"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
| #1 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Türk Devriminde Din Tarihi Türkiye Cumhuriyetini kurarken, Gazi’nin üzerinde önemle durduğu konu: toplumu oluşturan bireylerin özgürlük bilincine sahip olmalarıydı. Çünkü “Özgürlük olmayan bir ülkede bağımsız bir devlet” kurulamazdı. 1905 yılında Şam’dan Selaniğe giderken arkadaşlarıyla yaptığı bir toplantıda söylediği bu sözler, yeni Cumhuriyeti yaşatmak için gerekenleri bizlere anlatmaktadır.[1] Birey toplum içinde, insan olarak “iyi ve kötüyü” ayırdetme özgürlüğüne sahip olabilmelidir. İnsanın özgürlük alanlarını kısıtlayan en önemli öge, ilk çağlardan itibaren, doğa güçlerine duyulan korkuları kutsallaştırmalarıdır. “İlkel insan kümelerinde ,ata korkusu ve nihayet ,büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine geçen Allah korkusu,insanların kafalarında sayısız yasaklar yaratmıştır.Yasaklar ve hurafeler üzerine kurulan birçok âdetler ve gelenekler insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır. O kadar ki, kişisel düşünce ve hareket özgürlüğü gibi bir hak kavramı bilinememiştir”.[2] Günümüz dinlerinin başladığı,Musa’dan hareketle, yaklaşık MÖ.1200 lerde Musevilik;sıfırıncı yılda doğduğu varsayılan İsa’dan, Hrıstiyanlık; İ.S.VIIyy.da çıkan Muhammed’in kurduğu İslâmiyetle erkek Tanrı sayısı, her üç dinde ortak görüş olarak, teke indirildi. İnanç, bu dinlere göre, kutsal kitaplarındaki belirli kuralları, yeniden oluşturulan koşulları yerine getirmeye bağlandı. Museviler bu koşullara (Tevrat kökenli olarak): TORA; Hristiyanlar (İncil kökenli kiliseye bağlı olarak):SKOLASTİK; Müslümanlar, (Kur’an kökenli olarak, Ayet; Peygamber kökenli,HADİS ile SÜNNET toplamına) ŞERİAT adını verdiler. Kısacası: artık yöneticilerin kontrolü altında,sürekli değişebilen, adı belli kurallar vardı; bu yeniliklere koşut olarak,ruhban sınıfının da iş kolu ad ve sanları değişmekteydi. Aynı olay, yönetici kadro için de geçerliydi. Egemen oldukları alan sınırları genişledikçe yöneticiler de terfi ediyordu. Şefler, hakan, kıral İmparatorluğa doğru yükseliyordu. Peygamber olamıyorlardı; ama, kendilerini kutsal kitap Tanrısının yeryüzündeki temsilciliğine, hatta gölgesi olmaya kadar yüceltmişlerdi. Artık başatlar, yönettikleri toplumu oluşturan insanların efendisiydiler. Toplumlar, sözümona, Tanrı adına yapılan kurallarla yönetiliyordu. -------------------------------------------------------------------------------- [1] ATATÜRK’ün SÖYLEV ve DEMEÇLER, 2. cilt.,(1906-1938), 2. Bsm. Ank.1959, s. 1 [2] Afetinan,y.a.g.y.,s.,50,51 |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Atatürk'ün Dine ve Laiklik'e Bakışı | cemildenk | Arşiv | 7 | 13-08-07 11:24 |
| Atatürk'ün Dine ve Laiklik' bakışı | cemildenk | Türkiye Siyaseti | 52 | 09-01-06 09:08 |