"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| Roman Özetleri... / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Edebi tartışmaların ve kitap tanıtımlarının yer aldığı bölüm. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,846
| Zaman zaman "güzel bir roman" önermemi isterler.Pek roman okuma alışkanlığı olmayan insanlardır. Onlara bir değil üç roman adı veririm hep. Ve bu üç roman hiç değişiklik göstermez. "İlk önce bu üç roman okunmalıdır", derim. K.Hamsun'un Victoria'sı. Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sı. Peyami Safa'nın 9. Hariciye Koğuşu. Hem kolay okunur ( başlangıçlar için iyidir), hem kolay anlaşılır (fazla roman kişisi yoktur) ve hem de düşünceyle duyarlığı yetkin bir biçimde birleştirmiştir. Çeşitli zamanlarda bu üç kitabı da bulduğumda alırım.( Giden bir daha zor geri geliyor.) Bu arada Safa'nın kitabı şu anda kitapçılarda bir ya da iki milyona kadar da düştü. Sevindirici bir şey. Okuduğumuz kitapları özetleriyle birlikte yazabilirsek yararlı olur diye düşünüyorum. Denizyıldızı hikayesindeki gibi... |
|
| #2 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,846
| Bomboş kalmış bir topik. Konuştuğumuzda herkes roman okuduğunu söyler, edebiyatın önemsendiği dillendirilir ama bir roman özeti çıkaran yok. Bu aralar biraz yoğunum, bulduğum zamanlardaysa şu evrim konusundaki iki ayrı topiğe yazı hazırlamaya çalışıyorum. Ama buraya en kısa zamanda bir özet çıkarmaya çalışacağım. K. Hamsun'un Victoria'sı... Haftasonu bir haftalık tatile çıkıyorum; sanırım otelde, bu bir hafta içinde bulduğum boş vakitte bunu yapabilirim. Yıllar önce okumuştum. Askerliğimi yaptığım sırada teğmen arkadaşıma verdiğimi çok iyi hatırlıyorum."Mutlaka okumalısın!" demeyi de ihmal etmeyerek. İlk özet bu olacak. Victoria! |
|
| #3 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,846
| K.Hamsun'un Victoria romanı, yoksul değirmencinin oğlu Johannes ile, zengin şato sahibinin kızı Victoria arasında geçen hüzünlü bir aşk öyküsüdür. Hamsun kitabında, bir aşk öyküsü çerçevesinde, aşk'ın anlaşılmazlığını, insan yalnızlığını, gereksiz korkularını ve utangaçlığını işler.Çocuk yaşlarda başlayan aşk, hep iç'e atışlarla, kararsızlıkla, acı çekme ve çektirmelerle sürüp gider roman boyunca. Rahatsız edici bir iletişimsizliği roman boyunca hissederiz hep. Yazar sanki, duyarlıkların da kendine özgü bir dili olması gerektiği düşüncesini duyumsatmaya çalışmaktadır. Johannes ile Victoria bir türlü kavuşamazlar. Romanı ilk okuduğumda neler duyumsamış, neler düşünmüştüm, şimdi çıkartamıyorum ama, romanın sonunda, Victoria'nın ölmeden önce yazdığı ve Johannes'e ölümünden sonra verilmesini istediği uzun mektup, yazarın aktarmak istediği düşünce ve duyarlığın doruk noktasıdır artık. "Hayattan, sokaktaki insanlardan, araba gürültülerinden adım adım uzaklaşıyorum: ilkbaharı da belki bir daha göremeyeceğim; bu evler, bu sokaklar, parktaki ağaçlar ardımda kalacaklar. Bugün yatağımda biraz doğrulup pencereden dışarı baktım.İlerde, köşebaşında bir çift karşılaştılar,selamlaştılar, tokalaştılar, konuştuklarına gülüştüler, içim öyle tuhaf oldu ki, buracıkta bunları seyreden ben, ölecektim." Bir ayrılışın son satırlarıdır bunlar.Bir daha hiç geri gelmeyecek zamanın duyumsattığı son farkındalık. Gidenin...elimizden kaçanın... asla göremeyeceğimiz olanın...-bir kırıklığın itiraflarıdır! Boşu boşuna yitirilmiş bir hayatın duyumsattıkları. "...sizi ne tarifsiz bir sevgiyle sevdiğimi gösteremediğime şimdi öyle pişmanım ki..." Güneyde, bir tatil beldesinde, bir otelin balkonundayım. Nerdeyse sabah oluyor. Soğuk. Uzakta bir karaltı gibi uzanmakta deniz. Palmiye ağaçları. Yazlık havuzu aydınlatan ölgün ışıklar. Roman biraz önce bitti. "...nerede benim gururum, cesaretim.(...) Uzun zamandır ıstırap çekiyorum, Johannes; ıstırabım şu son günlerden çok, çok daha önce başladı. Siz yabancı memleketteyken ıstırap çektim; daha sonra baharda, bu şehre gelişinizden bu güne ıstırap çektim; her günüm acıyla geçti.Gecelerin ne kadar uzun olabileceğini evvelce asla düşünmemiştim." Başım uğulduyordu.Odanın duvarlarında Victorianın haykırışları yankılanıp duruyordu. "Gecelerin ne kadar uzun olabileceğini evvelce asla düşünmemiştim." Bir şeyler kopup kopup gidiyordu içimde. Neden böyle oluyordu? İçindeyken, yanıbaşımızdayken...neden hiç bir şeyin ayırdına varamıyorduk? Kahrolası bencilliğimiz miydi bu aymazlıklara yol açan? Tutsağı olduğumuz gururumuz mu yoksa? Yaşarken farkedememek..kavrayamamak...ve her şey geçip gittikten sonra..."Hayatım yaşanmadan geçti!" Hep böyle olurdu. Yaşarken hiç bir şeyin ayırdına varamazdık..Her şey, çaresiz, anlaşılmaz olurdu gözlerimizin önünde. Silikleşirdi. Sanki sisler, buğular kaplardı her yanı.. İşte yine, zamanın aralıklarından sesler ve görüntüler üşüşüyordu...Jaluzilerin aralıklarından güneşler dökülüyordu masanın üstüne. Tam da yeşil-mavi baharlar gelmek üzereydi. " Benim bir sevgilim var!" demişti. Kaplumbağa betimli kültablasını elimden düşürmüştüm. Böyle değildi oysa...Gerçek bu değildi. Hayat...hayatın anlamı! Sanki bir kumpanya..bir tiyatro...ve kötü birer oyuncularıydık maskeli balonun. Her yanımızdan boyalar akıyordu. Her yanımız kirleniyordu. Hayatı...öncesizliğe kurban veriyor, kirletiyorduk..Ne acıydı! Ne korkunçtu! Durmadan bir şeyler eksiliyordu hayatımızdan. Bir şeyler öncesiz sonrasız geride kalıyor ve biz hala, sanki her şey uyarında gidiyormuş gibi davranmayı sürdürüyorduk. "Benim bu dünyaya gelmekten, sizi sevmekten, şimdiyse hayata veda etmekten başka bir şey yapmamış olduğumu düşünmek ne garip! İnanın ki şuracıkta yatıp günümü, saatimi beklemek de ne tuhaf!...sizi ne kadar sevdiğimi bilseydiniz, Johannes! Ben bunu size gösteremedim, yoluma öyle çok engel çıktı ki..." İkilemler içindeydi Johannes. Bir türlü duygularını açamıyordu.Çocukluğundan beri aşık olduğu kadın oturdukları değirmenin bile sahibi olan zengin biriydi. Nasıl olabilirdi? Zaman zaman Victoria'nın da kendisine ilgi duyduğu konusunda ümitleniyor, ama sonra onun garip bir kayıtsızlığa bürünmesiyle bütün cesaretini yitiriyor ve hayal kırıklıkları yaşıyordu. Yaşayamadıklarını başka şehirlerde, başka ülkelerde bir odaya kapanarak yazıya-romana dönüştürmeye çalışıyordu. Sadece bu geliyordu elinden!. Yaşayamadıklarını yazıyordu durmadan. Victoria ise hep karşıtlıkların çıkmazındaydı. Ne yapacağını bilemiyordu.Bir yanda tutkuya dönüşen aşkı, diğer yanda gittikçe eriyen serveti yüzünden babasının, onu "zengin mabeyincinin oğlu Otto" ile evlendirme ısrarı. Sonunda dayanamaz kabul eder. Nişanlandığı günün ertesi bir av partisinde Otto başından aldığı bir kurşunla ölür. Karmakarışık duygular içinde sevdiği adama, Johannes'e koşar; bütün her şeyi anlatır; onu ne kadar çok sevdiğini, Otto'yla nişanının gerçekte "...bir dilenci kadar fakir olan babasının" ısrarları sonucu olduğunu, ama artık arada bir engel kalmadığını, işte yine ona koştuğunu, sadece onu ...-Johannes kayıtsızlık içinde dinlemektedir. Sevdiği, adeta taptığı, bir odaya kapanıp uğruna romanlar yazdığı kadın sonunda ona koşmuştur; sevdiğini, yalnızca onu sevdiğini söylemektedir..Ama o, ürkütücü bir sessizliğin burgaçlarındadır. Sadece ilgisizlik ve kayıtsızlık. İki sözcük dökülür dudaklarından: "Ben nişanlandım" Kapıyı vurup çıkmıştım. |
|
| #4 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Sayın Melnur, Sizin yazılarınızı okumaktan gerçekten büyük keyif alıyorum.Bende birçok roman okudum. Peyami Safa'nın 9.hariciye koğuşunu ortaokul yıllarımda okumuştum ve birçok romanını.Reşat Nuri'ninde birçok romanını okudum.Beyaz diziler vardı onları okurdum hatta annem yatmıyorsun diye ışığı kapatınca cama düşen ayın ve sokak lambasının ışığında okumaya çalışırdım.Ne güzel günlerdi. Özetleri yazmak istiyorum ama aklımda kalanları toparlamak zor oluyor.Yaşanan o güzel duyguları sizin gibi yazılara dökmek zor oluyor.Sizin yazdığınız birçok yazılarda roman gibi. Önerdiğiniz kitapları en kısa zamanda alıp okuyacağım. Yazılarınızda duyguları çok güzel dile getiriyorsunuz.Elinize yüreğinize sağlık. Saygılar. |
|
| #5 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,846
| Sn.Petricli2, Bu tür yazılara yanıt verirken çok zorlanıyorum. Yanıt vermeyince de yanlış anlaşılma durumuyla karşı karşıya kalıyorum. Yazdıklarınız için teşekkür ederim. Kitap okumak, insanın gelişimi için bir zorunluluktur. Bunu hayatımızın bir parçası haline getirebilmeliyiz. Bilimsel yayınların yanında, mutlaka roman da okuyabilmeliyiz. Roman okumadan hayatı ve insanı anlayabilmek hep eksik kalacaktır. Kemal Tahir'in söylediği gibi, romanlardaki hayat yaşadıklarımızdan çok daha gerçektir. Bu saptamayı hayallere dalmak, gerçeklerden kopmak...gibi değerlendirme yanlışına çok sık düşüyoruz. Oysa, bu hayatın gerçekliğini pekiştirmr adına bir zorunluluktur. Bunu yapmadığımız, yapamadığımız zaman bir şeyler hep eksik kalacaktır. |
|
| #6 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,846
| Her şey ıpıssız olurdu birden. Sokaklar boşalırdı. Görünmez kuytuluklar, çay içilen o salaş mekanlar tılsımını yitirirdi. Sanki herkes bırakıp gitmiş de ben bir başıma kalmışım. Öyle gelirdi. Büyü bozulurdu; anlam bir anda uçup giderdi. Karanlık bastıkça yüreğime kasvet çörekleniyordu. Bir şeyleri için için öldürüyorduk. Ama bütün bunlara nasıl inanabilrdim ki! Bütün bunları nasıl kabullenebilirdim! Yaşadıklarımız, eğreti bir gerçeklikten başka bir şey değildi. Hayatın anlamı sözcüklerde değildi. Ve bu, daha ne kadar sürebilirdi? Bütün bunları yaşamamız için bir neden var mıydı? Konuşmadıklarımız mı? Belki, konuşmaya çalışıp da bir türlü toparlayamadığımız, hep yoksaydığımız, sahipsiz bıraktığımız...kayıtsızlıklarımız, burun kıvırmalarımız...hepsi... her şey! -sen de bütün bunları içinden geçiriyor musun? Bense, artık bundan sonra... aramam... dönmem... -bir intihar gibi geçirmiştim içimden. Öyle de oldu. Yaşadığımız her şeyden tiksindim sonunda. Şimdi hala o uçsuz bucaksız odada mısın? Hala yürüyor mu üstüne duvarlar ? Jaluzilerin aralıklarından güneşler dökülüyor mu içeri? Ben yaşadıklarımızın bu kadar anlamsız olabileceğine hiç bir zaman inanmamıştım. Ben böyle ayrılacağımızı asla düşünmemiştim. Ama, belki de hep böyle oldu. Böyleydi. Hep böyle olmuştu. Sevgiyle başlayan her şey sonunda onulmaz bir acıya dönüşür ve sonra, geride bıraktığımız onca aşk, dostluk, arkadaşlık...içimizi acıtıp dururdu. Sonra sabah olurdu... Sabah acımasız bir karanlık olarak çıkagelirdi...Gündelik tedirginlikler, beyhude korkularımız, bencilliklerimiz, gereksiz gururumuz...gün ışığının ışıksızlığında ayaklanırdı. Hiç bir şey de küllenmezdi oysa! Victoria hastaydı, ölüyordu. Ve ölüm döşeğinde yazıyordu mektubunu: "Şimdi artık bir daha sizi hiç göremeyeceğim; ...hayata veda etmekten başka hiç bir şey yapmadığımı düşünmek ne garip." Johannes'e yazılmış mektup kahredici bir pişmanlığın iniltileriyle yüklüdür artık. "Siz bu mektubu okurken ben ölmüş olacağım. Şimdi her şey bana öyle garip geliyor ki, artık sizden utanmıyor, sanki artık hiç bir engel yokmuş gibi size bu satırları yazıyorum. Eskiden hiç hasta değilken, size yazmaktansa, gece gündüz acı çekmeyi tercih ederdim. Şimdi ölümüm yakındır, artık böyle düşünüyorum." Güz geliyordu. Gökyüzünde toplanan simsiyah bulutlar, artık her şeyin geride kaldığını, sararıp solduğunu, bundan böyle yağmurlardan ve fırtınadan başka hiç bir şeyin yaşanmayacağını...bir efsun...bir büyücü gibi...kırıp döktüğümüz...un ufak ettiğimiz ne varsa...-durup dinlemiştim! Birazdan ayrılacaktık...Birazdan her şey bitecekti...Dudaklarımızdan onarma adına tek bir sözcük bile dökülmeyecektir.İşte, sonunda, Victoria da ölmüştü! Anlam sözcüklerde değildi. Anlam sesimizin bir tınısında, farkında olmadan yaptığımız bir davranışta, hep içe attıklarımızdaydı. Anlam hiç söylenmeyenlerdeydi ve belki de, hiç söylenmeyecek olanda. "...sizi ne tarifsiz bir sevgiyle sevdiğimi göstermediğime şimdi öyle pişmanım ki." Yağmur yağıyordu. Yine sisler, buğular içindeydi her şey. Her şey de birbirine karışıyordu.Sanki yine bir maskeli balodan çıkmış, gözyaşlarını çağrıştıran kahkahaları geride bırakmış, yalancı ışıkların altından geçerek denize doğru yürüyordum. Ve bütün bunları yaşayıp yaşamadığımı, bütün bunların birer yanılsama olup olmadığını... kendi kendime, belki de boşyere sorup duruyordum. Ama arada bir, uzaklardan, çok uzaklardan...belli belirsiz bir ses duyduğum oluyor. O ses kayalıklarda patlayan hırçın dalgaların sesine karşıyor ve gitgide duyulmaz oluyor. Victoria, geri dön! Son Söz: K. Hamsun'un Victoria özetinde gelişen ve S. İleri'nin bazı denemelerinden esintiler taşıyan birinci tekil şahıs anlatımlı yazı, bütünüyle kurgusal bir nitelik taşımakta ve özeti pekiştirici bir anlamı bulunmaktadır. Bir insanın birey olabilmesinin düşünsel ve duygusal dünyasının yetkinleşmesinden geçtiğine inanmaktayım. Anlatı bunu amaçlamakta ve yaşam boyunca karşılaşacağımız her duygu an'ının yitirilmeksizin yaşanabilmesine vurgu yapmaya çalışmaktadır. Boş sayfalarla dolu bir hayat sadece acı verir. Sadece yaşanmamışlık duygusu verir. Yitip gidenin ardından duyumsayacağımız her acı, her pişmanlık...yüreğin bir köşesinde hep derin bir sızı olarak kalacaktır. Onun için yazı, hiç yaşamamışlığı yeniden yaşanır kılmayı örnekleyen bir seslenişle biter. melnur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 24-01-06 14:43 . |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 10,927
| Kunt Hamsun´dan ACLIK romanini ilk genclik yillarimda okudugumda beni en cok etkilleyen kitaplarin basinda geliyordu. Yine, de o kitabi animsadigimda, hala icim burkuldugunu söyleyebilirim. __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal |
|
| #8 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,610
| Dosteyevski - Karamazoff(ov) Kardeşler.. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #9 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 10,927
| Alıntı:
Alman yazarlarinin; tüm zamanlarin en büyük eseri dedikleri yapit; "Suc ve Ceza" __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal | |
|
| #10 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,610
| Bir kesim de Karamazov kardeşler için aynı şeyi diyor.Mesela elimdeki kitabın arkasındaki orhan pamuk da aynı fikirde.. Ben de aynı fikirdeyim..Tabi Suç ve Ceza da gerçekten çok güzel bir kitap,ama karamazzov bir basamak ileri gibi geliyor bana.önemli olan bir yazarın iki eseri dünyanın en iyi romanı olarak nitelendirilmesidir.Bu da dostoyevski yi gelmiş geçmiş en büyük yazar yapar,bence.. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|