sen yarat,sen iste. |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 97
| Yaşamı ve insanları olduğu gibi kabullendiğimiz ve aynamızda kendimizi gerçekçi olarak gördüğümüz oranda ruh dinginliğini ve huzuru elde ederiz. İnsanlardan çok şey bekledikçe hayal kırıklıklarımız artacak ve bu da bizi mutsuzlaştıracaktır. Yaşama ise gerçekçi hedeflerle yaklaşmadığımız zaman hedeflere ulaşamayacağımız için huzur bizden uzaklaşacaktır. Bence işe kendimizi tanımakla, ne istediğimizi bilmekle başlamalı, ayaklarımızı yerden kesmeden beklentilerimizi ortaya çıkarmalı ve mümkün oldukça bu beklentileri en azda tutmalıyız. İkinci adım yaşamı anlamaya ve algılamaya çalışmak olmalı, yaşayacaklarımız, yaşamın bize getireceği sürprizlere karşı hazırlanmalıyız. Gelen olumluluklardan haz alırken olumsuzluklara göğüs germeyi ve acıların bizi var ettiğini düşünerek acıları da yaşayabilmeyi öğrenmeliyiz. İnsanları olduğu gibi kabullenebilmeye üçüncü adım diyelim. Birlikte olduğumuz kişileri kabullenmediğimiz sürece değiştirmeye çalışacak, bunun sonucunda da yeni huzursuzluklar yaratacağız. Onlara fazla bir şey yüklemlemediğimizde bizi hayal kırıklığına uğratmaları zorlaşacaktır. Yeter ki gerçekçi yaklaşalım, hatalarıyla, olumsuz yanlarıyla onlarla yaşamayı öğrenebilelim. |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 100
| Huzuru yakalamak için kişi önce kendini tanımalı. Sonrasında mutsuzluk ve sorunlarla baş etmesini öğrenecektir. |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 105
| |
|
| #10 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 5
| Sevgi insanın özüdür koşullara göre oluşan aşk, aşk değildir. İnsan'ın kendi yarattığı şeye aşık olması elbetteki hayal kırıklığına uğratır . Huzursuz olmak olası. Koşullanmaların olmadığı yerde gerçek bir sevgiden bahsedebilirz bence. Şu nedenden bu nedenden seviyorum diye düşünüyorsa bir insan aldatıcı bir ilizyonun kurbanı olacaktır. Dış dünya'ya göre olan her şey aldatıcıdır. Nedensiz sevmelerin içinde varolmalı insan. Çünkü bu bizim özümüzdür. özümüz sevgi hamuruyla yoğrulmuş. Hiç bir şey bilmeyen ve bu dünya'ya tertemiz gönderilmiş insanlarız . Ve toplum beynimize iyi kötü, olumlu olumsuz duyguları yazar. Bir şekilde koşullandırılmışız. Ve yanlış bildiğin bir şeyle karşılaşınca beyin alarm vermeye başlar Acı alarmı karşısında evet ben huzursuum dersin bir şeyler yanlış gidiyor. Doğru yanlış diye bir şey varmıdır ki bunu bizim beynimizin içine yerleştiren nedir? Hepsi öğretilmiş gerçekler bence.. Süreçten mutlu olmaya çalışmak lazım ek olarak. Planlarımız istediğimiz gibi gitmeyince nasılda mutsuz oluyoruz. Oysa süreçte oldukça keyifliydik seviyorduk. Ne değiştirdide acı çekiyoruz şimdi huzursuzluk içinde kıvranıyoruz böylesine! İnsanlar yola çıktıklarında karşılaşacaklarının ne olacağını bilmezler sonuca endeksli yaşarsak bir şeyi kaçırmış oluruz sürecin mutluluğunu..Neden sonuç ilişkisi olmamalı huzur içinde varolan an'ın keyfi içerisinde olmak lazım. Dış alemin gerçeklerden örülü bir duvar olduğuna ben katılmıyorum. Çünkü gerçeğin bir tanımını yapamıyorum ben. Beynimin gördüğü koşullanmalarla düşünmek istemiyorum. Huzursuzluğun nedeni kendi aklımıza yenik düşmemizle ilgili diye düşünüyorum. Özdeşleştirmelerimiz, saplantılı mutluluk modellerimiz yani kısacası savaştığımız şey kendi aklımızın baskıları . Dış dünya koşulları mutsuz ediyor derseniz bir şeye nasıl baktığımızla ilgili bir durumdur bu! " Dünya bir aynadır ve siz nasıl görmek istiyorsanız öyle gözükür" Herşey düşüncelerimizle alakalı. Bence huzur için önce kendi içine bakmak ve ilk hamleyi akla yapmakta yarar var. Huzursuzluğun kaynağını nesnel bir şeye atmak kolay. Koşullar, aşık oldum böyle çıktı vs vs. Ben mutsuzum çünkü nedenlerim var gibi kaçışlar kolaydır. Huzurda huzursuzlukta tamamen bizim kendi dünyamızla alakadar bir durumdur. Beynimizin tanımladığı şeylerin baskıları bütün bunlar.. iyi bir model vardır beynine yapışmış ona göre düşünürsün öyleyse iyi ve kötü olmadığını düşünmekten başlamak lazım. Ben böyle düşünüyorum. Saygılarımla.. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sinema İçin Dikkat Ettiğiniz Hususlar | il_bilge | Sahne ve ses sanatları | 19 | 31-03-07 22:56 |