"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
![]() |
| |||||||
Tek Çare; Döve döve getireceksin birader!/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 1
| Havalar bozuk, ekmekler bozuk, tavuk bozuk, rakımız bozuk, hal ve gidişte bozuk. Devletim bir türlü küçülemiyor, enflasyon ufalamıyor, fiyatlar düşemiyor turizm patlamıyor. Tam aksine sönüyor. Türk sinemasının duracak hale gelmesinin, gerekli desteği sağlayamadığı için tiyatroların sayısının giderek azalmasının, eğitim ve sağlık sisteminin çağa ayak uyduramamasının, kitap ve gazete satışlarının vahim durumu, ülkeme gelen turist sayısındaki azalmanın temel nedeni olduğunu ilgili ve bilgiliymiş gibi yapan asık suratlı politikacı amcalara ve çevresindeki takım elbiseli abilere bir türlü anlatamazsınız.. Bir yanda devleti soyup soğana çevirme çeteleri bütçenin dibine darı eker, diğer yandan bir türlü küçülemeyen devletin giderek artan savurganlığı hizmetlerin doğru düzgün yapılmasını engellerken uygarlık liginin alt sıralarında dolaşmaya devam ederiz. Ama keyfiniz kaçmasın lütfen, bir konuda birinciyiz... Dünyada; hapishanelerdeki düşünce suçluları sayısının en yüksek olduğu ülkeyiz.! Bu konuda "üstadım" diyeceğim insanın harika bir sözü vardır; "Düşünce suç olmasın, kalkınca olsun" (Met-Üst) Dünya festivallerine tiyatromuzu, operamızı, balemizi, sinemamızı göndereceğimize; asan kesen Türkler imajımızı korumaktan vazgeçmeyip ısrarla mehter takımı göndermekteyiz. Turistlere saldırıyoruz, ırzına geçiyoruz, kazıklıyoruz, doğru dürüst hizmet verecek personeli yetiştirmiyoruz, "Niye gelmiyor bu herifler?" diye şaşırıp duruyoruz. Eh, deniz bizde, plaj bizde, saray bizde (bakmasakta, yıkılmaralarını büyük bir umursamazlıkla seyretsekte, taşlarını araklayıp kendi özel inşaatlarımızda kullanmasakta), tarihi eserlerin alayı bizde! "Peki, niye gelmiyor lan bu herifler?" Hatta koşa koşa düşman(benim tabirim değil) ülkelere gidiyor. Eh, halkımız alışmış "her şeyi devlet halleder" düşüncesine. Neredeyse üzüntü içindeler "Kaç yıl geçti hala ihtilal falan olmadı, bu işleri kim düzeltecek, turizmi kim patlatacak, ekonomi ne olacak" diye söyleniyor millet. Komik.. İnsanlar çözümü Darbe'de ararken, Starbucks Cafe'lerde şöyle bir konuşma bile geçebilir iki insan arasında.. İhtimali yüksek.. "Ağbi darbe olmuş haberin var mı?" , "Yok anacım, maillerime bakmadım henüz".. Maliye Bakanı, vergi toplama işine çağdaş bir yüz vermek ve gelirleri arttıracak yasal düzenlemeleri yapıp Meclis'ten geçirmek için canla başla, uyumadan uğraşırken; ama nafile. Vergi gelirleri artacak, ama bize hiç bir şekilde geri dönmeyecek. Ben 20 yaşındayım, senaryoyu ezberledim. Ödenen vergilerin bir kısmı Ankada'da yada başka kentlerde yağmalanacak, hortumlanacak, çarçur edilecek, harcanacak. Hep aynı, hep bilindik yöntemlerle. Değiştirmeye gereksinim duyan yok, herkes memnun çünkü. Kafamızı devekuşu gibi kuma gömdüğümüz için millet olarak bütün bu olup bitenleri farklı yerlerimizle seyrediyoruz.. Dünyada kimsenin bilmediğini, izlemediğini, yorumlamadığını sanıyoruz. Bu durum fena halde benim aklımı kurcalıyor. Niye? Çünkü biz çok güçlü bir ülkeyiz; Fakat hangi zamanlar? Herhangi bir "olağanüstü" durumda. Örneğin 17 ağustos depreminde. Bütün halk kenetlenmedi mi? Tanımadığınıza yardım etme isteği uyanmadı mı içinizde? Yaşlıya o zaman daha saygılı davranmadınız mı? Ailenizin önemi "dank" diye beyninize yerleşmedi mi? Depremden sonra hepimiz Jeolog olmadık mı? Şimdi de millet ekonomiye merak saldı. Çok üzülüyorum ben bu sıralamaya.. Fakat bize müstehak! Benim milletim sallandıktan sonra Jeolog, battıktan sonra Ekonomist! Ama bu sırada terslik var. Dinar'da, Erzincan'da, Tunceli'de aklımız başımıza gelseydi bu körfezde bu kadar canımız yanmayacaktı.. Ama devletim depremde bile insanları coğrafi özelliklerine göre ayırırsa, batsın zaten. Zerre kadar üzülmem, bir yerlere gelemedik diye. Batsın ki, yeni birşey çıksın.. Dediğim gibi biz çok güçlü bir ülkeyiz! Turist ne hakla gelmez ulan bizim ülkemize?! Biz çok güçlü bir ülkeyiz herkesi döveriz. Çocuğumuzu döveriz, öğrencimizi döveriz, memurumuzu döveriz, çalışanımızı döveriz, komşumuzu döveriz, kız kardeşimizden hoşlanan delikanlıyı döveriz, anamızı babamızı döveriz, öğretmenimizi, bilim adamımızı döveriz. Sanatçımızı... Yatağından kalkamayan büyük şairimiz Ece Ayhan'ı bile döveriz. Gideriz Almanya'ya, "Niye Türkiye'ye gelmiyorsunuz da İspanya'ya gidiyorsunuz lan!" Almanları döveriz, döve döve getiririz. İsviçrelileri bile döveriz ki vukuatımız büyük. Japonları bile döveriz.! Amaç döve döve getirmek. Ayrıca turist bizim içişlerimize karışamaz. Biz Güneydoğu sorununu ister hallederiz, ister sonra yeriz. Ona ne oluyor be? Aydınımızı, sanatçımızı, yazarımızı, düşünürleri mahkemelerde çürütmüşüz. Kime ne be? Kime ne? Babalarının malı mı o aydınlar, bizim malımız(!) Yok neymiş, "çevreyi büyük bir hızla katlediyormuşuz" . Çevre bizim çevremiz oğlum, karışmasana! Bir ülkeyi en iyi tanıtmanın yolunun "ne kadar çok tarihi haberlerimiz var, nasıl altın kumlu sahillerimiz, ne fiyakalı saraylarımız var" demekten geçmediğini anlamanın mevsimi geldi de geçiyor galiba... Aralarına girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği ülkeleri üniter devlet yapılarını korurken kültürel çeşitliliğin yelpazesini yaşam biçimlerine sindirdiler; en karışık ülkeler bile toplumsal barışı sağladılar. Aralarında olmamız, o geniş kültürel yelpazenin içinde bulunmamız gerektiğini savunuyoruz. O zaman kendi ülkemizdeki kültürel çeşitlilik yelpazesini nasıl oluşturacağımız, bu mozaiğin neleri, nasıl bir araya getireceği çok merak edilyor. Cevabımız hazır: "Size ne lan! bunlar bizim içişlerimiz!" Kısacası turizmin patlaması 5 yıldızlı otel yapmakla gerçekleşemiyor. Dünyayla ilişkili, akıllı, çağdaş, demokrat, düzeyli, sanatla yoğrulmuş ilişkiler kurulursa, bir ülke yanlızca güneşin patladığı üç ay değil, oniki ay gülümseyen yüzüyle vitrinde tutulursa turizm patlıyor. Yani sadece otellerin değil, insanımızında 5 yıldızlı hale getirilmesi için uğraşırsak ülkemiz çok büyük ilgi görür ve de turizm patlamaktan öte, paramparça olur. Eğer biz akıllanmazsak, asık suratlı amcaların, takım elbiseli abilerin nasihatlarını dinleriz boş boş. Yok eğer "Sen herşeye maydanoz olma, bu konu hakkında sus bari Giray" derseniz bir tek yolunuz kalıyor. O zaman "Döve Döve" getireceksiniz... Hadi eyvallah.. T.Giray TAYYAR |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|