Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Kitaplı Dinler - Tarikatlar > Arşiv

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

 
 
Konu Araçları
Eski24-06-07, 14:59  #1
sesli
 
sesli'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 2,755
Bilmek ama nasıl ?



Dostlar,

İnsanlar doğdukları andan başlayarak, çevrelerindeki oluşumun her türünü öğrenme çabası içine girmektedir. Bir bebek de olsa, yaşlı bir kişi de olsa hergün yeni bir konuyu öğrenmeye çalışır.

Ne var ki, öğrendiklerimiz yani bilgilerimiz her zaman için doğrudan bilinebilecek açıklıkta oluşmadığı için, bizler de bazı konuları doğrudan öğrenerek bilmek zevkine ererken, bazı konuları da ancak dolaylı bir yoldan öğrenmeye yöneliriz.

BİLMEK dediğim bilgi doğrudan öğrenebildiklerimizi içerirken, İNANMAK diye
sunmaya çalıştığım bilgi de, dolaylı yollardan öğrendiklerimizi içerir.

Basit olarak örneklemek istersek İSMİMİZİ biliriz. Çünki bizi herkes aynı isimle yaşamımız boyunca çağırmaktadır. Ama doğum yerimiz ancak bize dolaylı olarak anlatılmışve biz de buna inanmış bulunmaktayız. ebeveynimizin de gerçekten bize ait olup olmadığı hususu da dolaylı olan bilgilerdendir. Yani doğrudan bilmemiz mümkün olmadığı nedenle, ona da inanmaktayız.

O bakımdan bilgilerimiz BİLDİKLERİMİZ ve İNANDIKLARIMIZ olarak iki bölümde toplanabilir. Ve sonuçta da rahatlıkla şöyle diyebiliriz;

BİLEN İNANMAZ, İNANAN BİLMEZ.

Sevecenlikle,
sesli is offline  
Eski24-06-07, 15:49  #2
özedönüş
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,258

Sayın Sesli

Açtığınız konu dolaylı olarak din ve bilim ilişkisi konusunu içerir.

Bilmek:Bilim
İnanmak:Din

Doğrudur,bilen inanmaz ve inanan bilmez ama bilinmeden inanmak her zaman safsata mı?

Diğer yandan evrende veya daha geniş kavramla varlık aleminde hiçbir zaman bilinmeyecek ancak inanmakla yetinilecek hiçbir gerçek yok mu?Yoksa bilinene kadar bazılarının inanılması mı gerekiyor?Çoğu ikinci seçenekle ilgili..

Bu arada konu açılmışken iman kelimesinin salt inanmak anlamında olmadığını ifade edeyim.Salt inanmak Arapçada''itikad'' anlamında gelirken,iman’ içsel güven duygusunun derin bir bilme ile gerçeklenmiş halidir.Derinleşmiş bir bilginin ilgili konuda bilinmeyeni, görünmeyeni tarif edebilme gücü vardır.

Zaten,görülen bir olguda inanç duygusuna da, ileri düşünceye de yer yoktur.

Bu bakımdan ''emn'' kökünden gelen ‘iman’, görünen âleme bakarak
görülmeyen boyutlar hakkında çıkarımlarda bulunmak, bu çıkarımları delillendirmek anlamında kullanabileceğimiz bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sayın Sesli

İslâm dininde kullanılan ıstılahî anlamıyla ‘iman,’ Yaratıcının hem varlığından hem güvenilirliğinden emin olmaktır. Yalnızca var olduğunu bilmek(salt inanmak) bizim gibi perdeli bir diyarda yaşayan varlıklar için imanın birinci mertebesi olan inançtır. İmanı tamamlayan unsur ise Yaratıcıya karşı
insanın iç dünyasında, enfüsünde oluşan güven duygusudur
. Böyle bir duygu ise ancak yakından tanıyarak O’nun Kendisini terk etmediğimiz sürece bizi terk etmeyeceğinden, zulmetmeyeceğinden, en ince meselelere vâkıf ve hâkim olduğundan, kudretinden, azametinden, rahmetinden.. emin olmakla
mümkündür. Özetle, iman, her hal ve şart altında Allahtan emin olmakla mümkün olacaktır.

Dolayısıyala bir terim olarak imanı salt bir inanmak ile “İnanıyorum, öyle ise vardır, böyledir” deyip kestirip atmaya hakkımız yoktur. Yaratıcı kendi
sıfatlarından emin olarak “bakınız, düşününüz, aklediniz, şuurunuzla sınayınız, kendi duygularınızla karşılaştırınız” gibi hitaplarla, insanı inancını teyide, yakîn ve emniyet düzeyine çıkarmaya davet etmektedir.
Ya herşeye ilgimizi keseceğiz, ya da herşeyle gerçekten ilgileneceğiz. Yoksa, bu çelişik durum,
dayanağa en muhtaç olduğu bir zamanda korkarız ki insanı dayanaksız ve mazeretsiz bırakacaktır.
O halde,din ‘inanmak’la kalmayıp, ‘imana davet eder.’
özedönüş is offline  
Eski24-06-07, 17:04  #3
sesli
 
sesli'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 2,755
İMAN ama nasıl bir iman!

Alıntı:
Sayın özedönüş şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sayın Sesli

Açtığınız konu dolaylı olarak din ve bilim ilişkisi konusunu içerir.

Bilmek:Bilim
İnanmak:Din

Doğrudur,bilen inanmaz ve inanan bilmez ama bilinmeden inanmak her zaman safsata mı?

Diğer yandan evrende veya daha geniş kavramla varlık aleminde hiçbir zaman bilinmeyecek ancak inanmakla yetinilecek hiçbir gerçek yok mu?Yoksa bilinene kadar bazılarının inanılması mı gerekiyor?Çoğu ikinci seçenekle ilgili..

Bu arada konu açılmışken iman kelimesinin salt inanmak anlamında olmadığını ifade edeyim.Salt inanmak Arapçada''itikad'' anlamında gelirken,iman’ içsel güven duygusunun derin bir bilme ile gerçeklenmiş halidir.Derinleşmiş bir bilginin ilgili konuda bilinmeyeni, görünmeyeni tarif edebilme gücü vardır.

Zaten,görülen bir olguda inanç duygusuna da, ileri düşünceye de yer yoktur.

Bu bakımdan ''emn'' kökünden gelen ‘iman’, görünen âleme bakarak
görülmeyen boyutlar hakkında çıkarımlarda bulunmak, bu çıkarımları delillendirmek anlamında kullanabileceğimiz bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sayın Sesli

İslâm dininde kullanılan ıstılahî anlamıyla ‘iman,’ Yaratıcının hem varlığından hem güvenilirliğinden emin olmaktır. Yalnızca var olduğunu bilmek(salt inanmak) bizim gibi perdeli bir diyarda yaşayan varlıklar için imanın birinci mertebesi olan inançtır. İmanı tamamlayan unsur ise Yaratıcıya karşı
insanın iç dünyasında, enfüsünde oluşan güven duygusudur
. Böyle bir duygu ise ancak yakından tanıyarak O’nun Kendisini terk etmediğimiz sürece bizi terk etmeyeceğinden, zulmetmeyeceğinden, en ince meselelere vâkıf ve hâkim olduğundan, kudretinden, azametinden, rahmetinden.. emin olmakla
mümkündür. Özetle, iman, her hal ve şart altında Allahtan emin olmakla mümkün olacaktır.

Dolayısıyala bir terim olarak imanı salt bir inanmak ile “İnanıyorum, öyle ise vardır, böyledir” deyip kestirip atmaya hakkımız yoktur. Yaratıcı kendi
sıfatlarından emin olarak “bakınız, düşününüz, aklediniz, şuurunuzla sınayınız, kendi duygularınızla karşılaştırınız” gibi hitaplarla, insanı inancını teyide, yakîn ve emniyet düzeyine çıkarmaya davet etmektedir.
Ya herşeye ilgimizi keseceğiz, ya da herşeyle gerçekten ilgileneceğiz. Yoksa, bu çelişik durum,
dayanağa en muhtaç olduğu bir zamanda korkarız ki insanı dayanaksız ve mazeretsiz bırakacaktır.
O halde,din ‘inanmak’la kalmayıp, ‘imana davet eder.’
Sayın Özedönüş,

Eğer siz bir nebi olsaydınız, o zaman daha mantıklı ve akla yakın ayetler de
gelmiş olabilirdi. Ama ne yazık ki durum bambaşka!

Öyle ya, bu nasıl davettir ki, TEHDİTLER, KORKUTMALAR, ÜRKÜTMELER
ve ALLAH'ı yanlış olarak tanıtmalarla ve başlangiçta dahi savaşlarla oluşturulan bir davet!

Akıl eğer ALLAH'ın bize bahşettiği bir araçsa, ona güvenmeyip de neye güveneceğiz.

Ve karşımızda çok açık bir şekilde parlayan güneş gibi, yıldızlar ve gezegenler gibi, ve de gözle göremediğimiz virüslerin öldürücü etkileri gibi,daha pek çok
nesne ve olgu pırıl,pırıl bize göz kırparken, böylesi bir BÜTÜNÜ göremeyen göz, duyamayan kulak, idrak edemeyen zihin, tutup da, kendisini PEYGAMBER olarak iddia eden bir kişinin kendi duyumsal durumlarını ve de düşünüşlerini
ALLAH adıyle bizlere sununca mı iman edebileceğiz?

Bu tümüyle ALLAH'ı tanımamanın ve de insanları yanıltmanın ta kendisi değil mi? Kutsal KURAN'da pek çok çelişkili ayetler açıkça ortadayken, bunlara inanmak ve ALLAH'a inanmanın ancak Hz. Muhammed'e de inanmakla
kabil olacağını günde beş defa madeni cihazların aracılığıyle etrafa yayınca,
insanda ne iman kalır ne de inanç...

TANRI'yı kutsal metinlerden hiç bir zaman öğrenmek mümkün olamaz. Çünki
TANRI bu kabil sığ ve dar ve de yanıltıcı kitaplara sığmayacak kadar GÖRKEMLİ...Onu ancak hep beraber olma duygusunu duyanlar bilecek ve de idrak edecektir.

Ateist denilen insanların tanımak istemediği TANRI da işte bu kutsal kitapların
yalan, yanlış betimlemeye çalıştıkları TANRI'dır.

Sevgi ve saygıyla,
sesli is offline  
Eski24-06-07, 18:04  #4
özedönüş
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,258

Alıntı:
Sayın sesli şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sayın Özedönüş,

Eğer siz bir nebi olsaydınız, o zaman daha mantıklı ve akla yakın ayetler de
gelmiş olabilirdi. Ama ne yazık ki durum bambaşka!

Öyle ya, bu nasıl davettir ki, TEHDİTLER, KORKUTMALAR, ÜRKÜTMELER
ve ALLAH'ı yanlış olarak tanıtmalarla ve başlangiçta dahi savaşlarla oluşturulan bir davet!

Akıl eğer ALLAH'ın bize bahşettiği bir araçsa, ona güvenmeyip de neye güveneceğiz.

Ve karşımızda çok açık bir şekilde parlayan güneş gibi, yıldızlar ve gezegenler gibi, ve de gözle göremediğimiz virüslerin öldürücü etkileri gibi,daha pek çok
nesne ve olgu pırıl,pırıl bize göz kırparken, böylesi bir BÜTÜNÜ göremeyen göz, duyamayan kulak, idrak edemeyen zihin, tutup da, kendisini PEYGAMBER olarak iddia eden bir kişinin kendi duyumsal durumlarını ve de düşünüşlerini
ALLAH adıyle bizlere sununca mı iman edebileceğiz?

Bu tümüyle ALLAH'ı tanımamanın ve de insanları yanıltmanın ta kendisi değil mi? Kutsal KURAN'da pek çok çelişkili ayetler açıkça ortadayken, bunlara inanmak ve ALLAH'a inanmanın ancak Hz. Muhammed'e de inanmakla
kabil olacağını günde beş defa madeni cihazların aracılığıyle etrafa yayınca,
insanda ne iman kalır ne de inanç...

TANRI'yı kutsal metinlerden hiç bir zaman öğrenmek mümkün olamaz. Çünki
TANRI bu kabil sığ ve dar ve de yanıltıcı kitaplara sığmayacak kadar GÖRKEMLİ...Onu ancak hep beraber olma duygusunu duyanlar bilecek ve de idrak edecektir.

Ateist denilen insanların tanımak istemediği TANRI da işte bu kutsal kitapların
yalan, yanlış betimlemeye çalıştıkları TANRI'dır.

Sevgi ve saygıyla,
Sayın Sesli

Peygamber lazım olduğu sürece yaratıcı tarafından insanlığa mesah gönderilmekle yükümlü tutulmuşlardır.Lazım olmadığında, insanın artık bilgiyi işleyebileceği görüldüğünde bunlara gerek de kalmamıştır.Bu bakımdan günümüz diliye bir gerçeği ifade etmiş olmam 1400 yıl öncesinin seviyesi düşünülerek kullanılan bir dile göre mantıklı bile gelebilmektedir.Kuranın dili ile ilgili sizinle Kuran neden böyle anlatmış başlığında yeterince tartışmıştık.

İslami davetin korkutma ve sindirme ile başladığına dair iddialarını istiyorsanız daha detaylı ve özel bir başlıkta devam edebiliriz.Ama davetini tehdit ve korkutmayla yapan bir hareketin sosyoljik olarak başarma ihtimali yok gibidir.

Bir fikrin özü kuruluş aşamasıdır sayın Sesli.Eğer hz.Muhammed döneminde gerçekten de istila ve işgal politikalrıyla beslenmiş bir İslam getirirsenzi eleştirmeye hazırım.Ama Emevi ve Abbasilerin cihad adı altında yaptıları çapulculuğu bana bazıları gibi işte islam diye getirmeyin.

Hele ayetin bütünlüğü ve genel bakış olarak bakıldığında(son dönemim moda sözü cımbızlanmadığında)saval ile ilgili ayetlerin Yahudi ve Mekkeliler dışında kimse hakkında inmediğini görmek o kadar da kolay değil...

Emevilerle başlayan islam dışı yönetimler hazinelerini doldurmak,saraylarda keyfialem yapabilmnek için bazı ayetleri malzeme olarak kullanmış başka milletlere yaptıkları saldırı ve barbarlıkları da cihad adı altında kılıfına uydurmaya çalışmışlardır ve maalesefki asırlardan beri yapılmış ve böylece tüm dünyaya islamdan ve müslümanlardan nefret ettirilmiştir.Ve bu barbarlığın adıda cihad veya fetih olmuştur.
İşte müslümanların şanlı tarih ve şanlı ecdad diye övündükleri budur.çapulculuğun islami kılıfa sokulmuş hali.hazinelerini altınla, haremlerini de cariyelerle doldurup saraylarda içki ve fuhuş alemi tertip eden sultanlar bunun için gerekli olan parayı nasıl toplayacaklardı.Elbetteki talan ve vurgunla........

HZ.Muhammedin yaptığı savaşlara bakıldığında ise hep savunma amaçlı olduğu ortadadır.Mekkenin fethi ise, zorla çıkarıldığı ülkesine geri dönüştür ve buna da sonuna kadar hakkı vardır.Yoksa başka bir ülkeye savaş açmış falan değildir
Hz.Muhammedin kendi katılmayıp ta seriyyeler gönderek yapılan savaşlarda asıl amaç başka kavimlere savaş açmak değil,bizans ve fars imparatoluklarının islamı yok etme planlarını boşa çıkarmaktan başka bir şey değildir.eğer Resululah böyle bir tedbir almasa idi söz konusu kırallıkların müslümanları yeryüzünden silmesi bir an meselesi idi.(sırf hukuki yolla mektup göndererek islama davet ettiği için süper güçler saldırı pozisyonuna girmişlerdi..

Ortada herşeyi belli iken sanrılarından faydalanan bir insana mı iman edeceğiz sözüne gelince

Sözün ettiğin insan öylesine düşünerek olmadı ve peygamberliği beklemedi bile..Ancak evrenin sahibi onu daha küçükken bile her türlü yıkıcı özelliklerden soyutlamış ve bu hale hazı getirmişti.İslam tarihi kitapları bu konuda anlatırlar ki kendisi o kötü olarak yetiştiği çevrede bile onların hallerinden etkilenmemiş ve hatta peygamberliğine doğru hakltan soyutlanmıştır.Soyutlanıp ve kendisine ibadete verip aylarca süren derin tefekkürler sonucu kendisine açılmış olan vahiy perdesini zaten başta çözememiş ve eve gelerek kendisini örtmelerini istemiştir.Bu bakımdan bu kişilik öylesine bir kişili değildi.Bir insanın evrendeki görilmeyen boyutla erişmesi için gerekli tüm yapıyı kendisinde topladığı birisi idi.Yalan söylediği duyumamış ve Mekke oligarşisinin mallarını kendisine ancak güvenerek bıraktığı bir kişilik idi...Ve en önemlisi döneminde ona inanmayan hiç kimse delil yetersizliğinden inanmamış değildir.Ya çıkarı elden gider diye veya nefsine adaletli bir toplumu oluşturacak diye veya kendi kabilesinden çıkacak diye inanmayanlar var..İşte kafir yani gerçekleri örten bunlardı sadece...Ve o gönülleri fethederek bu başarıları elde etti.

Kuranın çelişksii meselesine gelince bu konu ile ilgili Kuranda çelişkiler var mı?

konusunda devam edilebilir.

Elbette Tanrı her zamanın ve her dönemin Tanrısıdır ama kitaplar lafız ve metin bakımından bir dönemin ürünüdürler.Önemli olan onu diğer dönemlerle beraber anlatabilmek
özedönüş is offline  
Eski25-06-07, 00:31  #5
sesli
 
sesli'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 2,755
KUTSAL KİTAPLAR VE PEYGAMBERLER GEREKİYORSA,,,

Alıntı:
Sayın özedönüş şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sayın Sesli

Peygamber lazım olduğu sürece yaratıcı tarafından insanlığa mesah gönderilmekle yükümlü tutulmuşlardır.Lazım olmadığında, insanın artık bilgiyi işleyebileceği görüldüğünde bunlara gerek de kalmamıştır.Bu bakımdan günümüz diliye bir gerçeği ifade etmiş olmam 1400 yıl öncesinin seviyesi düşünülerek kullanılan bir dile göre mantıklı bile gelebilmektedir.Kuranın dili ile ilgili sizinle Kuran neden böyle anlatmış başlığında yeterince tartışmıştık.

İslami davetin korkutma ve sindirme ile başladığına dair iddialarını istiyorsanız daha detaylı ve özel bir başlıkta devam edebiliriz.Ama davetini tehdit ve korkutmayla yapan bir hareketin sosyoljik olarak başarma ihtimali yok gibidir.

Bir fikrin özü kuruluş aşamasıdır sayın Sesli.Eğer hz.Muhammed döneminde gerçekten de istila ve işgal politikalrıyla beslenmiş bir İslam getirirsenzi eleştirmeye hazırım.Ama Emevi ve Abbasilerin cihad adı altında yaptıları çapulculuğu bana bazıları gibi işte islam diye getirmeyin.

Hele ayetin bütünlüğü ve genel bakış olarak bakıldığında(son dönemim moda sözü cımbızlanmadığında)saval ile ilgili ayetlerin Yahudi ve Mekkeliler dışında kimse hakkında inmediğini görmek o kadar da kolay değil...

Emevilerle başlayan islam dışı yönetimler hazinelerini doldurmak,saraylarda keyfialem yapabilmnek için bazı ayetleri malzeme olarak kullanmış başka milletlere yaptıkları saldırı ve barbarlıkları da cihad adı altında kılıfına uydurmaya çalışmışlardır ve maalesefki asırlardan beri yapılmış ve böylece tüm dünyaya islamdan ve müslümanlardan nefret ettirilmiştir.Ve bu barbarlığın adıda cihad veya fetih olmuştur.
İşte müslümanların şanlı tarih ve şanlı ecdad diye övündükleri budur.çapulculuğun islami kılıfa sokulmuş hali.hazinelerini altınla, haremlerini de cariyelerle doldurup saraylarda içki ve fuhuş alemi tertip eden sultanlar bunun için gerekli olan parayı nasıl toplayacaklardı.Elbetteki talan ve vurgunla........

HZ.Muhammedin yaptığı savaşlara bakıldığında ise hep savunma amaçlı olduğu ortadadır.Mekkenin fethi ise, zorla çıkarıldığı ülkesine geri dönüştür ve buna da sonuna kadar hakkı vardır.Yoksa başka bir ülkeye savaş açmış falan değildir
Hz.Muhammedin kendi katılmayıp ta seriyyeler gönderek yapılan savaşlarda asıl amaç başka kavimlere savaş açmak değil,bizans ve fars imparatoluklarının islamı yok etme planlarını boşa çıkarmaktan başka bir şey değildir.eğer Resululah böyle bir tedbir almasa idi söz konusu kırallıkların müslümanları yeryüzünden silmesi bir an meselesi idi.(sırf hukuki yolla mektup göndererek islama davet ettiği için süper güçler saldırı pozisyonuna girmişlerdi..

Ortada herşeyi belli iken sanrılarından faydalanan bir insana mı iman edeceğiz sözüne gelince

Sözün ettiğin insan öylesine düşünerek olmadı ve peygamberliği beklemedi bile..Ancak evrenin sahibi onu daha küçükken bile her türlü yıkıcı özelliklerden soyutlamış ve bu hale hazı getirmişti.İslam tarihi kitapları bu konuda anlatırlar ki kendisi o kötü olarak yetiştiği çevrede bile onların hallerinden etkilenmemiş ve hatta peygamberliğine doğru hakltan soyutlanmıştır.Soyutlanıp ve kendisine ibadete verip aylarca süren derin tefekkürler sonucu kendisine açılmış olan vahiy perdesini zaten başta çözememiş ve eve gelerek kendisini örtmelerini istemiştir.Bu bakımdan bu kişilik öylesine bir kişili değildi.Bir insanın evrendeki görilmeyen boyutla erişmesi için gerekli tüm yapıyı kendisinde topladığı birisi idi.Yalan söylediği duyumamış ve Mekke oligarşisinin mallarını kendisine ancak güvenerek bıraktığı bir kişilik idi...Ve en önemlisi döneminde ona inanmayan hiç kimse delil yetersizliğinden inanmamış değildir.Ya çıkarı elden gider diye veya nefsine adaletli bir toplumu oluşturacak diye veya kendi kabilesinden çıkacak diye inanmayanlar var..İşte kafir yani gerçekleri örten bunlardı sadece...Ve o gönülleri fethederek bu başarıları elde etti.

Kuranın çelişksii meselesine gelince bu konu ile ilgili Kuranda çelişkiler var mı?

konusunda devam edilebilir.

Elbette Tanrı her zamanın ve her dönemin Tanrısıdır ama kitaplar lafız ve metin bakımından bir dönemin ürünüdürler.Önemli olan onu diğer dönemlerle beraber anlatabilmek
Sayın Özedönüş,

Peygamberler lazım olduğu sürece ALLAH tarafından gönderilmekteyse, bu mantık HIRSIZLARIN, EŞKİYANIN, ŞARLATANLARIN da lazım olduğu müddetçe ALLAH tarafından gönderilmesi anlamını da taşır.

Sizinle anlaşamadığımız konu aslında TANRI kavramıdır. Eğer bu konuda siz benim ne dediğimi ve TANRI'nın nasıl olduğunu anlamış olsaydınız. Bana bu yanıtları vermezdiniz.

Kutsal kitapların ve PEYGAMBERLERİN ALLAH tarafından gönderilmesi demek,
ALLAH'ın insanları (İSLAM'a göre) zavallı, güvenilmez,akılsız, bilgiden yoksun, ne yapacağını bilmeyen garibanlar ordusu olarak görmesi ve betimlemesi demek olur. Böyle TANRI olamaz! Eğer size göre ALLAH mükemmel bir varlık eşsiz bir güç ve kudretin sahibi ise, o zaman insan gibi düşünen, insan gibi kızan, insan gibi beddua eden ALLAH olabilir mi?

ALLAH'ın bana bahşetmiş olduğu akıl, bütün bunları reddediyor. Ve diyor ki,
Bu kutsal kitapların hepsi, istisnasız, insan sözüdür.

Allah ne emrederse, ve neyi isterse o anında oluşur. Beklenilmez ve de karşı da gelinmez. Herkesin beyni olmasını ALLAH istemişse herkes beyin ile doğar... Ve herkesin nefes alarak yaşaması planlanmışsa, herkes nefes alarak yaşar...Bu örnekler çoğaltılabilir. Yoksa ALLAH emretti şu yasak yenmeyecek,bu yasak yapılmayacak diyeceksin ve de bunlar yapılınca hiç bir şey olmayacak ve de bu insanlar bu güçleriyle ve bu yapılarıyle ALLAH'a karşı gelmiş olacak. Ve de bunun karşılığı ancak öldükten sonra öteki alemde verilecek.

Böyle bir mantık FİRAVUN devrinde dahi çok daha gelişmiş bir düzeydeydi...
Onlar da öteki aleme inanıyordu...Ve TANRISALLIĞI kendilerinde topladıklarına dahi inanmaktaydılar...Ve öylesine ilerdeydiler ki, MUSA'nın yılanları FİRAVUNUN yılanlarını yutabilecek denli zamanın bilgisine ulaşmışlardı.

Ama MUSA aslında Firavun sarayında ve onun öğretileriyle yetişmiş bir Prensdi. Ve de çok insancıldı. Esirlere acıdığı için sarayı terk etti, esirlerle birlikte...Ama kutsal kitaplar bunları es geçer...Çünki işlerine gelmez...

Nereden nereye geldik Musa kendisinin bu forumda anılmasını istemiş olmasın!

Sevecenlikle,
sesli is offline  
 


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Ne kadar demokratız? Anadolu Türkiye Siyaseti 39 15-12-06 01:53
İdeal,ülkeye yararlı bir birey nasıl olunur? gözlüklü İnsan Bilimleri 0 27-10-06 18:54
40 milyon dolarlık Star, nasıl 8.5’a satıldı?? cemuzan Türkiye Siyaseti 4 27-03-06 00:00


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 23:51.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz