Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Siyaset > Türkiye Siyaseti

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Gerçek sorumlular kimler?

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski25-05-07, 03:23  #1
Halaoğlu
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 132
Gerçek sorumlular kimler?



Çok partili yaşama geçtiğimiz yarım asrı aştı. O günden bu güne, yarışa bizimle aynı noktadan başlayan birçok ülke, bize birkaç tur bindirmiş durumda. Tarımda, sanayide, ulaşımda, eğitimde, sağlıkta, ulaştırmada, kısaca yaşamın tüm alanlarında nal topluyoruz. Sorumlu kim? Birilerine göre komşu ülkelerin düşmanca tavırları... Başka birilerine göre, Avrupa ülkeleri ve A.B.D... Kimilerine göre komünistler, kimilerine göre faşistler. Büyük bir çoğunluğun düşüncesi ise, sorumlunun, gelmiş geçmiş yöneticiler olduğu yönündedir. Bunların tümünün az ya da çok haklılık ve doğruluk payı var. Oysa asıl sorumluyu görenler azdır. Görenlerin büyük bir çoğunluğu ise dalkavuklukları yüzünden açıklayamamaktadır. Hiç kimse de sorumluluğu üstlenmemektedir.


Şimdi en büyük sorumluları sırasıyla açıklıyorum:

1- AYDINLAR-EĞİTİMCİLER-EĞİTİMLİLER

Bir ülkenin geleceğini en iyi görmesi gereken insanlar aydınlardır. Bir aydın, en fazla kendi alanında olmak üzere, birçok alanda yeterli bilgiye sahip insandır. (Siyasi, sosyal, ekonomik vb.)
Aydın, düşüncelerini, fırsat buldukça değil, fırsat yaratarak halk kitlelerine duyurmakla yükümlüdür. Yeri geldiğinde değil, her durumda görev üstlenen insandır. Ona görevden kaçmak, küsmek, çağrı beklemek yakışmaz. Bir görevi en iyi biçimde yapacağına inanıyorsa, tüm engellemelere karşın, o görevi üstlenme savaşı verir. Hele bu görev ulusal bir görev ise; yetersiz ve beceriksiz ellere bırakmak, yurtsever bir aydın için yüz karasıdır.
Ne yazık ki, bizim aydınlarımızın, eğitimci ve eğitimlilerimizin şimdiye dek gösterdikleri başarım (performans) çok düşüktür.


Bu gruptaki sorumluları da, kendi içlerinde aşağıdaki sıra ile değerlendirmek gerekir:

A- GÖREN, BİLEN VE SUSANLAR- YA DA SADECE KONUŞAN EYLEMSİZLER


Bunlar, doğruyu gördüğü halde yeterli çabayı göstermeyenlerdir. Ülkenin kurtuluşu için neler yapılması gerektiğini bilirler. Ancak çözüm yollarını geniş kitlelere duyurmak için özel uğraş vermezler. Salt, kendi dar çevrelerinde konuşmayı ve tartışmayı yeterli bulurlar. Kimileri, "ben anlatsam da bu halk anlamaz" kanısı ya da ön yargısı ile kendilerini sıkıntıya sokmazlar.
Kendilerine sorsanız, bir yığın bahaneler sıralarlar. Oysa asıl sorun kendilerindedir. Zora gelemezler. Yaşam tarzlarını, yaşam
ölçünlerini (standart) bozmak istemezler.
İlk aşamadan son aşamaya dek tüm eğitimciler, çoğunlukla, kendilerini öğretmekle yükümlü saymışlardır. Sistemin getirdiği sıkıntıları yadsımıyorum elbet. Ancak, aydın bir eğitimci, eğitimin, her koşulda, öğretimden önemli olduğunu bilir. Bu konuda gerekirse yasal sınırları da zorlayarak, eğitimli insan yetiştirme çabasını ilk sıraya koyar. Eğitimcinin önemli görevlerinden birisi de, çevresini eğitmektir. Bu eğitimin içerisinde, sosyal ve siyasal eğitim ön sırada olmalıdır.
Eğitimcilerin ve eğitim kurumlarının dörtte biri bu görevlerini yerine getirseydi, ülkemizde bugün yaşanan tıkanıklıklar yaşanmazdı.
Eğitim sisteminin tüm eksikliklerine karşın, kendisini eğitmiş çok sayıda insanımız vardır. Ancak bu insanlar da kendilerini toplumsal ve siyasal etkinliklerin dışında tutmaktadır çoğunlukla.
Bu grupta saydığım insanlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesiyle, insanıyla düştüğü tüm açmazların nedeni değil ama sorumlusu ve baş suçlusudur.


B- UYGULANMASI OLANAKSIZ, KÖKTENCİ DÜŞÜNCELER PEŞİNDE KOŞANLAR


Bunlar, dünyanın ve Türkiye'nin genel durumunu göremeyen, kuramsal aldanmalardan etkilenmiş, maceraya yatkın insanlardır. Ya, dünya gerçeklerine gözlerini kapayıp "Turan” peşinde koşarlar, ya da temelinde ve çözümlemelerinde birçok doğrunun yanında yanlışları da taşıyan Marksizm’e, bir inanç gibi sarılmışlardır. Herşeye eleştirel gözle bakarlar da Marksizm’e bakamazlar.
Bunların üzerinde, ayrıntıya girmeden duralım:
Atatürk'ün tanımladığı ulus kavramını unutup (ya da yadsıyıp) “nerede Türk varsa..." diye başlayan gerçek dışı kuramlara sarılmanın maceracılık olduğu ortadadır. Zaten bunun savunucuları bile seslendirmekten çekinir oldular artık. Doğrudan savunma yerine, çevresinde dolaşmayı yeğlemektedir çoğu. Üstünde fazla durmaya da değmez zaten.
Marksizm’den vazgeçemeyen, solcu-tutucu aydınlarımızın durumu da içler acısıdır. Bu insanların birçoğu Marksizm'e bir din gibi, inançla sarılmışlardır. Dinleri “dogma" diye eleştirirken, Marksizm’i dogmalaştırdıklarının ayırtında değillerdir. Marksizm’in yoksulun yanında olan bir öğreti olduğunu yadsımadan, kimi yanılgılarını ortaya koyarak, katı Marksçıları düşünmeye çağıracağım:


—Marksizm’e göre, kapitalizm geliştikçe işçi sınıfı yoksullaşacak, sınıf çatışmaları keskinleşecek, işçi çocuğu işçi olacak, orta sınıf işçi sınıfına kayarak yok olacaktı. Oysa gelişmiş kapitalist ülkelerde, bölüşüm adaletsizliğine karşın, işçi sınıfının parasal ve sosyal düzeyi artmıştır. Sınıf çatışmaları yumuşamıştır. İşçi sınıfının eğitim düzeyi de artmış, işçi çocukları okuyup memur ve bürokrat olmuştur. Özellikle sosyal demokrat yönetimlerin çabaları sonunda; orta sınıf, bırakın kaybolmayı, daha da güçlenmiştir.

—1852 'de Marx "İngiltere'de genel oy hakkı, işçi sınıfı için siyasal iktidara eşittir" demişti. Oysa genel oy hakkı, işçi sınıfının iktidarını getirmedi.


—Marksizm, devleti "sınıf çatışmasının ürünü" sayar. Sınıf çatışmaları kalkınca devletin de giderek zayıflayarak ortadan kalkacağını savunur. Oysa S.S.C.B.'de sınıf çatışmaları olmamasına karşın, devlet güçlenmiştir. Bu durum tüm sosyalist ülkelerde aynıdır. Günümüzün sosyalist ülkesi Küba’da devlet gücünün son derece üst düzeyde olduğu yadsınamaz.


—Marksizm’e göre belirleyici olan sınıf çatışmasıdır. Oysa çok zaman hanedan çatışmalarının, kabile çatışmalarının, dinsel çatışmaların, ulusal çatışmaların, kişisel tutkular ve siyasal çatışmaların öne çıktığını görüyoruz. Günümüz dünyasında sınıf çatışmalarının belirleyiciliği zayıflamıştır. Özellikle gelişmiş ülkelerde sınıf çatışmaları oldukça yumuşamıştır.

Tüm bunlara bakılınca, Marx’ın da yanılabileceği ortaya çıkar. Zaten hiç kimse ve hiçbir öğreti yanlışsız ve eksiksiz değildir. Bunun tersi bir düşünce, gelişimin engelleyicisi olur.


Kuramların yanında, yaşananlara da bakarsak ve tarafsızlığımızı koruyabilirsek, sosyalist ülke insanlarının çok da mutlu olmadıklarını yadsıyamayız. Basit bir gözlem bizi doğru sonuçlara götürür kanısındayım. Marksist ve Maocu ülkelerden kapitalist ülkelere
kaçışın yoğunluğu bize bir şeyler anlatmıyor mu? Kapitalist ülkelerden ötekilerine kaçış neden yok?
Bunları yazarken kapitalizmi savunduğum sanılmasın. Kapitalizm asla insancıl bir sistem değildir. Bu nedenle de yeni sistem arayışları sürdürülmelidir. İnsan doğasına en uygun olanı devletçilik de değildir, özel girişimcilik de… En uygunu halk girişimciliğidir. Yani tüm üretim araçları, doğrudan çalışanların iyeliğinde olmalıdır. Ancak, bulunduğumuz ortamın gerçekliğinden de uzaklaşamayız. Bu ortamın en olabilir açılımlarını sağlama çabaları, en akılcı olanıdır diye düşünüyorum.
Uygulanması olanaksız olan köktenci çözümler arkasında koşmak, yakalayabileceklerimizi de elimizden kaçırmamızın baş nedenidir.
Ben bu aşamada, köktenci sol görüş için uğraş verenlere sesleniyorum: İstediğiniz sistemin, en iyi sistem olduğunu varsayalım. Görünür gelecekte bu sistemin kurulması olanaksızdır. Daha kaç kuşak bu düş peşinde koşarak tükenecek. Adına uğraş verdiğiniz işçiye, köylüye, esnafa, memura sorun bakalım; "Kendiniz mi biraz olsun iyi yaşamak için çalışırsınız, yoksa torunlarınızın torunları çok iyi yaşasın diye kendinizi mi harcarsınız?” Alacağınız yanıt sizi gerçekle yüzleştirecektir. Marksizm’in çelişkilerinden biri de bu sorunun yanıtında yatıyor. “Birkaç kuşak sonraki insanların mutluluğu için çalışınca cennetle ödüllendirilmeyeceğime göre, neden kendi kuşağım için daha çok çalışmayayım?”

Köktenci solculara söyleyeceğim son söz şudur: İnatla düşlerinizin peşinde koşmanız, sistemin sağa yargılı (mahkûm) olmasına yardımcı olmanız anlamına gelir. Bugüne dek hep böyle oldu. Ve savunduğunuz kesimlerin biraz olsun kanlanıp canlanmasını engelledi. Bu çabaların birçok demokratik açılımları da getirdiğini yadsımıyorum elbet. Ancak, daha geniş açılımları daha çekincesiz (risksiz) savaşımlarla elde etmenin yollarını bulmak zor değil. Lütfen dar gelirlileri, mutsuzluğa yargılı kılacak yöntemlerden uzak durun. Daha usçu çabalarla, daha mutlu yarınlar yaratmanın yolları vardır.

C- SİSTEMİN YAPTIRIMLARINDAN KORKANLAR


Bunlar için fazlaca bir şey söylemek gerekmez. Korkularını yenmenin umarını bulurlarsa, gerçek aydın olurlar. Bilsinler ki gereksiz korkuları ülkenin ve ülke insanının geleceğini karartıyor. Korkularını yendiklerinde, .kendileri de daha mutlu olacaklar.



Not: Bir sayfaya sığmadığı için, devamını ikinci sayfaya aldım.
__________________
Haydar Bibinoğlu
Emekli Öğretmen

Halaoğlu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 26-05-07 03:32 .
Halaoğlu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski25-05-07, 03:24  #2
Halaoğlu
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 132


D- ÇEŞİTLİ SİYASET GRUPLARINDAN KİŞİSEL ÇIKAR SAĞLAYANLAR

Bunlar da, birikimleri gereği, gerçekleri görmektedirler. İnsanların ve ülkenin kurtuluşunun nerede olduğunu bilir büyük çoğunluğu. Ancak, kendi çıkarları nerede ise, o siyasete yamanmışlardır. Bir kesimi, kendilerini öylesine kaptırmışlardır ki, artık başka bir gözlük takma gereksinimleri kalmamıştır. Kemikleşmişlerdir. Kimileri ise çıkar fırtınasına kapılmışlardır. Bugün sağda yarın soldadırlar. Aydın olarak görmek bile yanlıştır bunları. En sorumlular grubunun sonuncusu olmalarına karşın, en tehlikeliler grubunun başında gelirler. Yolsuzlukların, dolandırıcılıkların, hortumlamaların göbeğinde bu insanları görürsünüz çok kez.
Bunca tehlikeli bir grubu daha az sorumlu görmemin bir dayanağı var elbet. Bu konumda olanlardan toplum adına iyi şeyler beklemediğim için, çokça suçlamanın da anlamlı olduğunu düşünmüyorum.

2-0RTA SINIF SEÇMENLERİ

Asıl sorumlu ve suçlu olarak görülmesi gereken bu grubu ben ikinci derece suçlular sınıfında değerlendiriyorum. Çünkü bu insanlar, aydınlar gibi sosyal, ekonomik, kültürel birikim yoğunluğuna sahip değiller. Aydınlar, daha çok yönlü, daha birikimli olduklarından, sorumlulukları da daha üst düzeydedir.
Tüm bunlara karşın, orta sınıfın yarım asırdır kendini enayi durumuna düşürmesini sindiremiyorum. Bu sınıfın bağlısı (mensup) olarak başkaldırıyorum bu duruma. İnsanlar, nasıl olur da, aynı konuda, aynı biçimde, aynı yöntemlerle (taktik) birçok kez kandırılabilinir.
Sözü dolandırmadan net olarak anlatayım: Kısa erimli kişisel çıkarlar, futbol takımı tutma anlayışıyla siyasette saf tutmalar, aile geleneği ile oy kullanma saçmalıklarını yarım yüzyıl sürdüren toplumların başarıyı yakalamasının olanaksızlığı gün gibi ortadadır. Bu aymazlıklarda ısrarlı davranan insanların da yoksulluğu, kötü yönetimi, mutsuzluğu hak ettiğine inanıyorum. Ancak, gerçeği görüp, yıllarca özveriyle uğraş veren; buna karşın, doğruyu göremeyen çoğunluklar yüzünden onlarla aynı kaderi paylaşmak zorunda kalanlara yazık oluyor.


Orta sınıf olarak gördüğüm meslek gruplarını, sorumluluk derecesine göre sıralamakla yetinelim:
A-- Memurlar
B- Esnaflar
C- Memur düzeyinde ve daha çok maaş alan işçiler.
D- Toprak sahibi köylüler (Toprak ağaları dışında)
(Bilgi ve bilinç düzeyi yüksek olanları daha çok sorumlu kabul ettiğim için, sıralamayı bu biçimde yaptım.)

3- ALT EKONOMİK SINIF SEÇMENLERİ


Bu gruptaki insanların eğitim düzeyleri çok daha düşüktür. Gelir düzeyleri de son derece düşük olduğu için umarsızlık içerisindedirler. Bu yüzden kısa erimli küçük çıkarlarla yönlendirilmeleri hoşgörüyle karşılanabilir.
Bu gruba girenler; düşük ücretli işçiler, kentli işsizler ve topraksız köylülerdir. Babasının toprağında çalışan ve az topraklı köylüler de bu gruptadır.

4- YÖNETENLER VE YÖNETİMDE ETKİLİ OLANLAR

Bence bu grup; en çok suçlananlar arasında olsa da, en az suçlanması gereken gruptur. Yönetimde etkili olan sermayedarlar, toprak ağaları elbette kendi çıkarları doğrultusunda çaba harcayacaklardır. Hele bunların içerisindeki üretmeden kâr etme peşinde koşan rantçılar, kriz akbabaları, leş kargaları hiç sorumlu değillerdir! Bunlar, puslu havalarda sepetlerini doldururlar. Türkiye'de kazandıklarının önemli bir bölümünü yabancı bankalara yatırırlar. Ülke yaşanmaz duruma gelirse, gider başka ülkelerde yaşarlar. Ülkesinin darboğaza düşmesini kendilerine sorun etmeleri beklenemez bunlardan.
Ancak, üretken sermaye sahipleri biraz daha fazla sorumlu tutulmalı. Çünkü doğru dürüst kapitalist sistemin bile yerleşmesini sağlayamadılar. Teknolojiden uzak kaldılar birçok alanda. Yatırımlarını, geleceği göremeden, karakucak yaptılar. Bugünün aşırı kârını düşünürken, yarının sarsıntılarını hesaplayamadılar. Ucuz emeğe dayanarak, teknolojilerini yenilemeden, sonsuza dek sürdüreceklerini sandılar saltanatlarını. Ne yazık ki yine aynı kafadalar. Krizlerde zor durumda kalınca, bir bölümü yatırımlarını başka ülkelere kaydırdılar. Bir bölümü rant ekonomisinden nasiplenme yoluna girdiler. Hemen hemen tümünün de yabancı bankalarda yüklü hesaplarının olduğu giz değil. Yani, ülke batsa da onlar kendilerini kurtarırlar. İçlerindeki yurtsever sermaye sahiplerini ayrı tutuyorum elbet.
Yönetenlere gelince; yarım asırdır yönetim kadrolarında sağ zihniyetin ağırlığını yadsımak olanaklı değil. Bu zihniyetin ülkemizi
getirdiği nokta da açık seçik gözler önünde. Bu durumdan mutluluk çıkaranlar da var elbet. Hırsızlar, uğursuzlar, hortumcular, teröristler, şeriatçılar, ayrılıkçılar vb.
Evet, ben yönetenleri ve yönetimde etkili olanları en az sorumlular grubunda görüyorum. Onların birçoğunun ülke, ulus, dar gelirli
halk yığınları gibi dertlerinin olduğuna inanmadığım için... Büyük çoğunluğunun yürek parçalayıcı çabalarının, kişiselliği aşabildiğine inanmadığım için...


Yurt sorunlarına çözüm arayışı adına, başka bir yazıda buluşmak üzere…
__________________
Haydar Bibinoğlu
Emekli Öğretmen
Halaoğlu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 00:54  #3
MK DEVRİM
 
MK DEVRİM'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jun 2006
Mesajlar: 3,205

Gören,Bilen ve susanlar Yada sadece konuşan eylemsizler;

Uğur Mumcu,Turan Dursun,Abdi İpekçi,Turan Emeksiz,
Bahriye Üçok,A.Taner Kışlalı,Gaffar okan,Eşref Bitlis
Muhammer Aksoy,Necip Hablemitoğlu,muhammer Aksoy,
Kemal Türkler,Hırat Dink,Çetin Emeç,Cavit Orhan Tütengil,
Doğan Öz,İlhan Erdost,asaf Koçak,Metin Göktepe,Musa Anter,
Nesimi Çimen,Onat Kutlar,Taylan Özgür,Ümit Doğanay,
Ümit Kaftancıoğlu,Behçet Sefa Aysan,Kemal Kayacan ve de
Daha niceleri
Bunlar mı susmuştu size göre;Bu aydınlar mı baş suçlu size göre?
Susan ve eylemsiz kalan aydınlar mıdır bunlar?
Bunlar kanlarının son damlasına kadar aydınlığı savunan
Aydın düşünceyi savunan insanlar değimli?
Aydınları baş suçlu ilan ederek, bu insanlarımızı da suçlu
İlan ediyorsunuz!
Bunlar Aydınlığın bilincinde olup hiçbir şekilde yılmayan,
Bu uğurda canını feda eden aydınlarımızdı.
Siz aydınlar ile uğraşmayı bırakın.
Aydının görevi,çevresini aydınlatmak ve toplumu karanlık
lardan kurtarmaktır.Onları baş suçlu ilan etmek ise,
laf salatası sadece.Lafazanlığın ve işe yaramazlığın daniskası.
Ben bilirim diyenler bu aydınları görmez ve sadece kendi
gibi yaşamasını sürdürenleri aydın kabul eder.Siz hocam
en iyisi bu ülke uğruna kanını döken,bildiğinden ve doğrudan
şaşamayan aydınları ilk önce tanıyın.
Sizin suçladıklarınız ,aydın falan değil, liboşlar ve yaşamlarını
Düzene uyduran yaygaracı takımı!



Diğerlerine devam edecez,
MK DEVRİM is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 01:18  #4
ABCDE
Felsefe - İnançlar
 
ABCDE'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 3,689

Bakiniz bu ulke insani aydinlari istemiyor. Sistem bunu kabul etmiyor bir kere. Simdi Orhan Pamuk cikipda soyle bir anadolu turu yapayim derse sizce ne olur? Bu ulke icinde yasayipda aydin olmak zor zanaat. Ancak Turkiye'den cikip birseyler yapmaya calisacaksin. Turkiye henuz aydinlari kaldiramiyor...
__________________
Turkiye'de yapilan katliamlar unutulmayacaktir...
Eger tek bir insan absürd fikir sahibi olursa buna deli diyorlar, bircok insan absürd fikir sahibi olursa buna INANC diyorlar. Robert M. Pirsig
ABCDE is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 02:24  #5
Halaoğlu
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 132

Alıntı:
Sayın MK DEVRİM şöyle demiş:

Mesajı Göster
Gören,Bilen ve susanlar Yada sadece konuşan eylemsizler;

Uğur Mumcu,Turan Dursun,Abdi İpekçi,Turan Emeksiz,
Bahriye Üçok,A.Taner Kışlalı,Gaffar okan,Eşref Bitlis
Muhammer Aksoy,Necip Hablemitoğlu,muhammer Aksoy,
Kemal Türkler,Hırat Dink,Çetin Emeç,Cavit Orhan Tütengil,
Doğan Öz,İlhan Erdost,asaf Koçak,Metin Göktepe,Musa Anter,
Nesimi Çimen,Onat Kutlar,Taylan Özgür,Ümit Doğanay,
Ümit Kaftancıoğlu,Behçet Sefa Aysan,Kemal Kayacan ve de
Daha niceleri
Bunlar mı susmuştu size göre;Bu aydınlar mı baş suçlu size göre?
Susan ve eylemsiz kalan aydınlar mıdır bunlar?
Bunlar kanlarının son damlasına kadar aydınlığı savunan
Aydın düşünceyi savunan insanlar değimli?
Aydınları baş suçlu ilan ederek, bu insanlarımızı da suçlu
İlan ediyorsunuz!
Bunlar Aydınlığın bilincinde olup hiçbir şekilde yılmayan,
Bu uğurda canını feda eden aydınlarımızdı.
Siz aydınlar ile uğraşmayı bırakın.
Aydının görevi,çevresini aydınlatmak ve toplumu karanlık
lardan kurtarmaktır.Onları baş suçlu ilan etmek ise,
laf salatası sadece.Lafazanlığın ve işe yaramazlığın daniskası.
Ben bilirim diyenler bu aydınları görmez ve sadece kendi
gibi yaşamasını sürdürenleri aydın kabul eder.Siz hocam
en iyisi bu ülke uğruna kanını döken,bildiğinden ve doğrudan
şaşamayan aydınları ilk önce tanıyın.
Sizin suçladıklarınız ,aydın falan değil, liboşlar ve yaşamlarını
Düzene uyduran yaygaracı takımı!



Diğerlerine devam edecez,
Sayın MK DEVRİM,

Benim okuduğunu anlamayanlarla, anlayıp da saptıranlarla, kendisi gibi düşünmeyenlere kinle saldıranlarla ve tartışmayı kavga ve hakaret sananlarla kaybedecek zamanım yok. Önce yazdıklarımı doğru anlayın, saptırmaktan vazgeçin, patavatsızlığınızı terkedin sonra tartışalım.

"Sözün tamamı aptala söylenir" derler. Ben bu sitedeki tüm değerli üyelerin, okuduğunu anlayan, bilinçli, ön yargısız insanlar olduğunu varsayıyorum. Bu nedenle suçladıklarımın sadece özelliklerini yazmakla yetindim. Suçladığım insanların teker teker adlarını saymam olanaksız. Tümünün adını bilmem ve tanımam da olanaksız.

Betimlemelerimde, yurdu ve insanı için canlarını vermiş ve sakınmadan verecek olanların ima bile edilmediğini aptallar bile anlar. Siz de aptal olmadığınıza göre, demek ki, yazılanları saptırıyorsunuz.

Yaşamı boyunca, halkı ve yurdu adına işkencelerden geçmiş, sürgünler yaşamış ve bu yüzden hâlâ kiralarda sürünen birine böylesine haksızca ve saygısızca saldırmanızın nedenini anlayamadım doğrusu.

Siz bu tavrınızla mı savunduğunuz siyasete taban yaratacaksınız? Yaptığınız, en yumuşak anlatımla ayıptır.

Yoksa bu tutumunuzun arkasında gizli amaçlar mı yatıyor? Düzeysizliği yükselterek, sizin gibi düşünmeyenleri bu siteden uzaklaştırma taktiğimi bu?

Dikkat ederseniz, benim tüm yazılarımın altına gerçek adım ve soyadım var. Bir rumuzun arkasına saklanma gereği bile duymadan, tüm içtenliğimle düşüncelerimi yazıyorum. Amacım tartışmalarla kini ve düşmanlığı değil, içtenlik ve dostluğu oluşturmaktır. Bir yazıyı eleştirirken, saygı sınırlarını aşmamayı bilmiyorsanız, asla davanıza yararlı olamazsınız. Hatta kendi davanıza zarar verirsiniz.

Beni söylemediklerimle değil, söylediklerimle eleştirin lütfen. Sizin yazdıklarınız gibi düşünüyor olsaydım, onu da açık açık yazmaktan çekinmezdim.

Bu durumu site yöneticilerinin de değerlendirmesini istiyorum. Böylesine düzeysiz saldırıları yaşamak bana göre değil. Ülkesini ve halkını seven, bu uğurda canını ortaya koyan aydınları siz mi bana tanıtacaksınız?

Benim yazımı bir kez yine okuyun, sonra da kendi yazdıklarınızı okuyun. Laf salatasının, lafazanlığın, işe yaramazlığın daniskasını kendi yazınızın aynasında bulacaksınız.

Övgüyle söz ettiğiniz aydınların tümü, bugün yaşasalardı, benim yazdıklarımın altına imzalarını atacaklarında zerre kadar kuşkum yoktur.
__________________
Haydar Bibinoğlu
Emekli Öğretmen
Halaoğlu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 02:56  #6
Anadolu
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,522

Alıntı:
Sayın ABCDE şöyle demiş:

Mesajı Göster
Bakiniz bu ulke insani aydinlari istemiyor. Sistem bunu kabul etmiyor bir kere. Simdi Orhan Pamuk cikipda soyle bir anadolu turu yapayim derse sizce ne olur? Bu ulke icinde yasayipda aydin olmak zor zanaat. Ancak Turkiye'den cikip birseyler yapmaya calisacaksin. Turkiye henuz aydinlari kaldiramiyor...
Aydın ve Orhan Pamuk dediniz mi işler karışır biraz.Küreselleşme denilen (özünde emperyalizmin ta kendisidir) söylemin kendini pekiştirmede ve kitleleri uyutmada kullandığı yöntemlerden biri aydın denilen insanları yanına almaktır.Onlar yazar,çizer ve kitlelere süslenip sunulur.Üzerine bir iki ödül koydun mu tamam.Postmodern dünyaya hoş geldiniz.Sonuç değiştiremezsiniz hiçbir şeyi.Kabullenin herşeyi.Dünyanın sonu ve başka bir dünya yok.Bu aydınlar dünyanın değişmez olduğunu söyleyerek,dünyayı karanlığa mahkum etmektedirler.Aydının en önemli özelliği bağımsız olmasıdır.Bağımsız olmayan birinin sistemle hesaplaşması mümkün değildir.Sistemle hesaplaşma noktasında olmayan da aydın değildir,aydınlatamaz kimseyi.
Aydını kaldırıp kaldıramama meselesi değil mesele,aydını bulmak mesele.
__________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir.

Anadolu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 26-05-07 02:58 .
Anadolu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 03:19  #7
Kuzum
Siyaset
 
Kuzum'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Ülke / Şehir: İzmir/Kıbrıs
Mesajlar: 1,051

Alıntı:
Sayın Halaoğlu şöyle demiş:

Mesajı Göster
Marksizm’in çelişkilerinden biri de bu sorunun yanıtında yatıyor. “Birkaç kuşak sonraki insanların mutluluğu için cennetle ödüllendirilmeyeceğime göre, neden kendi kuşağım için çalışmayayım?”
Soruyu anlamadım. Açar mısınız?
__________________
yeşil bir tepe var mı kuzum orada
ve yaşanacak bir ev o yeşil tepenin ardında
Kuzum is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 03:51  #8
Halaoğlu
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 132

Alıntı:
Sayın Ne Yapmalı şöyle demiş:

Mesajı Göster
Soruyu anlamadım. Açar mısınız?
Sayın Ne yapmalı,

Sanırım tümcede bir eksiklik olmuş. Doğrusu şu:“Birkaç kuşak sonraki insanların mutluluğu için çalışınca cennetle ödüllendirilmeyeceğime göre, neden daha çok kendi kuşağım için çalışmayayım?”

Marksizm, ölümden sonra bir cezalandırma ya da ödüllendirme inancını reddeder. Durum böyle olunca, insanların çok uzak hedefler için, canı pahasına mücadelesi anlamsızlaşır bir bakıma. İnsanların çoğu, ancak kendilerinin ya da çocuklarının yaşayabilecekleri mutluluklar için savaşımı göze alırlar. Bu belki de çıkarcı bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Oysa, ölümle herşey bitecekse, biraz da çıkarcı olmak gerçekçiliğin gereği olmaz mı?
__________________
Haydar Bibinoğlu
Emekli Öğretmen
Halaoğlu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 03:59  #9
Halaoğlu
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 132

Alıntı:
Sayın ABCDE şöyle demiş:

Mesajı Göster
Bakiniz bu ulke insani aydinlari istemiyor. Sistem bunu kabul etmiyor bir kere. Simdi Orhan Pamuk cikipda soyle bir anadolu turu yapayim derse sizce ne olur? Bu ulke icinde yasayipda aydin olmak zor zanaat. Ancak Turkiye'den cikip birseyler yapmaya calisacaksin. Turkiye henuz aydinlari kaldiramiyor...
Sayın ABCDE,

Ülkesini, halkını ve tarihini dinamit mucidi adına verilen bir ödüle değişenlere ne zamandan beri "aydın" denir oldu?
__________________
Haydar Bibinoğlu
Emekli Öğretmen
Halaoğlu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 04:23  #10
Kuzum
Siyaset
 
Kuzum'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Ülke / Şehir: İzmir/Kıbrıs
Mesajlar: 1,051

Alıntı:
Sayın Halaoğlu şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sayın Ne yapmalı,

Sanırım tümcede bir eksiklik olmuş. Doğrusu şu:“Birkaç kuşak sonraki insanların mutluluğu için çalışınca cennetle ödüllendirilmeyeceğime göre, neden daha çok kendi kuşağım için çalışmayayım?”

Marksizm, ölümden sonra bir cezalandırma ya da ödüllendirme inancını reddeder. Durum böyle olunca, insanların çok uzak hedefler için, canı pahasına mücadelesi anlamsızlaşır bir bakıma. İnsanların çoğu, ancak kendilerinin ya da çocuklarının yaşayabilecekleri mutluluklar için savaşımı göze alırlar. Bu belki de çıkarcı bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Oysa, ölümle herşey bitecekse, biraz da çıkarcı olmak gerçekçiliğin gereği olmaz mı?
Marksizm, ölümden sonra bir cezalandırma ya da ödüllendirme inancını reddetmekle kalmaz, bu ödüllendirme-cezalandırma sisteminin üretim ilişkileri ve sınıf mücadeleleri üzerindeki etkisini de açıkça ortaya koyar. Darwin de neticede reddeder ama darwinizm marksizme çıkmaz. Aslında reddetmez de; din yoktur der. Bu da bilimsel ve mantık olarak kanıtlanmış önemli bir ayrımdır. Bugün tanrının, dinin olduğuna dair herhangi bilimsel bir kanıt yoktur.

Yani sizin çelişki olarak gördüğünüz, aslında bir çelişki değildir. Marksizm din olgusuna eleştiri getirirken ideolojik tutarlılığını halen korur. Eğer günümüzde, üretici güçler din olgusundan dolayı veya başka herhangi bir baskı aracından dolayı sınıf mücadelesinde geriye düşmüşse, bu siyasal-örgütsel bir sorundur, ideolojik değil. Sizin tutarsızlaştığınız nokta burasıdır.

Açıkçası sovyetlerde krizin eşiğine gelen üretici güçlerin o vakit cennet-cehenneme vakit ayıracak mecali kalmamıştı. Bunun Türkçesi "devrimci kriz eğitir"dir.
__________________
yeşil bir tepe var mı kuzum orada
ve yaşanacak bir ev o yeşil tepenin ardında
Kuzum is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Olası bir 3.Dünya Savaşında Türkiye'nin müttefiki kimler olur? neoidea Dünya Siyaseti 57 04-02-08 23:05
3,5 milyon euroyu kimler kapacak? Fedailer Türkiye Siyaseti 14 27-04-07 14:57
Gerçek gazetecilik istiyoruz.... harbey Türkiye Siyaseti 2 22-03-07 12:47
kuranı kimler indirdi Bakara -16- goodfather Arşiv 17 14-04-06 17:25


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 10:59.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz