Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Kitaplı Dinler - Tarikatlar > Arşiv

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

 
 
Konu Araçları
Eski14-08-07, 17:33  #1
Yusufi
Ayrıldı
 
Yusufi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Ülke / Şehir: Istanbul
Mesajlar: 786
Hz. Muhammed'in çok evliliği ile ilgili



Merhabalar. Şimdi size Asrın Getirdiği Tereddütler isimli kaynaktan, Hz Muhammed (s.a.v) efendimizin çok evlilikleri ile ilgili bir kısmı aktarmak istiyorum. Özellikle buna çamur atan arkadaşlardan ricam, bilmeden konuşmak yerine şu yazıyı sonuna kadar okuyup, parça parça yorum yapmalarıdır.


Hemen arzedeyim ki, bu hususta ileri-geri söz söyleyenler, hiçbir şey okumamış ve düşünmemiş kimselerdir. Eğer, "Megâzi ' ve "Siyer"e azıcık bakmak zahmetine katlansalardı, kendilerini küçük düşürecek böyle bir soruyu sormayacaklardı.

Bu soruyu şimdiye kadar, beş altı yerde benden sordular; ben de her def'asında eksik-tamam bazı şeyler anlatmağa çalıştım. Bu defa da onlardan hatırımda kalanları tekrar edeceğim.

Peygamberler Sultanı Zât-ı Risâlet-penâhın izdivaçlarında, değişik yönler vardır: Zât-ı Ahmediye'ye (S.A.V) taâlluk eden hususlar, umumî olarak izdivaçlannda gözetilmiş olabilecek hedef ve maksatlar; bir kısım zarûretler ve nihayet zevcâtın hususi durumlarının gereğini yerine getirme gibi keyfiyetler... Şimdi sırasıyla bu hususları teker teker tahlil edelim.

Mevzûu ilk önce, o pâk şahsiyete bakan yönüyle ele alalım. Her şeyden evvel bilinmelidir ki, O mübebbcel Zât, yirmibeş yaşına kadar hiç evlenmedi. O sıcak memleketin hususi durumu da nazar-ı itibara alınacak olursa, bu kadar zaman iffetiyle yaşaması ve bunun da, dün ve bugün böylece kabul ve teslim edilmesi, O'nda iffetin esas olduğunu ve müthiş bir irade ve nefis hâkimiyeti bulunduğunu gösterir. Eğer bu hususta, küçük bir inhiraf bulunsaydı, dünkü ve bugünkü düşmanları, bunu cihâna ilân etmekden bir an bile geri kalmayacaklardı. Halbuki eski ve yeni bütün hasımları, O'na hiç olmayacak şeyleri isnad ettikleri hâlde, bu istikamette birşey söyleme cüretini gösterememişlerdir.

Peygamberimiz (S.A.V) ilk izdivaçlarını, yirmibeş yaşlarında iken yaptılar. Bu izdivaç Allah ve Resûlü katında çok yüce ve müstesnâ; fakat başından iki defa evlenme geçmiş kırk yaşındaki bir kadınla olmuştu. Bu mutlu yuva tam yirmiüç sene devam etmiş ve peygamberliğin sekizinci senesi, kapanan bir perde gibi arkada acı bir hasret bırakarak sona ermişdi. Bu defa Efendimiz (S.A.V) yirmibeş yaşına kadar olduğu gibi, yine yapayalnız kalmıştı. Evet, aile, çoluk-çocuk her şeyiyle yirmiüç senelik bu mesûd hayattan sonra, yeniden dört-beş sene bekâr olarak yaşamışlardı ki; yaşları da elli üçe ulaşmış bulunuyordu.

İşte, bütün izdivaçları da böyle izdivaca alâkanın azaldığı bu yaştan sonra başlar ve devam eder ki; sıcak bir memlekette ellibeş yaşından soıira yapılan izdivacda, beşerîlik ve şehevîlik görmek, ne insafla ne de iz'anla kat'iyyen telif edilemez.

Burada akla gelen diğer bir mesele de, Peygamberlik müessesesiyle çok evlenmenin te'lifi keyfiyetidir. Buna da bir iki cümle ile temas etmek istiyorum.

l. Evvelâ, bilinmelidir ki, bunu serrişte edenler, ya hiçbir din ve prensip kabul etmeyenlerdir ki, onların böyle bir şeyi kınamaya aslâ ve kat'â hakları yoktur; zîrâ onlar, bütün prensiplere karşı râfizîdirler. Hiçbir kânun ve kayda tâbi olmaksızın, pek-çok kadınla münasebet kurar; hatta mahremleriyle dahi nikâhı tecviz ederler. Yahut bunlar, Hıristiyan ve Yahudi gibi ehl-i kitap olanlardır. Onların hücumu da, insafsızca, garazlı ve teemmül edilmeden yapılmış, hattâ kendi namlarına üzülecek bir keyfiyetdir. Çünkü, İncil ve İncil ehlinin kabul ve tesüm ettiği; Tevrat ve Tevrat ehlinin, kendi peygamberleri bilip uydukları, nice Enbiyâyı İzâm vardır ki; bunlar daha çok kadınla evlenmiş ve başlarından daha çok nikâh geçmiştir. Bir Süleyman ve Davud Peygamberleri düşününce, her iki cemaatin de nasıl haksız ve tecâvüz içinde bulundukları açıkça ortaya çıkar. Binâenaleyh, çok kadınla izdivacı, Peygamberimiz (S.A.V) başlatmadığı gibi; aynı zamanda çok izdivâç, nübüvvetin ruhuna da zıd değildir. Kaldı ki; daha sonra anlatmağa çalışacağım hususlarda görüleceği gibi "teaddüd-ü zevcât"ın peygamberlik vazifesi nokta-i nazarından, tasavvurlar fevkinde fâideleri vardır.

Evet, çok kadınla izdivâç, bilhassa ahkâmla gelen Enbiyâ için bir bakıma zarûrîdir. Zîrâ, dinin, aile mahremiyeti içinde cereyan eden pek çok yönleri vardır ki, ona ancak bir insanın nikâhlısı muttali olabilir. Binâenaleyh, dinin bu yönlerini anlatmak için herhangi bir istiâre ve kinâyeye başvurmadan -ki çok defa bu türlü anlatma tarzı anlamayı bulandırır ve istinbatı zorlaştırır- herşeyi alabildiğine vuzûh içinde anlatacak, mürşidelere ihtiyaç vardır.
İşte, herşeyden evvel, nübüvvet hânesinde olan bu temiz ve pâkize zevcât, kadınlık âlemine karşı irşâd ve tebliğ vazifesinin sorumluları ve nakilcileri bulunmaları itibariyle, peygamber için de, peygamberlik için de; kadınlık âlemi için de gerekli, hattâ elzem olur.

2. Diğer bir husus da, umumî mânâda Efendimiz'in zevceleriyle alâkalı oluyor ki, o da:
a. Zevceler arasında, yaşlı, orta yaşlı ve gençler bulunması itibariyle, bu devre ve dönemlerin hepsine ait çeşitli ahkâm vaz'ediliyor. Ve bizzat peygamber (S.A.V) hânesi içinde bulunan bu pâkize zevceler sayesinde tatbik imkânı buluyordu.
b. Zevcelerin herbirerleri, çeşitli oymaklardan olması sebebiyle, evvelâ o kabileler arasında; sonra da muazzez şahsiyetiyle akrabalık tesis buyurduğu bütün cemâatler içinde, köklü bir sevgi ve alâkaya yol açılıyordu.Her kabile ve oymak, O'nu, kendinden biliyor, din hissinin yanında, cibillî bir bağlılıkla O'na karşı derin bir alâka hissediyordu.
c. Her kabileden aldığı kadın, O'nun hayatında ve irtihalinden sonra, kendi cemâatı arasında çok ciddi dînî hizmete vesîle olabiliyor; uzak yakın bütün akrabalarına, zâhir ve bâtın-ı Ahmediye (S.A.V) hususunda tercümanlık yapıyordu. Bu sayede O'nun kabilesi de, kadın ve erkeğiyle, Kur'ân'ı, tefsîri, hadîsi ondan öğreniyor ve dinin ruhuna vâkıf olabiliyordu.
ç. Bu izdivaçlar vâsıtasıyla, Nebiyy-i Ekmel, âdetâ bütün Ceziret-ül Arabla yakınlık te'sis etmiş gibi, her hânenin, teklifsiz misafiri hâline gelmişti. Herkes bu karâbet vasıtasıyla o mehâbet âbidesine yaklaşabiliyor ve dînî umûru öğrenme fırsatını buluyordu. Aynı zamanda bu ayrı ayrı aşîretlerin herbiri, bir çeşit, kendini ona yakın sayıyor ve bununla iftihar ediyordu. Mahzum Oğulları, Ümmü Seleme (r.) vasıtasıyla; Emevîler, Ümm-ü Habîbe (r.) vasıtasıyla; Hâşimîler, Zeynep bint-i Cahş (r.) vasıtasıyla kendilerini ona yakın kabul edip, bahtiyar sayıyorlardı...

3. Buraya kadar olanlar umumî mânâda ve bazı yönleriyle de, diğer peygamberlere şâmil olacak şekilde idi. Şimdi bir de,hususî mânâda ve teker teker her zevcenin serencâmesi içinde, meseleyi ele alalım:
Evet, burada dahi göreceğiz ki; mantık, vahiy ile müeyyed O Zât'ı hayat-ı seniyyesi karşısında toprak kadar aşağı kalıyor; ta'bir-i diğerle beşer düşüncesi Fetânet-i Â'zam önünde rükûa varıp iki-büklüm oluyor.

I. İlk zevceleri - seyyidetinâ - Hz. Hatîce'dir. (r.) Kendinden onbeş yaş daha büyük olan bu nâdîde kadınla izdivaçları, her evlilik için en büyük örnek mâhiyetindedir. O, bütün bir hayat boyu, derin bir vefâ ve sadakatla eşlerine bağlı kaldıkları gibi, zevcelerinin vefatından sonra dahi O'nu hiçbir zaman unutmamış, hatta her vesîle ve fırsatta O'ndan bahisler açmıştır.
Hz. Hatîce'den sonra Peygamberimiz (S.A.V) dört-beş sene evlenmediler. Başlarında birçok yetim bulunmasına rağmen, onların meûnetine katlanıp , bir bakıma hem annelik, hem de babalık vazifesini yürüttüler. Muhâl-farz, evvel ve âhir kadınlara karşı küçük bir za'fı olsaydı, böyle mi hareket ederlerdi?..

II. Sıra itibariyle olmasa bile ikinci zevceleri, Aişe-i Sıddîka'dır. En yakın arkadaşının kızı. Acı, tatlı bütün bir hayatı beraber yaşayan bu büyük insana karşı, Nebî'nin en mu'tenâ ikramı... Umum neseblerin sona erdiği günde, sona ermeyen karâbetiyle onun yanında bulunma şerefi ancak bu sayede olacaktır. Evet, Aişe-i Sıddîka ile, Hazreti Ebubekir, maddî-mânevî hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde kurb-u Nebevîye mazhar olmuşlardı.
Ayrıca, Hz. Âişe gibi çok zekî bir nâdire-i fıtrat, da'vâyı nübüvvete tam vâris olabilecek yaradılışta idi. İzdivaçtan sonraki hayatı ve daha sonraki hizmetleriyle katiyyen sübut bulmuştur ki; O muallâ varlık, ancak Nebî zevcesi olabilirdi. Zira O, yerinde en büyük hadisci, en mükemmel tefsirci ve en nâdide fıkıhcı olarak kendini gösteriyor, zâhir ve bâtın-ı N.ühammedi (S.A.V) emsâlsiz kavrayışıyla, bihakkın temsil ediyordu.

Bunun içindir ki; Efendimize rüyasında, onunla izdivaç yapacağı iş'âr ediliyor ve henüz gözlerine başka hayâl girmeden peygamber hânesine kadem basıyordu...

Bu sayede O, Hz. Ebubekir (r.) için vesîle-i şeref olacak ve kadınlık âlemi içinde, bütün istîdat ve kâbiliyetlerini inkişaf ettirerek, Efendimizin en başta talebelerinden biri olma hüviyetiyle, büyük mürşide ve mübelliğe olmaya hazırlanacaktı. İşte böylece, O da hem bir zevce, hem de bir talebe olarak saadet hânesine intisab etmiş bulunuyordu.

III. Yine izdivaç sırasına göre olmamakla beraber üçüncü zevceleri, Ümmü Seleme'dir (r.). Mahzum Oymağı'ndan ve ilk müslümanlardan olan Ümmü Seleme, Mekke'de tazyik görmüş; ilk olarak Habeşistan'a, ikinci defa da Medine'ye hicret etmiş ve o günkü şartlara göre ilk safdakiler arasında yer almıştı.

__________________
Hoyrat Bir Rüzgâr Artık Zaman, Geriye Kalan Ancak İman...
Yusufi is offline  
Eski14-08-07, 17:34  #2
Yusufi
Ayrıldı
 
Yusufi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Ülke / Şehir: Istanbul
Mesajlar: 786

Kendisiyle beraber bu uzun ve meşakkatli yolculuklara katlanan bir de kocası vardı. Ve, Ümmü Seleme'nin nazarında eşi, menendi olmayan bir insandı. Bütün çile devrini beraber yaşadığı, bu eşsiz hayat arkadaşı Ebu Seleme'yi Medine'de kaybedince çocuklarıyla baş başa kaldı. Yurdundan, yuvasından uzak, bir sürü yetimle, hayat külfetini yüklenmiş bu kadına, ilk şefkat elini, Ebubekir ve Ömer (r.a) uzatırlar; fakat o bu talepleri reddetti;zîrâ O'nun gözünde Ebu Seleme'nin yerini dolduracak insan yoktu.

Nihayet, izdivaç teklifiyle Allah Resûlü (S.A.V) O'na el uzattı. Bu izdivaç da gayet tabiiydi, zira İslâm ve iman uğrunda hiçbir fedâkârlıktan dûr olmayan bu muallâ kadın, arabın en soylu oymağı içinde uzun zaman yaşadıktan sonra yapayalnız kalmıştı ve dilenciliğe terk edilemezdi. Hele ihlâs, samimiyet ve İslâm için katlandığı şeyler düşünülünce, ona muhakkak ki el uzatılmalıydı... Ve, işte Kâinat'ın Fahri, onu nikâhı altına alırken bu inâyet elini uzatmıştı. Evet, gençliğinden beri yaptığı; kimsesizleri görüp gözetme ve yetimlere el uzatma iş ve vazifesini, o günkü şartların iktizasına göre bu şekilde yerine getiriyordu.

Ümmü Seleme de Hz. Aişe gibi dirâyet ve fetâneti olan bir kadındı. Bir mürşide ve mübelliğe olma isti'dâdındaydı. Onun için bir taraftan şefkat eli O'nu, himâyeye alırken diğer taraftan da, bilhassa kadınlık âleminin medyûn-u şükran olabileceği bir talebe daha ilim ve irşad medresesine kabul ediliyordu.
Yoksa, altmış yaşına yaklaşmış Fahr-i Kâinat Efendimizin, bir sürü çocuğu olan, bir dul kadınla evlenmesini ve evlenip bir sürü külfet altına girmesini,başka hiçbir şeyle îzah edemeyiz. Hele şehevîlik ve kadınlara düşkünlükle aslâ ve kat'â!. ..

IV. Bir diğer zevceleri de Remle bint-i Ebi Süfyan'dır (Ümmü Habîbe). Peygamber (S.A.v) ve peygamberlik karşısında bir müddet küfrü temsil eden birinin kızı... Bu da ilk müslüman olanlardan ve birinci safda yerini alanlardandı. Çile devrinde Habeşistan'a hicreti, orada kocasının önce tenassur etmesini, sonra da vefâtını görmüş mûzdarip bir kadın...
O gün Sahâbi, sayı itibariyle az; mal yönünden fakirdi. Her hangi birine bakacak, medar-ı maîşetini temin edecek durumları yoktu. Buna göre, Ümmü Habîbe ne yapacaktı? Ya tenassur edip, Hıristiyanların yardımına mazhar olacak; ya küfür yuvası olan baba evine dönecek veya kapı kapı dolaşıp dilenecekti. Bu en dindar, en soylu, aile itibariyle en zengin kadının bunlardan hiçbirini yapması mümkün değildi. Birtek şey kalıyordu; o da Efendimizin müdâhalesi ve muâlecesi...

İşte, Ümmü-Habîbe ile izdivaçda da bu yapılıyordu. Dini için her türlü fedakârlığa katlanmış bu kadın, yurdundan yuvasından uzak; zenciler arasında; kocasının irtidat ve vefâtı kendisini dilgîr ettiği günlerde; Necâşinin huzuruna çağırıp, Peygamberimizle nikâhının kıyılması gibi en tabiî birşey yapılıyordu. Bunu değil kınamak "Rahmeten li'I-âlemîn" olmanın gerektirdiği bir hususun ifâsı sayarak alkışlamak lâzımdır.

Kaldı ki; bu büyük kadının da, emsâli gibi kadın-erkek müslümanların irfan hayatına getireceği çok şey vardı. O da bu suretle hem bir zevce hem de bir talebe olarak, o saadethâneye intisab ediyordu.

Aynı zamanda bu evlilik sayesinde, Ebu-Süfyan ailesi de, Hâne-i Nübüvvete teklifsiz girip çıkma imkânını elde ediyor ve değişik bir bakış kazanarak yumuşamış oluyordu.. Hem değil sadece Ebu Süfyan ailesi, belki bütün Emevîlerde tesir icrâ edebilecek bir hâdise olma karakterinde. Hatta denebilir ki; alabildiğine sert ve bağnaz olan bu aile, Ü. Habîbe'nin nikâhı sayesinde oldukça yumuşadı ve her türlü hayrı kabul etmeye hazır hâle geldi.
__________________
Hoyrat Bir Rüzgâr Artık Zaman, Geriye Kalan Ancak İman...
Yusufi is offline  
Eski14-08-07, 17:35  #3
Yusufi
Ayrıldı
 
Yusufi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Ülke / Şehir: Istanbul
Mesajlar: 786

VI. Saâdet-hânesine girenlerden biri de Zeyneb bint-i Cahş (r.)'dır. Alabildiğine asîl ve o kadar da ince, iç derinliğine sâhip Hz. Zeyneb Sultân-ı Enbiyânın yakın akrabası ve yanıbaşında büyüyen, gelişen bir kadındı. Efendimiz (S.A.V) Zeyd (r.) için O'nu talep ettiği zaman, ailesi biraz çekimser kalmış ve bu arada Efendimize verme temâyülünü göstermişlerdi. Sonunda Peygamberimizin (S.A.V) ısrarıyla Zeyd b. Hârise'ye vermeye râzı olmuşlardı.
Zeyd, bir zamanlar hürriyetini yitirmiş; esirler arasında girmiş ve sonra Kâinatın Efendisi tarafından hürriyetine kavuşturulmuş bir âzâtlı idi.

Peygamber Efendimiz (S.A.V) bu izdivaçdaki ısrârıyla, insanlar arasındaki müsâvâtı tesis, tahkîm ve tersîn etmek istiyor ve bu çetin işe de, yine yakınlanyla başlıyordu. Ne var ki, Zeyneb gibi çok yüce fıtratlı bir kadın, emre imtisâlden ibâret olan bir evliliği, uzun sürdüremeyecek gibiydi. Bu evlilik, Zeyd için de bir şey getirmemiş ve sadece bir ızdırab ve hasret olmuştu.
Nihayet boşama hâdisesi oldu; fakat Efendimiz Zeyd'i vaz geçirmeye ve evliliğin devam ettirilmesine çalışıyordu. Tam o esnâda, Cibrîl (A.S) geldi ve semâvi fermanla, Zeyneb'in Efendimizle izdivaç etmesi emrini getirdi.

Efendimizin ma'ruz kaldığı imtihan oldukça ağırdı, zira, o güne kadar, kimsenin cesaret edemediği birşey yapılıyor ve yerleşmiş, kök salmış âdetlere karşı, ilân-ı harb ediliyordu. Bu çok çetin bir mücâdeleydi. Ancak Allah emrettiği için yapılabilirdi. Ve işte Efendimiz, derin bir kulluk şuûruyla, nezih şahsiyetine karşı çok ağır gelen bu işi yaptı. Hz. Âişe'nin dediği gibi, muhâl-farz, peygamberimizin, Vahy-i Münzel'den bir şeyi ketmetmesi câiz olsaydı Zeyneb'le izdivâcını emreden âyetleri ketmederdi. Evet, Zât-ı Risâlet Penâhiye o kadar ağır gelmişti...

İlâhi hikmet ise, bu temiz ve yüce varlığı, Peygamber hânesine sokmak, ilim ve irfan yönüyle hazırlamak, irşad ve tebliğle vazifeli kılmak istiyordu. Nihayet, öyle de oldu. Ve daha sonraki nezih hayatı boyunca, Peygamber zevceliğinin iktizâ ettiği inceliklere riâyet etti.

Ayrıca, câhiliye devrinde, evlâtlıklara evlât deniyor ve onların eşleri de aynen evlâdın eşi gibi kabul ediliyordu. Câhiliyyeye ait bu âdet, kaldırılmak murad buyurulunca, yine tatbikata Efendimizle başlanıldı. Herhangi bir kimseye "evlâdım" demekle, evlâdınız olamayacağı gibi, "evlâdım" dediğinizin zevcesi de gelininiz olamaz.

Zeyneb'le izdivaç hususunda söylenecek daha çok şey olmakla beraber, sual-cevap mevzuunun istiâb haddini aşacağı için, şimdilik tek başına tahlîl edileceği âna havale ediyor ve kısa kesiyorum.

VI. Saâdet hânesiyle şerefyâb olanlardan biri de, Cüveyriye bint'ül-Hâris'dir. Gayr-i müslim olan kabîlesine karşı harb edilmiş ve kadın erkek esârete dûçar olmuşlardı. Hissiyatı alt üst olmuş, gururu kırılmış bu saray mensubu kadın, huzûr-u risâlete getirildiğinde, kin ve nefretle doluydu.

İşte o zaman Fetânet-i Âzam, yağdan kıl çekme kolaylığı içinde meseleyi bir hamlede hâlletti.

Hz. Cüveyriye (r.) ile nikâh akdedince Cüveyriye, mü'minlerin anası mevküne yükseldi ve sahâbînin bakışında bîr ihtirâm âbidesi hâline geldi. Hele Ashâb-ı Resulullâh'ın "Peygamberin akrabaları esir edilmez" deyip, ellerindeki esirleri bırakınca, hem Cüveyriye (r.) hem de aşîretin gönlü fethediliverdi.
Görülüyor ki, Peygamberimiz altmış yaşları dolaylarında, yaptıkları bu izdivaçta dahi pek çok meseleyi bir çırpıda hâllediyor; kızıl kıyamet hâdiselerin içinde, sulh ve sükûn meltemleri estiriyordu.

VII. Talihliler arasına karışanlardan birisi de, Safiyye bint-i Huyey'dir. (r.a.) Hayber emirlerinden birinin kızı. Meşhur, Hayber Vak'ası'nda, babası, kardeşi ve kocası öldürülmüş, kavim kabilesi de esir edilmişti. Safiyye (r.) büyük bir öfke ve intikâm hırsıyla yanıp tutuşuyordu. Nikâh akdedilip, mü'minlerin hürmet duyacağı, Efendimize zevce olma muâllâ mevküne yükselince, Ashab'ın (r.) "anam-anam" ta'zimleri ve Efendimizin eritici ve tüketici yüceliği karşısında, Safiyye de (r.) olup biten herşeyi unuttu ve Peygamberimize zevce olmakla iftihar etmeye başladı.

Ayrıca, Hz. Safiyye vasıtasıyla pek çok Yahudinin, Efendimizi yakından görüp tanıma ve yumuşama imkânı da doğuyordu. Bir şeyle her şey yapan ve bir fülinde binler hikmet bulunan Hazreti Allah, (C.C) bütün izdivaçlarda olduğu gibi, bunda da pek çok hayır ve bereket yaratmıştı.

Bundan başka, düşmanlarının iç âlemine muttalî olma bakımından, ümmetine bir ders vermiş olabileceğini zikretmek de muvafık olur zannederim. Hele hele yahudilere karşı. Hazreti Safiyye ve emsâli ayrı milletlerden olan kadınların, o milletlerin iç durumlarına nüfûz bakımından büyük ehemmiyeti vardır; elverir ki insan onların hâin olanlarıyla kendi sırlarını düşmanlara kaptırmasın.

VIII. Bu bahtiyarlardan biri de Sevde'dir. İlk safta yerini alanlardan; kocasıyla Habeşistan'a hicret edenlerden ve Ümmü-Habibe'nin kaderine benzer şekilde, kocasının vefatıyla ortada kalanlardan.

Efendimiz, bu kalbi kırığın da, yarasını sardı; O'nu perişan olmadan kurtardı ve O'na enîs oldu. Zaten sadece Efendimizin nikâhı altında bulunmayı düşünen bu büyük kadının, dünya adına istediği başka hiçbirşey de yoktu.

İşte bütün izdivaçlarında, bu türlü hikmet ve maslahatlar bulunan Peygamber Efendimiz (S.A.V) hiç mi hiç nefsânî duygularıyla bu işin içine girmemiştir. Ya Râşid Halifelerin ilk ikisine karşı olduğu gibi, vezirleriyle bir karâbet te'sisi ve zevcesi olacak kadındaki istidat ve kabiliyet veya teker teker, diğerlerinde gördüğümüz gibi, başka hikmet ve maslahatlarla evlenmiş ve büyük yük ve meûnetlerin altına girmiştir.

Bunlardan başka, bu kadar kadının, mesken, nafaka, elbise gibi ihtiyaçlarını, en âdil şekilde temin etmesi ve onlara karşı muâmelesinde kılı kırk yararcasına, adâlet ve hakkâniyete riâyette bulunması; aralarında meydana gelmesi muhtemel huzursuzlukları peşinen önlemesi, vârid olan geçimsizlikleri yağdan kıl çekme rahatlığı içinde hâlletmesi, Bernard Shaw'ın ifadesiyle "En büyük problemleri kahve içme kolaylığı içinde hâlleden" O müstesnâ Zât'ın peygamberliğine delâlet eder...

Bir kadın ve bir iki çocuğun dahi, idaresinin ne kadar müşkül olduğunu gören ve bilen bizler; daha evvel başka yuvalar kurmuş; başka âile yapılarına şâhid olmuş; girdiği yuvalarda farklı mîzaclar kazanmış pek çok kadını, bir şür âhengi ve ritmi içinde idare eden, o muâllâ ve mübeccel varlık karşısında iki büklüm oluyoruz.

Bir husus kaldı ki, o da, zevcelerin adedinin, ümmetine meşru kılınan adedin üstünde olma keyfiyetidir. Bu, bir hususî teşrî'dir. Evet, bildiğimiz ve bilemediğimiz pek çok maslahat ve hikmetleri hâvi bir hususî kanundur. Bir müddet bu mevzuda mutlak izin verilmiş; belli bir müddet sonra ise sınır konmuş ve evlenmesi yasak edilmiştir.
Suâlin ehemmiyetine binaen, mevzuu uzatma lüzumunu duydum; ma'zur görüleceğini umarım.
__________________
Hoyrat Bir Rüzgâr Artık Zaman, Geriye Kalan Ancak İman...
Yusufi is offline  
Eski14-08-07, 17:41  #4
Serda
Dergi İşçi Günlüğü Sorumlusu
 
Serda'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Ülke / Şehir: Dünyadan
Mesajlar: 4,126

Sn yusufi,peygamber olan birinin bu kadar çok evlenmesi doğrumu,kendisinden sonra gelenlerin bunu saptıracakları hiç aklına gelmedi mi?Farz edelim ki o zaman ki şartlarda bu normal birşeydi, şimdi peki 4 kadınla evlenmek gerekiyor mu?Dini nikah altında yapılan artniyetli girişimleri onaylıyor musunuz?


Sorularım çarpıtılmasın sadece cevaplarını merak ediyorum,art niyet aranmasın lütfen....
__________________
Haziran'da Ölmek Zor!!!!!
Serda is offline  
Eski14-08-07, 17:47  #5
Yusufi
Ayrıldı
 
Yusufi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Ülke / Şehir: Istanbul
Mesajlar: 786

Alıntı:
Sayın Serda şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sn yusufi,peygamber olan birinin bu kadar çok evlenmesi doğrumu,kendisinden sonra gelenlerin bunu saptıracakları hiç aklına gelmedi mi?Farz edelim ki o zaman ki şartlarda bu normal birşeydi, şimdi peki 4 kadınla evlenmek gerekiyor mu?Dini nikah altında yapılan artniyetli girişimleri onaylıyor musunuz?


Sorularım çarpıtılmasın sadece cevaplarını merak ediyorum,art niyet aranmasın lütfen....
Sevgili Serda'cım. Okumamışsın baştan sona ama. Evlendiği kişileri bir araştırın yalvarıyorum size. Cinsel manada niçin algılamak zorundayız bunları anlayamıyorum. Bakın efendim benim rahmetlidedem bile, kendisi önemli bir alimmiş rahmetli. Urfada 50 li yıllarda evlatları tarafından sokağa atılan iki dul kadını evine alıp onlara aynı avlunun içinde oda yapmış. Evlilik yok kesinlikle sadece sokakta kalmasınlar, dul diye damga yemesinler diye.

Peygamber efendimizin zamanındaki şartları rica ederim düşünün. Sürekli savaşlar vardı.Ayrıca evlilikleri genelde farklı kavimlerin hanımları ile ve dul kadınlar ile bir okuyunuz lütfen ama yalvarıyorum artık ne diyeyim ki.

Farklı toplumlar ile akrabalık bağları oluşturmak adına yapılmış evlilikler, ayrıca dul kadınlar. Peygamber efendimiz zaten Hz Haticeden sonra yetimlerle baş başa kalmış. Onların külfeti varken niçin bir daha gidip cocuklu kadınla evlensin efendim lütfen ama.

O ayrı toplumlardan evlendiği hanımlar da kendi toplumlarına fıkıh, hadis ve tefsir alanında eğitimler vermişlerdir.

Lütfen baştan sona okuyunuz. Tarafsızca, sabit yargı olmadan.

Rica ediyorum.
__________________
Hoyrat Bir Rüzgâr Artık Zaman, Geriye Kalan Ancak İman...
Yusufi is offline  
Eski14-08-07, 18:00  #6
Serda
Dergi İşçi Günlüğü Sorumlusu
 
Serda'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Ülke / Şehir: Dünyadan
Mesajlar: 4,126

Sn yusufi emin olun okudum ama benim başım döndü,yani bu kadar evlilik,bu kadar çocuk,ne diyeyim
__________________
Haziran'da Ölmek Zor!!!!!
Serda is offline  
Eski14-08-07, 18:09  #7
Ulukoca
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 2,117

Alıntı:
Sayın Serda şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sn yusufi emin olun okudum ama benim başım döndü,yani bu kadar evlilik,bu kadar çocuk,ne diyeyim
Bu kadar çocuktan kastınızı anlayamadım? Sonuçta dul kadınlarla evlendiği için onların çocukları da geliyor, evlatlık bir nevi... Bilindiği kadarıyla toplam 7 çocuğu var Peygamberimizin... 6'sı Hz.Hatice'den biri de Hz.mariye'den...

Ya sizin için demiyorum ama bana şu da mantıklı gelmiyor, eğer denildiği üzere cinsel amaçla evlenilmiş olsa kafadan 7'yi aşması hatta sayısı belirsiz olması gerekirdi diye düşünüyorum...

Bir de tarihi olayları zamanı içinde değerlendirmek lazım diye düşünüyorum. Günümüzde bir kadın yalnız yaşayabilir belki ama bırakın o zamanı, daha günümüzde bile köy yerinde böyle birşey mümkün mü? Hemen haklarında dedikodu çıkmasını bıraktım, ekonomik olarak da mümkün değil...

Bir de bu yönden bakmanız faydalı olur kanaatimce...

Saygılarımla
Ulukoca is offline  
Eski14-08-07, 20:02  #8
Yusufi
Ayrıldı
 
Yusufi'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Ülke / Şehir: Istanbul
Mesajlar: 786

Alıntı:
Sayın Serda şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sn yusufi emin olun okudum ama benim başım döndü,yani bu kadar evlilik,bu kadar çocuk,ne diyeyim
Sevgili Serda.
Bakın zaten Ulukoca açıklamayı bir nebze yaptı ama destekler nitelikte konuşabilirim ancak. O söylediğiniz çocukların hepsi Hz.Muhammed'in değildi ki. Onların hepsi evlatlıktı. Yine söylediğim gibi mesela sadece kendisi değil, ashabına da sahiplenmeyi söylemiştir. Savaşlarda çok erkek şehit olmuştur. Bakın dikkat edin, vakti ile kendisine küfreden daha doğrusu inkâr eden kadınla dahi evlenmiştir. Lütfen biraz ince düşünelim. 55 yaşındaki bir adam niçin bu kadar çok kadın alabilir? O yaşta şehvani duygular nasıl besleyebilir?

Evlendiği kadınlar ile sizin veya başkalarının sandığı gibi ilişkilere girmişliği yoktur. Çoğu hadis çıkmaktadır uydurma olarak sırf çamur atmak amacıyla ama oysaki Hz Muhammed'den bahsediyoruz. Bakınız 23 seneye bu koskoca İslam alemini sığdırmıştır. Düşünebiliyor musunuz?

Sizden tek ricam hissetmek için elinizden geleni yapmanız. Çünkü sonsuzluğunuza lades tutuyorsunuz. İslam öyle birilerinin aksettirmeye çalıştığı gibi bir din değildir. Kuran-ı Kerim Hz Muhammed'in yazdığı bir kitap değildir. Zira kendisinin hadislerindeki anlatım ile Kurandaki anlatım arasında dağlar kadar büyük fark vardır. Mesajlar orantılıdır.

Başka bir başlık altında Kuran'ın Hz Muhammed tarafından yazılmadığına dair deliller bulunuyor bakabilirsiniz.

Diğer taraftan bir düşünün, yalan bir yolda niçin kan dökülsün? Hayatını zenginlik içinde geçirir, ömrünü tüketir ölürdü.

Allah, hiçbir zamanı Peygambersiz bırakmamıştır. Bugünki çağa bu en yakın dinlerin başında gelen Hıristiyanlık dahi ne hallere gelmiştir bakın? Hz İsa'ya Allah denmekte. Kim bilir, tarihte nice mesihler ne hale getirilmiştir.

Bir Buda mesela. Buda'nın peygamber olmadığını iddia edemeyiz, belki o da Peygamberdi ama öldükten sonra O'na tıpkı Hz İsa gibi putlaştırma yapılmıştı.

Kerküklü bir Profesör, Amerikada Doktorasını yaparken yerli halkla iç içe olmuş bayağ ve bir şeye dikkat etmiş. "Bu kadar çağ dışılıkları vardı, çok farklı adetleri vs... Ancak TEVHİD inançları vardı. Bütün kainatı tek bir yaratıcının yarattığını, bir gün dünyanın son bulup farklı bir aleme göçüleceğini ve yaptıklarının hesapları sorulacak diye inanıyorlardı" demiş.

Yani Allah hiçbir zamanı peygambersiz bırakmamıştır. Bu inançla bakarsak, Çinlilerin Konfiçyus'una da Peygamber değildi diyemeyiz, haşa peygamberdi de diyemeyiz. Ama bilemeyiz. Çünkü Hadisler ışığında 124 bin peygamberden söz edilmektedir.

Allah bizi hep çepe çevre kuşatmıştır. Her yanımızı sarmış ve kendine ait delilleri sürekli önümüze sermiştir. Birisi çıksın hiç yoktan bir iğne yaratsın bakalım nasıl olacak?

Sadece meallere takılıp kaldığımız zaman çok soru işareti uyanır kafamızda ancak TEFSİR okumalıyız. Çünkü ciltlerce anlamı var Kuran ayetlerinin. Büyük bir alim, "lehül mülkü" için sayfalar dolusu anlam yazmıştır.

Sizden ricam çok düşünün, derin düşünün. Sonsuz karanlık mümkün müdür? İnsanlar (tabi ki samimi müslümanlar) niçin üzülsün ve dua etsin sürekli inanmayanlar için? Ben şahsen her namazımda ihmal etmeyeye çalışırım inanmayanlara dua etmeyi. Lütfen düşünün.

Hidayet dileği ile.
__________________
Hoyrat Bir Rüzgâr Artık Zaman, Geriye Kalan Ancak İman...
Yusufi is offline  
Eski14-08-07, 20:09  #9
draysu
 
draysu'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 253

Alıntı:
Sayın Serda şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sn yusufi,peygamber olan birinin bu kadar çok evlenmesi doğrumu,kendisinden sonra gelenlerin bunu saptıracakları hiç aklına gelmedi mi?Farz edelim ki o zaman ki şartlarda bu normal birşeydi, şimdi peki 4 kadınla evlenmek gerekiyor mu?Dini nikah altında yapılan artniyetli girişimleri onaylıyor musunuz?


Sorularım çarpıtılmasın sadece cevaplarını merak ediyorum,art niyet aranmasın lütfen....
sayın serda, bu evliliklerin meydana gelişinde sayın yusufinin yazdığı sebepler gerçekten çok etkili olmuştur. Ama aynı dönemde Mekke ve Medine hatta Arap yarımadasında 10'a kadar kadınla evlilik adetti, normal kabul ediliyordu. Yanlış anlama olmasın lütfen Hz. Muhammed S.A.V. adet olsun diye evlenmedi. Zaten nübüvvetin ya da Hz.Muhammed S.A.V.'in ahirete irtihaline 3 yıl kala nisa süresi 3. ayetle sınırlama getirilmiş ve Cenab-ı Hakk C.C. tarafından tek kadınla evlilik tavsiye edilmiştir. Dolayısıyla ümmetin aşırıya kaçması önlenmiş oluyordu. Dini nikahla çok eşliliğin yaşanması esnasında eğer samimiyet yok da suistimal varsa bu konudaki hata islama değil, hatayı yapan kişiye ya da kişilere aittir.
Saygılarımla...
__________________
Saygılarımla!..

Boşboğazı cehenneme atmışlar, ‘odun yaş’ diye bağırmış.
draysu is offline  
Eski14-08-07, 20:11  #10
draysu
 
draysu'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 253

Alıntı:
Sayın Serda şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sn yusufi emin olun okudum ama benim başım döndü,yani bu kadar evlilik,bu kadar çocuk,ne diyeyim
Sayın serda, yanlış anlama olmasın ama, yani ilan amaçlı falan değil. Benim 5 çocuğum var... Ve tek eşliyim...
Saygılarımla...
__________________
Saygılarımla!..

Boşboğazı cehenneme atmışlar, ‘odun yaş’ diye bağırmış.

draysu Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-08-07 20:13 .
draysu is offline  
 


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Forumda hobilerle ilgili bir bölüm açılamaz mı? Oxygen79 Forum Hakkında 12 18-06-07 15:49
Kur'ân'a Göre Hz. Muhammed'in Son Peygamber ve Allah'ın Tek Tanrı Olması Can Pekmez Arşiv 25 18-06-07 08:53
Kemalizm ile ilgili önemli bir soru z3Yno Siyasi İdeolojiler 133 24-12-06 19:04
Atilla İlhan'la ilgili yazdığım bir yazı... Söylev Ustalardan Seçkiler 0 24-07-06 16:42


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 10:23.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz