| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Yusuf Hayaloğlu.../konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| Ahmet Kaya'nın besteleyip seslendirdiği Bir Yusuf Hayaloğlu şiiri..Ahmet kaya'nın ağzından kesinlikle dinlemenizi öneririm..Her dinlediğimde gözlerim yaşarır.İstisnasız... Bu konuda yusuf hayaloğlu şiirlerini yavaş yavaş,yeri geldikçe paylaşacağım.. Bir Minik Kız Çocuğu ona her gün rastlardım, kuyruğun bir ucunda bir minibüs parası, sımsıkı avucunda uykusuna doymamış, kırpışan gözleriyle anlarsa baktığımı, başı inerde öne... bildiğim kadarıyla ölmüş anne-babası okulundan koparıp işe koymuş ablası ne rüyalar görürdü kim bilir yol boyunca hep gülümserdi yüzü ansızın uyanınca. bir minik kız çocuğu, saçları darmadağın yollarda yalınayak üşür, üşür, üşür elleri... meraklandım bir kaç gün durakta görmeyince tanıyanlar söyledi inanmadım ilk önce dalmış bir gün rüyaya mavi önlük içinde fabrika değil sanki, bir okul bahçesinde... işte o an dişliler kapmış iki elini böyle ödemiş yavrum rüyanın bedelini. tebessüm donup kalmış ağzının kenarında soluvermiş minik kız henüz ilk baharında bir minik kız çocuğu, bir minik kuş yüreği ölümün kucağında üşür, üşür, üşür elleri... __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #2 | |
Mesajlar: n/a
| Sayın Essence, Çok güzel bir şiir. İnanın bir garip oldu içim. Kimi insanlar parayı nereye harcıyacaklarını bilemezken, en basit eğlencelerine milyarları su gibi akıtırken, bir fakire yardım etmesi teklif edildiğinde bir kaç kuruş verirken elleri titrer nedense!... Oysa aynı insandır bir gece önce dansözün göğüslerine dokunabilmek uğruna dolarları sütyene dolduran. Oysa aynı insandır mutluluk arayışını uyuşturucuda bulduğunu zanneden ve zehir tüccarlarına kendisini zehirleme karşılığında milyarları zulalayan. Hayat ne yazık ki çok acımasız... Kimi insanlar ise bir gülücükle bile mutlu olabilmektedirler. İşte bu yüzden hayatın her yönünü düşünmeli ve insanlar birbirine yardım etmeli. Saygılar, |
|
| #3 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| Şiirin Ahmet Kaya tarafından bestelendiği ve söylendiği şarkıyı yükledim belki dinlemek istersiniz diye.. http://rapidshare.de/files/11602508/...ocugu.mp3.html Evet sevgili petriçli,katılıyorum size..İnsanlar paylaşmayı öğrenmeli aslında öğrenmek değil hatırlamak..Unutmalarının nedeni ise kapitalist bir dünyada yaşamaları..Eh insanın karakterinin yüzde 70ninin dış etkenlerden şekillendiğini düşünürsek,gayet açık..Yine aynı şeyler başkasının bir acısını ta yüreğinde duymakla.. Yılmaz Güney'in Bir şiiri vardı yeri geldi paylaşmanın sanırım; ..hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın göz yaşı bile içimizi parçaladı. Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk... Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili... Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım. Yaşamak ne güzeldir be sevgili...Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın... __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #4 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| Nerden Bileceksiniz Üstüm başım toz içinde Önüm arkam pus içinde Sakallarım pas içinde Siz benim nasıl yandığımı Nerden bileceksiniz. Bir fidandım deriildim Fırtınaydım duruldum Yoruldum çok yoruldum Siz benim neler cektiğimi Nerden bileceksiniz. Taş duvarlar yıkıp geldim Demirleri söküp geldim Hayatımı yıkıp geldim Siz benim neden kaçtığımı Nerden bileceksiniz. Gökte yıldız kayar şimdi Annem beni anar simdi Sevdiğim var kanar şimdi Siz benim niye içtiğimi Nerden bileceksiniz. Bir pınardım kan oldum Yol kenarı han oldum Yanıldım ah ziyan oldum Siz benim neden sustuğumu Nerden bileceksiniz. Ben ardımda yas bıraktım Ağlayan bir eş bıraktım Sol yanımı boş bıraktım Siz benim kime küstüğümü Nerden bileceksiniz. (Almanya 13.02.2001) Yusuf Hayaloğlu __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 10
| BİZ ÜÇ KİŞİYDİK Biz üç kişiydik: Bedirhan, Nazlıcan ve ben. Üç ağız.. üç deli yürek.. üç yeminli fişek! Adımız belâ diye yazılmıştı dağlara, taşlara Boynumuzda ağır vebal, Koynumuzda çapraz tüfek! El tetikte, kulak kirişte, Ve sırtımız toprağa emanet... Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi Yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık.. Deniz çok uzaktaydı Ve dokunuyordu yalnızlık... Gece, ırmak boylarında uzak çakal sesleri, Yüzümüze, ekmeğimize, Türkümüze çarpar geçerdi. Göğsüne kekik sürerdi Nazlıcan, Tüterdi buram-buram. Gizlice ona bakardık, yüreğimiz göçerdi... Belki bir çoban kavalında yitirdik Nazlıcan'ı Ateş böcekleriyle bir oldu, Kırpışarak tükendi... Bir narin kelebek ölüsü bırakıp tam ortamıza Kurşun gibi, mayın gibi, Tutuşarak tükendi... Oy, Nazlıcan... vahşi bayırların maralı... Oy, Nazlıcan... saçları fırtınayla taralı... Sen de böyle gider miydin yıldızlar ülkesine? Oy, Nazlıcan oy... can evinden yaralı... Serin yayla çiçeği, oy Nazlıcan.. Deli-dolu heyecan, oy Nazlıcan.. Göğsümde bir sevda kelebeği, Ölüme sunduğum can, oy Nazlıcan.. Artık, yenilmiş ordular kadar Eziktik, sahipsizdik.. Geçip gittik, parka ve yürek paramparça!. Gerisi ölüm duygusu, Gerisi sağır sessizlik.. Geçip gittik, Nazlıcan boşluğu aramızda.. Bedirhan'ı bir gedikte sırtından vurdular, Yarıp çıkmışken nice büyük ablukaları.. Omuzdan kayan bir tüfek gibi usulca, Titredi ve iki yana düştü kolları.. Ölüm bir ısırgan otu gibi Sarmıştı her yanını... Devrilmiş bir ağaçtı, ay ışığında gövdesi.. Uzanıp, bir damla yaş ile Dokundum kirpiklerine.. Göğsümü çatlatırken nabzının tükenmiş sesi.. Sanki bir şakaydı bu!.. birazdan uyanacaktı, Birazdan ateşi karıştırıp bir cıgara saracaktı... Oysa ölüm, sadık kalmıştı randevusuna, ah... O da Nazlıcan gibi, Bir daha olmayacaktı!.. Hey, Bedirhan.. katran gecelerin heyulası!.. Hey, Bedirhan.. kancık pusuların belâsı!. Sen de böyle bitecek adam mıydın, konuşsana, Hey, Bedirhan hey.. mezarı kartal yuvası!.. Mor dağların kaçağı, hey Bedirhan!. Mavi gözleri şahan, hey Bedirhan!. Zulamda bir suskun gece bıçağı, Beyaz gömleğimde kan, hey Bedirhan!. Biz üç kişiydik.. üç intihar çiçeği.. Bedirhan, Nazlıcan, Ve ben: Suphi!... Yusuf Hayaloğlu __________________
Bana bir varmış deyin bir yokmuş demeyin... |
|
| #6 | |
Onay bekleyen Yazar Adayı Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 25
| Suphi Suphi bir acaip adam Suphi benim canım ciğerim Kimse bilmez nereli olduğunu Susar akşam oldumu Bir cebinde das kapital Bir cebinde kenevir tohumu Fırtınadan arda kalmış bir teknede tevekkül içinde Görkemli sakalı ve iğreti parkasıyla gizlediği macerasıyla Bir acaip adam yaşardı Akşamları susardı Ben konuşsam kızardı Çocuktum evden kaçmıştım Gelip ona sığınmıştım Bir sürgün kasabasıydı Bir eski zamandı, hazirandı Küçücük bir koydu, sığdı Burayı keşfeden belki de oydu. Uzaktan kasabanın ışıkları yanardı içim anneyle dolardı, ağlardım Suphi şöyle bir göz atardı, Gizli bir cigara yakardı Ağlardı, sonra barışırdık Ben flüt çalardım, cigara sönerdi ağlardık Nerden geldiğini bilmezdim, Kimsesizdi, belki kimliksizdi Onun macerası onu ilgilendirirdi Kimseye ilişmezdi Bir şeylere küfrederdi hep Tedirgin bir balık gibi uyurdu Bazen kaybolurdu Arardım, yağmurun altında dururdu Bir kalın kitabı vardı, cebinde dururdu, hergün okurdu Ben birşey anlamazdım Kapağını seyreder duymazdım Sakallı bir resimdi, kimdi, ne kadar mütebessimdi Sordum bir gün Suphi'ye söylediklerini niye anlamıyorum diye Bildiklerini dedi; yüzlestir hayatla ve sınamaktan korkma Doğru ile yanlışı o zaman ayırdedebilirsin Ve onu anlarsın Sonra gülerdi Günlerim yüzlerce ayrıntıyı merak etmekle geçerdi Sonra yine akşam olurdu. Suphi susardı, ben konuşsam kızardı Tekneye martılar konardı Yüreğim Suphi'ye yanardı, ağlardım. Suphi denize tükürürdü Gökyüzünü tarardı, ağlardı Sonra barışırdık Ben flüt çalardım Yıldız kayardı, ağlardık. Bir sürgün kasabasıydı, bir eski zamandı, hazirandı Çocuktum, evden kaçmıştım, gelip ona sığınmıştım Bir gün aksilik oldu Annem beni buldu Suphi kaçıp kayboldu Kasaba calkalandı, olay oldu Ben sustum, kanım dondu Polisler onu yakaladığında tekti Felaketti Herkes meydanda birikti Karakoldan iceri girerken sanki mağrur bir tüfekti Ansızın dönüp bana baktı ' Anladın mı ? ' dedi. Anladım dedim anladım Ve o günden sonra hiç bir zaman hiç bir yerde Hiç ağlamadım... Şair : Yusuf Hayaloğlu |
|
| #7 | |
Kayıtlı Okur Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 309
| Harika, biz üç kişiydik harika bir parca hem cok gülüyorum hem de cok begeniyorum.. Suphi de cok farklı ve güzel bir siir .. "Ansızın bana döndü ve anladın mı dedi"..anladın mı?? |
|
| #8 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,604
| Ayrılık Hediyesi şimdi saat sensizliğin ertesi yıldız dolmuş gökyüzü ay-aydın avutulmuş çocuklar çoktan sustu bir ben kaldım tenhasında gecenin avutulmamış bir ben... şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki bu yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun bu da benden sana ayrılığın hediyesi olsun soytarılık etmeden güldürebilmek seni ekmek çalmadan doyurabilmek ve haksızlık etmeden doğan güneşe bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi mülteci isteklerim oldu ara sıra, biliyorsun.. şimdi iyi niyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum bu son olsun be..bu son olsun! bu da benim sana ayrılırken mazeretim olsun! şimdi saat yokluğunun belası sensiz gelen sabaha günaydın! işi-gücü olanlar çoktan gitti bir ben kaldım voltasında sensizliğin hiç uyumamış bir ben... şimdi dişlerimi sıkıp dudaklarıma kanamayı öğrettim ki bu kızıl damlalar körpe yanağında bir veda busesi olsun bu da benden sana heba edilmiş bir aşkın son nefesi olsun... kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni beyninin içindekileri anlayabilmek ve yitirmeden, yüzündeki anlık tebessümü bütün saatleri öylece durdurabilmek için çıldırasıya paraladım kendimi lanet olsun! artık sigarayı üç pakete çıkardım günde olsun be! ne olacaksa olsun! bu da benim sana ayrılırken şikayetim olsun gözyaşım utangaç boynunun inciden kolyesi olsun her damla vefasız teninde bir veda busesi olsun isterim sende ben gibi yan ömrüne hep ağla hep ağla bu benden son dua bu benden ayrılık hediyesi olsun) Yusuf Hayaloğlu __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: DİYARBEKİR
Mesajlar: 718
| şiirler güzel yusuf hayaloğlu ne yaparsa adam gibi yapıyor ve hakkını veriyor. Sanırım emek veren kazanıyor değilmiii ![]() __________________
"""Ve Cellat Uyandı Yatağında Bir gece,Tanrım dedi !!! Bune Zor Bilmece ...Öldükçe Çoğalıyor Alanlar ...Ben Tükenmekteyin Öldürdükçe....""" |
|
| #10 | ||
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: antalya
Mesajlar: 172
| Alıntı:
| |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Vahdettin hain değildi | ibra | Tarih | 91 | 27-11-07 13:42 |