| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
| Sarışın / Umut / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 10
| Rüzgar, uğultular ve hırıltılar çıkararak topuğuna dişlerini geçirmişti. Buzdan bir rende baldırlarını kıyıyordu. Soğuk tüm bedenini işgal ediyordu. Kayıtsızlığın her türlüsü ölümü bekler. Hatta biraz da beklediğine benzer. Bu yüzden tanrılar ölüdür aslında. Yalnızlık ve çaresizlik öldürür onları. Bebek yüz de bir ölü kayıtsızlığıyla hem titremeyi hem de zamanla şişip katılaşmış, güzelliğinden eser kalmamış ellerini ovuşturmayı bırakmış, başına gelecekleri bekliyordu. Rüzgarın her darbesiyle, iyiden sönmeye yüz tutmuş olan ateş, bir daha kaldırmayacakmışçasına küllerine gömüyordu başını. Dansı, yaşlı bir şamanın titreyen bedeniyle yaptığı acınası ayine benziyordu. Sonunda pes etti. Gece kadar kara ve kükürtlü ruhunu, bir tıslama eşliğinde rüzgara bırakarak söndü. Tıslamanın ardından bir kükreme duydu bebek yüz. Arkadaşları -arkadaşlarıydı değil mi? bir garip geliyordu kulağına bu sözcük- aralarına ilk katıldığı zamanlar sahip olduğu salon çocuğu görünümünden dolayı bu adı takmışlardı ona. Şimdiyse bembeyaz yüzü iyiden ise pasa bürünmüş, yeşil gözleri sarı-yeşil çapaklarla örtülmüştü. Yine de zekası bu sümüksü perdenin altında ışımayı sürdürüyordu. Sağ tarafından duyduğu kükremeyle irkildi bebek yüz. Artık onu yaşama bağlayan tek şey, farelerin kemire kemire açtığı yaraları soğuğun ateşiyle dağlanmış olan, küçük ve biçimsiz kulaklarıydı. Sesin kaynağını düşündü. Kısa bir çabalamadan sonra anımsadı. Gittikçe yaklaşan ses, sıranın kendisine gelmekte olduğunun habercisiydi. İlk kez dudakları, sarışının dudaklarına değecekti. Bu güne dek hep korkmuştu bunu yapmaktan ama bu gece ya ölümün kollarına bırakacaktı kendini ya da sarışının dudaklarına. Kükreme bir kez daha duyuldu. Sanki tüm evren kendi içine büzülüyordu. Mantonun magmaya gömülüşünü andırıyordu ses. Sonunda sıra ondaydı. Sarışın ellerinin arasındaydı. Kimileri ballı börek derdi ona. Hem adına bir göndermeydi bu hem de öpüşme sonrası ağızda bıraktığı tada. Bebek yüz korkuyordu korkmasına ya, sıradakileri de fazla bekletemezdi. Ciğerlerindeki tüm havayı son nefesiymişçesine bıraktı. Dudaklarını sarışının dudaklarına dayadı. Derin ve sert bir nefes çekti. Bu kez tüm vahşetiyle onun içine kükrüyordu sarışın, onun içine büzülüyordu. Bir daha! Bir daha... Art arda üç ölümcül öpücük. Birden dudaklarında karıncalar turlamaya başladı. Ardından tüm yüzünü kapladılar. Bedenini göğüs kafesinin sağ yanına doğru hafifçe esnetti. O anda sağ yarısını sol yarısına bağlayan kalın ve gergin teller, yukardan aşağıya doğru sırayla ve sertçe kopuyormuşçasına kasılıp kıvranmaya başladı. Seslerini bile duyuyordu. Ça-ça-ça-çaaat! İkiye ayrılıyordu adeta, bedenini birarada tutan düğmeler patlayıp fırlıyordu. Hiç tatmadığı bir haz dalgası sarıyordu tenini. Merkezden dışa doğru bir sıcaklık ve kızıllık yayılıyordu. Çığlık atmak istedi. Ancak sadece bir hırıltı sızmıştı hançeresinden. Herkesi kanlı ve kızıl gölgeler olarak görüyordu. Yavaşça doğruldum. Bata çıka ilerlemeye devam ediyordum. Yumuşak ve yapışkandı her şey. Kırmızı ve rahimdi. Sıcak ve kollayıcıydı. Neden sonra fark ettim ki kendi göz kapaklarımın içinde yürüyor, konjuktivama batıp çıkıyordum. Bu güne dek gördüğüm her şey, gözlerimin göğüne asılıydı. Küçücüktüm. Devler ülkesinde bir kahkaha. Annemin tiz kahkahası. Yoksa hıçkırıkları mı? Gözümün kıyısında yaşamalıyım artık. Gördüğüm her şeye kendimi katmalıyım. Arkadaşının dokunmasıyla sıçradı bebek yüz. Uyumamıştı ya, yine de bir düş görmüştü işte. Kafasının içinde zamana dair ne varsa yitip gitmişti. Bedeni yanıyordu adeta. Soğukla arasına ateşli bir sevgili girmişti. Sarışın! Eline aldığı poşeti usulca açtı. Koyulaşan bali, üzerine yapışan salyalarla kusmuğa dönmüştü. Bir dakika-yoksa bir saat miydi, kim bilir?- önce olsaydı asla o poşetin içindeki düş saçan sıcak dumanı çekmezdi içine ya, şimdi ballı börek denmesinin hikmetini anlamıştı. Bal gibi geliyordu gözüne ateşli kusmuk. Derin bir nefes daha çekti, boynunu büzerek ağzına dayadığı poşetten. Ciğerlerini ve karnını aşan bu sıcak soluk, bir anda kamışına ve erbezlerine dolmuştu. Öyle hızlı ve ani bir tahrikti ki yaşadığı... Benli Ablasının verdiği iki beden küçük pantolonun ağı patlayacaktı neredeyse. Benlinin kucağındaydım. Yanaklarımı okşuyordu. Ben de memelerini. Sonra bir tanesinin başını dudaklarımın arasına alıp kemirmeye başladım. Benli, hiç görmediğim annem miydi, hiç olmamış sevdiğim mi? Sağ eli, uyluklarımdan kasıklarıma kaydı. Sanırım sevdiğimdi. "Ben"li oluvermiştim. Erkekliğime dolmuş, avuçlarına sığıvermiştim. Kamışına düşen bir ateşle irkildi bebek yüz. Kabarmış pantolonunun üzerinde bir el gidip geliyordu. Bir diğeri de tişörtünün altından sırtını okşamaya başlamıştı. İtiraz edemedi. Gittikçe daha fazla teslim oluyordu, bedenini saran yerçekimsizlik hissine. Soğuğa ve üzerindekileri tek tek çıkaran ellerin çıplak bıraktığı narin bedenine rağmen, zihni dalga dalga tüm evreni kucaklıyordu. Az evvel onunla beraber sarışını öpen dudaklardan biri şimdi kamışında geziniyordu. Kirli ve nasırlı iki avuç, dar ama biçimsiz kalçalarını yoğuruyordu. Bir acı hissetti. Bir bıçakla ikiye bölünüyormuş gibi... Ardından bedeninin tam ortasında bir kamaşma. Sürekli bir boşalma hissi duyuyordu ya, boşalmıyordu. Acının ve doluluğun eşlik ettiği bu haz, önce tüm karın bölgesini hissedilir kılıyor, oradan ayak parmaklarına dek zonklamalar halinde yayılıyordu. Bebek yüz tecavüze uğruyordu ama haline ağlayacak durumda değildi. Gözü yerine organından süzüldü yaşlar. Titredi, uzun uzun kasıldı. Koltıukaltlarına dek her yanı nabız gibi atıyordu. Bedenimizde dışarı açık pek çok kapı vardır ve bunların her biri iki yönlüdür. Bebek yüz, reddettiği kapıda hissettiği ıslaklık ve yapışkanlık hissiyle idrak etmişti bunu. Artık kendine yeten bu küçük komünün tam bir üyesi, gerçek anlamda suç ortağıydı. İşlemediği tüm suç ve günahları, o ana dek içinde tuttuğu her şeyi bir anda sarışını öperek gerçekleştirmişti. Yaşadığı sokaklarda, özgürlüğün sırrını keşfetmişti. Orada olmamanın ve katlamanın tek yolu, bedenini uyuşturup, benini evrenin merkezinde eritmekti. Bebek yüz erginlenmiş ve yeni bir de isim almıştı. Artık bir erkekti. Adı da Umut konmuştu. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Umutsuzluk Üzerine... | sosyologgg | Öykü ve Denemeleriniz | 23 | 16-02-08 13:35 |
| Umut Altınçağ | stran | Ustalardan Seçkiler | 21 | 07-10-07 22:10 |
| Pandora ve Umut | il_bilge | İnsan Bilimleri | 3 | 30-11-06 02:48 |
| Bir Umut Işığı: Tiyatro | cyrano | Arşiv | 2 | 27-03-06 13:22 |
| Petricli'den Fıkralar | petricli | Arşiv | 12 | 09-06-05 13:36 |