"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



 



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Ustalardan Seçkiler

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Federico Garcia Lorca

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski26-05-07, 01:05  #1
Anadolu
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,522
Federico Garcia Lorca



AĞIZ-KASİDE

Kapadım balkonumu
duymak istemiyorum ağıtı
ama yalnız ağıt var
gri duvarlar ardında

Çok az melek var şarkı söyleyen
çok az köpek var havlayan
bin keman bir avuca sığıyor;
Ama ağıt koskoca bir köpek,
ağıt koskoca bir melek,
ağıt koskoca bir keman,
gözyaşı ağzını tıkıyor rüzgarın
duyulmaz başka bir şey
ağıttan
__________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir.
Anadolu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski26-05-07, 01:09  #2
Anadolu
Ayrıldı
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,522

SERVET DÜŞKÜNÜ BİR SALYANGOZUN BAŞINA GELENLER

Bir çocuksu tatlılık
almış sakin sabahı
Ağaçlar da geriyor
toprağa kollarını.
Bir titrek buğu
örtüyor ekinleri,
ve örümcekler geriyor
ipekten yollarını,
-sarıyor yol izleri
göğün parlak camını-
Kavaklı yolda
bir pınar durmuş şarkıya
şarkısı otların arasında.
Ve patikanın sakin
efendisi salyangoz
saf ve kendi halinde
çevresini süzmede.

Değerbilir ve
yiğit kıldı onu
doğallık içindeki bu ilahi sessizlik,
unutup dertlerini
bir gün babaocağının
istedi görmek
sonunu patikanın.

Yola revan olur menzile doğru
ısırganlı, sarmaşıklı
bir ormanda.Derken yaşlı mı yaşlı
iki dişi kurbağaya rastgelir;
hanımlar güneşlenmektedir
ortalık yerde
sıkıntılı, hastalıklı.

Şu yeni şarkılar da...
diye biri homurdanmakta,
bi şeye benzemezler.
Boş geç hepsini, der
yaralı ve handiyse körleşmiş
öbür kurbağa doğrulayıp berikini:
Ben gençken sanırdım ki,
eninde sonunda Tanrı
duyacak şarkımızı
ve eriyecek yüreği.
Ya benim görmüş geçirmişliğim,
öyle ya bunca yaşadım ben,
inancım sarsıldı bir kere,
şarkı söylemiyorum nice...

Kurbağalar sızlanıp
dileniyorlardı bir sadakacık
otları yara yara
burnu havada geçen
bir kurbağa gençten

Gölgeli orman önünde
bizim ürkek salyangoz,
haykırmak ister, nafile.
Kurbağalarsa iki adım ötede...


Bu bir kelebek mi?
der handiyse kör olanı..
İki boynuzcuğu var,
diye yanıtlar öbürü.
Salyangoz bu.Nerden,
a salyangoz, hangi diyardan?

Evden geliyorum, ama
çabucak dönsem iyi.
İşte sana ödlek bir böcek,
diye tıslar kör kurbağa.
Hiç şarkı söylemez misin sen?
Söylemem der salyangoz.Ya dua?
Hiç mi hiç öğrenmedim.
İnanmaz mısın sonsuz yaşama peki?
O da nedir ki?

O, en duru
suda yaşamaktır hep,
yakınında çiçeklenmiş kıyının
ve bol yemli bir otlağın
Ben küçükken, zavallı
ninem demişti bir gün,
ölünce gidermişim
en yüksek dallardaki
en körpe yapraklara.

Ne zındıkmış şu ninen de.
İşin aslını bizlerden dinle.
İnanacaksın doğruluğuna,
der kurbağa kızarak.

Yolu görmek niye?
diye inler salyangoz.Evet inanıyorum
vaaz ettiğiniz o sonsuz yaşama...
Kurbağalar,
pek dalgın, çekilirler,
salyangoz da yiter gider
ormanda ürkek ürkek,

Dilenci kurbağalar
put gibi kalalalırlar.
İçlerinden biri sorar:
İnanır mısın sen sonsuz yaşama?
Ben...hayır der üzgün üzgün
yaralı ve kör kurbağa.

Niçin attık ortaya bu lafı, hı,
salyangoza inandırmacasına?
Çünkü... Ne bileyim, niçin,
der kurbağa.
Kıvanç doluyum
duydukları inançla
seslenirken çocuklarım
ark içinden tanrı´ya...

Geri döner
zavallı salyangoz.Yolda
efil efil bir sessizlik
fışkırır kavaklardan.
Bir de bakar sokulmakta
bir öbek kırmızı karınca.
Giderler karışık kuruşuk
sürükleyerek aralarında
duyargaları kopuk
başka bir karıncayı.
Salyangoz haykırır:
Karıncalarım, az durun,
nedir bu ettiğiniz
kendi yoldaşınıza?
Olanı deyiverin bana,
Sen, anlat bakayım, küçük.

Ahı gitmiş vahı kalmış karınca
başlar üzgün üzgün:
Yıldızları gördüm ben.
Yıldızlar da neymiş? der
karıncalar usulca.

Salyangoz da düşünceli,
sorar: Ne yıldızları?
Evet, der karınca tekrardan,
gördüm yıldızları.
Tırmandım da en yüksek
ağaca karanlıkta
Gördüm binlerce gözü
şu kararan dünyamda.
Salyangoz sorar;
Anladım da, ne yıldızları?
Onları söylüyorum, başımızın üstünde
taşıdığımız ışıkları.
Biz görmeyiz ama,
der karıncalar devamla...
Bense bir otları görürüm sereserpe,
der salyangoz da.

Duyargalar sallayıp
çağrışır karıncalar:
Öldüreceğiz seni,
tenbelsin, baştan çıkmışsın sen,
görevin çalışmakken,

Yıldızları gördüm ben,
der yaralı karınca.
Salyangoz kestirip atar:
Bırakın şunu gitsin,
işinize bakın siz.
baksanıza şimdiden
çıktı çıkıyor canı.

Derken bir arı geçer
yumuşacık havadan.
Can çekişen karınca
dem alır sonsuz akşamdan.
Götürmeğe geliyor
beni bir yıldıza, der.

Görünce üldüğünü,
kaçışır öbürleri.

İçini çeke çeke
karmakarışık zihinle
alır başını gider salyangoz;
dert olmuştur içine
sonsuzluk meselesi.
Yok, diye sızlanır, bu yoldan nihayeti
Yıldızlara varılır m´ola
buralardan kalkınca.
Ne desem, bu yavaşlık belası
engel olur varmama.
Boş şimdi düşünmek bunları.

Her şey sis içindeydi,
ölgün güneş ve bulut.
Çağırırdı kliseye
uzak çanlar herkesi.
Ve patikanın bilge
efendisi salyangoz,
kafası karmakarışık, dinelmiş
seyrederdi çevreyi.
__________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir.
Anadolu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski14-07-07, 19:29  #3
Şimal
 
Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 206

GÖĞÜN YEŞİLİNDE
Göğün yeşilinde
yeşil bir yıldızne yapabilir, sevdiğim,yitmekten başka?
Soğuk siste gömülen kuleler nasıl seçiyor bizi pencerelerimizden?
Göğün yeşilinde yüz yeşil yıldız
görmüyor yüz kuleyi karın içinde bembeyaz.
Canlansın diye acımı,
söylemek istiyorum kırmızı gülümsemelerle.
__________________
...Ve Ant Olsun ki!
Hiçbir kurşun, hiçbir çelik, hiçbir toprak ve hiçbir vatan..
Daha kutsal değildir insandan!
Şimal is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski13-10-07, 19:08  #4
ASYA
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2006
Ülke / Şehir: Anadolu
Mesajlar: 1,905

HOŞÇAKALIN

Ölürsem
açık bırakın balkonu.

Çocuk portakal yer.
(Balkonumdan görürüm onu.)

Orakçı ekin biçer.
(Balkonumdan duyarım onu.)

Ölürsem
açık bırakın balkonu!
__________________
Her an bir çarpıntıyı yaşamaktayım
Her an çılgın bir heves dağlıyor kalbimi
Tanrım, ben mi hayatı aşmaktayım
Yoksa hayat mı aşmakta beni...
ASYA is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-10-07, 12:50  #5
Yağız
 
Yağız'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 774

AKŞAMLEYİN SAAT BEŞTE

Saat beşte akşamleyin
Tam saat beşte akşamleyin
Ak çarşaflar getirdi çocuk
Saat beşte akşamleyin

Hazırdı bir sepet kireç
Saat beşte akşamleyin
Kalanı ölüm.Yalnız ölüm.
Saat beşte akşamleyin

Rüzgar savurdu pamukları
Saat beşte akşamleyin
Kristal,nikel serpti oksit.
Saat beşte akşamleyin

Kumru parsla savaşır şimdi
Saat beşte akşamleyin
Bir kalça,bir ıssız boynuz
Saat beşte akşamleyin

Sesler başladı,uğultular
Saat beşte akşamleyin
Duman,arsenik çanları
Saat beşte akşamleyin

Sessiz insanlar köşelerde
Saat beşte akşamleyin
Yalnız boğanın yüreği şendi
Saat beşte akşamleyin

Geliyor kan teri işte
Saat beşte akşamleyin
Tentürdiyot kokusu alanda
Saat beşte akşamleyin

Ölüm yaraya yumurtasını koydu
Saat beşte akşamleyin
Akşamleyin saat beşte
Tam saat beşte akşamleyin

Tekerlekli bir tabut yatağı
Saat beşte akşamleyin
Kemikler, flütler kulağında
Saat beşte akşamleyin

Boğa böğürdü alnına doğru
Saat beşte akşamleyin
Can çekişmeyle ışılar oda
Saat beşte akşamleyin

Kangren yaklaştı uzaktan
Saat beşte akşamleyin
Zambak bir boru yeşil kasığında
Saat beşte akşamleyin

Güneş gibi yanar yaraları
Saat beşte akşamleyin
Pencereleri kırıyor kalabalık
Saat beşte akşamleyin

Ah! Ne korkunç saat beşi akşamın!
Saat beşti bütün saatlerde!
Akşamın gölgelerinde saat beşti!
__________________
Su da yandı
Sel bastı su dayandı
Üstüme su serptiler
Tutuştu su da yandı
Yağız is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski17-10-07, 09:59  #6
Yağız
 
Yağız'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 774

ATLININ TÜRKÜSÜ

Cordoba
Uzakta tek başına

Ay kocaman, at kara
Torbamda zeytin kara
Bilirim de yolları
Varamam Cordoba'ya

Ovadan geçtim, yel geçtim
Ay kırmızı, at kara
Ölüm gözler yolumu
Cordoba surlarında

Yola baktım yol uzun
Canım atım yaman atım
Etme eyleme ölüm
Varmadan Cordoba'ya

Cordoba
Uzakta tek başına...


Çeviri: Melih Cevdet Anday-Sabahattin Eyüboğlu
__________________
Su da yandı
Sel bastı su dayandı
Üstüme su serptiler
Tutuştu su da yandı
Yağız is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-12-07, 12:34  #7
LiberterKedi
Edebiyat
 
LiberterKedi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Ülke / Şehir: KaoS
Mesajlar: 602
Kan Kaybetmez Ölüler - Federico Garcia Lorca


Bütün tarlalar cesetlerle dolacak. Ben Granada'ya gidiyorum dedikten kısa bir süre sonra, Madrid'den kalkan trenin yataklı vagonlarından birinde buldu kendini. Bileti yaklaşık otuz yıl önce "içli bir çocuk" olarak tanıtıldığı ilkokul öğretmeninin verdiği iki yüz peseta borç parayla alınmıştı. Alelacele indirirken vagonun perdelerini, biraz önce yanlarından geçen uğursuz adamı görmek istemediğini fısıldadı yanındakine. Ekledi sonra:" Kertenkele, kertenkele, kertenkele" Bir Endülüs geleneğiydi bu. Yaklaşan yılanı uzaklaştırmak için, ezelî düşmanı çağrılırdı. Kertenkeleler o gece işe yaramış gibi görünüyordu ama bunun tehlikenin uzaklaştığı anlamına geldiği söylenemezdi. Trendeki o uğursuz adam eski matbaacı, Granada milletvekili Ramon Ruiz Alonso' ydu ve sadece bir ay sonra tekrar karşılaşacaklardı Lorca'yla.Çingene baladlarının ünlü yazarı her yerde aranıyordu.

"Politikacı değilim ama her gerçek şair gibi devrimciyim","Bütün insanların kardeşiyim", "Siyasal sınırlara inanmıyorum" diyerek düşüncelerini açıkça söylemesi, milliyetçilerin hoşuna gitmiyordu. Devrimcileri de, şairleri de sevmiyordu onlar. Milliyetçi bir ideal uğruna kendini feda edenlerden nefret ettiğini, her zaman zulme uğrayanların yanında yer alacağını söyleyen faşist aleyhtarı demeçler vermesinin bedelini ödetmeye kararlıydılar.

Diktatör Franco' nun komutanlarının işçi ayaklanmalarını büyük kıyımlarla bastırdığı, para ve değerli eşyalarını "Vatanları İçin" bağışlayanların listesinin gazetelerde yayınladığı, "Marksist ayak takımının" vahşi hayvanlar gibi yok edileceği açıklamalarının yapıldığı 1930' lar İspanya' sında gizlenmek, bir solcu için o kadar kolay bir şey değildi. Saklandığı kenar mahallelerden birinde evin bahçesinde kendisini gözetleyen iki adamı fark ettiği ve öğleden sonra küfür dolu, imzasız bir tehdit mektubu aldığı gün, onların arasına karışmaya karar verdi Lorca. Böylesi daha güvenli olacaktı. Evet, garipti ama gerçekti. Sosyalist şair, şiirlerine hayran olan bazı faşist Falanjistlerle sıkı dostluklar kurmuştu. Onlardan biri olan Louis Rosales'in evine yerleşmekte gecikmedi. Bitkin ve tedirgindi. Rosalesler'in oğlu Miguel'in biraz da alaylı bir biçimde- anlattıklarına bakılırsa, kimi zaman korkudan yatakların altına saklanan Lorca, ancak birkaç bardak ıhlamur çayı içtikten sonra sakinleşebiliyor, korkusunu yenmek için anlatmaya başladığı hikâyelerse evin kadınlarını pek eğlendiriyordu.

İşler yolunda giderken, dışarıya bir adım bile atmadığı evin, ansızın çalan kapısında üç adam belirdi 16 Ağustos 1936 günü. Aralarından biri Madrid'den Granada'ya gelmek üzere bindiği trende karşılaştığı Alonso'ydu. Lorca'yı Vali Valdes'in yanına götürmek için gelmişlerdi. Miguel'e sonradan şöyle diyecekti Alonso:

Alıntı:
"Kalemiyle, başkalarının silahlarıyla veremediği kadar çok zarar verdi."
Şairi iki gün tutuklu kalacağı il merkezine götürdüler. Lorca' nın tutuklanması ve öldürülmesi konusundaki soru işaretleri de işte burada başladı.
__________________
"Ben nehir kıyısındaki parmaklığım; tutunabilen tutunsun bana ama koltuk değneği değilim kimse yaslanmasın bana…"

Ve unutmayın;

"Sanatçılar gerçekleri söylemek için yalanları kullanırken, politikacılar yalanlarla gerçekleri örter."
LiberterKedi is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-12-07, 12:46  #8
Serda
Dergi İşçi Günlüğü Sorumlusu
 
Serda'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Ülke / Şehir: Dünyadan
Mesajlar: 4,046

19 Ağustos 1936'da Falanjistler tarafından kurşuna dizildi. Federico Garcia Lorca, yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilir. Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Lorca, eşcinsel tercihi nedeniyle Katolik kilisesi ile arası açılmıştır. Lorca için çağdaşlarının "en yaratıcısı, en gelenekseli ve en İspanyol'u" tanımı kullanılmaktadır.

Federico Garcia Lorca Hayatı
__________________
Haziran'da Ölmek Zor!!!!!

LiberterKedi Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 15-12-07 13:10 .
Serda is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-12-07, 12:48  #9
Serda
Dergi İşçi Günlüğü Sorumlusu
 
Serda'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Ülke / Şehir: Dünyadan
Mesajlar: 4,046

AYAĞI KARINCALI

Yalnız bir kadın sanmıştım önce
Oysa kocasını aldatan biri
Irmağın orda buluştuk
Gece, Santiago gecesi,
Işıklar sönüp birer birer
Yanmaya durunca ateşböcekleri.
Son birikintisinde şehrin
Dokundum uykulu memelerine
Türkülü çiçeklerin dalları gibi
Göğsü gözlerime açılıverdi.
Ve on iki hançerin bir kerede
Yırttığı ipek gibi sinirli
Hışırtısı kulaklarımda
Kolalanmış eteklerinin.
Işıksız tepeleri ağaçların
Yollar boyunca kocaman kocaman
Ve ufuk köpeklerin ufku
Irmaktan ötelere havlıyordu.
Ne varsa üstünde atlayıp geçtik
Böğürtlenler, dikenler, karaçalılar.
Saçındaki topuzun yere yatınca
Yumuşak toprakta açtığı çukur,
Ben boyunbağımı attığım zaman
Çözüşü onun da düğmelerini,
Sıra silahlı kemerime gelince
Sıyrılışı giysilerinden art arda,
Sümbüllerin mi, kurbağaların mı
Olamaz hiçbirinin böyle bir teni,
Ne de billurun ayışığında
Sunabildiği var bu ışıltıyı
Kalçaları altımda kaçışıyordu
Hani ürkmüş balıklar gibi
Bir yanı tutuşmuş, ateş çemberi
Bir yanı buza kesmiş, sepserin,
O gece dörtnala gördüm kendimi
Sedeften, küçük bir taya binmişim
Gördüm, ne dizgin ne de üzengi
At koşturuşlarımın en güzelini.
Neler anlattı sevişirken
Ama söyleyemem erkeğim ben
Hem böyle ağzı sıkı görünmemi
Aydınlık akıl da istiyor zaten.
Öpüşlere, toz toprağa bulanmış
Uzaklaştık kıyının ordan
Süsenler silahlarını ayarlıyordu
Gecenin esintilerine karşı.
Dürüst bir çingene olarak
Üstüme düşeni yaptım ben de
Koca bir dikiş sepetini
Armağan ettim ayrılırken,
Ama kuşkusuz sürekli bir aşkı
Aklımın ucuna bile getirmemiştim,
Çünkü hâlâ, evli değilim, diyordu
Kocasına bunu, bunu yapıp da
Yürüdüğümüzde ırmağa doğru.


Federico Garcia LORCA
__________________
Haziran'da Ölmek Zor!!!!!
Serda is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-12-07, 12:50  #10
Serda
Dergi İşçi Günlüğü Sorumlusu
 
Serda'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Ülke / Şehir: Dünyadan
Mesajlar: 4,046

KAÇIŞA GAZEL

Birçok kere yitirdim denizde kendimi
Yeni kesilmiş çiçeklerle dolu kulaklarım
Dilim sevgiyle, acıyla dolu.
Birçok kere yitirdim denizde kendimi
Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi.

Kimse yoktur duymasın öpüşürken
Yüzü olmayan insanların gülümseyişini
Kimse yoktur dokunurken bir bebeğe unutsun
Durgun kafataslarını atların.

Çünkü aranır alında güller
O katı görünüşünü kemiklerin.
Başka işe yaramaz erkeğin elleri
Toprağın altındaki köklere benzemekten.

Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi
Birçok kere yitirdim denizde kendimi.
Gidiyorum aramaya, suyu bilmeden,
Beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri.


Federico Garcia LORCA
__________________
Haziran'da Ölmek Zor!!!!!
Serda is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 02:11.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz