"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Bu nedir?



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Kitaplı Dinler - Tarikatlar > Arşiv

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

 
 
Konu Araçları
Eski06-06-07, 03:12  #1
Can Pekmez
 
Can Pekmez'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 93
Din ve Ahlâk



Hedonizm ya da diğer ahlâkî görüşleri (bunların daha genişletilmiş versiyonlarına etik sistemler de diyebiliriz – söz gelimi her dinin ya da her kültürün kabul ettiği genel bir etik sistem vardır) teolojiden, daha doğrusu metafizikten ayırmak gerekir. Doğaötesinin varlığı, evrenin bir yaratıcısının olup olmadığı vs. problemler felsefenin metafizik alanına dahildir ve her ne kadar herhangi bir ahlâkî görüş bunlardan birisini kabul etmeyi gerektirse de (ya da belirli bir metafizik nazariyeyi kabul edenlerde belirli bir ahlâkî sisteme doğru yönelim varsa da) aslında teorik olarak –genellikle, çok büyük oranda– bağımsız şeylerdir metafizik ve etik önermeler. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Tanrı'nın varlığına (ya da cinlerin varlığına, ya da parapsikolojinin gerçekliğine) inanan birisi ahlâklı (bununla belirli bir etik sisteme uygun davranan ya da o sistemi kabul etmiş birisini kastediyorum) olabileceği gibi, ahlâk karşıtı da olabilir, ve benzer şekilde ahlâklı birisi kendi etik sistemine Tanrı'nın varlığı inancını taşıyan ya da bunu kabul etmeyen bir metafizik görüşü temel alabilir, ya da her ikisi de olmaz.

İnsanları bir şeyi kabul etmeye iten sebeplerse ne sosyologlar ne psikologlarca tam olarak çözülebilmiş bir problem değildir. Bir insan neden ahlâklı olur? Bir insan Tanrı'ya neden inanmaz? Bu soruların cevabı verilmiş değildir, nitekim ahlâklılığın ahlâksızlığa ve Tanrı inancının inançsızlığa üstün olup olmadığı problemi de bu bilim dallarının tamamen dışında bir konudur. Dolayısı ile, "İnançsızlar aslında Tanrı'nın varlığını biliyorlar fakat hedonistliklerinden inanmıyorlar." gibi bir sav savunulamaz, ve benzer şekilde, inançlıların kendi ahlâkî sistemleri yıkılmasın diye bir Tanrı'nın varlığını kabul ettikleri (gerçi bunu destekleyecek bazı argümanlar öne sürülebilir) söylenemez. Çevremde gördüklerime bakarak diyebilirim ki hiçkimse namazdan kurtulmak için ateist olmuyor, hatta bir ateistin doğal tavrı "Allah'ın varlığını bilsem, bundan 'kesinlikle ama kesinlikle' emin olsam, gece gündüz ibadet ederim ve fanî dünyamı Allah yolunda amel işleyerek geçirmek suretiyle Cennet'i kazanırım." şeklindedir. Teistlerse genellikle insanların Allahsızlaştıklarında bütün ahlâkî sistemlerin çökeceğini ve bu durumun toplumsallık açısından bir tehdit olacağını savunuyorlar – hâlbuki bu sorun sorun üzerinde kafa patlatmış onlarca filozof vardır Tanrısız erdemliliği yakalamak yolunda.
__________________
Bilinmeyen bir güç bizi kendine çekiyor. Dünya'dan çok uzaklaştık. Göstergeler çalışmıyor.
Can Pekmez is offline  
Eski06-06-07, 08:56  #2
özedönüş
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,076

Ahlakı sadece din ile sınırlamak mümkün değildir.Her görüşte ce felsefi akımda ahlaklı ve erdemli insan olabilir.Ancak başka bir balıkta da söylemiş olduğum gibi ahlakı sistematize edecek bir kurum olmadığı zaman ahlak göreceli olacaktır ve birinin kötü dediğini diğeri iyi sayacaktır.

Burda ahlakın kökenininne olduğu üzerinde yoğunlaşmak gerekecektir.Dinde yükümlülük var, yükümlülük olmadan sorumluluk olmaz, sorumluluk olmadan adalet yerini bulmaz. Adil olmayan ise ahlaki olmaz. Yükümlülüğün kaynağı ya insandır, ya ilahidir.İnsani olanının kökeni, ya toplumsal baskı gücü, ya da hukuksal cezalandırılma korkusudur. Bu temeller üzerinde yükselen bir davranışın "ahlaki" olarak nitelendirilemeyeceği gerçektir.
özedönüş is offline  
Eski06-06-07, 09:09  #3
anibal
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 3,225

>>> Yükümlülüğün kaynağı ya insandır, ya ilahidir.

Böyle bir ikilem yok sn. özedönüş.. Ahlaki yükümlülüklerin kaynağı insandır.. Konuda biyolojinin iyi bildiği bir konudur: Sürü psikolojisi... Kanunlar, kurallar filan değil.. Ahlaki olgular, iyi veya kötü hemen hepsi, kaynağını ilkel beyinden alırlar..
anibal is offline  
Eski06-06-07, 10:42  #4
özedönüş
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,076

Kaynağı ne olursa olsun,sizce evrensel ahlak yok mu?Yani ahlak göreceli mi?
Göreceli olan bir kavram için neden ahlaksızlık denilen olay için ağır eleştiri yapılır?

Eğer evrensel bir ahlak yasası yoksa ve böyle düşündüğü için ensest ilişkinin de bir tabu olduğunu düşünen Frued’un kendi kızı ile de böyle bir ilişki yaşadığı gerçeğini de ahlaksız sayılmayacaksa ve başkasının malını çalanı kendisine mal kazandırıyor bakışı ile bakılacaksa işi çok burada iş değişiyor demektir.Mutlak özgürlük sosyolojide yoktur.

Bu bakımdan ahlakın sadece insani olması ve seküler bir ahlak gerçeğini düşünmüyorum.Doğduğumuz andaki doğal hal neyse o isterse ona ilahi değil tabii(doğal karakter)diyelim.Ama ahlak odur.Saf ve berrak ve daha toplumların ürünü olmamış halleri evrensel ahlaktır diyorum.Çünkü her bebek katıksız doğar.Ona şekil veren anlayışlar doğduğu ortam ve içinde yaşadığı kültürdür.Kültür göreceli olduğundan kültürün ahlakı ahlak olmaz.

özedönüş Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-06-07 10:53 .
özedönüş is offline  
Eski06-06-07, 11:04  #5
anibal
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 3,225

>>> Kaynağı ne olursa olsun,sizce evrensel ahlak yok mu?Yani ahlak göreceli mi?

Evrensle ahlak diye bir şey yok.. Öncelikle evrensel bakış noktasında, bizler birer hayvanız, memeliyiz.. Aslan'ın ahlak anlayışı ile insanınki aynı olması beklenemez. Diğer yandan, çok değil 100 yıl kadar önce avrupa ve amerikada helalar binanın dışında olur, aile topluca gider, orada topluca hacetinin giderirdi. Perde, kabin filan yokken.. Bunu kimse yadırgamazdı, ama ya şimdi?

Biizm ahlaki öngörülerimiz temelde kaynağını isnana özgü (bazı memeli ve primatlarla da paylaştığımız) sürü psikolojisinden alır.

Ensest ilişkinin tabu veya ahlaksızlık olup olmaması da bu bağlamda değerlendirilebilir. Ensest ilişki her iki tarafında zararınadır. Dahası türün zararınadır (insan türü için). Bu nedenle sorgulamaya çok açıktır.. Doğrusu, bioyolojik olarak tanım konabilen bir olgudur.

Fakat, başkasının malını çalma olgusu biraz daha karışıktır.. Bu olgu, şöyle bir netice getirir: Siz başkasının malını çalarsınız ama başkası da sizinkini çalar. Bu faydalı mıdır, değil midir, tartışması biraz çetrefilli bir konudur.. Ama sürü psikolojimizin bunu lanetlediği bilinmektedir: Bu tüm kültürlerde kötü bir davranıştır..

İnsan olarak kalma istiyorsak biyolojinin bize kattıklarını bilmek ve anlamak zorundayız. İşin doğrusu şudur, dinlerin (veya ideolojilerin) ahlak vs. adı altında biyolojinin kattıklarını lağvetmeye çalışması, kendinden bir şeyler katmaya çalışması boş bir uğraştır. Daha kötüsü insanları mutsuzluğa ve keşmekeşe sürükler, türün geleceği açısından da ciddi tehdit içerir..

Nedir mesela bu? Siz dişilerin seçme hakkını ellerinden alırsanız, onu mutsuz ettiğiniz kadar, sağlıklı genleri seçmesini engellediğiniz için, genetik varyasyonun hızla bozulmasına yol açarsınız..
anibal is offline  
Eski07-06-07, 16:50  #6
draysu
 
draysu'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 253

Yine 5. mesaj;
"Nedir mesela bu? Siz dişilerin seçme hakkını ellerinden alırsanız, onu mutsuz ettiğiniz kadar, sağlıklı genleri seçmesini engellediğiniz için, genetik varyasyonun hızla bozulmasına yol açarsınız..[/quote]"

Ayrıca dişilerin seçme hakkını nasıl temin edeceğiz. Her dişi DNA mı baktırıyor cinsel temas kurmadan önce. Peki hadi insanlar DNA baktırarak seçim yapar diyelim , hayvanlar neyle seçim yapıyorlar. Rastgele yapıyorlarsa neden bu kadar nizam intizam içinde yaşıyorlar. Ayrıca dünya üzerinde düşünen araştıran, tartışan başka bir akıllı hayvan ortaya çıkmamış. Bu mutasyon neden sadece insanoğlunda akıllılık oluşturmuş. Başka bir hayvanda da aynı kabiliyetler ortaya çıkmalıydı ya...

draysu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-06-07 14:56 .
draysu is offline  
Eski09-06-07, 13:12  #7
esitlik
Felsefe&Konu Dışı
 
esitlik'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2006
Ülke / Şehir: istanbul
Mesajlar: 2,567

Alıntı:
Sayın özedönüş şöyle demiş:

Mesajı Göster
Kaynağı ne olursa olsun,sizce evrensel ahlak yok mu?Yani ahlak göreceli mi?
Göreceli olan bir kavram için neden ahlaksızlık denilen olay için ağır eleştiri yapılır?
ilahi kitaplar bizlere göreceli ahlak sunmuyorlar mı sn özedönüş? Kuran'da anlatılanların büyük çoğunluğu incil'de de anlatılıyor diyebilir misiniz? Ya da incil'dekilerin tevat'takilerle büyük oranda uyuştuğunu?
Ahlak kuralları evrensel olmalıdır. evrensel olması çin ise ahlak kurallarının dinlerin boyunduruğundan kurtarılıp yalnızca aklın boyunduruğuna girdirilmesi gerekir.
__________________
"Eğer demokrasi adına Cumhuriyet'in temellerine kazmayı vuranlar demokrat ise... Ben demokrat değilim!'' AHMET TANER KIŞLALI
esitlik is offline  
Eski09-06-07, 14:06  #8
özgürce
 
özgürce'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 363

Dünyanın geldiği son noktada, insanı ve hayatı tanımlayan bütün kavramlar, mutlaka bir diğer insanın var olduğu ön kabulünden hareketle açıklanmaya başlamış. Aşk, en az iki kişilik; emek, çok kişilik; ahlak, başkası yoksa gereksiz; etik, gene çok nüfuslu bir dünya adına; erdem, bunu izleyen başkası yoksa beş para etmez; din, kimsenin olmadığı bir cenneti kim ne yapsın vs.. vs.. Sanki, öyle bir kurgu ki bu; insanın bir dünya sakini olmasının doğallığıyla, kendi (her neyse bu kendi) gibi yaşamaması için ne gerekiyorsa düşünülmüş. İnce ince görmeye çabaladığımız her durum, kişinin kendisinden başka herkes için.

Yanlış anlaşılmasın; yalnızlığı kutsamak gibi bir amacım yok. Daha çok, bunca kalabalık içinde, sanki hiç kimse yokmuş gibi yaşayabilmeyi, kendin olma eşiğine ulaşmanın ilk elden koşuluymuş gibi algıladığımı söylemeye çalışıyorum.

Kimsenin sizi cezalandırmayacağından emin olsaydınız da, o nefret ettiğiniz patronunuzu öldürmez miydiniz? Öldükten sonra, başka ve sonsuz bir hayat vaadi olmadan da, tapar mısınız Tanrınıza? Bir başka insanı “sizin” olmayacağını bilerek ve zaten bunu da istemeden, sevmeye devam edebilir misiniz? Dünyada sadece bir tek insan yaşasaydı; güzel, başarılı, güçlü, zalim, iyi, kötü, Türk, Şaman vs.. olmaya gerek kalır mıydı? Bilemiyorum.

En başta dediğim gibi, doğduğumuz andan itibaren bize dayatılan ve çeşitli gerekçelerle temellendirilen şablonlarla yaşamaya çabalıyoruz. Bütün iyicil davranışlarımızı, herhangi bir kötücül durumla gerekçelendirdiğimiz için, hiçbir şey kendiliğinden değil. Kötü yoksa, iyiye de gerek yok. Veya tam tersi.

Habire ahlaktan/etikten bahsediyoruz ya; ondan yazdım bunları. Neden var bu kavramlar? Yani neyin üzerinden tanımlayacağız? Referans aldığımız değerler, o diğerinin değerleri mi? Evrensel diye adlandırılanların çıkış noktası da evrensel miydi? Yoksa kimi kötülüklerin evrenselleşmesi üzerine, bunların karşısına evrensel iyilikler mi koymaya çalıştık? Niçin sincaplar gibi yaşamayı beceremiyoruz? Çünkü, biz düşünen hayvanız. E, bu düşünmek bu kadar zararlı bir şey mi ki, kendimizle birlikte, bil-umum sincapların yaşaması için bile tehdit oluşturuyor? Yoksa, düşünmek denilen edimi de, şablonlarla kirlenmiş algımız, bilincimiz ve aklımızla yaptığımız için mi oluyor bunlar?

Şablon deyince, coğrafyalara has hayatı kullanma kılavuzlarından başka şeyleri de kastediyorum. İyi olma şablonu; solcu olma şablonu; dindar olma şablonu; aşık olma şablonu; başarılı iş insanı olma şablonu; iyi anne, evlat, abla, abi, baba, kardeş, eş olma şablonu vs.. vs.. Demem o ki; kendimiz olmaya uğraşırken, mutlaka iyi bir referans şablonumuz var. İlk elden vicdan sahibi ve iyicil öğretilere maruz kalmış olanlarımızdan bahsedersek; alıyor kendini, kimi köşelerini törpülüyor, oradan çıkan malzemeyle boşlukları dolduruyor, az çekip uzatıyor ve/veya sıkıştırıp küçültüyor. Kısacası, asıl kendimizi yapa boza seçtiğimizi sandı/rıldı/ğımız şablona sığmaya çalışıyoruz. Sonra bir kafa karışıklığı, kendini bilememe, tanıyamama binlerce psikolojik semptom.

Transamerica diye bir film izlemiştim. Cinsel organını kadınlık uzvuna çevirmek için psikologtan onay alması gereken kişiye şöyle demişti yetkili: “Cinsiyet değiştirme ameliyatlarını talep edenleri ciddi bir ruhsal sapkın olarak algılıyoruz.” İzin almaya gelen “ruhsal sapkın” acı bir tebessümle yanıtlıyor adamı: “Ruhsal bir sapkınlığın, fiziksel bir ameliyatla düzeltilebiliyor olması ne kadar ilginç değil mi?”

Öyle sanıyorum ki; o kıymetli kendin olma eşiğini geçebilmenin yolu, özgür ve eleştirel bir akıl, bilinç ve algıyla donanmaktan geçiyor. Vicdanımızı temiz tutabilmek adına, her tür kirliliği göze almaktan… Kendimize şüpheyle bakmak önemli bir şey, sanki. Benim, doğru ve iyi olduğunu düşünerek edindiğim bu haller gizlice önüme sürülen bir kalıptan ibaret olabilir mi? Kendim diye bir şey var mı? Diyelim ki yok; illaki de bir “ben” yaratmak şart mı?
özgürce is offline  
Eski09-06-07, 20:11  #9
özedönüş
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,076

Alıntı:
Sayın esitlik şöyle demiş:

Mesajı Göster
ilahi kitaplar bizlere göreceli ahlak sunmuyorlar mı sn özedönüş? Kuran'da anlatılanların büyük çoğunluğu incil'de de anlatılıyor diyebilir misiniz? Ya da incil'dekilerin tevat'takilerle büyük oranda uyuştuğunu?
Ahlak kuralları evrensel olmalıdır. evrensel olması çin ise ahlak kurallarının dinlerin boyunduruğundan kurtarılıp yalnızca aklın boyunduruğuna girdirilmesi gerekir.
Ne demek istediğimi anlatamayacağım bu konuda galiba.Halbuki sözleri biraz psikoloji bilimindeki kavramlarla da destekledim ama nafile..

Akıl diyorsun da salt akıl var mı ki..Akıllar da göreceli değil mi..İnsan yetiştiği toplumun aklı ile düşünmüyor mu..

Size mesajı tekrardan okumanızı tavsiye derim.
özedönüş is offline  
Eski10-06-07, 10:55  #10
draysu
 
draysu'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 253
Bir filozof gibi yazmışsınız.Ama...

Kısacası, asıl kendimizi yapa boza seçtiğimizi sandı/rıldı/ğımız şablona sığmaya çalışıyoruz. Sonra bir kafa karışıklığı, kendini bilememe, tanıyamama binlerce psikolojik semptom.

Transamerica diye bir film izlemiştim. Cinsel organını kadınlık uzvuna çevirmek için psikologtan onay alması gereken kişiye şöyle demişti yetkili: “Cinsiyet değiştirme ameliyatlarını talep edenleri ciddi bir ruhsal sapkın olarak algılıyoruz.” İzin almaya gelen “ruhsal sapkın” acı bir tebessümle yanıtlıyor adamı: “Ruhsal bir sapkınlığın, fiziksel bir ameliyatla düzeltilebiliyor olması ne kadar ilginç değil mi?”

Öyle sanıyorum ki; o kıymetli kendin olma eşiğini geçebilmenin yolu, özgür ve eleştirel bir akıl, bilinç ve algıyla donanmaktan geçiyor. Vicdanımızı temiz tutabilmek adına, her tür kirliliği göze almaktan… Kendimize şüpheyle bakmak önemli bir şey, sanki. Benim, doğru ve iyi olduğunu düşünerek edindiğim bu haller gizlice önüme sürülen bir kalıptan ibaret olabilir mi? Kendim diye bir şey var mı? Diyelim ki yok; illaki de bir “ben” yaratmak şart mı? [/quote]

Sayın özgürce, kafa karışıklığından bahsediyorsunuz. Kanaatimce bu Allah 'a C.C. tam teslimiyet sorunu yaşayanlarda ortaya çıkan bir durumdur. Hyata içinde sık rastlanılan bir durumdur. Kişider ki; ben iyi bir müslümandım, ibadetlerimi, zikirlerimi, görevlerimi tam olarak yapan bir insandım neden başıma istemediğim bir durum geldi... Gibi... Halbuki Cenab-ı Hakk C.C. insanı bir iman emtihanına tabi tuttuğunu ifade ediyor.
Al-i İmran: 186:

Andolsun, mallarınız ve canlarınız konusunda imtihana çekileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah’a ortak koşanlardan üzücü birçok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız bilin ki, bunlar (yapmaya değer) azmi gerektiren işlerdendir.

Ankebut: 2. İnsanlar “İman ettik” demekle bırakılıp da imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar?
Ankebut:3. Gerçek şu ki, Biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Sözünde doğru olanları ve yalancıları Allah böylece birbirinden ayırt edecektir.

Ankebut: 10. Bir de, insanlardan “Allah’a iman ettik” diyen var ki, Allah yolunda eziyete uğradığı zaman, insanlardan gelen sıkıntıyı Allah’ın azabı yerine koyar. Fakat Rabbinden bir zafer eriştiğinde de “Biz sizinle beraberdik” derler. Herkesin gönlündekini en iyi Allah bilmez mi?
Yani kısaca biz imtihandayız ve bu imtihanı herhalükârda başarıyla tamamlamak zorundayız. Yoksa kaybedenlerden olacağız.

“Ruhsal bir sapkınlığın, fiziksel bir ameliyatla düzeltilebiliyor olması ne kadar ilginç değil mi?”
Bu konuya gelince o bir film ve bir takım insanların kazanç düşüncesi ile ortaya atılan bir senaryo. Ayrıca ruhsal sapkınlık asla fiziksel bir ameliyatla düzelmemektedir. Bu hale düşen insanların mutlu oldukları söylenemez. İkilemde kalmış insanın inanç zayıflığı sonucunda düştüğü bir haldir.

Unutulmamalıdır ki; herkes kendi benliğinden sorumludur. Tıpkı üniversite sınavı ya da OKS sınavı gibi, her konudan sorumlusunuz, her konuda sorgulanırsınız ama doğru cevaplarla başarıya ulaşamazsanız, kaybedenlerden olursunuz.

draysu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 11-06-07 21:03 .
draysu is offline  
 


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Evrensel ahlak yasası lachesis Bilgi ve Ahlak felsefesi 73 05-07-08 23:07
Zorunlu Din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri mektup Konu Dışı 215 22-03-08 02:34
Ahlak yasalarının insanlığı geliştirici niteliği var mıdır ? Hoca Bilgi ve Ahlak felsefesi 42 27-11-07 15:26
Ahlak üzerine hancı Bilgi ve Ahlak felsefesi 50 21-07-06 20:37
İrrasyonel ahlak doktrinlerinin içeriği: Altrüizm Objektivis Toplum Felsefesi 15 08-01-06 12:46


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 18:21.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz