"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| 12 Eylül ve Edebiyat / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| SUÇÜSTÜ hasköy'den dönüyordum akşamdı,dedi ipince yürüyordum yıldızların altında biz o zaman grevdeydik binbeşyüz işçi sonra sattı bizi sendika ayda bin lira yardım neye yarardı buldukça ara işler yapardım kaç gündür bir gül vermek istiyordum karıma kulaksız'da bir kahveyi tarif etmişti biri şimdi kırk yıl düşünsem çıkaramam adını ilyas mıydı idris mi öyle birşey olmalı ilyaslarla idrisleri karıştırmışımdır hep bazen bir iç kanamayla kendimi karıştırdığım gibi biri hep yusuf oysa ve öteki hep nuri kaç gündür bir gül vermek istiyordum karıma benden önce birisini bulmuşlar birkaç gün oluyormuş adam işe başlayalı bir de özür dilediler kibarca kaç gündür bir gül vermek istiyordum karıma. evlere temizliğe giderdi karım evlere temizliktem gelirdi ki elleri pazarları rakı sofram çay param cıgara param düşlerim oturup utanırdım içmeye kaç gündür bir gül vermek istiyordum karıma hala temizliğe gidiyor karım bir de her çarşamba olabilirse cigaramı çamaşırımı getirir bir yolunu bulsa tahliyemi getirecek kalbimin iki gurbeti arasında bir akasya çiçeği açar bütün dallarda açar da ben söz bulup söyleyemem kaç gündür bir gül vermek istiyordum karıma hasköy'den dönüyordum evet akşamdı,dedi ipince yürüyordum yıldızların altında yüzümün bir yarısı yakındı hep yusufa öteki yarısı hep tuzaktı-tam ortada ben vardım yıldızlar kadar uzak nuri'den bir kaçmayla bir evin bahçesinde kırmızı güller vardı belki de tatildeydi ev sahipleri ya da bir yakınları ölmüştü uzak bir kentte yıllardır yas içindeydi ola ki kadın iç odalarda oturur eski albümlere bakardı perdeleri kapalı saksıları kurumuş kapısı kilitliydi bahçenin ben duvardan atladım içeri kaç gündür bir gül vermek istiyordum karıma sonra silah sesleriyle polisler geldi iki sokak ötede kimi vurmuşlarsa vurmuşlar ben kimseyi vurmadım ben grevci bir işçiydim okmeydanı'nda evde bulunduğu söylenen o sahte kimlik o buluşma notları da şifreli biri aksaray'da bir büfe önü öteki osmanbey'de bir durak elinde selpak mendil yüzünde bir gülümseme hem ben yaya gidiyorum otobüsler kalabalık üstelik o tabanca mermisi bitmiş iki şarjör boşaltmışım bu doğru değil gömleğime bulaşan o kan da evet dikeni batmıştı elime demek üstüme sürmüşüm başka birinin olmalı ayrıca iddianamede adı geçen kişileri tanımam ben karıma kırmızı bir gül koparacaktım kim çaldı bu ölüme alnıma kim çaldı bu ölümü alnıma tahliyemi istiyorum bay yargıç. Mecit ÜNAL __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #2 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| ateşi çalmaya gittim promete'nin dağlara zincirli bileklerinden geçip buza kesmiş yanardağ ağızlarında uğuldayan rüzgar mızraklarından geçip ateş almış buzul ırmaklarındaki ince su damarlarından ateşi çalmaya gittim ikarus'un yanık kanatlarını ahi evran çeliğiyle sararak geçip spartacus'ün bir dağ yamacında gömülü duran kılıç ışıltısından geçip bedreddin'in sıska bir söğüt dalı altından ıslanan rahlesinden ateşi çalmaya gittim tanrıların yıldırımlarını çelimsiz ellerimle yararak ateşi çalmaya gittim ve yenildim, ricat yollarından geri çekiliyorum bayraklarımı toplayarak gecede yıldız var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim şimdi rüzgar esecek şimdi mavi bir kuş yaylımı ayışığının kanadında kipriklerime üç damla ışık düşürecek, üç damla yıldız ışığı kiprik uçlarıma şimdi rüzgar esecek şimdi gecenin en güzel vakti demirörgünün saçağında şakaklarıma üç tel sarmaşık düşürecek, üç asma sarmaşığı şakak duvarlarıma şimdi rüzgar esecek şimdi haziran sağnağı dalbastı kirazların şıvgasında dudaklarıma üç yaprak su düşürecek, üç ırmak yaprağı dudaklarımın kuytusuna şimdi rüzgar esecek şimdi gecenin en ölüm vakti göğsümün ateş yollarında gözlerime tuz ölümler düşürecek, üç kök kerbela tuzu gözlerimin kovuğuna gecede yıldız var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim gecede karınca yolları var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim uzun yoldan gelmişim gökkuşağının ağılı bir tırpanla biçildiği çağlardan haramiler kesmiş suyun başını.. yolların bacını verip gelmişim uzun yoldan gelmişim ülke rüzgarlarının paslı bir katarmayla gemlendiği çağlardan işgal taretleri düşlemiş kıyılarımı ve ocağımı zabitan ben çapraz asmışım gözlerimin aynasına yüreğimin fişekliğini, ilk kurşun zehrini için gelmişim uzun yoldan gelmişim dağ ateşlerinin kör bir mavzerle karartıldığı çağlardan kanlı bir rüzgar gibi geçmişim ay uçurumlarından ve küle tohum serpmişim bir çayırkuşları aldanmış harladığım köze bir de o eşkıya dili koyakların ...... Emirhan Oğuz __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. Anadolu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-06-07 11:11 . |
|
| #3 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| ...... uzun yoldan gelmişim yalnız kuşbazların taş tabutluklarda çürütüldüğü çağlardan kutsal bir kitap gibi taşımışım koynumda eski söylencelerin ceylan derisine kazınmış umudunu demişim zeytinin karasında akşam ve başağın sarısında seher yazılmasın mülkiyetine bir bezirgan zulmetin, avuçlarımdan çatalkaralar uçurmuşum ve akmış sansaryan hücrelerine ebabil öfkelerimin ince soluğu... öfkemin adını bilip gelmişim uzun yoldan gelmişim haziran ateşçilerinin tank sesleriyle durdurulduğu çağlardan bakmışım emeğim üvey evlat ve şerit ana sövmüş ve çökmüş böğrüme duvar oturmuşum loş bir mahzende kırık bir portakal sandığı üzerine, ışığa bakmışım ellerime benzeyen eller görmüşüm ve kenetli avuçlarda yarınımın yazgısı ve abanmışım da bir sabah sağır vardiyalarda sürgünken şalterin kolu sımsıkı tutmuş alanların kapısını zadegan, adımlarımın diyetini verip gelmişim uzun yoldan gelmişim kent ufuklarının kuduz bir hırızmayla yırtıldığı çağlardan derelerim kana kesmiş ve asılmış gözlerimin burcuna üç dağın yaftası öksüz bir evlat gibi sürüklemişim cesedimi bozbulanık niksar uçurumlarında duvarlara künyem kazınmış ve adımı okumuşlar radyoda, gülümseyerek dinlemişim sonra yeniden okumuşum ishakça elyazmamı uzun karartma akşamlarında öfkeme yeni hatlar çizmişim, çırılçıplak savurmuşum gencömrümü yakıcı buz ışığına ve saray eşiklerine dayanmışım da yürüyüp dev adımlarla.. çoğalışımın bedelini bilip gelmişim gecede ateş aylası var ve ay öksüz bir şarkıcıdır uzun yoldan gelmişim uzun yoldan geliyorum kulaklarım çınlıyor vur emriyle arandım san pus içinde bir çığlıktım aradım kendi yankımı ateş aylalarında ham bir çağlayı ısırmak gibi bir şeydi erteledim gencömrümün kırık aşklarını sormadım neydi beni savuran o çağ yangınlarının gizemli burgacında bıraktım çocuk ellerimi dereotlarının gölgesinde yılları ışık hızıyla aktım ve işledim geçtiğim bıçak yollarındaki çiçek harmanını belleğimin kurşuni fanusuna uzun yoldan geliyorum kulaklarım çınlıyor vur emriyle arandım gecede ateş aylası var ve ay değirmi bıçaktır ölüm yollarında...... Emirhan Oğuz __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. Anadolu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-06-07 11:11 . |
|
| #4 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| ....... uzun yoldan geliyorum gözlerim kararıyor risalesini tuttum tarihin upuzun yatmışım ranzama cehennem göklerde bir yıldız kadar yalnız şimdi rüzgar esecek diyorum şimdi biraz daha dallanacak gözkovuğumdaki çuvaldız şimdi kum fırtınası kirpiklerimde şimdi bir kök tuz damarı gözbebeklerim uzun yoldan geliyorum, kaybolmuş surelerini okudum eski kitabelerin içinde her gece bir çölün boğulduğu ve her sabah bir denizi dirilten söylencelerin upuzun yatıyorum ranzamda ve ay öksüz bir şarkıcıdır ondan dinledim takdiri tahfife yer yok azami hadden hüküm giydim gecede ölüm mahyası var ve ay değirmi bir bıçaktır hücre penceresinde takdiri tahfife yer yok, yokluğumda tefhim edildi hüküm çün cürmüm sabit gırtlağıma pas akıyor vur emriyle arandım upuzun yatmışım ranzama ateş aylalarında bir kıvılcım kadar yalnız neyi anlatır bir kıvılcımın yalnızlığı diyorum, ömrümce bu soruyu aradım bir çığlıkla koşuyor arkadaşların yanıtı hasta siempre comandante bir direnç türküsü ki yankısı düşüyor blokların çatkısına gecede ölüm mahyası var, kendi damarlarını oyuyor kanım uzun yoldan geliyorum ölüm açlıklaarının ortasındayım kanım kendi damarlarını kemiriyor, uzun açlıkların ortasındayım bir yıldız tozu kadar yalnızım ışıltılı bir yıldız kumsalında çığlığın çığlığa çarparak büyüdüğü çağlardan gelmişim gece silah sesleriyle inmiş caddelere perdeler çekilmiş kapılar sürgülü ve gün silah sesleriyle kopmuş da geceden, gece afişlerinin kıyısında durup bakmışım genç ölüler görmüşüm yaralarına yağmur sızan güzelim ölüler çocukların oyun taşını kavurmuş toplukırımların rüzgarı pencereye çakılı gözleri görmüşüm oğul yitirmiş anaların, iki buz yumağı ve çığlığımızdan nasiplenen yol yorgunlarını görmüşüm ışıltılı imgeleri korkuya adamışlar, mırıldanmışlar kendi sarsak acılarını ben delifişek umutlarla yürümüşüm kırık çitli avlulardan haziran sabahına ince bir çalıgülü bırakmışım sardunya dallarında ışıyan çiğ tanesine, çıplak ve ince yürümüşüm ve uzun ölümler ortasında bulmuşum kendimi çiğ tanesine iklimler düşünce gecede ölüm mahyası var bize vaad edildi işkence. Emirhan Oğuz __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #5 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| Yeni kısalttığı kırlaşmış saçları ve kısa sakalı çökük elmacık kemiklerinin üzerinde tam da yaşamın kendisine özene bezene yapmış olduğu kötü bir maske gibi duruyordu ve ben onu yani yoldaşımı anımsayamamıştım. Akşam eve geldiğimde aklımı tırmalayan onu, hâlâ anımsamazken, gece ne alaka ise tam da yatağın zevk verdiği bir anda dişimin ağrısıyla ani bir kalkış onun kim olduğunu anımsatıyor. O deli görünümlü bitlenmiş adam Burhan’dı. Kalkıp bir sigara içip ağlamaya başladım. Bu olayın ardından tüm dostlara ve onu tanıyacak olanlara sorduğum halde bulamamıştım, elimdeki tek veri onun genelde, tren garında yatar olduğunu bilmekti; ama bilmediğim ve sonradan öğreneceğim ise daha da dramatik bir öyküydü. Burhan 12 Eylül 1980’den önce, Serap’la devrim nikahı yapıp birlikte yaşamlarını devrimci ahlak kurallarında meyvelendireceklerdi. Serap darbe öncesi yeni öğretmen olmuştu. Kura çekiminde Sivas çıkmış, Burhan ise Bolu’ya kura çekmişti. Resmi nikahları olmadığından ayrışan yaşamlarını birleştirmenin olurunu ararken, Serap’ın 4 aylık hamile haliyle Burhan ile beraber göz altına alınmışlardı. Serap bırakılırken Burhan tutuklanarak Mamak E Tipi Cezaevi’ne gönderilmişti. Burhan’ın hastalıklı annesi, oğlunun mahkumiyetine fazla dayanamayınca ölüme yenik düştü. Babası ve arkadaşları onu yalnız bırakmadılar ve ben zoraki askere götürülürken, Serap Sivas’a gitmek zorunda bırakılmıştı. 12 Eylül darbesi ülkeye ve insanlığa yaptığı ihanetinde, uzun zaman birbirimizden haberdar olmadan bireysel telaş ve kaçışlar devam ediyordu. Serap sık sık Burhan’ı ziyarete gelip parasız bırakmamıştı, taki 1984 Ocak ayına kadar. Bir gece Burhan’ı başka davalardan yine işkenceye alırlar, işte ne olduysa o gece şubede oldu Burhan aklına sahip çıkamamıştı ve aklı başkaca çalışıyor olmuştu. Şubede Burhan’ın delirdiğinin farkına varan UZMANLAR bir şekilde Burhan’ın tahliyesini sağlamış ve onu sokakların karanlığına emanet etmişlerdi. Burhan’ın serseri yaşamını ne babası ne de Serap bilemeden cezaevlerinde, morglarda, hastanelerde ve şubelerde aradılarsa da kimse ne ne olduğunu söyledi ne de ona rastlayabildiler. Burhan bir şekilde trenle İstanbul’a gitmiş olmalıydı, onu tanıyan en son ben idim ya da ben öyle biliyordum. Serap 1990 yılına kadar bırakmadan ve her fırsat Burhan’ı ararken sonunda annesinden kalma evine yani o da İstanbul’a son atamasını yaptırarak 10 yaşındaki oğlu ile oraya yerleşmişti. Burhan sahilde teneke bir kulübede avareliğini sürdürürken kimi acıyıp tıraş ettiriyordu kimi hamamda yıkanmasını sağlıyordu, kimi de para veya yiyecek bir şeyler vererek sorumluluklarını yerine getirmenin iç huzuruyla yine Burhan’ı yalnız bırakıyorlardı. Bir gün bir doktor Burhan’a şöyle demişti: “Aslında sıkı bir tedaviyle, yararlı bir yurttaş olabilirsin.” Bir keresinde de Burhan’ı evinin yakınında gören isterikli bir kadın onu her defasında alıp yıkayıp sonra da kendini becertiyordu. Burhan yıkanıp tıraş olduğunda oldukça yakışıklı biri olabiliyordu; ama o haliyle geçici bir süre. Bir gün de sokağın karanlık kuytusunda yaşlı bir kadının, iki genç tarafından çantasının gasp edildiğini gören Burhan kadına taraf olunca gençler onun görünümünden korkup kaçtılar, yaşlı kadın ona teşekkür ederken polis gelerek olaya el koymak istemiş ama kadın yaşanılanı anlatınca da polisler Burhan’a teşekkür etmek isterken, tokalaşmak için el uzattıklarında Burhan: “Ben suçsuzum, ben suçsuzum” deyince herkes kendi yoluna devam etmişti. Burhan uzun ve kırlaşmış saçlarıyla son zamanlarda Serap’ın evinin önünden geçiyordu ve Serap’ı her gördüğünde anlamsız bakışlarıyla onu rahatsız etmeden izliyordu. Bir gün Serap da onu fark etmiş ve çantasından çıkardığı bir elma ile bir mandalinayı ona vermişti. Burhan meyveleri alırken ürkek ve yüzüne bakmadan alır almaz hızla yanından uzaklaşmıştı. Serap meyve verdiği adamı gördüğünden beri duvarda asılı olan Burhan’ın resmine daha sık bakar olmuştu. Ona yazdığı bir şiiri alıp okudu sonra ağılyordu ki 20 yaşına yeni girmiş oğlu küçük Burhan gelip onu öperek teselli etmeye çalıştı. Sonra gördüğü avare adamı anlattı. Küçük Burhan da: “Ben o adamı sık sık görüyorum, zararsız birine benziyor... dediklerine göre eskiden okumuş akıllı bir adammış.” “Beni yağmurlar ısladı her an, Özledim baharıma gel Burhan” Güneşin çok samimi olduğu bir zamanda Serap evinin önünde seyyar satıcıdan karpuz alırken, az ötesinde Burhan onu izliyordu, Serap karpuzun parasını öderken parası çıkışmayınca eve gidip getirecekti ki birden Burhan’ı görüp şakacı bir dille: “Sen de para var mı, ne dersin verebilir misin?” deyince Burhan oturduğu kaldırımdan kalkıp Serap’ın yanına gelerek ellerini tüm ceplerine sokup para ararken birden duraklayıp koynundan bir cüzdan çıkardı. İçinden para almak istedi elleri titriyordu ve cüzdanı elinden yere düşürünce de, Serap ondan önce eğilerek cüzdanı alıp cüzdanın arasından yarısı dışına çıkmış bir kimlik görünce kimliğe bakmak istedi. O anda Burhan yerinde duramayıp sürekli ayaklarını indirip kaldırıyordu; Serap elindeki kimliğe bakınca evinin duvarına asılı resmin aynısını kimliğin üzerinde görünce karmaşık bir ses çıkararak Burhan’a sarıldı. Evin bahçesinde sandalye üzerinde Burhan’ı bir berber tıraş ediyordu; küçük Burhan gelince annesi yaşadıklarını anlattı. Oğlu öylece merdivene oturarak ağlarken annesi de ona katılarak ağlaşmaya başlayınca da, berber saf saf onlara bakındı. Tıraştan sonra Serap Burhan’ı kendi elleriyle banyosunu yaptırdıktan sonra, getirdiği elbiseleri giydirip salona geldiklerinde oğul Burhan basanı görünce: “Bu ne anne Kadir İnanır gibi adam!” deyince annesi de: “Eeee boşuna sevdamı yıllandırmadım.” “Anneciğim sizin sevdanız Bitlenmiş Sevda.” Ve ben de 20 yıl sonra bu sevdaya Ankara’ya geldiklerinde tanık olacaktım. Kaynak:http://www.78liler.org/ __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #6 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| oysa dokuz yılı daha yeni aştı gündüz ve gecelerimiz ve belki bir ömür boyu daha beraber olacağız ama söylemem gereken birşey var demir ranzam itiraf ediyorum hovarda düşlerimde her an seni aldatıyorum. Tarık Uygun __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #7 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| öyle fukarayım ki öyle ıssız şimdi sizsiz sevgili sevinçlerim öyle dumanlı cansız ve hasretiniz durgun bir göl değil ki bin nehrin su taşıdığı bir deniz deniz öksüz çaresiz yumuşak kılmıştım yüreğimi esrarengiz hiçbir kuşun konamadığı çınarlar büyütmüştüm yemyeşil ölümcül darbelerin kıramadığı sert dallar tez kırılır toprak gibi yumuşak toprak gibi ana toprak gibi berrak kılmıştım bilmezdim böyle ıssız kalınır böyle sevdalanılır böyle gurbetlenilir böyle ağlanır taş toprağa çalınır çalınmaz toprak taşa ve taş ufalanır küçülür ve toprak ve bunu bilmek nasıl da güzel hasretinizi on yıl sonra Akdeniz'i tekrar görmek gibi sessiz volkanlarda yaşamak sizsizliğin ıssızlığı şimdi ancak ve ancak kervan yüklü umutlarla susturmak Yemen'den Managua'ya uzanan başsız sonsuz deve kervanına yüklenmeyecek kadar ağır hasret yükünün efsanesi ağır güzel kutlu ve muhteşem Ayşe Hülya __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #8 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| Neden böyle oldu diye sorma güzel annem sevmeliydi insanlar seven ben oldum çığlıklara kelepçelere tank seslerine rağmen konuşmalıydı insanlar konuşan ben oldum güz yağmurlarında Acıya batmamış yürektin annem hoyrat rüzgarlar esmezken daha doyum olmayan tatlı bir temaşaydı gözlerin yüreğin yüreğimdi Karalar bağlama annem başın öne eğilmesin acının hüznü var gözlerinde sil gözlerini düşen insanların kanı anaların gözyaşıyla sulanıyor gelecek gurura dönüştür acıyı kelepçeli kollarına ağlama ağlayan sen olma Çiçekler açmalıydı annem onca kar kışa rağmen yüreği çiçeklenen ben oldum buz tutmuş atmosfer içinde Kararlı adımlarla ölmek gerekti annem ölen ben oldum öldü bil beni ne çıkar ummadık zamanda doğmak üzere. Özgür Ovacık __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #9 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| biliyorum dağın damarını kestiler yolunu kestiler o sevdalı ırmağın hasretin türküsünü söylerken al duvaklı gelin o güzel türkünün damarını kestiler ama kanat çırp sen yine bir yıldız ışısın bir güneş pırıltısı aksın kanatlarından biliyorum şimdi topraklar filizsizdir dağlar karanlık bir gece gibi ıssızdır acının soğuklarıyla yıkandı bütün şafaklar kanat çıptığımız köyler kentler sessizdir ama kanat çırp sen bir yıldız ışısın bir güneş pırıltısı aksın kanatlarından biliyorum şimdi zaman sistir ve kardır ama kar bahara ve sis yaza kadardır soğuk adımlarına bakma sen kış sabahlarının ve saçlarına matem çiçekleri takma ama kanat çırp sen yine bir yıldız ışısın bir güneş pırıltısı aksın kanatlarından Ersin Ergün __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
| #10 | |
Ayrıldı Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 1,521
| Sen de korkarsın küçüğüm sen Herşeyden önce insansın çünkü Sevmekten kaybetmekten ya da ölümden Görünmez ihanetin o kara yüzü Doğaldır küçüğüm korku insana Kabul etmeli böyledir gerçek Ama yiğitsen sağlam bir inancın varsa Elindedir bunu belli etmemek Yiğitlik kokmamak değildir küçüğüm Korkuyu inançla yok edebilmektir Kolay çözülmeyen bir düğüm Ve..... eğilmez bir baş olabilmektir Unutma yarınların umudu sende Korkuyu yen boyun eğme düşmana Yiğit olmalısın ölürken bile Çünkü yakışanı budur insana. Mustafa Özenç __________________
Umudun rengi mavi derler ya,ringlerde mavidir. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Altı-Yedi Eylül Olayları | Antioksidan | Tarih | 11 | 06-09-07 13:32 |
| 12 Eylül ve ülke tarihinin utanç manzaraları | Antioksidan | Türkiye Siyaseti | 16 | 13-06-07 15:16 |