Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > İnançlar ve Dinler > Kitaplı Dinler - Tarikatlar > Arşiv

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

 
 
Konu Araçları
Eski20-08-07, 02:48  #1
Salih AS
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 197
Efsane ve Çöküşü



Aydınlanma
Kendi boşluğumuzla bağlantıya geçmek için duyduğumuz gereksinim, aydınlanma efsanesi ile çarpıtılmış olabilir.
Biz boşlukta yaptığımız temasın çözümünün başka bir yerde, bir halde aydınlanma denen yerde söylenmiş olabilir.
Bu efsane bizi, her zaman boşluktan kurtarır gibi görünür. Çünkü bizi sürekli olarak kavramlarla doldurur. Bir amacımız, hedefimiz, mücadelemiz, yönümüz vardır. Artık boş değilizdir. Ama, hala boşluğumuza çare aramaktayızıdır. Dolmuşumuz olur, düşünce de hatıralar ve yansıtırız.
Bu aydınlanmayı bulmak için epey zaman harcarız. Ama aramak bir işe yaramaz. Çünkü aradığımız yerde değildir.
Duvarlara dönük minderlerde oturabilir, esrime içinde dans edebilir, dua edip ilahiler okuyabiliriz. Bu aydınlanmayı arayarak dünyayı dolaşabiliriz. Ama faydasızdır.
Faydasız olduğunu da fark edebiliriz. Zekamızla orada olmadığını, burada olduğunu fark edebiliriz.
Her zaman burada olmuştur. O, an'ın içindedir.
Bu rada değildir. Bir yerlerde değildir. Aydınlanma bir kavram, bir fikir, bir inanıştır.
Benlik "ben", kendi ucunu bir oraya veya buraya uzatmıştır. Ama zaman içinde ona hep yaklaşırız, hiçbir zaman durmayız.
Aydınlanma efsanedir, çünkü benlik bir efsanedir.
Salih AS is offline  
Eski20-08-07, 03:21  #2
Salih AS
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 197
Otarite, Faşizm ve Sevgi

Arayış içindeki adam, uzun ve zor bir yolculuktan ve bir sürü sıkıntıdan sonra ermişin tek başına yaşadığı dağ başına varır. Yakarırcasına, "Usta, yaşamın anlamı nedir?" diye sorar.
"Oğlum, yaşam bir avuç kirazdır" diye yanıtlar ermiş.
Arayış içindeki adam, ermişe ulaşmak için geçirdiği onca şeyden sonra bu yanıta öfkelenir ve öfkesini, ermişe belli eder.
Ermiş bir süre düşünür ve şöyle der: "Yoksa sence değil mi?"
Boşluğumuzla öyle karmaşaya düşmüş, yolumuzu şaşırmışızdır ki, bizimle aynı durumda olmayan birilerini ararız.
Öğretmenler, ermişler, güç ve içgörüleri olan özel insanlar olduğunu duyarız. Belki de bu tür insanlar vardır ama biz neden onları arıyoruz? Bu hareket kaosa tepki, yetki ve yön arayışının neden olduğu kargaşa karşısında faşizmin benimsenmesi değil mi? Eğer öyleyse bulacağımız otaritenin daha sonra sorun haline geleceğini de biliyoruz.
Bu öğretmen, bizim düşündüğümüz, korku ve endişe tenbelliğimizin yansımasıdır. Kesin, otariter ve disiplinli bir baba, esirgeyen, bağışlayan ve eleştirmeyen bir anne figürü tasarlarız.
Öğretmeni güçlendirir ama kendimize karşı dürüst olamayız. Aslında bilmemize rağmen öğretmenin kim olduğunu itiraf etmek istemeyiz.
Öğretmen biziz. Baba çocuktur. Çocuk babadır. Öğretmen, kollektif tasarımlarımızı kabul ederek denetimimizi de kabul eder. Önünde saygıyla eğileceğimiz bir otarite yaratmışızdır ama bu otariteyi biz kontrol ederiz. İmparatorun çıplak olduğunu biliriz ama ihtiyaçlarımız karşılandığı sürece bu duruma sesimizi çıkarmayız.
Ermiş oyunu, aydınlanma oyunu gibidir; bu oyunu oynarız. Çünkü boşluğumuzla karşılaşmak istemeyiz.
Bir yanıtı olduğunu düşünüyorsak, karmaşamızı yalnış anlamışız demektir. Karmaşa ortada, çok zor sorular bulunmamasından değil, bütünlüğünü yitirmiş bir soru soran olmasından kaynaklanmaktadır. Karmaşa doğru bir zihne giriştir. Bu merkezi olmayan ve düşüncenin egemenliğinde olmayan bir zihindir.
Eğer bu zihni bir ermiş adına kurban edersek, eğer bir başkasının sorumluluğu için bir kenara bırakırsak kayıp ruhların dünyasına girmiş oluruz. Buraya girenler dikkat edin: Ruhlarını yitip gitmiştir. Ermiş kayıptır.
Güç çürümüşlüktür. Bir sürü ermişin seks ve para skandalları bunun böyle olduğunun kanıtıdır. Müritleri liderin davranışına mazeret buldukça kaç tane içgörülü ve karizmatik öğretmen entrika ve hileye batmıştır? Böyle bir yapının niteliği, artan aptallığa doğru gidiştir, çünkü atılan ilk adım, sorumluluktan feragat, yalnış bir adımdır.
Hiçbir otarite sorumuza yanıt veremez ama şansımız yaver giderse belki sorumuza yanıt verecek birini buluruz.
Sorunun bu hediyesi en değerli şeydir. Eğer böyle bir verici ile karşılaşır ve bu karşılaşmayı idral edecek kadar alıcı ve alçak gönüllü olursak tamamen farklı bir ilişki içine girmiş oluruz.
Bu ilişki de sorunun otarite ve gücünden başka hiçbir otarite, hiçbir güç yoktur.
Soru ortadayken bir yanıtın bulunabileceği yer yoktur. Yanıtı olmayınca, ne otarite ne de yanıt veren kalır.
Eren ile yansıtmamız, kendine barınacak bir yer bulamaz. Böyle bir insan ile karşılaştığımızda ve bize soru sorulduğunda elde edeceğimiz hiçbir şey olmadığını fark ederiz. Alınacak hiçbir şey ile bir ilişki içindeyizdir. Sevgi içindeyizdir. Evren budur. Gerçek doğamızla karşılaşmışızdır.
Salih AS is offline  
Eski20-08-07, 03:31  #3
Salih AS
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 197
Çöküş

Bize yardım edecek hiçbir psikolog, ermiş ilah olmadığında ne olur? Çatışmamıza hiçbir çözüm, hiçbir aydınlanma, kederimize bir son yoksa ne olur? Yalnızca boşluk varsa ve onu dolduracak hiçbir şey yoksa? Dünyamız, yaşamımız, ilişkilerimiz çöker. Biz çökeriz.
Kimliğimizin bu çöküşü ve bu çöküşten kaçmanın imkansızlığı son ve başlangıçtır. İçinden hiçbir şeyin geçmediği "Ruhun Kara Gecesi" bir olay değildir. Zaman içinde ya da zamana ait değildir. Rastlantısal olmadığı gibi bir şeyin sonucu da değildir.
Hiçbir şey bizi buraya getiremez ya da bunun içinden geçiremez. Onu ne yaratabilir, ne aceleye getirebilir ne de sonlandırabiliriz. O bir an'dır, bir yaşam boyudur.
Hiçe indirgenildiğinde, "hiç" kendini ifade edebilir. Hiçliğin bu dışavurumu sevgidir. Sevginin bir kaynağı ve bir nesnesi yoktur, her zaman varolmuştur.
Salih AS is offline  
Eski20-08-07, 04:19  #4
Salih AS
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 197
Bir Şey Yapmamak!

Meditasyon düşüncesi bir sürü nedenle bize çekici gelebilir.
Belki neden ezici nevrozlarımız, aralıksız düşüncenin ağırlığı, hissettiğimiz baskı, yaşamımızdaki endişe ve strestir.
Belki de neden, hayal meyal hatırladığımız, yolunu artık bilmediğimiz bir dinginlik haline duyulan silik bir nostaljidir.
Bu, denetime duyduğumuz ihtiyaç tarafından yönlendirilen bir ilgi de olabilir, güç arayışının bir uzantısı da.
Hüzün, umutsuzluk, depresyon, trajedi ya da ölüm bizi meditasyonla ilgilenmeye iter. Allah'ı bulmak isteriz.
Sonuçta meditasyona tüm bu yaklaşımlar başka bir şeyin arayışıdır.
Bu temel gözü doymazlığımız, bulunduğumuz halden ve konumdan duyduğumuz tatminsizlik, bizi metitasyona yönlendirir.
Bu durumda metitasyonun bir takım deneyimler için bir av haline gelmesi şaşırtıcı değildir. Yaşantısından tatmin olmayan akıl, kendisinden de tatmin olamaz ve bu ötekini arar.
Peşinde olduğu barış, sevgi ve huzur durumudur; arayış içindeki akıldan farklı, daha iyi, daha tam bir durum.
Ama aklın, bu ötekinin peşine düştüğü alan aklın kendisidir.
Kendinden başka hiçbir şey bulamayınca bu meditasyon yapan akıl, bulunduğundaki değeri araştırır. Deneyimler, haller, ilahlar, tanrılar ve şeytanlar bulur. Buradan yola çıkarak tanımlamalar, açıklamalar ve öğretiler yaratır. Buradan felsefe ve din yaratır. Şimdi meditasyon şarta bağlanabilir. Araştırma daha önceden tanımı yaplımış bir deneyimin bir keşfi olabilir.
Akıl kendi içinde katlanmıştır. Kendi kendini yaratmış, bir doğru keşfetmiştir ama hala kendi içerisinde hapsolmuştur.
Eğer bize oturup gözlerimizi kapamamız ve beyaz ışığı aramamız söylenmişse, biz bu beyaz ışığı yaratırız. Ya da Buda'yı, Şiva'yı, İsa'yı Tanrı'yı.
Bu kendi içinde ilginçtir. Meditasyonumuzda özel bir varoluş durumu deneyimlemek üzere eğitebilir ya da buna şartlanabiliriz.
Meditasyon, Tanrı'mızı bulmak için ilginç bir deneyim gibi görünebilir. Ama Tanrı'mız nereden gelmiştir? Bu eşsiz bir çatışma içinde olan aynı aklın tasarımı değil midir? Huzurlu ve sevecen Tanrı'mız bu çatışmanın dışavurumu değil midir? Bu ışksal varlığı yaratarak kendimizin o olmadığımızı, gölgede var olduğumuzu ima etmiyor muyuz? Hala çatışma halinde değil miyiz?
"sevgi" sözcüğü sevgi değildir, "Tanrı" sözcüğü de Tanrı değildir. Bu "Sevgi", Tanrı" sözcüklerinin doğaları gereği bir başkasının yarattığını, bir ayrım yarattığını anlamıyor muyuz? Bu ayrılık, bilinçsizce varolduğu sürece "Ben", "Tanrı" ve "Sevgi"yi arar ve asla bulamaz. Gerçek sevgi ancak kavramın, yani "Sevgi" ve "Ben" fikrinin çözümlenmesiyle bulunur. Bu sözcüklerle değil, sessizlikle ifade edilen "Sevgi"dir.
"Aklımıza nasıl yaklaşırız?" sorusu sık sık sorulur. Bu sorunun cevabı yoktur. Soruyu soranın perspektifinden bakıldığında akıl biziz. Yaklaşmaya ihtiyacımız yok, zaten oradayız.
"Aklımızın ötesine nasıl geçilir?" sorusu da sık sık sorulur. Soru "öte"ye ulaşıldığında bizim orada hala her şeyi gözlemler halde olacağımızı öngörür. Aklın ötesi demek soruyu soranın ötesi demektir, bu durumda gözlemlenecek olan kim?
Ama belki akla yaklaşmak ve aklın ötesine geçmekte aynı sorudur?
Salih AS is offline  
Eski20-08-07, 04:49  #5
Salih AS
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 197
"Bir Şey Yapmamak!" yazısının devamı

Her şeyden önce akıl, bizim her günkü yaşamımızdır. Düşüncelerimiz, hislerimiz, fikrlerimiz, motivasyonlarımız, stratejilerimiz, korkularımız, çekimlerimiz, hayallerimizdir. Bu, görünüşte karmaşık ve iç içe geçmiş düşünce ağına "Ben" diyoruz. Bu "Ben" fiziksel bir bedene yerleşmiş ve yaşamımız bu "Ben" (bedenin korunması ve ilerlemesi) ile ilgilidir.
Babadan çocuğa, öğretmenden öğrenciye, devletten vatandaşa, din adamından inanana devredilen sosyal anlaşmalar yoluyla düşünce, derinliğini ve genişliğini arttırır. Ve sonuçta, varlık görünümünü kazanır. Genetik metaryalin nesilden nesile aktarımı, düşünce ve belleğin aktarılmasıdır. Ve bu bizi, hem kollektif olarak hem de tek tek şartlandırır.
yaşadığımız yaşam özgün ve keşiflerle dolu bir yaşam değil, daha çok devraldığımız bakış açılarının yankısıdır.
Eğer bu temel şartlanma ben merkezciliğin esas duygusu olan "Ben"inkidir. Bu, düşünceleri olan ve bir şekilde bizim bedenimizde yaşayan bir düşüncenin varolduğu duygusudur. Bu, bizim yerleşik olduğumuz yanılsamasıdır.
Kuantum fizikçiler, atomdan küçük evrende nesnelerin kuantum ayrılmazlığı içinde varolduğu konusunda hem fikirdirler. Kuantum nesneleri yerleşik değildir, ayrık da değildir. Bir başka nesne etki edince nesneler bağlanmaya devam ederler. Bu bağlanmışlık uzaktan etkilenmez, çünkü bağlanma kuvveti boşlukta hareket edemez. Bu bakımdan yakın ve uzak aynı şeydir.
Bu kendi başına bir bilinçlilik modeli olmasa da görünürdeki yerleşiklik, otonomi ve ayrıklık duygusunu nasıl hiç de sorun olmadığının bir işaretidir.
Ama bizim yerleşiklik ve ayrıklık duyumuz kollektif insan ruhuna öyle işlemiştir ki bunu gerçekliğimizin esası olarak kabul ederiz. Zihinlerimizi yoğunlaştırmayı, sakinleştirmeyi ya da sessizce oturmayı denemiş olanlar hiçbir düşüncenin herhangi bir şeyi denetlemediğini doğrudan bilirler.
Bu düşüncenin bedendeki barınağı her gece uykuya daldığımızda şüpheli bir konuma girer ve esas olarak kendini farklı bir gerçekliğin içinde bulur. ve sık sık bedenine geri dönmek duygusuyla uyanır. "Ben" duyumuzdaki bu somutluk şaşırtıcıdır; ama öyledir.
O halde şartlanmalarla bozulmamış halimizi nasıl göreceğiz? Kendimize herhangi bir yaklaşım yine kendimizden yola çıkar ve şartlanmanın bir parçasıdır. Bu, ümitsiz bir ikilemdir ve bununla yapılacak bir şey yoktur.
Yani bir şey yapamaz mıyız? Basit bir şey yapabiliriz: hiç bir şey. Hiçlikte esaslı bir dinginlik vardır.
Haydi deneyelim ve görelim. Şimdi durun ve hiç bir şey yapmayın.
Görüleceği gibi hiçlik şaşırtıcı şekilde aktif bir yerdedir, ama ne olduğumuzu keşfedebileceğimiz yerde burasıdır. Bir şey yapmamaya karşı dirençte, bir şey yapmama, bir şey olmama korkusunda, benliğin parametrelerini keşfetmeye başlarız.
Salih AS is offline  
 


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Efsane Açı Godot Şiirleriniz 16 20-09-07 18:19
Efsane Dava Bitti Kitap Tozu Türkiye Siyaseti 10 02-04-07 13:23
Evrim Teorisinin Çöküşü TURKS Arşiv 113 10-06-06 17:55


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 10:38.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz