"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Bürokrasi/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye ve Dünya Ekonomisi, Döviz, Faiz, Borsa |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jun 2007
Mesajlar: 185
| Son yıllarda devlet dairelerine yolum düşmedi.Şimdi işlerin hızlı yapıldığını söylüyorlar.Ama eskiden işler hızlı yürümezdi. 'Bu gün git,yarın gel'sözünü herkes bilirdi.İki kişinin rahatça yapabileceği iş için ,on kişinin çalıştığı servisler vardı.İlginç olan şey,işler gene de yavaş yürürdü.Veya tam tersi,on kişilik işi iki kişi yapardı.Saçınızı başınızı yolduracak uygulamalara şahit olurdunuz. Örneğin her türlü işlem bitmiş,gereken paraflar alınmış,sadece yetkili kişi imzalayacak.Ama o kişi yerinde yok.Diyelim ki bir toplantıda.Gün boyu yerine dönmeyecek.Ertesi gün de yerinde olmayacak.Siz istediğiniz kadar derdinizi anlatmaya çalışın.Sadece bir imza için işlerinizin geciktiğini haykırın.Başka bir yetkili kişinin niye olmadığını söyleyin.Hiçbir çaresi yoktur.Zira mevzuat böyledir.İlle de o yetkilinin imzası şarttır. ********** ********** ********** ********** Bir de bürokratik işlemlerde bir aksama olmuşsa,suçlu mutlaka siz idiniz.Yapılan araştırmalarda elde edilen sonuç,sizin eksikliğiniz olurdu. İlgili kurumun yeterince bilgi vermemiş olması önemli değildi. Yaşı kırkları aşmış kişilere sorun,mutlaka anlatacağı bir anısı vardır. ********** ********** ********** ********** 1980'li yıllardaydı.Bir gün,çalıştığım işyerine,bir vergiyi ödemediğimize dair yazı geldi.Oysa o vergiyi bizzat kendim ödemiştim. Hem de vergi dairesinin kendi veznesine.Makbuzu alıp gittim.Temmuz ayının ortalarındaydık.Vergi dairesi 5 kat.Gideceğim servis en üst katta. Asansör var ama çalışmıyor.O sıcakta merdivenleri tırmandım.Memura makbuzumu gösterdim. --'Tamam.Şimdi bana bunun fotokopisini çektirip getir' dedi. O zamanlar bilgisayar falan yok.Fotokopi çekilen yer,2 sokak ötede.Üstelik saat 12'ye yaklaşıyor.1,5 saatlik öğle tatili başlamak üzere. Memura: --'Ben bu vergiyi ödedim.İşte makbuzu gördün.Tarihini ve numarasını not edip bakamaz mısın?Hem iş çabucak biter,hem de ben yorulmam.’ Dedim.Memur dediklerimi anladı mı,bilmiyorum,ama: --'Talimat böyle.İstersen müdür yardımcısı ile görüş' Dedi. ********** ********** ********** ********** Müdür yardımcısına da aynı şeyleri söyledim: --'Makbuzun fotokopisini getirmeniz lazım.Aksi halde dosya kapanmaz' Demesin mi?Şimdi siz olsanız: --'Arkadaş,ben bu vergiyi ödedim.Hem de iki kat aşağıdaki vezneye.Sizin birbirizden haberiniz yoksa bana ne? Demez misiniz?Ben de bunları söyledim.Müdür yardımcısı haklı olduğumu kabul etti.Ama ne yazık ki mevzuat böyle imiş. Zaten saat 12 olmuştu. 1,5 saat dışarıda vakit geçirdim.Sonra fotokopiyi çektirip memura verdim.Böylece vergiyi ödemiş olduğumu kanıtladım. |
|
| #2 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,414
| Sn.Sencan; Anlattığınız tıpkı Aziz Nesin öyküsü gibi olmuş. Gülsek mi, ağlasak mı? Aklıma 12 Eylü öncesi geldi. O zamanlar İstanbul'da sıkıyönetim, sokaklarda "huzuru" sağlamak için dolaşan devriyeler vardı. Bir geceyarısı sizi gördüklerinde,"Dur!" diye bağırırlardı. Onlar "görevlerini" yapıyorlardı. O zamanlar geceyarısında sokakta bulunan herkes potansiyel bir suçlu durumundaydı. Durmak zorundasınız. Ardından bir başka keskin komut: "Duvara dön!" Ve ardından bir dizi başka komutlar: "Ayaklarini aç!" "Ellerini kaldır!" Hepsini yapmak zorundasınız. Size yöneltilmiş bir G-3 ve sürekli silahın mandalı ile oynayan ve çıkan madeni sesle sizi korkutmak isteyen bir asker var arkanızda. Hata yapmamak gerek. Ama arkasından gelen bir başka komut sizi şaşırtıyor. "Kimligini göster!" Bir düşünce alıyor sizi.Ellerini havaya kaldır demişti. Eller havadayken nasıl kimlik gösterilir? Ya ellerini ceketin cebine sokarken, daha önceki komutu dinlemediğin yargısına varır da, sırtının ortasına dipçiği yersen. Ama bir şey yapmazsan bu kez son komutu dinlemediğin için sırtında bu acıyı hissedeceksin. Kısaca ne yapsan böyle bir tehlike var. 12 Eylül öncesi, dipçiklerle, yerde sürünmelerle geçmişti. Sonrası ise malum. Bu ülkede her şey yanlış gitti. Bir dönem geldi, "her mahallede bir milyoner anlayışı" egemen oldu. "Odunu aday göstersem seçilir" mantığı demokrasinin özü gibi algılandı. Ülke karıştı. Ülke hep karıştı. Birileri, bir siyasi hareketin temsilcilerini darağaçlarına gönderdi.. Sonra o darağaçlarındaki insanların görüşlerini savunanlar, iktidara gelip öç alırcasına başka görüş yanlısı gençleri acımadan darağaçlarına gönderdi. Sokaklarında kurşunlar sıkıldı. Kardeş kardeşe düşman oldu. Sonra yine birileri gelip iktidara oturdu. Ve yine gençler asıldı. Ülke hala karışık. Söylediğiniz gibi olan biten her şey de "mevzuat" sözünün arkasında düğümlenip kalıyor. Böylesine karmakarışık süreçlerin yaşandığı bir ülkede, tarihin derinliklerinden kalma binalarda görev yapmaya çalışan, tozlanmış raflardaki o devasa defterler içinde her gün biraz daha küçülen, çocuğunun, eşinin, ailesinin durumunu bir an için aklından çıkaramayan devlet memuru ne yapsın; nasıl karar versin; nasıl insiyatif kullansın? "Mevzuat" böyle! |
|
| #3 | |
Bilim - Mitoloji Dergi Yazı İşleri ![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,144
| Ülke formal uygulamalarla yönetiliyor...resmi evraklarda hata olmasın gerisi önemli değil...Buna en iyi örnek bugün yaşadığım... Sabah okula gittim...Nöbet günüm... Nöbetçi olduğum için pek idare katına çıkmadım....Ramazan olduğu için çay kahve işi de olmayınca bu işleri bodrumda laboratuvarda hallediyoruz. Isıtıcı filan...Nöbetçi olduğunuz gün sabah deftere imza atmak zorundasınız... Bir kaç saat sonra bir habet deftere imzam atılmalıymış.... Bu da formal yaşamın örneği... Öylelerini tanıyorum ki sabah imza atar sonra ortalıktan kaybolur nöbet bitene kadar... Sonuçta çıkış imzası... O gün görev yapılmıştır... Bizler eylemin uygulanmasından ziyade eylemin gösterişindeyiz... Başka bir örneğe de değinmek zorundayım... Unuttuğum küçük bir ödemeden dolayı icraya gidilmiş. aslında kefillik durumu olduğundan takip etmedim...İhbar gelmişti kefil olduğum kişiye söylemiştim.Bir kaç gün sonra ödediğini söyleyen arkadaşa inandım....Aradan aylar geçti...Bir evrak hakkınızda mal beyanında bulunmadığınızdan dolayı 10 günlük hapis istemiyle dava açılmıştır... Bana mal beyanıyla alakalı bir evrak gelmemişti... Apar topar ile icra müdürlüğüne gittim. Dosyayı açtırdım... Tatilde olduğum tarihlerde işyerime gelen evraklar teslim edilemeyince çalıştığım kurumun bağlı olduğu muhtarlığa bırakılmış... Ben muhtarlığı bilmem muhtarda beni tanımaz...Ne yapmam gerektiğini sordum... Görevli iptal istemiyle dilekçe yazıp icra mahkemesine vermemi söyledi... Dilekçeyi yazdım ve icra mahkemesinin kalemine götürdüm. Oradaki görevliler bu bizimle alakalı değil size gelen evrak icra müdürlüğüyle alakalı dediler... Tekrar oraya çıkmamı söylediler. aynen dediklerini yaptım. Müdürlükte görevli olanlar daha ılımlıydı... Artık mahkemeye intikal etmiş olduğunu söylememi istediler... tekrar icra mahkemesi... Yine aynı cevapları aldım... Bana bizim size gönderdiğimiz dosya numarası olmalı elinizdeki icra müdürlüğünden gelmiş diyorlar...En sonunda sinir kirizi geçirdim. Elimdeki evrağı önlerine fırlatıp oyalamayın beni zaten kefil olmanın verdiği sıkıntıyı yaşıyorum.Sizlerin bu tutumları hiç insani değil dedim... İnsafa geldiler... İsimden bilgisayara bakıp dava gününü öğrenmeleri 10 sn sürmedi... Sonuçta ocak ayında davam olduğunu öğrenmiştim... vermeye çalıştığım dilekçeyi de kabul etmediler...İşte bu türkiye'deki formalite...Başlangıçta bireysel hatalarımız olabilir ama bilgi edindirmek kurumun görevidir... Saygılar.. __________________
tik tak seslerinden ürkmeden..... |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sosyalizm'de bürokrasi olur mu? | melnur | Siyasi İdeolojiler | 50 | 17-07-07 16:22 |
| Aleviler tepkili... | harbey | Türkiye Siyaseti | 5 | 22-05-07 19:24 |