"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
![]() |
| |||||||
Gerçek gündem unutuluyor.../konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 142
| Keşke olmasaydı ama Güneydoğu Anadolu'dan gelen şehit haberleri de olmasa konuşulan konular tamamen siyasetteki yer kapma yarışı olacaktı. Sanki meydanları dolduran milyonlar onlara birleşin diye mesaj gönderdi de DP ile ANAP birleşmeye çalışıyorlar. Hem "kelle hesabında değiliz" diyorlar hem de "yok 20 milletvekilliği olsun, yok 25 milletvekilliği olsun" diye tartışıyorlar. Tartıştıranlar da dumanlı ortamdan yararlanan medya. Bu ortam elbet AKP'nin işine geliyor. "Babalar gibi satarım" diyen unutuluyor, işsizlik unutuluyor, geçim derdi unutuluyor... |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 172
| Medya gıbı cok onemlı bır aracla gundem mesgul edılıyor ve 22 temmuz secımlerı unutturulmaya calısılıyor.Merkez sağda cozulmeler merkez solun bırlesımı sosyalıst adayların bağımsız mılletvekılığı cabaları ve AKP iktidarının mıılı gorusculerı tasfıyesı ve T.Erdoğan'ın partıdekı tek hakım güç olması.Üzerınde konusulması gerekenler bunlar.AKP ıktıdarının propogandasını yapan medya kararsız secmenı vurmaya calısıyor.Uzerınde durulması gereken konular bunlar.Aksı durumda ikinci bir AKP Hükümeti ile karsı karsıya kalabılırız. |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006 Ülke / Şehir: Yozgat
Mesajlar: 707
| Önce şunu belirteyim. Önümüzdeki süreçte, küresel sermaye müttefiki çoktan seçmiştir: AKP .... Şu anki koşulları yorumlamak için küresel sermayenin OrtaDoğu projesini ve ülkemizdeki ilişkilerin, ortaya çıkan çelişkileri iyi okumak gerekir.. Siyasetin merkeze toplanması, sermayenin doğasıyla ilgilidir. Merkez sermayenin çıkarlarını en iyi temsil eden odaktır. Neo-liberalizm çağında küresel sermayenin bir eli halkın içindedir (cebindedir) diğer eli ise cebinde gizlediği silahı tutar. Halkın içinde olan rahmani eli demokrasi, insan hakları, azınlık hakları, hayvan hakları, yeşil çevre, yaşam hakları, modernleşme der... ama şeytana yol gösterir. Neo-klasik ve militarist olanı ise gözlerimizi kapatarak kutsal bir masalı dinlememizi, kutsal buyruklara karşı gelmememizi ister.. Para ve gücün aynı kapıya çıktığı günümüzde neo-liberal sermaye ile militarist ideolojinin beklentileri aynı kapıya çıkar. Çelişkiler sınıf savaşında derinleşmeyi ortaya koymadıkça liberaldir, çıkar çatışmaları ve ezilenlerin sesleri yükseldikçe de darbeci.. Aslında yönetememe krizi içinde olan egemenlerin neo-liberal burjuva demokrasisi ile faşizmi arasında zeminler ortaktır. Günümüzde muhafazakar çizgi ile faşizm arasında fark azdır. Beslendiği kaynak, din ve milliyetçilik olarak görünse de bu onun romantizmidir, eski alışkanlığıdır. Sermaye, soygunun ve eşitsizliğin çarkını, yalanı ve zorbalığı olmadan sürdüremez. İtaat etmek ve rahat etmek de zorbalığın dayatılan başka bir biçimidir. İtaatı ve sürüleşmeyi yaratan egemen ideolojinin yalanı ve topluma gösterdiği gücün yarattığı korkudur. Güç; paranın bütün değerleri yıkarak, bireyi ve toplumu çürütmesiyle en belirleyici olgudur, bütün değerlerin yerine geçen paranın düzeninin koruyucusudur.. İtaatı ya da biatı sağlayan ister demagoji olsun isterse güç gösterisi, korku ya da zorbalık, toplum teslim alınarak, dayanışma ve başkaldırı ruhu yok edilince, yaşam alanlarımıza çıngıraklı bir yılan gibi çöreklenir...Tahribatının sınırı yoktur, insanı insan kılan bütün güzellikleri öldürür... İnsanı düşünmeyen, sorgulamayan, vicdan ve akıl muhasebesi yap(a)mayan, zavallılara dönüştürür... Bütün toplumu çürütür. Bataklığa dönüştürdüğü bir yaşamda, teknolojiyi modernlik ve uygarlık diye yutturur. Birey ve toplum çürüdükçe, artık acılarının farkına da varamaz.. Gangren dokulara yerleştikçe, acıların yerini refleksler, ilkel güdüler alır. Ölmek, öldürmek ya da savaşmanın bile insani hiçbir boyutu yoktur, insanlığın tümüyle yok edildiği bir düzende.. Binlerce yıldır saltanatları var eden egemenliğin kutsallıkları ile değerleri yokeden paranın gücü birleşince şeytani güç tamamlanır... Yaşadığımız şimdi bu artık.. Muhafazakarlığı, dönüşüme, değişime uygun, Milliyetçiliği globalleşmeye, ABD'ye, AB'ye ve küresel sermayeye uygun Siyaseti dine, milli değerlere ve paranın gücüne de uygun, Hem merkezde, hem sağda, hem solda, para, güç, iktidar isteyen herkesin kendi diline uygun.. İşte yaşamı bu hale getirdiler ve buna uygun olanlar seçtiklerimiz.. AKP yeniden seçimlerde en başarılı parti olarak çıkacak.. Çünkü yukardaki özelliklere en uygun, en esnek parti o ... Öte yandan 80 yıllık statükonun bize cumhuriyet diye yutturduğu, seçi,lmemiş elitlerin rejiminde, güç ve iktidar paylaşımının kavgasıyla şekillenmekte siyaset sahnesi... AKP 2 bakkal bir market etmez diyor.. AKP sermayenin gücünü ve doğasını iyi biliyor. Bakkallar, küçük ve orta sınıfın altında olanlar AKP'yi ezici çoğunluğuyla desteklese de o güçten, paradan söz ediyor. Bakkalların topunun köküne kibrit suyu sıkan süper/hipermarketlerin kapitalizmin geleceğinde nasıl güç olacağını iyi görüyor.. Sorun bakkallarda, bakkalların bunu göremeyişinde.. Her bakkalın içinde bir gün market olacağı beklentisi var çünkü. Oysa sermayenin tekelleşmesinde; büyük marketlere, hipermarketlere giden yolda binlerce, onbinlerce bakkal enkazının içinde kendini göremeyişi var.. AKP şimdilik siyasetin en iyi tüccarı. Ekonominin, siyasetin emperyalizmin güdümünde olduğu bir ülkede, icazetin kaynağını da iyi görmekte.. IMF'ye olan borçlarımızı ödeyerek kurutlacağız borçtan diyor halka.. Rahatlıkla borçları ödeyebilen bir tüccar görüntüsüyle... Hiçkimse kimin parasını, kimlerin adına hangi yiyenler için, ödüyorsun elaleme diyemiyor. Çünkü borç ödeyebilen zengin, parasını kaptıran, hakkını alamayan milyonlarca yoksuldan daha fazla tercih edilmekte... Solun argümanı ne? IMF'ye hayır.. Oysa bu ülkede borç almak, milletin kesesinden yemek ve borcu faizi ile birlikte en alttakilere yüklemek siyasetin yarım asırlık geleneği.. Borcu ödeyeni de alıştırmışlar buna.. Soyulana sen de köşeyi dönersin birgün elbet diyorlar. Eskiden çalışırsan zengin olursun, Sabancının babası bir hamaldı, Vehbi Koç çok çalışırdı öyle zengin oldu masalları anlatırlardı. Emek gözden düştükçe, artık köşeyi hemencecik dönmek, çalışmadan, hiç beklemeden zengin olmak moda... Hergün gazetlerde, TV'lerde ağızlardan ballar akıtılarak bu yaşamın güzellikleri anlatılmakta, gerçekler yerine... Başkasının emeği üzerinden geçinmek, soymak, dolandırmak utanmazlıktan çıkarıldı ve yaşam biçimi oldu artık . Sokaktaki sıradan ve küçük insan da alıştırıldı bu düşüncelere... Emeğe, alınterine, insana saygının olmadığı yerde, solun zaten yeri olamazdı... Müslüman mahallesinde salyangoz bile satan tüccarların arasında solun bu değerlerii savunarak oy alabilmesi pek mümkün olmazdı.. Ve kendisini yeni düzene uyduran sol, sol olmaktan çıktıkça, eski sol çoktan unutuldu... Sağ-sol çatışmasını yaratan, ülkeyi kan gölüne çevirenlerin dilinde eski sol hala kötü bir dehşet masalı gibi anlatılmakta.. Seçeneksizlik bunca ulusalcı, milliyetçi görünümlü sahte vatanseverlerin arasında hala en iyi seçenek... Ahlaki yıkım ve toplumsal çürüme yükseldikçe, soygunun zulümle birlikte yürüdüğü düzende, solun değeri düştü, tıpkı, insanın ve emeğin değersizleştiği gibi.. Sola karşı olanlar paradan ve kutsallıklardan aldığı güçle, her türlü şiddetle, solu ezdi, yok etti.. Sol insanlığın tüketildiği her yerde hala gerilemekte.. İçinde insanın, emeğin, özgürlüğün, eşitliğin, adaletin olmadığı kutsal kavramlarla şifrelenmiş yalancı dünyalar kuruldu heryerde.. Bu dünyadan umudunu kesenlere öbür dünyadaki cennet köşeleri gösterildi.. Akıl ve ruh sağlığının böylesine bozulduğu bir dünyada para ve güç odakları dindar ile ateisti, milliyetçi-ulusalcı ile küresel kapitalizmi aynı saflarda buluşturdu.. Kendisi seçilmeden zaten işbaşında olan, yasama, yürütme ve yargının en üstünde, ululuklar katında oturan cumhuriyetin sahipleri, şimdi eski dilden aynı korku masallarını anlatmakta... Sesini seçilmişten bile fazla çıkaran, her durumda konuşmakta, bize nutuklar çekmekte.. Ülke elden gidiyor, hainler içimizde, hainler heryerde... Öldürdükçe çoğalmakta adamlar, hiç bitmiyor bu tehlike, ülke elden gidiyor. Bize anlattığı masalda kutsal mabetler iç ve dış mihrakların daima tehdidinde. Birisinin bahsettiği dinsel kutsallıkların yerinde onun da kendi kutsallıkları var.. Arasıra millet, bayrak konularında o benimdir o benim dalaşına girseler de argümanlar aynı, masalları birbirine çok benzemekte.. Kutsal devlet tehlikede, düşmanlar heryerde... Her söylemleri içimize kaynağı belirsiz korkular salmakta.. Herşey daha kötü olmadan, refleksle, herkes bulabildiği en büyük bayrakla sokaklara inmeli.. Öldürülecek, linç edilecek günah keçilerin, bütün nefret ve kötülükler boşaltılmalı.. Elbisesinde, tişortunda Ahmet Kaya olanları, elinde bildiri olanları, Kürde benzeyene, Kürtçe konuşana, eşitlşik, özgürlük, adalet diyen, insanca hakça bir düzen isteyene, tabelasında TKP, SDP, EMEP, DTP yazana saldırmak, binaları yerle bir etmek, yakıp yıkmak, içimizde yarttıkları öfkeyi ve nefreti bir yerlere yöneltmek gerek.. Etrafımızı saran ateş çemberinde, bize verdikleri şoven zehiri tekrardan bizden farkı olmayan birilerine boşaltmak gerek.. Seçimleri en çok ciddiye alanlar, nemanın adresine yakın olma, nema pazarına girme derdinde.. Memleketin yok olup, parçalanacağı, korkusu, sadece açlıktan nefesi kokanlara, açlığını unutturan en iyi kutsal çare, acılarını unutturan bir tür afyon... Afyondan başka acıları unutturmak için güdülerde ayağa kaldırılmakta, linç ayinlerinde, vatan, bayrak histerileriyle... Çoğunun göçmen, devşirme olduğu vatansızların yönettiği bu ülkede her kesim hala en çok getirisi olan vatan, millet için ölmeye hazır olanlara kutsal sözler söylemekte, nutuklar çekmekte... Seçim göstermelik bir yalan. Seçimler sadece; din, allah, kitap, ezan, bayrak, devlet, vatan, millet, sakarya, anafartalar, şehitlik gibi kavramların değişik kombinasyonlarıyla hareket edenlerin hedefi olan harun hazinesine ulaştıracak kestirme bir araç bu haliyle.. Üstelik hala seçimlere bile gerek kalmdan bu kavramlarla vesayetini millet adına yürütenlerin yönettiği bir ülkede seçimler de yalan... Bütün bu kutsal kavramların arasında bizim elimizde kalan, insan hakları, demokrasi, eşitlik, emeğe ve ülkeye özgürlük... Bizim ki fazla para etmez bu ülkede.. Ötekiler iyi para etmekte... Şimdi bunun hesabını, kitabını yapmaktalar...Al gazını ver oyunu.. Seçmece bunlar, kesmece bunlar, kan çıkmazsa para yok... Karpuzun, kavunun iyisi tezgahta, seç, beğen, oy ver bunlara... Senden beş yılda bir isteneb bu işte, sokaklara, mitinglere çıkarken bayrağını sakın unutma evde... Saygılarımla __________________
Hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorsam, ben bir safım. Eğer düşünmek istemiyorsam bir korkak.. Ve eğer hiçbir şeyin değişmemesinin benim çıkarıma olacağını düşünüyorsam bir alçak brusk Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-06-07 17:54 . |
|
| #4 | |||
Onay bekleyen
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Mar 2007 Ülke / Şehir: İZMİR
Mesajlar: 1,357
| Alıntı:
Şu alıntıyı iyi okuyun: Alıntı:
Kısacası, seçimlerden farklı bir tablo (CHP) çıksa bile, plan sekteye uğramayacaktır... Ki CHP'nin BOP fanatiği İlhan Kesici'yi aday yapması da bu konuda oldukça manidar(!)... __________________
Ne ABD, Ne AB Tam Bağımsız Türkiye! | ||
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006 Ülke / Şehir: Yozgat
Mesajlar: 707
| Elbette haklılık payınız var sayın Şeyist... ABD çürük dala binmez, alternatifsizliği bize sunarken kendisi en az iki alternatif ile hareket eder. Bu emperyalist siyasette hacıyatmazlar oldukça AKP ya da CHP çok farketmez. Neden farketmez. 1) Ülke her yerden işbirlikçileri eliyle kontrol altındadır 2) Ne milletvekili, ne bakan, ne parti ne de herhangi bir hükümetin ahtopotun kollarına rağmen, teslim olmama gibi bir seçeneği yoktur. 3) Emperyalizmin ilişki ve çelişkilerinin iyi kavrandığı, halkın gerçekten antiemperyalist bir duruş gösterdiği ülkelerde ise halkın iradesiyle değişir herşey 4) İşbirlikçilerin halka vereceği boyunduruktan başka birşey yoktur.. Neden AKP dedim, çünkü AKP her kalıba girebilen, kolayca uyum gösterebilen bir parti.. CHP devletçi, geleneksel ve statükocu. Kemalizmin tasfiye edildiği bir cumhuriyette devletçilik halkçılık ya da ilericilik de değildir. Kemalistler değil işbirlikçiler yönetimde.. Yönetim sadece hükümetten ibaret değildir. O gerçek egemenliği meşrulaştıran bir göstermelik olgudur. Egemenler, göstermelik bir hükümetin millete ait olmayan vekillerini yağma sofrasına buyur etmektedir. Kaymağın en büyüğünü yiyen emperyalistler ve daimi işbirlikçileridir. Vekiller onları meşrulaştıran gelip geçici kişilerdir. Misyonları sürdükçe aynı sofradan yerler, ihaleyle, hortumla, ucuz krediyle zamanı bitene kadar küplerini doldururlar.. Bu düzende ABD'nin bizimkilere değil, bizimkilerin ABD'ye uyma zorunluluğu var. Şaşırmadım, CHP'nin söylemi merkeze göre konumlanan siyasi söylemdeki yeriyle ilgili, hedef aldığı seçmen kitlesiyle ilgili, iktidara ah bir gelse, iktidarda nemaları gördükçe IMF'nin önüne kırmızı halılar serecekler.. ABD ve AB'ye selam duracaklar.. En milliyetçi geçinenleri de gördük önceki hükümetlerde... Saygılarımla __________________
Hiçbir şeyin değişmeyeceğini düşünüyorsam, ben bir safım. Eğer düşünmek istemiyorsam bir korkak.. Ve eğer hiçbir şeyin değişmemesinin benim çıkarıma olacağını düşünüyorsam bir alçak brusk Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 08-06-07 17:31 . |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Gerçek Düşman | Rüzgar | İnsan Bilimleri | 25 | 07-06-07 18:20 |
| Gerçek Aşkın Manası | HuLuSi_ | Ustalardan Seçkiler | 0 | 16-12-06 16:25 |
| The Times: Korkunç gerçek şu ki, Türkiye'yi kaybediyoruz | ışık | Türkiye Siyaseti | 3 | 14-08-06 01:19 |
| Gerçek bal | petricli | Arşiv | 1 | 18-08-05 16:14 |