| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| İnsan, doğduğunda kendini hayatta buluyor ve ilk nefesinden itibaren bu kanunlar mekanına alışmaya başlıyor... "alışmak" belki de insanın salt düşüncesinin önünü kapatan en büyük duvar haline geliyor. neyi sorguladığını bilmeden şaşırmaya başlıyor ama duvarın ardındakini hiç bilemediği için kendi etrafında dönüp duruyor... Dünyada yüzyıllardır bu oyun oynanıyor ve insan ayrılığa düşüyor... biri bir yerden ilham aldığını söylüyor, diğeri "o ilhamı bana göster" diyor ve fikir çatışması başlıyor... Başka bir yerde de söylediğim gibi biri sofrasını her türlü yiyecek ve içecekle zengin bir şekilde donatıyor biri ekmek ve suyla yetiniyor, ama az sonra sel basacak ve bunlardan hiç bir şey kalmayacak... Yaşarken bazı şeylere değer veriyoruz, bazılarına aşağılık diyoruz, bazılarını yüceltiyoruz, kavramlar kişiliklere göre anlam değiştiriyorlar, benimsenenler ve yadırgananlar değişiyor ama biz öldükten sonra bunların bizim için bir değeri kalmayacağını kabullenemeden bağlanıyoruz... duvarın önünde doğan insanlar duvarın arkası hakkında tahminler yürütüp birbirleriyle çatışıyor... Duvar üstlerine yıkıldığında bu tartışmanın bir anlamı kalmayacaksa ben sıfırlık bir değer için konuşuyorsam gerçekten de bu sıfırın gerçek değeri ne oluyor? lanet olsun egoya... ki insanları birbirlerinden uzaklaştırıp yabancılaştırıyor, "tanımak ve anlamak" imkansızlaşıyor, uçurumun kenarında yaşamaya çalışıyoruz devamlı ve kendi doğrularımızı yaratmaya mecbur kalıyoruz, herkes kendi duvarını örüyor ve daha ilk adımda diğerinin üstüne çullanmayı amaç ediniyor... Ama neden düşünmüyor bunun hiçbir anlamı yok, burada oyalanırken araya atılan söz gerçek neyse, gerçeği değiştirmez, iyileştirmez veya kutsallaştırmaz... İşte insan yeteri kadar bilinç kazanıp "ben" demeyi öğrendiğinde bir labirentin içine düşüyor ve çıkmak için çabaları da daha çok, diğerlerini kaybetme amaçlı olduğu için kendi yolunu bulmada herhengi bir fayda elde edemiyor... Peki bu hevesin ve bu çabanın değeri ne oluyor yaşadığımız kısa hayatlık müddetten sonra? Yani elimize ne geçiyor, inançsız olan, öldükten sonra tamamen yok olacağını söylüyorsa bu, sıfırdan önceki kazanıldığı varsayılan bir'in değeri nedir? sonsuz karanlıktan önce bir heveslik aydınlığın bir değeri mi vardır? Ve inançlı olan, öldükten sonra dirileceğine inanan biri için sonsuz mutluluktan önceki sınırlı bir kazanımın değeri nedir? her iki taraf açısından da bu tatminin değerini soruyorum, gerçekten bildiğimiz bir şey yok, sadece inandığımız, akıl yürüttüğümüz, düşündüğümüz bir şey varsa iki tarafın da "ben gerçeği biliyorum" tavrı takınmasının anlamı nedir, daha da ötesi, ölümden sonra bu savunmaların ne anlamı kalacak, bu kalacak olan anlamın değeri nedir, soruyorum... |
| #2 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 3,225
| Sn. Godot, gerçekler seni tatmin etmek için değil, gerçek oldukları için vardır.. Bir gerçeğin seni tatmin etmiyor olması onu sorgulanabilir kılmaz.. Elbette herşey sorgulanabilirdir, sorgulanmalıdır.. Kendi psikolojine hizmet için bir şeyi kabul etmemek ise, sorgulama değil, kendini avutmadan ibarettir.. Biz buyuz.. Topraktan geldik, toprağa gideceğiz.. Ötesi yok.. Arada kalan sürede insan mı olacağız, yoksa sıradan bir hayvan mı? Bu kararı verecek olan kendimiziz.. Ama uydurduğumuz cennet, cehennem vs. masallarının bize zerre kadar faydası yok.. |
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| peki öyle diyelim, anladığım kadarıyla tanrının olmadığına inanan birisin, peki bana bunun değerini söyler misin, sonsuz karanlıktan önceki bir parça aydınlığın değeri nedir... sen gerçek olduğuna inandığın düşünceyi aydınlık olarak görüyorsan ben de bunu soruyorum sana, diyelim ki hayatın boyunca bu senin gerçeğin oluyor, ama dediğim gibi "hayatın boyunca" yani ötesi yok... bunun için hayatta karanlığı seçen "yanlış" yapmış mı oluyor... ki senin dediğine göre inanan insan yanlıştır ve seninki aydınlıksa onunki karanlıktır... senin bakış açına göre söylüyorum, senin gerçeğine göre... şimdi tam bir karanlığa doğru gidiyoruz, sen buna inanıyorsun, sonsuz bir karanlığa gidiyoruz... peki o karanlıktan önceki sonlu hayatta "bir parça aydınlık" veya "bir parça karanlık" arasındaki değer farkı nedir, bunu soruyorum... |
| #4 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 3,225
| >>> şimdi tam bir karanlığa doğru gidiyoruz, sen buna inanıyorsun, sonsuz bir karanlığa gidiyoruz... Ben inanmıyorum, bilfiil gerçeğin ta kendisi bu.. Sizin saplantınız, pek çok insanın başındadır.. Sizin psikolojiniz kabul etmiyor diye, maalesef gerçekleri değiştirme şansımız yok.. |
| #5 | |
Genel Moderatör ![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 4,864
| İnanıyorum demen doğru,öyle olacağını düşünüyorum dmeen doğru ama kesin öyle olacak gibi sonuçlara varman gayet mantıksız,ama biliyorum bunu anlamıyıp gene baldır bacak gösterilmesini isteyeceksin. __________________
"Yeneceğiz bu karanlıkları,bu tutsaklıkları yeneceğiz!Çevremizdeki bu kanlı zincirleri söküp atacağız,diz çökmeyeceğiz!Yenilmeyeceğiz" Uğur Mumcu.. |
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| Alıntı:
o sonsuz karanlıktan önceki sonlu hayatta "bir parça aydınlık" veya "bir parça karanlık" arasındaki değer farkı nedir ? | |
| #7 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 3,225
| >>> o sonsuz karanlıktan önceki sonlu hayatta "bir parça aydınlık" veya "bir parça karanlık" arasındaki değer farkı nedir ? Hiç bir fark yoktur.. Değer, senin nazarında bir anlam taşır.. Havaya değer biçebilir misin? Pazarda sat bakalım kim alacak? Hava olmadan kaç dk. yaşayabilirsin? Sonsuz/bir parça karanlık, aydınlık filan yok Godot.. İşte bu var: Sen ve hayat.. Senin zerre kadar değerin yok: Aptal bir RNA molekülü, kendini çoğaltmak adına seni yok edebiliyor.. Ve sen öldün diye, gökten bir yıldız filan da kaymıyor.. Senin çıkıp, şu an bu formda olman, bunun sağladığı şekilde yaşıyor olmanında zerre kadar değeri yok.. Sen sadece, egona, psikolojine vs. yenilip, kendini büyük görmek adına bir değer vs. uydurmaya çalışıyorsun... Koskoca mars'ın uçsuz bucaksız çöllerine bir bak.. Sonrada bir karıncaya.. Heyhat, karıncalar boyuna eziliyor..Kainat bu ne mükemmel işçilik, sanat eseri vs. demiyor.. Karıncalar ezilecek.. Mars ise gelin gibi süzülecek.. İşte hepsi bu.. Doğa'nın sanat anlayışı bu.. Senin ben pek değerli olmam lazım vs. teranelerin onun kulağına asla ulaşmıyor.. Eh, kendindeki aydınlığı söndürürsen.. Umrunda değil doğanın.. Doğa bir şekilde sana bir müddet var olam şansı tanımış, söndürmen onu zerre kadar bağlamaz, o dünyayı çevirmeye devam eder gider.. |
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| o halde inanıp inanmamak arasında bir fark olmaması gerekir senin bakışına göre... yani hayatta bisiklete binmek ve binmemek ne kazandırırsa, inanıp inanmamak da onu kazandırır sana göre... bir de bu hayatın "şans" olduğuna nerden karar veriyosunuz ki, hiç bitmeyecek gibi geldiği için mi... senin bakış açın gerçekse insanla dalga geçen bir evren olması gerekir ki bu şans değildir bence, daha çok anlamsızlık ve hayal kırıklığıdır... |
| #9 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 3,225
| >>> yani hayatta bisiklete binmek ve binmemek ne kazandırırsa, inanıp inanmamak da onu kazandırır sana göre... Hayır.. Bisiklete binmek bir şeyler kazandırır/kaybettirir.. Aynı şekilde inanmakta bir şeyler kazandırır veya kaybettirir.. Asıl mesele, kazanmak, kaybetmek dediğin şeylerdir. Bunlar göreceli kavramlardır ve senin kar gördüğün şeyi ben külli zarar görebilirim.. >>> senin bakış açın gerçekse insanla dalga geçen bir evren olması gerekir ki bu şans değildir bence, daha çok anlamsızlık ve hayal kırıklığıdır... Evren dalga geçmez.. Evren değerde biçmez.. Evren sadece vardır, budur, ötesi yoktur.. Senin bunun ötesinde bir şeyler hayal ediyor olman hayali, mutlak olarak kırılmaya mahkumdur zaten.. Evren değil senin hayallerini yıkan, yıkılacak hayaller kuran sensin.. Hayalinin sırça bir sarayın cennet bahçesinde oturuyor olduğunu sanmandan farkı yok.. Silkin ve kendine gel.. En güzel sahte düşler bile, en kötü gerçeğin eline su dökemez.. Gerçeği bilmek, onu en kolay yoldan kabullenmek kesin olarak "kazandıracaktır".. Çünkü burada kazanılabilecek bir "gerçek" vardır.. Süslü hayallerinde ise kazanılacak hayalden başka hiç bir şey yok.. Ve bu hayal elbet bir gün bitecek.. |
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 279
| bu çok çok yüzeysel bi cevap... hayatın dalga geçtiği körü körüne inanan insan olması gerekmez, öylesine gelip gideceğini düşünen insanla da dalga geçiyor hayat senin dediğin doğruysa, her şeyi kendinden soyutlama, dümdüz gitme birraz zikzak çizmeye bak biraz da derin bak... peki senden başka bir cevap istemiyorum, teşekkürler... |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| İlim nedir ? - Bilim nedir ? | ugurozaltn | Arşiv | 23 | 15-11-05 18:04 |