"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Federico Garcia Lorca/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,522
| AĞIZ-KASİDE Kapadım balkonumu duymak istemiyorum ağıtı ama yalnız ağıt var gri duvarlar ardında Çok az melek var şarkı söyleyen çok az köpek var havlayan bin keman bir avuca sığıyor; Ama ağıt koskoca bir köpek, ağıt koskoca bir melek, ağıt koskoca bir keman, gözyaşı ağzını tıkıyor rüzgarın duyulmaz başka bir şey ağıttan __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #2 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,522
| SERVET DÜŞKÜNÜ BİR SALYANGOZUN BAŞINA GELENLER Bir çocuksu tatlılık almış sakin sabahı Ağaçlar da geriyor toprağa kollarını. Bir titrek buğu örtüyor ekinleri, ve örümcekler geriyor ipekten yollarını, -sarıyor yol izleri göğün parlak camını- Kavaklı yolda bir pınar durmuş şarkıya şarkısı otların arasında. Ve patikanın sakin efendisi salyangoz saf ve kendi halinde çevresini süzmede. Değerbilir ve yiğit kıldı onu doğallık içindeki bu ilahi sessizlik, unutup dertlerini bir gün babaocağının istedi görmek sonunu patikanın. Yola revan olur menzile doğru ısırganlı, sarmaşıklı bir ormanda.Derken yaşlı mı yaşlı iki dişi kurbağaya rastgelir; hanımlar güneşlenmektedir ortalık yerde sıkıntılı, hastalıklı. Şu yeni şarkılar da... diye biri homurdanmakta, bi şeye benzemezler. Boş geç hepsini, der yaralı ve handiyse körleşmiş öbür kurbağa doğrulayıp berikini: Ben gençken sanırdım ki, eninde sonunda Tanrı duyacak şarkımızı ve eriyecek yüreği. Ya benim görmüş geçirmişliğim, öyle ya bunca yaşadım ben, inancım sarsıldı bir kere, şarkı söylemiyorum nice... Kurbağalar sızlanıp dileniyorlardı bir sadakacık otları yara yara burnu havada geçen bir kurbağa gençten Gölgeli orman önünde bizim ürkek salyangoz, haykırmak ister, nafile. Kurbağalarsa iki adım ötede... Bu bir kelebek mi? der handiyse kör olanı.. İki boynuzcuğu var, diye yanıtlar öbürü. Salyangoz bu.Nerden, a salyangoz, hangi diyardan? Evden geliyorum, ama çabucak dönsem iyi. İşte sana ödlek bir böcek, diye tıslar kör kurbağa. Hiç şarkı söylemez misin sen? Söylemem der salyangoz.Ya dua? Hiç mi hiç öğrenmedim. İnanmaz mısın sonsuz yaşama peki? O da nedir ki? O, en duru suda yaşamaktır hep, yakınında çiçeklenmiş kıyının ve bol yemli bir otlağın Ben küçükken, zavallı ninem demişti bir gün, ölünce gidermişim en yüksek dallardaki en körpe yapraklara. Ne zındıkmış şu ninen de. İşin aslını bizlerden dinle. İnanacaksın doğruluğuna, der kurbağa kızarak. Yolu görmek niye? diye inler salyangoz.Evet inanıyorum vaaz ettiğiniz o sonsuz yaşama... Kurbağalar, pek dalgın, çekilirler, salyangoz da yiter gider ormanda ürkek ürkek, Dilenci kurbağalar put gibi kalalalırlar. İçlerinden biri sorar: İnanır mısın sen sonsuz yaşama? Ben...hayır der üzgün üzgün yaralı ve kör kurbağa. Niçin attık ortaya bu lafı, hı, salyangoza inandırmacasına? Çünkü... Ne bileyim, niçin, der kurbağa. Kıvanç doluyum duydukları inançla seslenirken çocuklarım ark içinden tanrı´ya... Geri döner zavallı salyangoz.Yolda efil efil bir sessizlik fışkırır kavaklardan. Bir de bakar sokulmakta bir öbek kırmızı karınca. Giderler karışık kuruşuk sürükleyerek aralarında duyargaları kopuk başka bir karıncayı. Salyangoz haykırır: Karıncalarım, az durun, nedir bu ettiğiniz kendi yoldaşınıza? Olanı deyiverin bana, Sen, anlat bakayım, küçük. Ahı gitmiş vahı kalmış karınca başlar üzgün üzgün: Yıldızları gördüm ben. Yıldızlar da neymiş? der karıncalar usulca. Salyangoz da düşünceli, sorar: Ne yıldızları? Evet, der karınca tekrardan, gördüm yıldızları. Tırmandım da en yüksek ağaca karanlıkta Gördüm binlerce gözü şu kararan dünyamda. Salyangoz sorar; Anladım da, ne yıldızları? Onları söylüyorum, başımızın üstünde taşıdığımız ışıkları. Biz görmeyiz ama, der karıncalar devamla... Bense bir otları görürüm sereserpe, der salyangoz da. Duyargalar sallayıp çağrışır karıncalar: Öldüreceğiz seni, tenbelsin, baştan çıkmışsın sen, görevin çalışmakken, Yıldızları gördüm ben, der yaralı karınca. Salyangoz kestirip atar: Bırakın şunu gitsin, işinize bakın siz. baksanıza şimdiden çıktı çıkıyor canı. Derken bir arı geçer yumuşacık havadan. Can çekişen karınca dem alır sonsuz akşamdan. Götürmeğe geliyor beni bir yıldıza, der. Görünce üldüğünü, kaçışır öbürleri. İçini çeke çeke karmakarışık zihinle alır başını gider salyangoz; dert olmuştur içine sonsuzluk meselesi. Yok, diye sızlanır, bu yoldan nihayeti Yıldızlara varılır m´ola buralardan kalkınca. Ne desem, bu yavaşlık belası engel olur varmama. Boş şimdi düşünmek bunları. Her şey sis içindeydi, ölgün güneş ve bulut. Çağırırdı kliseye uzak çanlar herkesi. Ve patikanın bilge efendisi salyangoz, kafası karmakarışık, dinelmiş seyrederdi çevreyi. __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 206
| GÖĞÜN YEŞİLİNDE Göğün yeşilinde yeşil bir yıldızne yapabilir, sevdiğim,yitmekten başka? Soğuk siste gömülen kuleler nasıl seçiyor bizi pencerelerimizden? Göğün yeşilinde yüz yeşil yıldız görmüyor yüz kuleyi karın içinde bembeyaz. Canlansın diye acımı, söylemek istiyorum kırmızı gülümsemelerle. __________________
...Ve Ant Olsun ki! Hiçbir kurşun, hiçbir çelik, hiçbir toprak ve hiçbir vatan.. Daha kutsal değildir insandan! |
|
| #4 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2006 Ülke / Şehir: Anadolu
Mesajlar: 1,905
| HOŞÇAKALIN Ölürsem açık bırakın balkonu. Çocuk portakal yer. (Balkonumdan görürüm onu.) Orakçı ekin biçer. (Balkonumdan duyarım onu.) Ölürsem açık bırakın balkonu! __________________
Her an bir çarpıntıyı yaşamaktayım Her an çılgın bir heves dağlıyor kalbimi Tanrım, ben mi hayatı aşmaktayım Yoksa hayat mı aşmakta beni... |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 774
| AKŞAMLEYİN SAAT BEŞTE Saat beşte akşamleyin Tam saat beşte akşamleyin Ak çarşaflar getirdi çocuk Saat beşte akşamleyin Hazırdı bir sepet kireç Saat beşte akşamleyin Kalanı ölüm.Yalnız ölüm. Saat beşte akşamleyin Rüzgar savurdu pamukları Saat beşte akşamleyin Kristal,nikel serpti oksit. Saat beşte akşamleyin Kumru parsla savaşır şimdi Saat beşte akşamleyin Bir kalça,bir ıssız boynuz Saat beşte akşamleyin Sesler başladı,uğultular Saat beşte akşamleyin Duman,arsenik çanları Saat beşte akşamleyin Sessiz insanlar köşelerde Saat beşte akşamleyin Yalnız boğanın yüreği şendi Saat beşte akşamleyin Geliyor kan teri işte Saat beşte akşamleyin Tentürdiyot kokusu alanda Saat beşte akşamleyin Ölüm yaraya yumurtasını koydu Saat beşte akşamleyin Akşamleyin saat beşte Tam saat beşte akşamleyin Tekerlekli bir tabut yatağı Saat beşte akşamleyin Kemikler, flütler kulağında Saat beşte akşamleyin Boğa böğürdü alnına doğru Saat beşte akşamleyin Can çekişmeyle ışılar oda Saat beşte akşamleyin Kangren yaklaştı uzaktan Saat beşte akşamleyin Zambak bir boru yeşil kasığında Saat beşte akşamleyin Güneş gibi yanar yaraları Saat beşte akşamleyin Pencereleri kırıyor kalabalık Saat beşte akşamleyin Ah! Ne korkunç saat beşi akşamın! Saat beşti bütün saatlerde! Akşamın gölgelerinde saat beşti! __________________
Su da yandı Sel bastı su dayandı Üstüme su serptiler Tutuştu su da yandı |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 774
| ATLININ TÜRKÜSÜ Cordoba Uzakta tek başına Ay kocaman, at kara Torbamda zeytin kara Bilirim de yolları Varamam Cordoba'ya Ovadan geçtim, yel geçtim Ay kırmızı, at kara Ölüm gözler yolumu Cordoba surlarında Yola baktım yol uzun Canım atım yaman atım Etme eyleme ölüm Varmadan Cordoba'ya Cordoba Uzakta tek başına... Çeviri: Melih Cevdet Anday-Sabahattin Eyüboğlu __________________
Su da yandı Sel bastı su dayandı Üstüme su serptiler Tutuştu su da yandı |
|
| #7 | ||
Edebiyat ![]() Giriş Tarihi: Feb 2007 Ülke / Şehir: KaoS
Mesajlar: 602
| ![]() Bütün tarlalar cesetlerle dolacak. Ben Granada'ya gidiyorum dedikten kısa bir süre sonra, Madrid'den kalkan trenin yataklı vagonlarından birinde buldu kendini. Bileti yaklaşık otuz yıl önce "içli bir çocuk" olarak tanıtıldığı ilkokul öğretmeninin verdiği iki yüz peseta borç parayla alınmıştı. Alelacele indirirken vagonun perdelerini, biraz önce yanlarından geçen uğursuz adamı görmek istemediğini fısıldadı yanındakine. Ekledi sonra:" Kertenkele, kertenkele, kertenkele" Bir Endülüs geleneğiydi bu. Yaklaşan yılanı uzaklaştırmak için, ezelî düşmanı çağrılırdı. Kertenkeleler o gece işe yaramış gibi görünüyordu ama bunun tehlikenin uzaklaştığı anlamına geldiği söylenemezdi. Trendeki o uğursuz adam eski matbaacı, Granada milletvekili Ramon Ruiz Alonso' ydu ve sadece bir ay sonra tekrar karşılaşacaklardı Lorca'yla.Çingene baladlarının ünlü yazarı her yerde aranıyordu. "Politikacı değilim ama her gerçek şair gibi devrimciyim","Bütün insanların kardeşiyim", "Siyasal sınırlara inanmıyorum" diyerek düşüncelerini açıkça söylemesi, milliyetçilerin hoşuna gitmiyordu. Devrimcileri de, şairleri de sevmiyordu onlar. Milliyetçi bir ideal uğruna kendini feda edenlerden nefret ettiğini, her zaman zulme uğrayanların yanında yer alacağını söyleyen faşist aleyhtarı demeçler vermesinin bedelini ödetmeye kararlıydılar. Diktatör Franco' nun komutanlarının işçi ayaklanmalarını büyük kıyımlarla bastırdığı, para ve değerli eşyalarını "Vatanları İçin" bağışlayanların listesinin gazetelerde yayınladığı, "Marksist ayak takımının" vahşi hayvanlar gibi yok edileceği açıklamalarının yapıldığı 1930' lar İspanya' sında gizlenmek, bir solcu için o kadar kolay bir şey değildi. Saklandığı kenar mahallelerden birinde evin bahçesinde kendisini gözetleyen iki adamı fark ettiği ve öğleden sonra küfür dolu, imzasız bir tehdit mektubu aldığı gün, onların arasına karışmaya karar verdi Lorca. Böylesi daha güvenli olacaktı. Evet, garipti ama gerçekti. Sosyalist şair, şiirlerine hayran olan bazı faşist Falanjistlerle sıkı dostluklar kurmuştu. Onlardan biri olan Louis Rosales'in evine yerleşmekte gecikmedi. Bitkin ve tedirgindi. Rosalesler'in oğlu Miguel'in biraz da alaylı bir biçimde- anlattıklarına bakılırsa, kimi zaman korkudan yatakların altına saklanan Lorca, ancak birkaç bardak ıhlamur çayı içtikten sonra sakinleşebiliyor, korkusunu yenmek için anlatmaya başladığı hikâyelerse evin kadınlarını pek eğlendiriyordu. İşler yolunda giderken, dışarıya bir adım bile atmadığı evin, ansızın çalan kapısında üç adam belirdi 16 Ağustos 1936 günü. Aralarından biri Madrid'den Granada'ya gelmek üzere bindiği trende karşılaştığı Alonso'ydu. Lorca'yı Vali Valdes'in yanına götürmek için gelmişlerdi. Miguel'e sonradan şöyle diyecekti Alonso: Alıntı:
__________________
"Ben nehir kıyısındaki parmaklığım; tutunabilen tutunsun bana ama koltuk değneği değilim kimse yaslanmasın bana…" Ve unutmayın; "Sanatçılar gerçekleri söylemek için yalanları kullanırken, politikacılar yalanlarla gerçekleri örter." | |
|
| #8 | |
Dergi İşçi Günlüğü Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: Dünyadan
Mesajlar: 4,046
| 19 Ağustos 1936'da Falanjistler tarafından kurşuna dizildi. Federico Garcia Lorca, yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilir. Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Lorca, eşcinsel tercihi nedeniyle Katolik kilisesi ile arası açılmıştır. Lorca için çağdaşlarının "en yaratıcısı, en gelenekseli ve en İspanyol'u" tanımı kullanılmaktadır. Federico Garcia Lorca Hayatı __________________
Haziran'da Ölmek Zor!!!!! LiberterKedi Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 15-12-07 13:10 . |
|
| #9 | |
Dergi İşçi Günlüğü Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: Dünyadan
Mesajlar: 4,046
| AYAĞI KARINCALI Yalnız bir kadın sanmıştım önce Oysa kocasını aldatan biri Irmağın orda buluştuk Gece, Santiago gecesi, Işıklar sönüp birer birer Yanmaya durunca ateşböcekleri. Son birikintisinde şehrin Dokundum uykulu memelerine Türkülü çiçeklerin dalları gibi Göğsü gözlerime açılıverdi. Ve on iki hançerin bir kerede Yırttığı ipek gibi sinirli Hışırtısı kulaklarımda Kolalanmış eteklerinin. Işıksız tepeleri ağaçların Yollar boyunca kocaman kocaman Ve ufuk köpeklerin ufku Irmaktan ötelere havlıyordu. Ne varsa üstünde atlayıp geçtik Böğürtlenler, dikenler, karaçalılar. Saçındaki topuzun yere yatınca Yumuşak toprakta açtığı çukur, Ben boyunbağımı attığım zaman Çözüşü onun da düğmelerini, Sıra silahlı kemerime gelince Sıyrılışı giysilerinden art arda, Sümbüllerin mi, kurbağaların mı Olamaz hiçbirinin böyle bir teni, Ne de billurun ayışığında Sunabildiği var bu ışıltıyı Kalçaları altımda kaçışıyordu Hani ürkmüş balıklar gibi Bir yanı tutuşmuş, ateş çemberi Bir yanı buza kesmiş, sepserin, O gece dörtnala gördüm kendimi Sedeften, küçük bir taya binmişim Gördüm, ne dizgin ne de üzengi At koşturuşlarımın en güzelini. Neler anlattı sevişirken Ama söyleyemem erkeğim ben Hem böyle ağzı sıkı görünmemi Aydınlık akıl da istiyor zaten. Öpüşlere, toz toprağa bulanmış Uzaklaştık kıyının ordan Süsenler silahlarını ayarlıyordu Gecenin esintilerine karşı. Dürüst bir çingene olarak Üstüme düşeni yaptım ben de Koca bir dikiş sepetini Armağan ettim ayrılırken, Ama kuşkusuz sürekli bir aşkı Aklımın ucuna bile getirmemiştim, Çünkü hâlâ, evli değilim, diyordu Kocasına bunu, bunu yapıp da Yürüdüğümüzde ırmağa doğru. Federico Garcia LORCA __________________
Haziran'da Ölmek Zor!!!!! |
|
| #10 | |
Dergi İşçi Günlüğü Sorumlusu ![]() Giriş Tarihi: Jan 2007 Ülke / Şehir: Dünyadan
Mesajlar: 4,046
| KAÇIŞA GAZEL Birçok kere yitirdim denizde kendimi Yeni kesilmiş çiçeklerle dolu kulaklarım Dilim sevgiyle, acıyla dolu. Birçok kere yitirdim denizde kendimi Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi. Kimse yoktur duymasın öpüşürken Yüzü olmayan insanların gülümseyişini Kimse yoktur dokunurken bir bebeğe unutsun Durgun kafataslarını atların. Çünkü aranır alında güller O katı görünüşünü kemiklerin. Başka işe yaramaz erkeğin elleri Toprağın altındaki köklere benzemekten. Bazı çocukların kalbinde yitirdiğim gibi Birçok kere yitirdim denizde kendimi. Gidiyorum aramaya, suyu bilmeden, Beni çürütecek, ışık yüklü ölümleri. Federico Garcia LORCA __________________
Haziran'da Ölmek Zor!!!!! |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|