| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Fetullah'ın görünmeyen yüzü/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| FETULLAH GÜLEN'İN SAĞ KOLUNDAN İTİRAFLAR [kalpakli1923] 17.11.2004 Saat: 17:24 Fethullah Gülen’in 1960’lardan beri yanında olan, siyasi ve ticari bağlantılarını sağlayan Nurettin Veren, tarikatın iç yüzünü anlatmaya başladı. Veren, Gülen’in ABD’nin bir taşeronu olmasından dolayı tarikatla arasının açıldığını belirterek, Gülen’in Türk Cumhuriyetleri’ne başlattığı eğitim seferberliğinin, Amerikan taşeronu olmaya dönüştüğünü belirtiyor. Fethullah Gülen’in sağ kolundan itiraflar Fethullah Gülen tarikatında yaşanan iç hesaplaşma, tarikatın gerçek yüzünü de gözler önüne serdi. Gülen’in dava arkadaşı ve sağ kolu olarak bilinen Nurettin Veren, kendine bir internet sitesi açarak 35 yıllık “gizli” ilişkileri de gün yüzüne çıkarttı. Veren’in iddiaları, Gülen’in siyasi ve ticari ilişkilerini de belgeledi. Veren, Gülen ile ters düştükleri için öldürülme korkusu da yaşadığını, bazı bakanlara yazdığı mektupta dile getirdi. Nurettin Veren, Gülen’in adeta bütün ilişkilerini kuran kişiydi. Ta ki, Gülen’in ABD’ye gitmesinden sonra görüş ayrılığına düşene dek. O andan itibaren Gülen’in kendisinin ölüm emrini verdiğini iddia ediyor Veren. Bütün bu gelişmeleri anlatmak için kurduğu www.nurettinveren.org adresindeki internet sitesinde fotoğraflarla, belgelerle Gülen tarikatinin iç yüzünü anlatıyor. Dün Cumhuriyet gazetesinde Hikmet Çetinkaya’nın da köşesine taşıyarak ilk defa kamuoyuna duyurduğu bu sitede Veren, Gülen’in “sırlarını” neden ifşa ettiğini şöyle açıklıyor: “Hem bütün yetkililere hem de bütün samimiyeti ile Allah, vatan ve millet için fedakarlık yapan genç kuşaklara, olayların gerçek yüzünü açıklamaya başladım. Şirk ve dikta sistemi ile, yobazlık ve meczupluk haline getirilmek istenen, tek adam, tek lider ve kontrolsüz güç haline gelen bu durumu gözler önüne sererek, Hoşgörü, diyalog ve uzlaşma diyerek kendini ve kitleleri yozlaştırmaya hayır diyorum.” Veren, son zamanlarda Gülen’in Vatikan ziyareti ve Papa Jan Paul ile yakın teması, Yahudi ve Ermeni kiliselerinin baş haham ve papazları ile iç içe oluşu, ve en yakın olan 35 yıllık dava arkadaşlarından dahi gizleyerek ABD’ye hiç sebepsiz kaçarak sığınmasının kendilerini şoka soktuğunu belirtiyor. ABD’nin askeri oldu Bu gelişmelerin tarikat içinde ciddi çatlamalara ve parçalanmalara sebep oolduğunu anlatıyor. “Hastalık yalanı ve bahanesi ile bunu izah etmeye kalkışması ise, kendisine karşı ciddi güvensizlik oluşturarak korkunç tartışmaları ve kavgaları daha büyük boyutlara taşıdı” diyen Veren, bu gelişmeler sonucunda Gülen’in Türk Cumhuriyetleri’ne başlattığı eğitim seferberliğinin, Amerikan akıncısı ve taşeronu olma şekline dönüştüğünü belirtiyor. Veren, Gülen’in elindeki tüm imkanları ABD için kullandığını da ifade ederek şunları söylüyor: “Zaman gazetesi, Samanyolu TV ve bütün cemaate ABD yandaşlığı ve faydaları istikametinde iç bünyede brifingler ve fısıltılı gizli toplantılar düzenleyerek telkin edildi. Bu işe karşı çıkanlar ise; değişik tehdit, ciddi ödüllendirme veya yurt dışına tayin metotları ile dağıtıldı. Bu husustaki girişimlerim ve kendisi ile olan tartışmalarım bir netice vermedi. Ayrıca ciddi ölüm tehditleri ve bütün cemaatin boykotu ile üzerime gelindi.” Bakanlar olayı kapattı Veren, bu tartışmalar sonucunda kendisinin ölüm fermanın bizzat Fethullah Gülen tarafından imzalandığını iddia ederek, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve Sanayi Bakanı Ali Coşkun’a, eski dava arkadaşları oldukları için bir mektup yazdığını ifade ediyor. Mektupta, can güvenliği ve koruma talep ettiğini, ama bu bakanların siyasi kaygıları dolayısıyla mektubu görmezlikten gelerek, olayları kapatmak istediklerini belirtiyor. Veren, Adapazarı İlahiyatta görevli Prof. dr. Suat Yıldırım, Zaman gazetesi eski sahibi Alaattin Kaya, Fatih Üniversitesi başkanı Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan, Gazeteciler Ve Yazarlar Vakfı Başkanı Harun Tokak ve Gülen’in akrabası ve bütün şirketlerin yöneticisi, gizli kasa durumunda olan Ali Bayram’ın kendisini susturmak için baskı yaptıklarını da ileri sürüyor. -------------------------------------------------------------------------------- Nurettin Veren KİMDİR? Nurettin Veren, internet sitesinde kendisini şöyle anlatıyor: Gülen’in 1966 yılında İzmire geldiği ilk günden itibaren, 35 yıl gece gündüz beraber olduğu arkadaşı. Zaman Gazetesi’nin kurucusu, genel müdürü, genel koordinatörü ve Feza Gazeteciliğin noter belgeli en yetkilisi. Samanyolu televizyonu kurucusu, hissedarı ve yönetim kurulu başkanı. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın kurucusu, mütevelli heyeti başkanı. Azerbaycan, Kırgızistan, Gürcistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Arnavutluk, Romanya, Bulgaristan, İspanya’daki müesseselerin kurucusu. Fatih Üniversitesi kurucusu ve başkanı. Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’in ülke cumhurbaşkanlarına Nurettin Veren’in şahsına verilen resmi mektuplar ile bunlar hayata geçirilmiştir. Gülen’i ilk defa Tansu Çiller’le gizlice konutta, Özer Çiller’le Altunizade ve Bozyaka’da dört defa, Süleyman Demirel’le, Hikmet Çetin’le evinde, Bülent ve Rahşan Ecevit ile evinde, Hüsamettin Cindoruk’la Meclis’te (50.000 Dolarlık saat hediye edilerek) görüştüren... Aydın Doğan’la ve Hürriyet ekibiyle Hürriyet Plaza’da, Nazlı ve Mehmet Ali Ilıcak’la gazetelerinde görüştüren kişi... Asya Finans kuruluşu için, Özer Çiller ile Altunizade FEM Dersaneleri’nin beşinci katında, İzmir Yamanlar Koleji’nin beşinci katında gizlice görüştüren. Semra Özal’la Altunizade’de, Cem Karaca ile Dedeman Otel’deki Gazeteci ve Yazarlar Vakfı toplantısında, Barış Manço ile Ali Çelik’in evinde, Galatasaraylı futbolcularla Altunizade FEM Dersanesi’nde, Recep Tayip Erdoğan’la belediye başkanı iken Atunizade de görüştüren... Ve şimdi yollarını ayıran, Gülen’in hain ilan ettiği, ABD’de 50 kişinin huzurunda öldürülmesini emrettiği kişiyim. -------------------------------------------------------------------------------- BAKANLAR’A MEKTUP ‘’Ben Nurettin Veren, Siz beni Fethullah Gülen ile 35 yıllık cemaat hizmetlerimden yakından tanırsınız. Çünkü sizlerle birlikte çok zaman aynı dini hizmetlerde koşturduk. Birlikte hizmetleri yaparken Fethullah Gülen ve arkadaşlarıyla çekilmiş fotoğraflarımız bunun ispatıdır. Fethullah Gülen’e, bilginiz üzere benden başka kimse itiraz edip fikir beyan edemezdi. Özellikle ABD’ye kaçış konusuna şiddetli itirazım nedeniyle cemaatten aforoz edilmiş ve ölüm tehditleri almaktayım. Sizden eski bir dava arkadaşım ve yetkili bakanlar olarak güvenliğimin tesis edilmesine yardımcı olmanızı istirham ediyorum. Şayet can ve mal güvenliğime herhangi bir şey olursa bunun sorumluluğu, benim onlarca kişinin önünde öldürülmemi emreden Fethullah Gülen’e aittir. Devletin en üst sorumluları ve eski dostlar olarak gerekli hassasiyeti hem cemaat tarafına hem de resmi olarak göstermenizi istirham ediyorum. Bilgilerinize arz ederim.’’ -------------------------------------------------------------------------------- ‘HERKESE DAYAK ATIYORDU’ 1966-69 yıllarında Kestane Pazarında okuttuğu talebelerinden dayak yemeyen kimse yoktur. Bozyaka Yurdu’nda şimdiki Yamanlar Kolleji’nin Müdürü Barbaros Kocakurt ile aramızda şöyle bir konuşma geçti: “Benim hocaefendiye yaptığım bazı itirazlarımı görünce “Abi hocaefendinin yanında kalmak istiyorsan onun köpeği değil, hem kedisi hem köpeği olmalısın. Bana en ufak hatamda yada canı sıkıldığı zaman yere yıkıp üstümde tepindiğini yoruluncaya kadar vurduğunu biliyorsun. Ben bu şartlarda yanında kalabiliyorum” dedi. Cevdet Türkyolu’nun kafasında kaç tane sandalye, sehpa kırıldığını hocaefendinin kendisine sormak lazımdır. Bir gün Bozyaka Yurdu’nda mermere vurulmuş gibi müthiş bir tokat sesi duyduk. Cevdet yanımıza geldiğinde yüzü kıp kırmızıydı.Yanımda hanımda vardı. “Ne lan bu ses deyince”, “Yüzümü görmüyormusun” dedi. Altunizade FEM ‘in üst katındaydık. FEM dersaneleri o zamanki Genel Müdürü Çamlıca camisi ve okulunu yaptıran Ali Katırcının damadı Mehmet Demircan’ı Üsküdar’da bir yere gönderdi. Beklediğinden biraz geç geldiği için müthiş sinirlendi. Evli barklı Demircan’ı öldüresiye tekme tokat dövdü. Biz araya girip kurtarmaya çalıştık. Hırsını alamayıp Alaatin Pekmezciyle bana falakayı uzatıp bağlamamızı söyledi. Bizde bağladık, yere yıkıp ayaklarını havaya kaldırdık. Eline aldığı kalın sopayla yorulasıya kadar vurdu. Demircan bir taraftan yalvarıyor ve ağlıyordu, bağırıp kıvrandı ve bayıldı. Ayaklarını çözdük.” Hocam n’olur yeter birşey olmasın, bakın bayıldı deyince irkildi, ayağa kalk numara yapma diye bağırdı ve sopayla koluna şiddetle bir kere daha vurdu ve çıkarın bunu dedi. Biz Demircan’ı sürükleyerek odasından çıkardık. -------------------------------------------------------------------------------- ‘ÇİLLER KREDİYE ARACI OLDU’ Fethullah hoca beni çağırdı, Şimdiki Asya Finans Yönetim Kurulu Başkanı Tahsin Tekoğlu’nun zor durumda olduğunu söyleyerek elime kalın bir dosya verdi. Tansu Çillere gitmemi söyledi.... Bu durum Asya Finans’ı da zor durumda bırakabilecektir. Çünkü Tekoğlu hali hazırda Asya Finansın yönetiminde yer almaktadır. Yazık değil mi Asya Finansa? Tekoğlu’na 1993 yılında Eximbank’tan 72 milyon dolar Çiller araya konularak alınan usulsüz kredi Tekoğlu’nu Tütünbank’ın elinden hacizli durumdayken milletin parasıyla zengin yapmıştır. Biz itibarımızı milletin parasını Tekoğlu’na aktarmak için mi kullanmalıydık? ------------------------------------------------- ( Hakimiyeti-İ Milliye Gazetesinden alınarak yorumsuz olarak aktarılmıştır.) |
|
| #2 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Fetullah'cıların Bilimsel (!) Cinliği... Son günlerde özellikle STV tv.dan "Darwin ve Evrimcilerin" eleştirisini yaparken bilime sarılan Fetullah'cılar, aynı bilimsel mantıkla neden kendilerini de eleştirmezler? Çünkü:Fetullah'cıların amacı bilimi kullanarak, bilimin altını oymak.Aynen Kant'ın Aklı temel alır görünerek, aklın altını oyması gibi! Öncelikle şunu da belirtelim ki, objektivistler "Darwinizm ve Evrim" teorisinin ne yanındadır nede karşısında.Objektivizm "Varoluşu" henüz çözülememiş bi " X " olarak görürler. Bu nedenlede onu bir başka bilinmeyen "Y" ile açıklamaya girişmezler. Felsefi bir çok yanılgının kökeninde, "Mevcudiyetin Önceliği" aksiyomunun zımnen veya açıkca reddedilmesi yatar. Bu reddiye, "Mevcudiyetin Önceliği" aksiyomunun zıddı olan "Bilincin Önceliği" nosyonunun açıkca kabul edilmesinden ziyade, "Mevcudiyetin Önceliği" aksiyomunun kabulünün mantıki sonuçları olan Kimlik Kanunu'nu ve bu kanunun eyleme tatbikatından başka bir şey olmayan Nedensellik Kanunu'nu inkar etmek halinde ortaya çıkar. Evrenin "İlk Sebep"i ve "Tabiat-üstü" Meselesi Evren, mevcut şeylerin tümüdür. Başka bir deyişle, evren, -sadece dünya, gezegenler, yıldızlar, galaksiler, uzay değil- mevcut olmuş, halen mevcut olan, mevcut olacak herşeydir. Böyle anlaşılan bir evren için bir "sebep" gerekmeyeceği aşikardır. Fakat, aklın büyük filozofu Aristo bile, evrene bir "İlk Sebep" üzerine uzun argümanlar yapar. Eski Yunan Felsefesi'nde bir "İlk Sebep" veya bir "İlk Muharrik" olarak nitelenen ve evrenin başlangıcını açıkladığı farz olunan "tabiat-üstü" bir kuvvet, dini felsefelerin haklılık iddialarının da temelinde yatar. "Tabiat-üstü" üzerindeki en eski argümanlardan biri, "Ontolojik (Varlıkbilgisel) Argüman" olarak bilinir. ("On": Eski Yunanca Varlık) "Bilincin Önceliği" nosyonunun tipik bir örneği olan bu argüman -mesela, Rene Descartes'ın (1596-1650) felsefesinde- şuna benzer geliştirilir: 1. Bir Mükemmel Varlık düşünüyorum. Bu Mükemmel Varlık; sonsuzdur, herşeyi bilir, herşeye güçlüdür, herşeyin yaratıcısıdır. 2. Bu fikir aklıma nereden geldi? Ben, sonlu, sınırlı bir varlık olarak, böyle sonsuz, sınırsız bir Varlık'ı nasıl düşünebilirim? 3. Bu fikir; benim sonlu, sınırlı deneylerimden gelmiş olamaz. Dolayısiyle, bu fikir, benim ruhuma, "tabiat-üstü" bir kuvvet tarafından fıtren ekilmiştir; çünkü, fizik kanunlarının ortaya koyduğuna göre, sonlu, sınırlı bir şey, sonsuz, sınırsız bir şey üretemez. O halde, "tabiat-üstü" bir kuvvet vardır. "Tabiat-üstü" Argümanları ve İçlerindeki Temel Yanılgı "Tabiat-üstü"nün varlığını -"akla dayalı" olarak- savunan spesifik argümanları tartışmadan önce, bu argümanların temelinde yatan yanılgıyı ortaya koymak yararlı olur. Mantık yanılgılarından biri, "isbata çalışılan şeyi doğru varsayma" veya "dairesel argümantasyon" yanılgısı olarak adlandırılır. Bu yanılgı şu iki tarzdan birine benzer biçimde ortaya çıkar: 1. aynı cümle bir argümantasyonun hem öncülü, hem de sonucu olarak kullanılırsa; veya, 2. sonuç doğru varsayılmaksızın, öncüllerden birinin doğruluğunun isbatı mümkün olmazsa. Mesela, A der ki: "Şahıs-X, ilahi mesajlar almışdı." B sorar : "Nereden biliyorsun?" A : "Kitap-Y böyle yazıyor." B : "Kitap-Y'nin güvenilir olduğunu nereden biliyorsun?" A : "Çünkü, Kitap-Y, ilahi bir zat olan Şahıs-X tarafından yazılmıştır." "Tabiat-üstü" argümanlarında da; kendisi isbata muhtaç bir şey, başka bir şeyin isbatına dayanak olarak kullanılır. Mesela, "Bir 'İlk Sebep' yoksa, evreni hangi sebep başlattı?" veya "Tabiat-üstüne inanmıyorsan, evrendeki bu fevkalade dizaynı nasıl izah ediyorsun?" gibi sorular, böyle bir yanılgıyı içerir. Birinci soru, evrenin herzaman varolmamış olduğu varsayımından hareket eder; ikinci soru ise, evrenin "fevkalade bir dizayn" teşhir ettiğini kabul eder. Oysa, "tabiat-üstü" nosyonunu savunan insan tarafından gerçekte isbat edilmesi gereken şey, "evrenin bir başlangıca ihtiyaç duyduğu" veya "evrende fevkalade bir dizayn olduğu" iddialarıdır. Bu yanılgının bir başka şekli şöyle ortaya çıkar: "İlk Sebep" olarak öne sürülen "tabiat-üstü" kuvvetin varlığı, "sadece mantık ve delillere dayalı olarak isbat edilecek" iddiasıyla başlayan bir argüman, sonra mutlaka inanca çağrı yapar. Bu yanılgı, esasen birinci yanılgının aynısıdır; ancak, özel bir vurgu gerektirir. Bazı "tabiat-üstü" savunucuları, argümanlarda varolan bir kuvveti, her nasılsa kendilerinin görebildiğini, fakat bu kuvveti algılamak için "inanç"ın bir önşart olduğunu öne sürerler. Yani, "tabiat-üstü"nün varlığı için öne sürülen argümanların mantık kuralları açısından geçerli olmayabileceğini (dolayısiyle inanmayan bir insanı ikna etmeyeceğini), fakat inanmış olsa bu argümanların kuvvetini göreceğini iddia ederler. Cine-inanan ve inanmayan iki insan arasında şöyle bir hayali diyalog düşünelim: Cine-inanan (Cİ): "Kafamın üstünde sihirli bir cin var." Şüpheci (Ş): "Ben birşey görmüyorum." Cİ: "Tabii, o görünmez bir cin." Ş: "Kafanın üstüne dokunuyorum, ama birşey hissetmiyorum." Cİ: "Çünkü, o maddeden yapılmamıştır. Sihirli dediğimi hatırlamıyor musun?" Ş: "Fakat, senin cin nosyonunu niye kabul etmem gerekiyor ki? Cinin neye benziyor, varolduğu konusundaki delil ne?" Cİ: "Cinimin varlığı, delil gerektiren birşey değil. Cinim hakkında sorulacak en son soru, onun var olup olmadığıdır. Önce benim görünmez cin nosyonumu kabul etmemiz gerekir; ancak ondan sonra onun varlığı konusundaki delilleri gösterebiliriz. Bu yaklaşımın irrasyonelliği aşikardır. Bir fikrin doğruluğu, ancak onun doğruluğunu isbat eden deliller ortaya konduktan sonra kabul edilebilir. Bir fikri önce kabul edip, sonra onu isbat edecek delil aramak anlamsızdır; böyle bir tavır, birazdan sokuşturulacak bir mantıksızlığı gizlemek için yapılmış bir elçabukluğundan başka birşey değildir. Bu, rasyonellik değil, rasyonelizasyondur. Sırf argümanı geliştirmek için, diyalogdaki şüphecinin, delil görmeden önce, görünmeyen bir cin nosyonunu kabul ettiğini varsayalım. Cinin varoluşu hakkındaki delillerin tabiatı ne olmalıydı? Ş: "Tamam; delil olmasa da, cininin varlığını kabul etmeye razıyım; fakat, neye inandığımı bile bilmediğim için, bana cinin hakkında daha çok şey söylemen lazım." Cİ: "Cinim, bütün yağmurların sebepidir." Ş: "İyi ama, yağmur hadisesinde, cininin varolduğunu gösteren delil nedir?" Cİ: "Her yağmur yağdığında, cinimi eylem halinde görüyorsun. Daha ne delil isteyebilirsin?" Bu diyalogdaki akış, dairesel argüman yanılgısını içermektedir. "Tabiat-üstü" argümanları da benzer şekilde geliştirilir: önce, evrenin yaratılmış olduğu ve/veya düzenlilik arzettiği kabul edilir; sonra, yaratma ve/veya düzenlilik sağlama işinin ancak "tabiat-üstü" bir kuvvetle izah edilebileceği kabul edilir; daha sonra, evrenin gerçekten de varolduğuna ve onun düzenlilik arz ettiğine işaret edilir; sonuç olarak, bir "tabiat-üstü" kuvvetin varlığına inanılması istenir. "Tabiat-üstü" argümanlarının hepsi, temelde bu yanılgının üstüne bina olmuştur; fakat, değişik biçimlerde ortaya çıkarlar. Bu argümanlar üç kategoride guruplanabilir: 1. Tabiat Argümanı, 2. Kozmolojik Argümanlar (İlk Sebep Argümanı, Bağlantılılık Argümanı, Entropi Argümanı), 3. Dizayn Argümanları (Teleolojik Argüman, Analojik Argüman, Hayat Argümanı). Zihin-Beden Sahte Zıtlığı "Zihin-Beden" sahte zıtlığı, irrasyonel felsefelerin temel öğretisidir ve çeşitli isimlerle ortaya çıkar: "ruh-madde," "bilinç-madde," "zihin-dünya," "duygu-mantık," "düşünce-eylem," "akıl-beden," "arzu-realite," "ahlak-pratik," "teori-pratik," "akıl-kalp," "idealizm-materyalizm," "spiritüelizm-materyalizm" vs. Bu sahte zıtlığın kaynağı, mevcudiyet (realite) ve bilinç arasında bir zıtlık görmektir. Rasyonel bir felsefe, mevcudiyet ve bilinç arasındaki doğru ilişki üzerinde bina olur: insanın maddesi ve bilinci arasında hiçbir zıtlık yoktur; insan, bu ikisinin bölünmez bütünlüğüdür. Mevcudiyet mevcuttur; bilinç, mevcut olandan haberdar olma yeteneğidir. Dolayısiyle, mevcut herhangi bir şeyle ilgili olmayan bir bilinç olmaz; bilinç olmaksızın, mevcut olan bir şeyden haberdar olunmaz. İrrasyonel felsefeler; insanı, madde ve bilinç olarak ikiye böler ve bu iki parçayı birbirine hasım tayin eder; insana, bedeninin ve zihninin ölümcül bir kavgaya girişmiş iki düşman olduğunu; beden ve zihnin, zıt tabiatlara, çelişen taleplere, uyuşmaz ihtiyaçlara sahip olduğunu; birine faydalı olan şeyin diğerine zararlı olduğunu; ruhunun "tabiat-üstü" bir boyuta ait olduğunu; bedeninin, ruhunu bu dünyaya zincirlemiş bir hapishane olduğunu; iyiliğin, yıllar süren sabırlı bir çabayla, beden denen bu zindanı yıkıp mezarın özgürlüğüne kavuşmaktan ibaret olduğunu öğretir. Zihin-beden zıtlığı doktrinini ortaya atanlar; insanı zayıflatarak esaret altına almak isteyenlerdir. Spiritüelist olanları, insan bedeninin hiç olduğunu; materyalist olanları, insan bedeninin herşey olduğunu; fakat, her ikisi de, aklın reddedilmesi gerektiğini öğretir. Aklını teslim eden insan, anlayamayacağı ve kontrol edemeyeceği iki canavarın insafına kalır: sebebi belirsiz reflekslerin davrandırdığı bir beden ve mistik ilham ve vahiylerin davrandırdığı bir ruh. Bilincini reddeden bir insan, zorbadır; bedenini reddeden bir insan, şizofrenik bir hastadır. Entellektüel alanı reddeden bir insan, programsız bir robottur. Maddi dünyayı reddeden bir insan, onu kötülüğe teslim eden bir korkaktır. Rasyonel bir insan, bu sahte zıtlığın bütün türlerini reddeder; o, bütün bir insandır: eylem adamı olan bir düşünürdür. Arkadan gelecek eylemlerle bağlantısız fikirlerin sahte olduğunu, fikirlerle bağlantısız eylemlerin ise, intihar olduğunu bilir. KAYNAK:OBJEKTİVİST.NET |
|
| #3 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Sayın Objektivis ! Zannediyorum ki ; yazılarınla bize objektivist net'teki bütün yazılanları okutturacaksın ve hepimizi objektivist felsefeci yapacaksın gibime geliyor.Bu felsefenin yılmaz misyoneri olduğun her halinden belli oluyor.Senin bu inatçı tavrını gördükçe Nasrettin Hocanın fıkrası ister istemez aklıma geliyor. Hoca Nasrettin bir lokanta açar,iyi bir pilav pişirip herkesi pilav yemeye davet eder ve yemiyenin pişman olacağını duyurur.Birisi " iyi güzel de yemezsek neden pişman olacakmışız " diye sorar.Bunun üzerine Hoca " Bu gün yemezseniz yarın dolma diye yutturacağım,yarın da yemezseniz öbür günde çorba diye yutturacağım " der.Görüyorum ki her konuda bize objektivist felsefeyi yedirmeye çalışıyorsun.Konunun dışına çıkıp objektivist felsefeyi ana konu haline getirmeye gayret ediyorsun.Bu konuda biraz sabırlı olsan ve azar azar ikram etsen daha güzel olur gibime geliyor. Saygı ve hürmetlerimle. |
|
| #4 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Değerli Türesin Dostum; Oky o zaman, bu SON mesajım olsun.Sizleri rahatsız ettiğim için özür dilerim. Çalışmalarınızda başarılar...! |
|
| #5 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Sayın Objektıvis ! Burası özgür düşüncenin yeridir,herkes fikirlerini özgürce ifade eder.Lütfen alınganlık göstermeyiniz.Sadece konu başlıgına mümkün olduğunca sadık kalınması gereğini işlemeye çalıştım.Onun haricinde kendi felsefi görüşlerini,değişik konular ve konu başlıkları açarak istediğin gibi savunabilirsin.İsteyen girer ve afiyetle istediği kadar yiyebilir.Lütfen anlayış gösteriniz. Saygı ve hürmetlerimle. |
|
| #6 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Sn.Türesin; Bende farklı bir demediyim ki zaten! "..Oky o zaman, bu SON mesajım olsun.Sizleri rahatsız ettiğim için özür dilerim. Çalışmalarınızda başarılar...!.." DEMİŞTİM... Öyle değil mi? |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: manisa
Mesajlar: 927
| Fethullah Gülen 27 Nisan 1941 tarihinde Erzurum'un Hasankale (Pasinler) ilçesinin Korucuk köyünde doğdu. www.sabah.com.tr/2004/12/26/gun108.html - 57k M. Fethullah GÜLEN. 1938 yılında Erzurum'un Pasinler ilçesi Korucuk Köyü'nde doğdu www.zamankitap.com/yazarlarimiz/default.htm - 11k Fethullah Gülen 1942 yılında Erzurum’da doğdu. www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1166 - 52k |
|
| #8 | ||
Forum Kurucu Üyesi ![]() Giriş Tarihi: Mar 2005
Mesajlar: 1,650
| Alıntı:
__________________
Beni öldürmeyen her şey, beni daha güçlü yapar. Beyin Fırtınası Geri Döndü | |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2005 Ülke / Şehir: konya
Mesajlar: 1,188
| şeriat gelince fetullah gülen şeriat mahkemesinde yargılansın!!! |
|
| #10 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Sayın İbra ! Benim bir türlü anlamadığım veya anlıyamadığım bir konuda beni aydınlatırsanız minnettar kalırım.Ülkemizde iken hıristiyan alemine gavur diyerek hakaret edenler aynı zamanda da ülkemiz ve rejimini de gavurlara benzemekten eleştirenler,sorgulama açılıp mahkum edileceklerini anlayınca doğruca daha önce eleştirdikleri ülkelere kaçmakta ve sığınmaktalar,müslüman ülkelere kaçan veya sığınanı henüz hiç görmedik ve duymadık. Bunların ikiyüzlüğünü ve riyakarlığını anlatır ve açıklarsan gerçekten minnattar kalacağım. Saygı ve hürmetlerimle. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|