"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Bu nedir?



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Kitaplı Dinler - Tarikatlar > Arşiv

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

 
 
Konu Araçları
Eski02-01-06, 18:12  #1
ulubatli
 
Giriş Tarihi: Nov 2005
Ülke / Şehir: konya
Mesajlar: 1,188
Olması gereken İslam..!(İSLAMIN EVRENSEL HAKLARI)



arkadaşlar herkes islam hakkında bir şeyler söyledi. gerçekte islamda olmayan şeylerin varmış, gerekliliklerinden biriymiş gibi algılanmasından ve algılatılmasından artık kurtulunsun. islam sadece hacı hoca diniymiş gibi gösterilmesinin ötesinde bir hayata bakışı olduğunun anlaşılması açısından amacım bir şeylere dikkat çekmek. ama islam adına yapılan şeylerin kontrol edileceği bir şablon şimdiye kadar çıkarılamadı. ve ben olması gerekenleri anlatmaktan bıktım. buna islamın mantığıda diyebiliriz. bu yorumla ve zamanla bile değişmeyecek temel değerlerdir. islamın tüm insanlığı kapsayacak temel değerlerine bir şekilde ulaşılamadı. bunları daha önce 'islamın evrensel hakları' olarak ulaştırdım. bu ulaştıkarım benim düşüncelerimi yansıtacaktır.
BU İSLAMIN SİYASAL YÖNÜDÜR= TEMEL MEDENİYET DEĞERLERİDİR= TEMEL KURALLARI (ŞERİATIDIR).. amacım islam adına yapılan yanlışlıkların islam gibi bilinmemesidir...
İSLAMIN EVRENSEL HAKLARI

-SOSYAL GÜVENCE (PARASAL)
-HUKUKUNU SEÇME VE HUKUKUNU YAŞAMA
-İNANCINI YAŞAMA, SEÇME VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
-YAŞAMA VE KISAS
-TOPLUMUN VE BİREYİN, MAL VE PARA VARLIĞI GÜVENCESİ
-YARADILIŞA (TABİATA) UYGUN YAŞAMA VE DOĞAYI KORUMA
-İNSANLIK ONURUNU KORUMA

HANGİ DİNDEN OLURSA OLSUN, HANGİ ULUSTAN OLURSA OLSUN, HANGİ IRKTAN OLURSA OLSUN, HANGİ TOPLUMDAN OLURSA OLSUN HER İNSANIN TEMEL HAKLARI VARDIR!

SOSYAL GÜVENCE (PARASAL) HAKKI (OLMAZSA OLMAZ)
Bireyin parasal yönden güvence altında olmasıdır. Asgari olarak yaşamını devam ettirebilme güvencesi. Bu ülkeden ülkeye ve iklime göre değişir.
Zenginler nereden zengin oluyor? Toplumdan! İnsanlar, üretilenleri tüketerek, üreten kişilerin zengin olmasına vesile olurlar. Toplumun, insanların, zenginler üzerinde hakları vardır. Zenginler topluma karşı bu hakkı ödemek zorundadırlar. Bu, zenginlik ölçüsü olan mallardan sağlanacaktır. Ticarete girmiş, üretim için kullanılan para, mal vb. alınmayacaktır. Onlar zaten ekonomiye girmiştir. Burada esas amaç lüks hayattır. Böylece kişi zengin olduğu ölçüde lüks hayat yaşayacaktır. İster ucuz ister pahalı olsun, araba ve benzeri özel aracı olan, basit bir evi olan da villası olan da yatı, uçağı olan da zekat ölçüsü olan 40’ta birini verecektir. Fiyat değeri yüksek olan tablolar, tarihi eserler, koleksiyonlar vb. özel lüks hayata dair ne varsa.
Devlet zekat vermez. Müzeye giren, müzeleşmiş olan,devlet kontrolünde toplumun olan ve sergilenen, toplum için teşhir edilenden zekat alınmaz. Zekat evrenseldir. Dolaylıda olsa ülkeler arası ticaret olmaktadır. Dünyanın neresinde olsun zenginlerin insanlığa vermeleri gereken zekat hakları vardır. Bu zekat sistemi, kurulacak ilgili memurlarca takip edilecektir. Buda hilafettir. Devletle birlikte çalışacak, gerektiğinde zekatın alınmasında devlet zorlayıcı olacaktır. Devlete verilen vergi başkadır, topluma verilen zekat başkadır. Devletin hakkı vergidir, toplumun hakkı zekattır. Yılda bir seferliğe mahsus yada yıl içerisinde, toplanan zekatlar ihtiyaç sahibi olanlara dağıtılacaktır. Zekat belirli bir mal varlığı, para, yada sigorta, bağ-kur vb. olan kişilere verilmeyecektir.
18 yaşından (16 yaş da olabilir) sonra her bireye zekat verilmeli. Şu anki Türkiye şartlarında 100$ veya 150 milyon TL olabilir. Buradaki amaç iklim şartlarına, ülke şartlarına göre biyolojik olarak yaşayabilmektir. Kadın, erkek ayrımı yapılmaz. Bir aile olsalar bile, birey olarak zekatları kesilemez. Ailenin hem erkeğine hem kadınına ayrı, ayrı zekat verilecektir. Zekat bireysel bir haktır. Sigortalı, güvenceli işe giren kişi zekattan düşer.
Zekat 1/40(40da 1) oranında malvarlığından alınır. Bir kişinin bir yıl boyunca aldığı zekat tutarından (para olarak) fazla veya eşit olan eşyalar, ilk alındığında ve bu değerini koruduğu sürece bu maldan zekat alınır. Bireyin mal varlığı; bir yıl boyunca aldığı zekatın 40 katına eşit veya fazla ise kişi zekattan düşer.
Zekatlar, zekat memurlarınca toplanacaktır. İhtiyaç sahiplerine dağıtılacak, arta kalanlar ihtiyacı olanlara sağlık için, kimsesiz çocuklar, düşkünler vs. için harcanmalı. Sağlıkta; kurul raporu ile ağır hastalık, sakatlık ve acil hastalar için. Bunlardan da arta kalanlar başka ülkelerdeki ihtiyaç sahibi insanlara gönderilmeli. Bir ülkedeki asgari ücret aylık zekata eşit ise sorun ekonomik sistemdedir. Burada kişi daha iyi yaşamak için çalışmak zorundadır. Bunların takibini hilafet sistemi yapacaktır. Hilafet sistemi sonunda açıklanmıştır.
Evli çiftlerden,evli olanlardan birinin üzerinde, zengin olduğunu gösteren fazlaca mal varlığı olsa, çok ünlü bir zengin olsa da, eşinin üzerinde kayıtlı zenginlik ölçüsü mal varlığı yoksa zekat bağlanır. Zekat kim olursa olsun her insanın güvencesidir. Zekatta esas amaç ihtiyaç sahibi insanların maddi yönden güven içinde olmalarını sağlamaktır. Bu şekilde insan, haysiyetini düşürücü, onuruna ters bir hadiseyi ve hayatı; maddi güvencesizlik yüzünden yaşamak zorunda kalmaz.
Para üretilmiş değerin karşılığı ise, insanlık gerekli olan değeri fazlasıyla üretmiştir. İnsan toplumsal hayatta yaşabilmek amacıyla asgaride olsa gerekli parasal harcamayı yapmaktadır. Güvencesiz insanlar bir şekilde bu paraya ulaşmaktadır. Zekat, gerekli parayı elde etmek için kötü yollara baş vurma mecburiyetini ve gerekçesini ortadan kaldırmaktadır.
Bir yıla yakın, (belirlenmiş bir süre) bahçe, tarla, dükkan gibi mallarda üretim ve ticari amaçlı faaliyet olmadığı zaman buralardan zekat alınır. Amaç malların üretime girmesini sağlamak, insanların bilinçli yatırım yapmasını sağlamak, gerekli olduğu ve kazandığı ölçüde mal sahibi olmasını sağlamaktır.
Zekat sisteminde sermaye tabana sürekli yayılır, sirkülasyon yapar. Özel mülkiyete ait ne kadar boş arazi, değerli mekanda eski ev, arsa var ise değeri üzerinden zekata bağlanır. Tarihi eser özelliği olan eski binalar devlet tarafından belirlenip, desteklenecektir. Sahiplerinin mağdur olmaması sağlanacaktır, gerekirse devlet binaları sahiplenecektir.
Kişi zekatını bir devletten alabilir.
Zekat düşen ziynet eşyası, para vb. yatırıma girmemişse, finans kurumlarında değerlendirilmemişse ihbar edilecektir. Amaç onlarında üretime girmelerini sağlamaktır.
Zekat evrenseldir. Ülkeler arası ticaret dolaylıda olsa olmaktadır. Zengin ülkelerdeki kullanılmayan zekatlar halifelik aracılığıyla fakir ülkelere, ihtiyaç oranında aktarılacaktır. Amerika’daki zenginde, Afrika’daki zenginde insanlığa hakkını verecektir. Tarihi eser, resim, tablo, koleksiyonlar vb. özelde ise, müzelerde ve devlet kontrolünde değilse, zekata tabidir.


HUKUKUNU SEÇME VE YAŞAMA (ÇOK HUKUKLULUK)
Burada esas olan Şeriat hukukudur; şeriat hukuku ve diğerleridir. Şer’i hukuktaki düzenlemeler cinsellikle ilgilidir. Her hukukun ortak değerleri vardır. Bir ülkede egemen yani genel hukuk ve şer’i hukuk bulunacak; genel hukuk, gerekli olduğu zaman, şer’i hukuktakilerin, hukukunu yaşayabilmeleri için, şer’i hukuk gözetilerek düzenlenmelidir.
Hukukunu yani yaşam şeklini seçme 18 veya 16 yaşından sonra maddi yönden sosyal güvenceyi alan her bireyin hakkıdır. Ondan önce ailesinin hukukuna göre yaşayacaktır (doğal olarak). Ergenliğe girmiş (14 veya 15 yaş kabul edilebilir) ahlaki yönden şer’i hukuka uygun yaşamak isteyen birey, ailesi şer’i hukuktan olmasa bile, zekat memurları ve devlet tarafından gerektiğinde korunacaktır. Şer’i hukuktaki kişi, fiziksel olarak, cinsellikle ilgili ihtiyaç ve davranışları evlenerek karşılayacaktır. Karşı cinsle olan ilişkisini evlilik ile meşrulaştıracaktır. Evlilik dışında cinsel ilişki olursa; evli ise öldürülür, bekar ise 100 değnek cezası verilir.
ĞİYİM ŞEKLİ:
Kadınlar; kendilerini cinsel yönden teşhir ve karşı cinsi tahrik edecek şekilde giyinemez. Özellikle göğüs ve kalça (basen) kısımlarında vücut hatları belli olmamalıdır. Pantolon giydiklerinde basen kısmına doğru bacak araları belli olmayacak şekilde, üzerine, en az, diz ortasına gelecek şekilde giysiler giyeceklerdir. Giysinin yırtmacında da bu kural geçerlidir. Teni, yani vücudu; ayak üstü baldır ortasından yukarı, dirsek-el ortasından yukarı, boyundan aşağısı gereklilik olmadığı sürece gösterilemez. Giysilerindeki (elbise olsun, etek olsun, bluz olsun) yırtmaçlarda da bu kural geçerlidir. Aşırı makyaj yapamazlar. Transparan, iç çamaşırını ve tenini gösteren giysiler giyemezler. Toplum ve umuma açık yerlerde, ister denizde olsun ister sporda olsun asgari giyim şekli budur. Sporda dizden, dirsekten yukarısı, boyundan aşağısı gözükmeyecek şekilde, bol giysi, göğüs ve basen genel kuralı dahilinde maç esnasında giyinebilirler. Yüzme yarışlarındaki kuralı hilafet makamı belirleyecek.
Şer’i hukuku seçmeyen hiçbir bayan dini amaçlı örtünemez, başörtüsü takamaz!
Erkekler, kendilerini cinsel yönden teşhir ve karşı cinsi tahrik edecek şekilde giyinemez. Bel kemiği hizasından aşağısını ve diz ortasından yukarısını belli edecek transparan, tayt ve benzeri aşırı dar pantolon ve şort türü giysiler giyemez. Burada esas olan, bu bölgenin elbise yokmuş gibi belli olmaması. Gereklilik oluşmadığı sürece asgari bu giyim şekli geçerlidir (denizde, sporda vs.). Toplum içerisinde, en azda olsa atlet gibi giysiler giymek zorundadırlar(bu son durum iklime göre değişebilir).
Şer’i hukuku seçmeyen hiçbir erkek dini faaliyet, tarikatlar vb. lider olamaz!
Evli olanlar; toplum içerisinde cinsel amaçlı(ağızdan ağza gibi) öpüşemez, sarılamaz, birbirlerini okşama vs. fiziksel temaslar yapamazlar.
Evli olmadan; şer’i hukuktakiler karşı cinsten birisi ile kamuya, insanlara kapalı mekanlarda(bir işyeri kapısı kilitlenir gibi kapatılır, kilitlenir, insanlarla irtibatı alışılmışın, sistemin dışında belirli bir sürede olsa kesilirse, kamuya, halka, insanlara kapalıdır) baş başa kalamaz. Gereklilik oluşmadığı sürece.

ulubatli Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 05-10-06 17:02 .
ulubatli is offline  
Eski02-01-06, 18:16  #2
ulubatli
 
Giriş Tarihi: Nov 2005
Ülke / Şehir: konya
Mesajlar: 1,188

Evli olmadan karşı cinsten birisi ile fiziksel temas şeklinde (el-ele, kol-kola, sarılarak) gezemez,oturamaz. Tokalaşmak amaçlı temas dışında temasta bulunamaz. Gereklilik oluşmadığı sürece.
Müzikle yapılan oynamak gibi eğlenceler haremlik-selamlık yapılacaktır. Müzik eşliğinde oynamak, kadın-erkek ayrı yapılacaktır. Ortak mekanlarda, beraber oturarak müzik dinleyebilirler. Gösteri amaçlı müzikli oyunlarda, karşı cinsle el ve kol-kola tutunmak dışında fiziksel temasta bulunamaz. El-ele, kol-kola uzun süreli temasta bulunamaz. Çift olarak yapılan gösterilerde, evli iseler daha rahat davranabilirler. Çünkü eşidir.
Özellikle kadınlar şehvet uyandıracak şekilde şarkı söyleyemez. Şer’i hukuktaki kişi umuma, kamuya açık yerlerde içki içemez,içkili yerlerde çalışamazlar(özellikle kadınlar). Hangi hukuktan olursa olsun, içki içip sarhoş olanlar, yaptıklarının sonuçlarına katlanırlar. Sarhoşluk mazeret sayılmaz,kısas uygulamasının önü açıktır. İçkiyi bilinçli içeceklerdir.
Gösteri kuralı, görsel sanatlarda çalışan (sinema, tiyatro vb.) içinde geçerlidir. Giyim-davranış şekli orada da geçerlidir (genel kural gözetilerek). Resim, fotoğraf gibi sanat çalışmalarında, şer'i hukuktakiler belirtilen giyim şekli dışındaki, açık modellerden çalışma yapamaz, giyim şeklinin dışında açık model olamazlar.
Sağlıkta, şer’i hukuktaki kişilere uygun hizmet verilmeli (hem çalışan, hem hasta). Gereklilik oluşmadığı sürece bunun dışına çıkılmamalı.
Şeriat hukukunu seçip, hukuka uygun davranış göstermeyenler, belirli süre ve belirli defa uyarılırlar. Bu olumsuz davranışlarından vazgeçmezlerse şer’i hukuktan çıkarılırlar! Belirlenecek olan bir süre sonra,şer’i hukuka uygun yaşamak kaydıyla, şer’i hukuka kabul edilirler. Bu kişi kendini ispatlamalıdır.
Yetişkin olup da ilk kez şer’i hukuku seçecek biri, bu hukuka geçtik ten sonra, eski hayatından kalan resim, sinema,ses kasetleri, fotoğraf vb. şer’i hukuka uygun değilse yayımlanması yasaktır. Her çeşit basın, yayında yer almayacaktır. Bakılmamak kaydıyla arşiv amaçlı numune saklanmalıdır. Diğerleri imha edilecektir, özel kişilerde bile olsa. İmha edilmeyenler ihbar edilecektir. Kişi şeriat hukukunda ölmüşse tamamıyla imha edilecektir.
Zinanın cezasında eğer bu suç şer’i hukuktan olmayan biri ile işlenmiş ise, diğer kişide şeriat hukukuna göre cezalandırılacaktır. Evli ise ona göre, bekar ise ona göre. Eğer böyle olmazsa şer’i hukuktakiler diğer hukuktakiler tarafından tacize uğrarlar.
Şer’i hukuktaki birine tecavüz olduğunda cezası ölümdür. Şer’i hukuktaki tecavüzde bulunursa zaten öldürülecektir.
Şer’i hukuktakilerin kimlikleri ile diğer hukuktakilerin kimlikleri ayrı renkte olacaktır. Hangi hukuktan oldukları kimlik üzerine yazılacak. Ne tür kimlik olursa olsun. Şer’i hukuk kimliği yeşildir, hangi devlette olursa olsun aynıdır. Bu şekilde kişinin hukuku dünyanın her yerinde belli olur.
Şer’i hukuktaki kişi kötü görünümünü düzeltmek maksadı dışında, güzelleşmek amacı
İle estetik yaptıramaz. Seksi görünmek amacı ile silikon gibi şeyler taktıramaz. Kaşlarını düzeltmek (yani kadınlar) dışında, inceltmek amacı ile kaşlarını alamaz. Yaradılışını kabullenecektir.
Şer’i hukuktaki kişi (erkek) 4’e kadar evlilik yapabilir. Tarih boyunca kadın nüfusu hep fazla olmuştur. Hayatta erkek ölümü, erkeğin hayattaki rolü itibariyle, fazla olmaktadır. İş kazasında, savaşlarda, trafik kazası vb. Sosyal güvencesi olduğu için, kadının bu çok evliliğe karşı kararını özgürce vermesinin yolu asgari sağlanmıştır. Devlet işinde çalışan, devlet tarafından güvenceli olan erkek, çalışmayan iki eşi olabilir, fazla olursa 2 eşten fazlasına devlet güvencesi verilmemeli. Diğer hukuktakilerin, diğer insanlara karşı maddi yönünün adaletli olması sağlanacaktır. Güvence nikah devam ettiği sürece geçerli olmalıdır.
Şer’i hukuktaki bir kişi toplu gösterim yerlerinde seks ve benzeri film, oyun izleyemez, erotik ve porno mecmua, gazeteye toplum içerisinde bakamaz.
Şer’i hukuktan olmayan bir bayan, şer’i hukuktaki bir erkekle evlenirse, otomatik olarak şer’i hukuka geçmiş olur. Şer’i hukuktaki bir bayan, şer’i hukuktan olmayan bir erkekle evlenmek isterse, erkek önce şer’i hukuka geçecek, ondan sonra evlenebileceklerdir. Evlilik resmi olarak belgelendirilecek, isteyen devlet memurlarına, isteyen halifeliğin görevlendirmiş olduğu imam ve memurlarına nikah yaptırabilir. Şer’i hukuk evlilikleri mutlaka halifelik memurları gözetiminde olacaktır.
Zina ve şeriat hukukuna ters düşen durumlar ihbar edilecektir.


İNANCINI SEÇME, YAŞAMA VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜ
Her birey inancını özgürce seçme ve yaşama hakkına sahiptir. Dinini yaşayabilmesi için asgari bilgi okullarda devlet tarafından verilmelidir. 18 yaşında bu özgürlüğe kavuşmalıdır(16’da olabilir). Kişi zekat almaya başlaması ile özgür karar vermenin yolu da açılmış demektir. Toplum için tehlike oluşturmayan inançlar sonradan çıksalar bile serbesttir. Her kişi inancını yaşamada özgürdür. Belirli bir kitleye ulaştığında ona göre değerlendirilmelidir.
Her siyasi düşünce ifade edilebilmeli, yayılmaya, çoğalma çabasına izin verilmeli. Her siyasi görüş belirli bir çoğunluğa ulaştıktan sonra devlet yönetiminde söz sahibi olmalıdır. Devlet yönetiminde siyasi ve dini görüşlerin tam bir istişaresi olmalıdır. Birlik ve beraberlik için gereklidir. Devlet yönetimindeki etkin güç tek başına hareket ederse sorumluluğu üstlenecek, kendi taraftarı etkin görev alacak, yada istişare yapacak. Devlet yönetiminde, yürütmede, etkin gurup veya partiler, ekonomik yönden kötüye gitmesinde, kötü yönetimlerinden dolayı suçlu bulunurlarsa( DGM gibi en yüksek mahkeme tarafından), ister başkan ister üye olsun her kim üyesi ise mal varlıklarından belirli oranda hazineye kesinti yapılacaktır. Yönetimde sorumluluk esastır!
Devlet yönetimindeki, özellikle yargı ve yürütmedeki kişiler, dürüst, cesur, dirayetli vb. ehil özelliklere sahip kişiler olmalıdır. Çünkü bu kişiler gerektiğinde savaşa karar vereceklerdir. Kendilerine zor gelen bir durumu, başkaları içinde istememelidirler. Siyasi ve inançsal gereklilik olmadığı halde, cesur olmadığı için askerlik ve savaştan kaçan birisi yürütmede yetkili olmamalıdır. Bu örnek esas alınarak, ekonomi, yargı vb. alanlara da kaydırılabilir.
Kişi inancına göre ibadet etmede, giyinmede, hayır yapma, fitre verme vb. serbesttir. Ne yapması yada ne yapmaması konusunda zorlama yapılamaz. İnancını yaşaması engellenemez. İnançsal olarak; dünya imtihan yeridir kriteri gözetilmelidir. Zorla inancını yapması istenemez. İnancını yapması konusunda zorlama yapanlar kendilerini İlahlaştırmış olurlar. Çocuklarına dini eğitim- öğretim amaçlı uygulamalar yaptırabilirler. Burada da çocuk psikolojisi ve toplum vicdanı konusunda duyarlı olunacaktır.
Her dinin fetva makamı olaylara karşı verebilir, fakat zorlayarak yaptırımda bulunamaz. Buradaki temel kaide; inanç Allah ile kul arasındadır!


YAŞAMA VE KISAS HAKKI
Kısas adalet kavramının, ceza sisteminin temel kuralıdır. Zaten insanın ve toplumun aynı ceza olmadığı sürece vicdanları rahat etmez. Kısasın esas ceza sisteminde hapishanelere pek ihtiyaç olmaz.
Yaşama bireyin en temel hakkıdır. Öyle ise insanı tanımlamak gerekir. İster yaşlı, ister genç, ister birkaç aylık olsun insan insandır. Anne karnında bebek 4’üncü ayda başlar. Sinir sistemi işlemeye başlamıştır, yani ruh üflenir. Artık insan adayı değil bir insandır, acı duymaya da başlar. Bundan sonra hiçbir şekilde kürtaj yapılamaz. Kürtaj ile yapılan cinayetleri engellemek için gerekirse kısasa gidilir( hangi hukuktan olursa olsun ). Kısas yaşama hakkının en temel güvencesidir. Bir kişi kasıtlı bir şekilde başka birini öldürürse, o kişinin de cezası ölümdür. Bir kişi kendinin öldürülmesi durumunda, öldürene böyle bir ceza verilmesini istemiyorsa vasiyet bırakabilir.
Kısas hakkı genel düşünülmelidir. Sağlıkta, yargıda, devlet işlerinde vb. genelleştirilebilir. Örneğin; inşaatlarda bilinçli hırsızlık yapan, malzemeden çalınması, yanlış zemine fazla katlı bina yapan vb. müteahhit yada ilgili kişiler, bina bilinçli yapılan sebeplerden dolayı yıkılmışsa yada can kaybı olmuşsa yada başka bir zarar olmuşsa kısas hakkı doğar. Alkol alıp alkol etkisi ile kaza yapmışsa, sağlıkta, ticarette, devlet yönetiminde hemen her konuda kısas hakkı vardır. Sonunda hayat kaybedilmese dahi kişinin uğradığı mağduriyetle ilgili kısas hakkı vardır.
Kısas; bilinçli olarak mağduriyete uğratılan kişinin, bunu yapan kişi veya kişileri aynı mağduriyete uğratma hakkıdır.
Kısas ve sosyal güvence ile gangster, mafya gibi yerlere zemin hazırlayan, insan hazırlayan, insan hazırlayan sistem, zihniyet baştan çürümüş olacaktır. Kişi veya kişiler, ortamı, makamı, gücü kullanarak, hiçbir şekilde başka kişi veya kişilere, haksız yere sıkıntı veremez, zulüm edemez. Kısas adaleti sağlamada temeldir, esastır.
İnsanlar arası problemde, bir taraf haksız olduğu halde karşıdaki kişinin onurunu düşürücü sözler söyler ve davranışlara girerse, mağduriyete uğrayan kişi kavga yoluyla düello etmeye hakkı vardır. Yargılamada buna dikkat edilecektir.

TOPLUM VE BİREYİN, MAL VE PARA VARLIĞI GÜVENCESİ
Toplum ve bireyin mal varlığı güvencesinde en önemli tehlike hırsızlıktır. Hırsızlığa karşı caydırıcı cezalar alınmalıdır. İlk önce toplum düzenini bozan hırsızlıklar ele alınmalı. Buda devlet ve zekat sistemindeki hırsızlıklardır. Buradaki hırsızlıklar büyüdüğü zaman toplum düzeni tehlikeye girer. Bunalımlar, intiharlar, fuhuş, hırsızlıklar vb. artmaya başlar.
ulubatli is offline  
Eski02-01-06, 18:25  #3
ulubatli
 
Giriş Tarihi: Nov 2005
Ülke / Şehir: konya
Mesajlar: 1,188

Buradaki ceza el kesmedir. Bu cezanın caydırıcılığı ölümden daha yüksektir. Çünkü bazı insanlar, hırsızlık için ölümü bile göze almaktadır. İlk önce uygulamaya büyük hırsızlık ve yolsuzluklardan başlanmalıdır. Bunda büyük hassasiyet gösterilmelidir. Bu hırsızlıkta devletin ve zekat sisteminin büyük kurumlarında meydana gelebilir. Buradaki hırsızlıklarda hırsızlıklar da hiçbir gereklilik yok ve tamamen ahlaksızlıktır. İslam sisteminde kişinin yaşam hakkı zaten asgaride olsa güvence altındadır.
Bireyin mal varlığına yönelik hırsızlıklarda, mağdur olan kişinin hayat düzeni bozulmuşsa yapan kişiye ceza el kesmedir. Eğer böyle bir durum yok ise ceza farklı uygulanabilir. İhtiyaç ve gereklilik ile yapılan hırsızlıklarda el kesme cezası uygulanmaz. O gerekliliği ortadan kaldırmak için yardım edilir. Mazeretin geçerliliği önemlidir, kişi nefsine göre davranamaz. Psikolojik hastalık ile yapılan çalma türü hırsızlıklarda farklı caydırıcılıklar uygulanmalıdır. Bu kişiler psikolojik tedavi altına alınmalıdır.

YARADILIŞA (TABİATA) UYGUN YAŞAMA VE DOĞAYI KORUMA
İnsanların cinsiyeti tamamen (anne karnında) doğal olarak gerçekleşmeli, dışarıdan müdahale olmamalıdır. İnsan üzerinde onun faydasına olmayan (iyileşmesi gibi) genetik deney vb. şeyler kesinlikle yasaktır. Bebek yani çocuk cinsiyetine göre yetiştirilmelidir. Aileler ve kurumlar bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceklerdir. Çocuklar cinsiyetine uygun yetiştirilmiyorsa, cinsiyetine uygun davranışlar göstermiyorsa ihbar edilecek. Ve bu durumdan sorumlu kişilere ceza verilmeli, gerekirse çocuk ellerinden alınmalı. Cezalar caydırıcılık için ağırlaştırılabilir.
Biyolojik bir bozukluk ve gereklilik yok ise kişi cinsiyetini değiştiremez. Bu gibi şeyler insanlık onuruna uymamaktadır. Kişi cinsiyetine uygun hayat yaşamalıdır. Özellikle erkeklerde eşcinsellik kabul edilemez. Gerekçesiz, sapıklık için eşcinsellikte ceza ölümdür. Hiçbir insan, kesinlikle, hayvanla cinsel ilişkiye giremez. Cezası, gerekirse ölümdür.
Doğayı, tabiat dengesini bozan en önemli unsur insandır. Zararlı atıklar, usulsüz avlanma, ormanları yakma, düzensiz kentleşme doğayı bozmaktadır.İnsanlar maddi sebeplerden dolayı bu vb. hadiselere neden oluyorlarsa, bunları yapmamaları için asgari güvence zekat sistemiyle sağlanmıştır.
Doğal düzeni normale döndürmek ve ekolojik dengeyi korumak için gerekli mücadele yapılmalı, doğaya verilecek zararları engellemek için gerekirse cezalar ağırlaştırılarak uygulanabilir.İnsanın toplumda yaşamını idame ettirebilmesi için,özellikle maddi yönden asgaride olsa güvence sağlandığı için, yokluk yüzünden doğaya zarar verdiği kabul edilemez.Doğaya zara verilmesi, maddi yönden fakir ülkelerde yapılıyorsa, halifelik makamı zengin ülkelerden gelecek olan zekatı bu ülkeye ve ülkelere vermeyebilir, ta ki o toplum bu davranışından vazgeçinceye kadar.Eğer doğaya verilen zarar evrensel olarak ekolojik dengeyi, tabiatı bozuyorsa diğer ülkeler tarafından en sonunda savaşta olsa çeşitli zorlama yapılabilir.

İNSANLIK ONURUNU KORUMA VE NESLİNİ BİLME HAKKI
Hiçbir insan fuhuş yapamaz.Böyle bir iş, meslek kesinlikle insanlık onuruna uymamaktadır.Kişi kendi isteğiyle cinsel ilişkiye girebilir ama kendini cinsel yönden, fiziksel temas ile tatmin sağlayarak satamaz, bu şekilde para kazanamaz.Cinsel içerikli film ve fotoğraflar bunun dışındadır.Kişi hukukuna uygun olarak, sinema ve görsel sanatta uğraşabilir. Sevgililer arası, bir arada yaşayanlar arasındaki, hediyeleşme türü mevzular bunların dışındadır.
Hiçbir insan anne, baba, kardeşi, halası,dayısı,amcası,teyzesi,yeğeni,çocuğu vb. ile cinsel ilişkiye giremez, evlenemez.(kan bağı olan teyze,hala,amca, dayı çocukları bunların dışındadır.) 18 yaşın altında hiçbir birey(16’da olabilir) cinsel amaçlı film, fotoğraf çekimi, tiyatro vb. gösteri ve işlerde çalışamaz. Bir insanı hapishane gibi yerlere kapatıp ömür boyu, yıllarca hapis cezası vermek insan onuruna uymamaktadır. İnsan bu dünyaya hapis yatmak için gelmemiştir. Bu cezalar aile düzenini de bozmaktadır.
Hiçbir kişi cinsel yolla bulaşan hastalıklarını gizleyerek karşı cinsle ilişkiye giremez, onun hastalanmasına sebep olamaz. Burada hastalığı kapan kişinin uğrayacağı mağduriyete göre kısas geçerlidir. Başka yollardan da kasıtlı veya sorumsuzca davranıp cinsel hastalık yada başka hastalıklar bulaştıramaz, başkalarının sağlığını tehlikeye atamaz. Burada da kısas geçerlidir, gerekirse bu tür hadiselerin önüne geçebilmek için gerekirse direkt ölüm cezası da verilebilir. Sağlık masrafları ve tazminat sorumlu kişiye aittir. Yaşama hakkı en temel ve en kutsal haktır. Hiçbir insan kendi cinsel ve nefsani arzuları için başkalarının hayatını tehlikeye atamaz. Hangi hukuktan olursa olsun.
Her insan için uluslar arası alanda geçerli sağlık karnesi olmalı, böyle bir sistem geliştirilmelidir. Her insan temel bulaşıcı hastalıklar konusunda sağlık kontrolünden geçirilmeli, bulaşıcı olan, hayati önem taşıyan hastalıkları bu karneye işlenmelidir.
Her insanın anne ve babasını bilme hakkı vardır. İnsan evlilik dışı da doğsa anne ve babasını bilmelidir (kadın yumurtası erkek sperminin nereden olduğu bilinmeli). Zina sonucu, evlilik dışı doğan çocukların babasının kim olduğu konusunda sorumluluk anneye aittir. Babasının kim olduğunu gizleyemez yada yanlış bilgi veremez. Gerekirse ağır cezalar verilmelidir.


HALİFELİK MAKAMI VE HİLAFET SİSTEMİ
Halife Müslümanların ve şer’i hukuktakilerin başıdır.
Hilafet sisteminde çalışanların hepsi şer’i hukuktandır. Dünyadaki zekat sisteminin uygulayıcısı hilafet makamıdır. Dünya halifesi, her ülkenin kendine ait halifesi yani hilafet amiri olmalıdır. Tüm hilafet makamı, dünya halifesine bağlıdır. Müslümanların fetva makamı halifeliktir. Halifelik inançsal içerikli fetvalarda yaptırımlarda bulunamaz. İslam’ın Evrensel Hakları konusunda korumak ve hayata geçirmekte zorlama ve yaptırımda bulunabilir. Bu durumda hilafet devletlerle birlikte çalışacaktır.
Hilafet sisteminde yükselecek kişiler, fakülte eğitimi almış (öncelik ilahiyat), dini bilgisi ve bilgileri yüksek olacaktır. Diğer bilimler konusunda kendini yetiştirecektir. Şuan için evrensel bir dil olan ingilizceyi bilmeli, bir çok yabancı dil bilmeli. Hilafet makamı fetva vereceği zaman ilim adamlarından görüş almalı, bünyesinde farklı bilim adamlarından danışmanlar bulundurmalı.
Dünya Halifelik Merkezine halifeliğin emaneti olan Kutsal Emanetler götürülmeli, hak ettiği yerde durmalıdır, hayasız, İslam’a saygısız giyinerek ziyarette bulunanlardan kurtarılsın. Böyle bir ortamda da utanılmadan kuran okunmasın.
Halifelik makamı ve her ülkedeki hilafet sistemi uyumlu çalışacaktır. Ülkelerdeki hilafet merkezleri halifeliğe bağlıdır. Hilafet sistemi maddi ihtiyaçlarını zekat içerisinden karşılayacak, o yüzden giderlerini en asgari düzeyde tutacaklardır. Hilafet merkezleri devletler ile uyumlu çalışacaklardır. Zekat için mal varlıklarının kayıt altına alınmasını sağlayacaklardır. Zekat toplanması ve dağıtımından onlar sorumludur. Şer’i hukukun temel değerlerinin uygulanması için mücadele edeceklerdir.
.... buraya kadar okuyarak gelen olursa yazdıklarımla ilgili net eleştirilerde bulunmasını isterim. alışılagelmiş olan islamın adına yapılanların tüm insanlığı kapsayacak bir şey yapmadıklarını göreceklerdir. burada başlık içerisinde eksik değerlendirme yapılmış olabilir. evet insanım, insanız ama islamın değişmezleri belirlenmeliydi.

ulubatli Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 25-06-07 18:37 .
ulubatli is offline  
Eski03-01-06, 00:29  #4
grave
 
Giriş Tarihi: Dec 2005
Ülke / Şehir: erzurum
Mesajlar: 53

Evet bayağı araştırmışsın; sorun bunların bilinmesi mi acaba? İslam'ın çeşitli devirler ve
coğrafyalardaki varlığı uygulama sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bunun için örnekler vermek ve bu uygulamalara ait eleştirileri sıralamak da polemiğe mahkum ediyor bizi; özellikle tikel meselelerde. Diyeceğim; İslam'ın halen varlığını devam ettirmesinde çeşitli kültür ve zamanlara ait değişikliklerin içindeki insan eliyle bir "devam gücü" bulmasının büyük önemi olduğudur. Öyleyse başörtü gibi tikel meselelerin getirdiği polemik ortamlarındaki boğuntunun, bıkkınlığın çaresi İslam'ın tam uygulanması gibi beklentilerle ilişkilendirilmemesi, aksine eksiklerin bu dinin insan esnekliğine uymasındaki tecellisinden doğduğunun ve bu anlamda dinimizin irşat eliyle(devlet eliyle değil) hemen her devir ve çağda yaşayabildiğinin bilgisine sahip olmaktan geçer. Sağlıcakla..
grave is offline  
Eski04-01-06, 18:03  #5
ulubatli
 
Giriş Tarihi: Nov 2005
Ülke / Şehir: konya
Mesajlar: 1,188

Allah her insana anlama, algılama, izan özellikleri vermiştir. zaten insani vasıflar içerisinde yer almaktadır. işte böyle ,kimine zekat vermek, kimine çok hukukluluk, kimine seçmek, kimine kısas, kimine hırsızlığa verdiği ceza, kimine ...... zor gelir. hepsininde altında insanın gerçekle yüzleşmemek isteği yatar. bir şekilde ket vurmuştur. belkide hatalarını bilinç altına atmış ve kendini rahatlatma isteğine gitmiştir. (bu psikolojik sonuçlar sebebiyle bir kurtuluş olacağını zannetmiyorum) zaten ülke olarakta normal uyguladığımız bir kültür yok. toplumsal çelişkilerde ortaya çıkıyor (her taraf noel baba doldu...) hafta sonu tatilinin cuma olmaması ve cuma namazında ortaya çıkan kayıplar (iş,ticaret, yer, ulaşım, koşuşturmaca). çok gariptir en son fadime şahin olayını hatırladım, hakimin neyden dem vurduğu belli değildi, mevcut hukuka göre ceza veriyormuşta, yok ne biçim müslümanmışta, ali kalkacının karşısında (zikir esnasında) titreyenleri hatırladımda. emire kalkancıda mevcut etkenlerin(siyasi, medya, para) güvencesine girince soluğu bikiniyle plajlarda aldı (çelişkiyi dile getirmek içindi). onlar hani imanlarından yanıyorlardı. islamı sadece isme indirip, anlam ve manası ile paralel duygusal eğilim(inancın hissel şeklini açıklamaya çalıştım) olmuyorsa, o zaman islamı putlaştırmış olursun. ve islam putperestliği yıkalı çok oldu...! zaten tekil olarak, ama ne inançta olduğumuz göz önüne alınarak yargılanacağız ahirette.(yine net bir soru ve sorular yok) zaten bizde var her türlü kılıkta gezipte bekaret koruma ayakları.!(çelişklerin azametini göstermek istedim)
ulubatli is offline  
Eski07-01-06, 02:16  #6
Türesin
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,807

Sayın Ulubatlı !

Epey uğraşmış ve Taliban görüşünü "olması gereken islam" diye sunmuşsunuz.Çelişkilerle dolu görüşleriniz için düşüncelerimi söyleme gereği bile duymadığımı belirtmek istiyorum.Zira anlamakta güçlük çekecek ve görüşlerinizi ısrarlı bir şekilde sürdürmeyi yeğliyeceksiniz.Görüşleriniz sizin için çok değerli bile olsalar bu görüşlere katılamayacağım gibi,kusura bakmayın saygı da duyamayacağım.

Hani bazen birisine bir şey ikram edersiniz, o kişi onu almak istemez ve nazikçe şöyle diyecektir " kusura bakmayın perhizdeyim" veya " diyet yapıyorum" .Şimdi ben de onlar gibi söyleyerek bu konuda perhiz veya diyet yaptığımı söylemek istiyorum.

Saygı ve hürmetlerimle.
Türesin is offline  
Eski07-01-06, 22:00  #7
ulubatli
 
Giriş Tarihi: Nov 2005
Ülke / Şehir: konya
Mesajlar: 1,188

sayın türesin !!!
bu yazdıklarım dünyanın hiçbir yerinde yok. talibanda bile yok. bu şekil yazmakla okumadığınızı algılıyorum. bunları heryerde, her ilmi, herdini, ama her yerde savunurum. haklılığınada ispatlarım!!
şunu söyleyim almak zorunda değilsiniz! hukukunuza göre yaşamaya zorlanmanız sizi rahatsız edecek gibi!
ulubatli is offline  
Eski07-01-06, 23:30  #8
grave
 
Giriş Tarihi: Dec 2005
Ülke / Şehir: erzurum
Mesajlar: 53

Epey uğraşmış ve Taliban görüşünü "olması gereken islam" diye sunmuşsunuz.Çelişkilerle dolu(Türesin)
şunu söyleyim
almak zorunda değilsiniz! hukukunuza göre yaşamaya zorlanmanız sizi rahatsız edecek gibi! görüşleriniz için düşüncelerimi söyleme "...(ulubatlı)


"İslam'ın bir bütün olarak kabulü" ya da "bazılarınca reforme edilerek kabulü ya da reddi" etrafında dünden bugüne yapılan tartışmaların göz ardı ettiği bir şey var kanaatimce. İslam'ın bütün olarak kabulü bir ontolojinin bütünlüğüne duyulan inancın doğurduğu bir saygıdır. Diğer taraftan İslam'ın geçmiş asırlardaki uygulama zorluklarından
doğan eksiklerin de itirazlara yer açtığı ve hele günümüzde çağa uygunluk şeklinde bu itirazların yoğunlaştığı bilinen bir konudur. Bir kere bilmek gerekir ki bu mesele çok su götürür bir tartışmadır ve bizlerden daha donanımlı düşünce sahipleri tarafından da geçmişten bugüne tartışılmaktadır. Konunun ayrıntılarına girmeden, bırakın bizi Ernest Renan'dan N. Kemal'e kadar uzanan bu kadim tartışmada benim kanaatim şudur:
İslam, kitabi anlamda dogmatik; tarihsel anlamda laik bir dindir. İslam erbabı tarih boyunca İslam'ı anlatmak ve yaşatmak dilemiş ama insanları bu konuda zorlamamışlardır.
Özellikle Ahmet YESEVİ gibi kimseler İslam'ı yumuşatarak, onların alışkın olduğu kültürü baltalamadan anlatma ya da uygulama yoluna gitmişlerdir. Bu durumda İslam kendi içinde
bütünlüğünü muhafaza etmiş ama tarihi uygulamalar bakımından kişilerin özgür seçimleriyle uyguladıkları kadar uygulanabilmiştir. Zaten yeryüzünde hiçbir sistem yoktur ki tamamen kendi dogmasını uygulayabilsin. Ama şu kanaatimi muhafaza etmekteyim: İslamiyet diğer bir çok dine göre kültürlerin karşısında daha esnek ve daha laik bir dindir.
Tabi laiklik deyince de özgür düşünce ve yaşama saygıyı kastediyorum. Saygılarla...
grave is offline  
Eski08-01-06, 17:52  #9
ulubatli
 
Giriş Tarihi: Nov 2005
Ülke / Şehir: konya
Mesajlar: 1,188

Alıntı:
Sayın grave şöyle demiş:

Epey uğraşmış ve Taliban görüşünü "olması gereken islam" diye sunmuşsunuz.Çelişkilerle dolu(Türesin)
şunu söyleyim
almak zorunda değilsiniz! hukukunuza göre yaşamaya zorlanmanız sizi rahatsız edecek gibi! görüşleriniz için düşüncelerimi söyleme "...(ulubatlı)


"İslam'ın bir bütün olarak kabulü" ya da "bazılarınca reforme edilerek kabulü ya da reddi" etrafında dünden bugüne yapılan tartışmaların göz ardı ettiği bir şey var kanaatimce. İslam'ın bütün olarak kabulü bir ontolojinin bütünlüğüne duyulan inancın doğurduğu bir saygıdır. Diğer taraftan İslam'ın geçmiş asırlardaki uygulama zorluklarından
doğan eksiklerin de itirazlara yer açtığı ve hele günümüzde çağa uygunluk şeklinde bu itirazların yoğunlaştığı bilinen bir konudur. Bir kere bilmek gerekir ki bu mesele çok su götürür bir tartışmadır ve bizlerden daha donanımlı düşünce sahipleri tarafından da geçmişten bugüne tartışılmaktadır. Konunun ayrıntılarına girmeden, bırakın bizi Ernest Renan'dan N. Kemal'e kadar uzanan bu kadim tartışmada benim kanaatim şudur:
İslam, kitabi anlamda dogmatik; tarihsel anlamda laik bir dindir. İslam erbabı tarih boyunca İslam'ı anlatmak ve yaşatmak dilemiş ama insanları bu konuda zorlamamışlardır.
Özellikle Ahmet YESEVİ gibi kimseler İslam'ı yumuşatarak, onların alışkın olduğu kültürü baltalamadan anlatma ya da uygulama yoluna gitmişlerdir. Bu durumda İslam kendi içinde
bütünlüğünü muhafaza etmiş ama tarihi uygulamalar bakımından kişilerin özgür seçimleriyle uyguladıkları kadar uygulanabilmiştir. Zaten yeryüzünde hiçbir sistem yoktur ki tamamen kendi dogmasını uygulayabilsin. Ama şu kanaatimi muhafaza etmekteyim: İslamiyet diğer bir çok dine göre kültürlerin karşısında daha esnek ve daha laik bir dindir.
Tabi laiklik deyince de özgür düşünce ve yaşama saygıyı kastediyorum. Saygılarla...
tamamda 'olması gereken islamın' neye olmadığını net alıntı ve ifade ile eleştirin. bu yazdıklarım ileride yazdıklarınızda size karşı kullanılacaktır.
sayın grave sapıklıkla, günahkarlık arasındaki farkı anlayamayan alim(!), bilen oldukları söylenenler, yazdıklarım konusunda sadece bakacaklardır. çünkü daha önce oldu. o yüzden onları bana ölçü gibi sunmayın. islama aykırılığı yok. ama dini görüntüsüsünün yanında islamla zıt o kadar o, kadar şey sıralayabilirmki!
ulubatli is offline  
Eski08-01-06, 23:54  #10
grave
 
Giriş Tarihi: Dec 2005
Ülke / Şehir: erzurum
Mesajlar: 53

Olması gereken İslam’ın niye olamadığı? Çoğumuz için sorun bu. Bir kere bir toplum Müslümanlığı seçti diye imtihandan masun sayılamaz. Bunu bu dine inanmışlar için söylüyorum. İslam kendisine inanmışlar için bağlayıcıdır. Bunun bir bütünlüğü olmak gerektiği İslam’ın kendi haysiyetine bağlıdır. Emeviler müslümandılar ; şüphe yok; ama milliyetçilik yaptılar. İlk Müslüman olan Türklerden bir çoğu savaşlardan sonra hala yağmalama alışkanlıklarını devam ettiriyorlardı. Hatta Müslümanların da içinde kölecilik(cariye ve köle) müessesesi devam ediyordu. Ve malum Osmanlı padişahları kardeşlerini öldürmek için fetva almışlardı. Hepsini saymaya ne olanak ne de gerek var. Mesele bu durumun nasıl değerlendirileceğidir. Çok kolay ve kestirme sonuçlara gitmek mümkün ama doğru değil. Müslümanlık hiçbir toplum için her birey ve grup adına garanti olamaz. Hayat herkesi imtihan eder ve bütüncül bir kurtuluş tarihsel bakımdan ütopyadır. Müslümanların da içinde günahkarlar, zalimler(Haccac gibi) çıkabilmektedir. Hangi ideoloji veya doktrin ya da din olursa olsun, insan unsuru dahil olduğunda dogmatizmini kaybeder.
Ama bir Müslüman, Sayın Ulubatlı, gerçekten müslümansa İslam’ın bütüncül haysiyetine inanmak zorundadır diyorsan bir itirazım yok; olsa da ilgisizdir; çünkü bu bir görüş olamaz. İslam’ın kendi ontolojisidir bu. Örneğin bir kimse Hz. İsa Tanrı’nın oğlu değildir derse bunun doğrulanabilirliği şimdiki İncil’e göre olamaz. Çünkü şimdiki İncil’in bütüncül haysiyeti böyle bir imanı gerekli kılmaktadır. Bu doğrulanabilirlik İncil’in dışında aranır ve arayan kimse Hristiyan olamaz asla. Müslümanlar, kendi dinlerinin bütüncül haysiyetlerini korumaya çalışmışlar ama genel itibariyle zorlamada bulunmamışlardır. Osmanlı toplumu içinde gayrı Müslimlerin rahat yaşamaları zorlamanın olmadığının işaretidir.(Şüphesiz bütün tarih içinde bir örnek olsun gösteremezsiniz de demiyorum.) Bu özelliği bakımından İslam’ın en özgürleştirici (laik) bir yanının olduğunu ve bunun nass bakımından değil tarihsel bakımdan gerçekleşebildiğini anlatmak istiyorum. Çünkü Allah, dileyen dilediği yoldan gider diye buyururken bunun bir bedelinin olduğunu söylemeyi de ihmal etmez. Bu bedel olduğu için İslam’ın kitabi bakımdan laik olduğu iddia edilemez. Ama tasavvuf gibi sistemlerin olması, dinde zorlamanın olmaması, tövbe kapısının açık olması ve İslam alimlerince yaşanan kültürlerin dikkate alınması gibi sebeplerle insanlar laik bir hukukta gerekli olan özgürlüğü elde edebilmişler bu da İslam’ın tarihsel anlamda(uygulamada) laik kalmasını sağlamıştır. Bunun utanılacak bir yanı da yoktur. En özgür din bizim dinimizdir. Bunları dikkate almıyorsak Taliban olma ithamından da kurtulamayız. Hele Ladin gibi azılı radikaller varsa.
Şimdi en kritik soruya kendimce cevap vereyim. Biraz fazla ukalalık yaptım ama gerekliydi.
Hiçbir birey yaşadığı toplumdan ayrı ele alınamaz. Bugün İslamiyeti riyasız yaşayabilmenin olanakları yok denecek kadar azdır. Yeryüzü diye bir şey var; geçinirken(yaşam ihtiyaçlarını kastediyorum) haysiyetini korumak diye bir şey var. Medeni dünyanın nimetlerinin verdiği şaşkınlık var(bir kentlileşme ihtiyacından bahsediyorum). Bir işe yaramak arzumuz var. Kendi kabiliyetlerinin yadsınmadığı bir ortamda yaşama arzusu var. Kısaca bir toplumun mutlu bireyi olmanın olanaklarını ararken riyasız İslam’ı(yani kendi yaşadığınız İslam’ı) çevrenize kabul ettirmenin(yani ben böyle yaşıyorum’u kabul ettirmek) olanağının olmadığını söylüyorum. Böyle bir özgürlüğümüzün olduğuna inanmadığımı söylemek istiyorum. Haa.. işsiz kalırsan, bir kenar mahallesinde limon satmak zorunda olursan (kısaca kabiliyetlerine uygun ortamlardan kovulur ya da hiç alınmazsan midenin açlık acısından rahat bulabilirsen belki bir köşede huzurlu bir riyasızlığın olabilir.) Bir de benim gibi bir gruba girmeye uygun olmayan lirik bir yaşam akışın varsa vay başına gelenlere… Objektivisin birey haklarına yaptığı vurguyu bu sebepten önemsiyorum. Yoksa faşist Avrupa istiyor diye değil.Medeniyet ve kültür odur ki bir birey kendi ayaklarının üzerinde durabilmeyi başarsın. Haysiyetimi kendi çabamla kazanmak isterim lütufla değil. Bir işe yaradığımı ancak kendim görebilirsem özgüven sahibi olabilirim. Ama bunlar şimdilik ham-hayal.. Bence…
grave is offline  
 


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Türkiye'de Siyaset & İslam Antioksidan Türkiye Siyaseti 110 01-02-08 00:29
Milliyetçilik ve islam T.H.V.C Türkiye Siyaseti 148 17-08-06 00:17
İslam Ansiklopedisi Antioksidan Arşiv 2 14-01-06 11:27


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 19:00.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz