"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



 



Geri Dön Yazıyaz Forum > Siyaset > Siyasi İdeolojiler

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Dinle marksist

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tüm siyasal ideolojilerin özgürce incelenip tartışılabileceği bölüm.


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski27-08-07, 08:23  #1
hebun
 
hebun'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 1,178
Dinle marksist



Hepsine katılmıyorum ama gene de güzel bir marksizm eleştiri..Anarşist bir eleştiri tabi ki. Adam gibi eleştirebilen başka yok ki..


DİNLE MARKSİST !
Yönetici sınıf haline gelmiş proletaryadan bahsediyorsun. O halde sorabilir miyiz proletarya yönetici sınıf olmuşsa kimi yönetecektir ? Ayrıca "yönetici sınıf düzeyine yükselmiş proletarya" ne demektir ? Proletarya bir bütün olarak yönetimin başına mı geçecektir ? Şu anda Türkiye'de yaklaşık altı milyon işçi vardır. Bunların hepsi birden yönetici mi olacaktır ? Eğer bütün halk yönetici olacaksa, o zaman hükümet yok olacak, devlet yok olacak demektir; ancak ortada bir devlet varsa orada yöneten efendilerle yönetilen kölelerde var demektir.
Son söyleyeceğin söz halkın yöneticilerini demokratik yöntemlerle seçeceği, gerektiği zaman da görevden alabileceği olabilir. Burjuvalarda aynı şeyi söylüyorlar. Ama biz özel mülkiyeti kaldıracağız, dolayısıyla herkes işçi olacak ve temsilci olarak kendi aralarından birini seçecekler diyorsun. Eski işçi demek istiyorsun. Çünkü geçmişi ne olursa olsun bir milletvekili, bir bakan artık bir milletvekili ve bakandır. Koltuk ve ayrıcalık çok tatlıdır. Hem sen demezmiydin, insanların bilinçlerini sosyal konumları belirler diye. İşçi sınıfı devleti öncü partisi aracılığı ile yönetir diyeceksin. Öncü partinin kimlerden oluştuğunu biliyoruz. Marksizm-Leninizm bilimini, onun rehberliğini kabul etmiş profesyonel devrimcilerden. Bu formülasyona bakıyoruz. Ortada Marksizm-Leninizm var, profesyonel devrimciler var, bilim var. Ama hani işçi sınıfı ? Cevabın hazır biliyorum. Marksizm-Leninizm işçi sınıfının çıkarlarını savunur diyorsun. Sana Sovyet deneyiminden sözetmeyeceğim, cevabını biliyorum. Onlar revizyonistti, Stalinistti falan.
Ama dünyanın hiçbir yerinde işçiler senin gibi Marksizm-Leninizm bizim çıkarlarımızı savunur diye düşünmüyor. Tam tersine şöyle düşünüyorlar. Devlet kapitalist de olsa, sosyalist de olsa benim yaşamımda ne değişecek. ben gene sabah 8'de işe geleceğim 5'te çıkacağım. Fabrika eskiden patronunken şimdi devletin olacak. İyi de bundan bana ne ? Ben zaten patronun suratını hiç görmem ki. Benim işim ustabaşıyla , nadiren müdürle. Ustabaşım SHP'li, müdürüm ANAP'lı. İkisi de komünist olsa ne olacak ? Hem duydum ki, artık fabrika anonim şirket oluyormuş. Bir sürü patron olacak, ben de para biriktirebilirsem biraz hisse senedi alabilirim. Diyorlar ki, sosyalizmde fabrika devletin olacak, devlet senin olacak, o halde fabrika senin olacak. Nasıl yani ? Fabrika benim olacaksa ben şu Allahın belası işi bırakabilir miyim ? Ya da çalışma saatlerini kısaltabilir miyim ? Yok, ona merkezi planlama karar verir. İyi o zaman şu hesaplara bir göz atalım; bizim ücret herhalde 3-4 kat artar. Olur mu Yoldaş, kârın hepsini sen alırsan yeni yatırımları nasıl yaparız, savunma sanayi nasıl olacak, komünist partinin, gizli polisin, bürokratların maaşları nereden verilecek; ücretleri de merkezi planlama belirler. Peki grev ? Ne grevi, kendi kendine mi grev yapacaksın, fabrika zaten senin. Peki sendika ? Sendika olacak tabi, komünist parti politikalarını sana benimsetmek için. İyi o zaman, ben sosyalizm almayayım, şimdi hiç değilse arada bir grev yapıp bazı isteklerimizi kabul ettirebiliyorum.
Yoldaş, bu işçi sınıfı çok dar kafalı değil mi ? "Tarih yapmak" falan umurunda değil. İyi de başka türlü olabilir mi ? Devrimciliğinde samimiysen, biraz düşün işçi olmak ne demektir ? Ücretli kölelik. Köleler köle olarak yeni bir hayat kurabilirler mi ? İşçi sınıfının devrimci olabilmesi için "işçi" olmayı reddebilmesi gerekir. Bu durumda -gene başa geldik- kim yönetecek işçi devletini ?
Sakın ağzı laf yapan yeni partili akademisyenler, bürokratlar ve politikacılar olmasın ?


Kaynak:
http://uk.geocities.com/anarsistbaki..._marksist.html
__________________
Bir çıkınca dağlara
Bir düşünce toprağa
İki olur gerillanın düğünü..
hebun is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski27-08-07, 19:32  #2
Beckho
 
Beckho'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Nov 2006
Ülke / Şehir: İstanbul-Denizli
Mesajlar: 1,787

Sn Fear ,paylaşımınız için teşekkürler.Ancak bu eleştiri biraz sosyalizm-komünizm bilmemekten doğan çelişkileri içermiyor mu?

Proleterya kimi yönetecek?

Üretim araçlarını tabi ki! Devrim alt sınıfın egemenliği ele geçirmesidir.Sömürüye başkaldırmasıdır.




SAYGILAR...
__________________
kağıt bir gemidir devrim
kim bilir kaç yunus görmüş
kaç DENİZ GEZMİŞ...
Beckho is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski27-08-07, 21:58  #3
Çekiç & Orak
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 175

Marksist terminolojideki kelimeleri günlük hayatta kullandıklarımızla karıştırmayın. Yoksa anarşist olursunuz.
__________________
Irak halkı yalnız değil!
Çekiç & Orak is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski27-08-07, 22:44  #4
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,607

Alıntı:
Yönetici sınıf haline gelmiş proletaryadan bahsediyorsun. O halde sorabilir miyiz proletarya yönetici sınıf olmuşsa kimi yönetecektir ?
Yönetici sınıf nedir? Bir grup azınlığın - mesela burjuvazinin - bütün bir halkı yönetmesi mi? Evet, bu bir yönetici sınıftır. Bir çoğunluğun - işçinin, köylünün, ezilenlerin - ( halkı egemen sınıfla çelişkisi olan kitle olarak tanımlarsak ) halkın yönetmesiyse yine evet! Ama gördüğünüz gibi arada dağlar kadar fark vardır. Proleteryanın egemenliğinde baskı sade ve sadece zenginliği tekeline almak isteyen burjuvaziye ve faşistlere karşı uygulanır. Yönetim ise aşağıdan yukarıya yani halkın yani yerel yönetimlerin kendi kendisini yönetmesiyle ve belli bir merkezi demokrasiyle gerçekleşir. Bu mekanizme ilerledikçe devlet ortadan kalkar. Dolayısıyla buradaki yönetim halkın kendi kendini yönetmesi, proleterya diktatörlüğü ise sömürücü, ayrımcı sistemi geri getirmeye çalışanlara karşı baskı mekanizmasıdır.
Alıntı:
Şu anda Türkiye'de yaklaşık altı milyon işçi vardır. Bunların hepsi birden yönetici mi olacaktır ?
Evet, aslında olacak olan da tam bunun gibi bir şey. Yalnız işçiler değil elbette, ideolojik önderlik işçilerde olacak ama yönetim mekanizmasına yukarıda yaptığım halk tanımı kapsamında tüm halk katılacak. Milyonlarca insan yaşadıkları yerlerde bir özerk yerel yönetim mekanizması eşliğinde ( bkz. Fatsa deneyimi ) kendini yönetecek ve karşıdevrimci ve dış güçlere karşı da demokratik merkeziyetçi şekilde örgütlenecektir.

Alıntı:
Eğer bütün halk yönetici olacaksa, o zaman hükümet yok olacak, devlet yok olacak demektir; ancak ortada bir devlet varsa orada yöneten efendilerle yönetilen kölelerde var demektir.
Burada gördüğümüz sıradan bir düz mantık uygulamasıdır. Evet devlet bir baskı aracıdır. Tarihin şimdiye kadarki boyutunda azınlığın çoğunluğa baskı aracı olmuştur. Peki ya sömürü düzenini ortadan kaldırmak isteyen bir sınıf, devleti ortadan kaldırmak isteyen kendi için bir sınıf yani proleterya egemenliği ele alırsa, cevabını daha önce de verdiğimiz gibi onun çıkarı halkın bütün olarak kendi kendini yönetmesidir, bunun için de bunu istemeyenleri baskı altında tutmalı ve yok etmelidir. Bu başarıldıkça da devlet yok olup gidecektir.

Alıntı:
son söyleyeceğin söz halkın yöneticilerini demokratik yöntemlerle seçeceği, gerektiği zaman da görevden alabileceği olabilir. Burjuvalarda aynı şeyi söylüyorlar. Ama biz özel mülkiyeti kaldıracağız, dolayısıyla herkes işçi olacak ve temsilci olarak kendi aralarından birini seçecekler diyorsun. Eski işçi demek istiyorsun. Çünkü geçmişi ne olursa olsun bir milletvekili, bir bakan artık bir milletvekili ve bakandır. Koltuk ve ayrıcalık çok tatlıdır. Hem sen demezmiydin, insanların bilinçlerini sosyal konumları belirler diye.
daha tartışmaya başlamadık bile sevgili arkadaşım, nereden çıkardın son sözüm olduğunu. Proleterya diktatörlüğü sırasında doğrudan demokrasinin önündeki temel engeller sınıf farklılıklarının hala tam anlamıyla giderilmemiş olması, karşı devrim tehlikesi ve dış emperyalist güçlerdir. Devlet, devleti ortadan kaldırabilecek ve bu çıkarına olacak tek sınıf olan proleterya tarafından bu tehlikeleri yok etmeye ve sonrasında devletsiz, sınıfsız tahayyül olan komünizme varmada kullanır. Proleteryanın devleti bir amaç değil araçtır. Devleti ortadan kaldırmayı hedefler. Ama bizler idealistler değilsek, yani ah devlet olmasa ne güzel olur deyip de yahu şu faşistleri emperyalistleri ne yapacağız sorusunu soruyorsak buna cevabı da vermeliyiz. Evet, maaşları emekçiyle aynı olsa da, her an görevlerinden alınabilir olsalar da bu kişilerin kariyerizmin bataklığına saplanmalası tehlikesi vardır. Bunun panzehiri de kuşkusuz yerel yönetimlerin, doğrudan demokrasinin temel güç, baskı aracı olarak devlet mekanizmasının tali güç olarak kılınmasıdır.

Alıntı:
İşçi sınıfı devleti öncü partisi aracılığı ile yönetir diyeceksin. Öncü partinin kimlerden oluştuğunu biliyoruz. Marksizm-Leninizm bilimini, onun rehberliğini kabul etmiş profesyonel devrimcilerden.
Proleteryanın partisi, savaşın partisidir. Burjuvazinin partisiyle bu düzen içinde savaşmanın partisi. Bu aşamada bir savaş söz konusu olduğundan, parti, kitle örgütleriyle beraber savaş verirken, işçilerden, öğrencilerden, köylülerden vs. kuruludur yine, ama farkı hayatını her yönüyle bu savaşa adamış olmalırıdır. Bu demek değildir ki bu parti, halkı yönetecek tam tersine Zapatistlerin söylemiyle "İtaat ederek yönetmektir" işin aslı. Parti savaşacak, kazanacak, halk olarak; ve sonra ülke doğrudan doğruya halk tarafından yönetilecektir. Marksizmin en temel kavramlarını tahrif etmek bilimsel namusluluğa hiç de uymuyor.

Alıntı:
Tam tersine şöyle düşünüyorlar. Devlet kapitalist de olsa, sosyalist de olsa benim yaşamımda ne değişecek. ben gene sabah 8'de işe geleceğim 5'te çıkacağım. Fabrika eskiden patronunken şimdi devletin olacak. İyi de bundan bana ne ? Ben zaten patronun suratını hiç görmem ki. Benim işim ustabaşıyla , nadiren müdürle. Ustabaşım SHP'li, müdürüm ANAP'lı. İkisi de komünist olsa ne olacak ?
Tamamen marksizmden bihaber bir eleştiri bu. Devrimle beraber fabrikalar, tarlalar oranın işçileri, oranın köylüleri tarafından doğrudan yönetilir. Daha sonra bu da merkezi halk devleti tarafından koordine edilir.

Alıntı:
Nasıl yani ? Fabrika benim olacaksa ben şu Allahın belası işi bırakabilir miyim ? Ya da çalışma saatlerini kısaltabilir miyim ? Yok, ona merkezi planlama karar verir. İyi o zaman şu hesaplara bir göz atalım; bizim ücret herhalde 3-4 kat artar.
Latin Amerika'daki topraksızlar ve patronsuzlar hareketine bakarsak, işçiler fabrika kendi kontrolünde olduğunda, emeğine bu düzen içinde ne kadar olanaklıysa yabancılaşmadıklarında, çalışma saatleri birbirleriyle diyaloglarıya kısaltabilmekte, kazançlarını diğer fabrikaların işçileriyle temsilci aracılığıyla veya doğrudan doğruya veya merkezi güç aracılığıyla ayarlayabilmektedir. Partinin bürokratik bir güç olup, halkının adına karar vermesi marksizmin ihlalidir. Daha önce de tekrarlandığı üzere bunu engelleyecek olan yerellerin güçlü olması ve halkın nesne değil özne olmasıdır. Türkiye'de fatsa gibi bir özgün deneyim varken, burnunuzun önünde böyle bir gerçeklik varken bunu yadsımak ya cahilliğe ya da artniye yorulabilir.
Alıntı:
olur mu Yoldaş, kârın hepsini sen alırsan yeni yatırımları nasıl yaparız, savunma sanayi nasıl olacak, komünist partinin, gizli polisin, bürokratların maaşları nereden verilecek; ücretleri de merkezi planlama belirler. Peki grev ? Ne grevi, kendi kendine mi grev yapacaksın, fabrika zaten senin. Peki sendika ? Sendika olacak tabi, komünist parti politikalarını sana benimsetmek için. İyi o zaman, ben sosyalizm almayayım, şimdi hiç değilse arada bir grev yapıp bazı isteklerimizi kabul ettirebiliyorum.
Aynı şeyler tekrarlanıp durmasa daha verimli bir tartışma yürütülebilirdi ama arkadaş yumuşak bir karın bulduğunu sanıyor ve oradan saldırıyor. Partinin bürokratik bir güç olmadığını, olanın da marksist olmadığını, bunu da keyfimden değil marksist ideolojinin gereklerinden yola çıkarak söylediğimi belirtmek istedim. Devrimi halk yapar, devleti halk yönetir, ideoloji proleteryanın ideolojisidir. Yerelde halk bir karar alır, tüm ülke çapında koordinasyon sağlanır, diyalogla hukukla anlaşmaya varılır. Parti her yerelin emrindedir ve tam da o yerellerden oluşur zaten! Partinin görevi eşit dağılımı sağlamaktır, bu yolda denetimi sağlayacak olan da bilinçli, hakkını gözeten halktır, zaten halk bu bilince sahip olduysa devrim olur ya e gülüm!

Alıntı:
Yoldaş, bu işçi sınıfı çok dar kafalı değil mi ? "Tarih yapmak" falan umurunda değil. İyi de başka türlü olabilir mi ? Devrimciliğinde samimiysen, biraz düşün işçi olmak ne demektir ? Ücretli kölelik. Köleler köle olarak yeni bir hayat kurabilirler mi ? İşçi sınıfının devrimci olabilmesi için "işçi" olmayı reddebilmesi gerekir. Bu durumda -gene başa geldik- kim yönetecek işçi devletini ?
Sakın ağzı laf yapan yeni partili akademisyenler, bürokratlar ve politikacılar olmasın ?
Devrimin öncüsü işçi sınıfır. Parti işçi sınıfınındır ve işçi sınıfından oluşur. Tali güçler küçük burjuvalar, küçük köylülerdir. Partide onların da yeri verdir. Ama ideolojik hegomonya işçidedir. O çıkarları ve hedefleri doğrultusunda partiyi yönetir. Bir önderin arkasından falan gitmez, işçi olarak, özne olarak diğerleriyle diyalog kurarak kendi elleriyle yönetir koca bir ülkeyi. Jakoben bir yaklaşım olarak, bizim ülkemizden kemalist, birilerinin halka yön göstermesi marksizmde geçerli değildir. Aydının görevi öncülük değil, bağlı olduğu sınıfın ideolojik çözümlemesini katkıda bulunmaktır, önderlik değil. Şu örneği de verip bitireyim, Türkiye'nin kemalist sosyalistleri bulgaristana geçtiğinde sünneti niye yasaklamadıklarını soruyorlar bulgar sosyalistlere, onlar da "yoldaş, biz kemalist değil marksistiz" diyor, yani bizde halka rağmen ama halk için gibi bir şey söz konusu olamaz.

Şiarımız, halk olarak halk içindir.
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski28-08-07, 07:01  #5
hebun
 
hebun'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 1,178

Sayın artena,
"yöneten" karşısında mutlaka bir "yönetilen"i zorunlu kılar. Halkın bütün olarak kendini yönetmesi derken bu çelişkiyi yok sayıyorsunuz. Bu halk ya yöneten ya da yönetilen tarafta olmak zorundadır. Halkın (ya da ezilen çoğunluk) yöneten tarafta olması da anlmasızdır çünkü yönetilen kalmayacağı için bu çelişki(yöneten-yönetilen çelişkisi) ortadan kalkmış demektir. İşte bu komünist toplumdur. Yani ortada bir devlet,kurum, parti vs.. olmamasıyla münkündür ancak. Ama bunların olduğu bir ortamdan bahsediyorsak bu çelişkiyi de düşünmemiz gerekir.

İşçi sınıfı da devleti,halkı vs.. yönetemez. Çünkü hem işçi hem yöneten olunamaz. Düz mantıkla bakarsak öğlene kadar direksiyon çevirip öğleden sonra ülkenin ekonomi politikaları yürütülemez. Bu bizzat marx'ın sınıf analizlerine de aykırıdır. Lenin bile "halkın yönetime katılmakta çok isteksiz" olduğundan yakınıyordu. Oysa bu isteksizlik değil münkün olmayan bir şeyi yapmaya çalıştığındandır.

Kendi kendini yönetmek diye bir kavram çok saçma gelir bana. Bunun etrafında dönen demokrasi safsataları ,şimdiye kadar, sadece yönetme fikrini meşru kılmaya yaramıştır. Yönetilmek zorunda olduğumuzu varsayar ve halka bunu dayatma amacı güder.
En doğrusu yöneten-yönetilen çelişkisini büsbütün yok etmektir.

"işçi sınıfının ideolojisi" derken herhalde marksizmi kastediyorsunuz. Ama bunu kantılamış gibi de görünmüyorsunuz. Kim marksizmi "işçi sınıfının ideolojisi" olarak tayin etti ki? İşte burda da marksizmin kendini peşinen bir otorite olarak dayatması görülüyor. Şimdi bu anlayışa sahip olan bir ideoloji hedefine
ulaştığında kendini ne olarak ilan edeceğini tahmin etmek zor değil. Eline geçirdiği baskı aracına "işçi devleti" demesi bir şeyi değiştirmeyecektir. Şu an ki devlete de türk devleti diyorlar. Ama bunun "türk" değil "burjuva" devleti olduğunu daha iyi biliyorsunuz.

Yazı da yer yer kapitalizmi daha iyi göstermesine katılmıyorum tabi. Her şeye rağmen sosyalist devleti kapitaliste tercih edebilirim. Hiç bir devletin kendini yok etmek istemeyceğini çok iyi bilmeme rağmen...
__________________
Bir çıkınca dağlara
Bir düşünce toprağa
İki olur gerillanın düğünü..
hebun is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski28-08-07, 07:06  #6
hebun
 
hebun'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 1,178

Alıntı:
Sayın Beckho şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sn Fear ,paylaşımınız için teşekkürler.Ancak bu eleştiri biraz sosyalizm-komünizm bilmemekten doğan çelişkileri içermiyor mu?

Proleterya kimi yönetecek?

Üretim araçlarını tabi ki! Devrim alt sınıfın egemenliği ele geçirmesidir.Sömürüye başkaldırmasıdır.




SAYGILAR...
Üretim araçlarını yönetmek diye bir şey yoktur. Marksist litaretürde de böyle bir şey yoktur.
__________________
Bir çıkınca dağlara
Bir düşünce toprağa
İki olur gerillanın düğünü..
hebun is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski28-08-07, 13:56  #7
küçükkarabalık
Yazıyaz Dergi Yazarı
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,607

Alıntı:
"yöneten" karşısında mutlaka bir "yönetilen"i zorunlu kılar. Halkın bütün olarak kendini yönetmesi derken bu çelişkiyi yok sayıyorsunuz. Bu halk ya yöneten ya da yönetilen tarafta olmak zorundadır. Halkın (ya da ezilen çoğunluk) yöneten tarafta olması da anlmasızdır çünkü yönetilen kalmayacağı için bu çelişki(yöneten-yönetilen çelişkisi) ortadan kalkmış demektir. İşte bu komünist toplumdur. Yani ortada bir devlet,kurum, parti vs.. olmamasıyla münkündür ancak. Ama bunların olduğu bir ortamdan bahsediyorsak bu çelişkiyi de düşünmemiz gerekir.
Yukarıdaki yazıda defalarca açıkladım, devlet bir baskı mekanizması olarak varlığını sürdürür ve bu baskı da eski köhne düzeni geri getirmeye çalışan, üretim araçlarına tekeline almak ve insanları ırklara, inançlara dayalı bölmeye çalışanlara karşıdır. Bu karşıdevrimci güçler devrim olduğu anda yok olamayacağına göre ( bkz. 1936 İspanya ) onlarla mücadele için örgütlü bir mücadele gerekir. Bu proleterya diktatörlüğü aşamasıdır. Bu tehlikeler savuşturuldukça devletin var olma nedeni yok olur ve devlet kendini sönümler, adım adım komünist topluma varılır. Yani yöneten-yönetilen çelişkisinin tam anlamıyla yok olduğu toplum komünist toplumdur evet, o topluma varmak için de bugünün başka çelişkilerinden kurtulmak gerekir.

Alıntı:
İşçi sınıfı da devleti,halkı vs.. yönetemez. Çünkü hem işçi hem yöneten olunamaz. Düz mantıkla bakarsak öğlene kadar direksiyon çevirip öğleden sonra ülkenin ekonomi politikaları yürütülemez. Bu bizzat marx'ın sınıf analizlerine de aykırıdır. Lenin bile "halkın yönetime katılmakta çok isteksiz" olduğundan yakınıyordu. Oysa bu isteksizlik değil münkün olmayan bir şeyi yapmaya çalıştığındandır.
Yanlış, Marx'ın Alman İdeolojisindeki örneğine bakarsanız şöyle bir tasavvur yapar; bir işçi ki sabah balığını tutar, öğlen tarlada veya fabrikada çalışır akşamüstü eğlencesini ya da eylemcesi akşam da felsefe yapar. Çok basit ve karikatürize edilmiş bir örnek olmasıyla beraber bir insanın tüm yönlerinin gelişiminin sembolüdür bir örnek. Bir işçi düşünebilir, bir işçi kendi emeği üzerinde ve diğerleriyle diyalog halinde kolektif emek üzerinde söz sahibi olabilir, tahakküm korkmadan. Bolşevizm'in başarısız kaldığı konulardan biridir de sovyetleri yeteri kadar faal halde tutamayıp, proleteryanın özneliğini kaybetmesi olmuştur. Yine günümüzde geçmişteki bu hatanın aksine Brezilya'da Mst, Meksika'da Zapatistler, zamanında Sandinistler, Türkiye'de Fatsa halkın hem çalışıp hem felsefe yapıp hem eğlenip hem de sosyal sorumluluklarda görev alabilecek kadar çok yönlü olduğunu göstermiştir, eğer bastırılmazsa.

Alıntı:
En doğrusu yöneten-yönetilen çelişkisini büsbütün yok etmektir.
Çok doğru, bunun için de sınıfları kaldırmak gerekmektedir. Sınıfları ortadan kaldırmak için de karşı devrimci güçleri ve dış emperyalist güçleri.

Alıntı:
Kim marksizmi "işçi sınıfının ideolojisi" olarak tayin etti ki?
Marksizm her şeyden önce bilimsel bir yöntemdir. Ve bir buçuk asırdan uzun tarihinde her zaman ezilenler için en tutarlı ve bütünsel alternatifi oluşturmuştur. Bilimsel yasalar sana, bana ve ona göre değişmez; elbette tartışılır, eleştirilir yani tez-antitez-sentez bütünlüğü oluşturulur, ama marksizm bilimsel olarak bugün işçi sınıfının, ezilenlerin kurtuluşunu sağlayacak tek ideolojidir. Anarşizm, burjuvazinin elinde oyuncak olmuşken, onca yenilgisine rağmen hala marksizm tek alternatifse ezilenlere, bu tarihi pratiğin marksizmi aklamasıdır. Ha bir de evet, yenilen ordular iyi öğreniler.
__________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi.
küçükkarabalık is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski31-08-07, 02:16  #8
saldiray
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 1
artena :)))9

artena bende senı arıyodum.yazını okudktan sonra senle aynı fikiri savundugum için gururlandım gerçekten harikasın.sana ne kadar teşekkür etsem azdır.yazdıklarını okuya okuya doyamadım.

http://www.yaziyaz.com/forum/archive...hp/t-2215.html



Alıntı:
Sayın artena şöyle demiş:

Mesajı Göster
Yukarıdaki yazıda defalarca açıkladım, devlet bir baskı mekanizması olarak varlığını sürdürür ve bu baskı da eski köhne düzeni geri getirmeye çalışan, üretim araçlarına tekeline almak ve insanları ırklara, inançlara dayalı bölmeye çalışanlara karşıdır. Bu karşıdevrimci güçler devrim olduğu anda yok olamayacağına göre ( bkz. 1936 İspanya ) onlarla mücadele için örgütlü bir mücadele gerekir. Bu proleterya diktatörlüğü aşamasıdır. Bu tehlikeler savuşturuldukça devletin var olma nedeni yok olur ve devlet kendini sönümler, adım adım komünist topluma varılır. Yani yöneten-yönetilen çelişkisinin tam anlamıyla yok olduğu toplum komünist toplumdur evet, o topluma varmak için de bugünün başka çelişkilerinden kurtulmak gerekir.



Yanlış, Marx'ın Alman İdeolojisindeki örneğine bakarsanız şöyle bir tasavvur yapar; bir işçi ki sabah balığını tutar, öğlen tarlada veya fabrikada çalışır akşamüstü eğlencesini ya da eylemcesi akşam da felsefe yapar. Çok basit ve karikatürize edilmiş bir örnek olmasıyla beraber bir insanın tüm yönlerinin gelişiminin sembolüdür bir örnek. Bir işçi düşünebilir, bir işçi kendi emeği üzerinde ve diğerleriyle diyalog halinde kolektif emek üzerinde söz sahibi olabilir, tahakküm korkmadan. Bolşevizm'in başarısız kaldığı konulardan biridir de sovyetleri yeteri kadar faal halde tutamayıp, proleteryanın özneliğini kaybetmesi olmuştur. Yine günümüzde geçmişteki bu hatanın aksine Brezilya'da Mst, Meksika'da Zapatistler, zamanında Sandinistler, Türkiye'de Fatsa halkın hem çalışıp hem felsefe yapıp hem eğlenip hem de sosyal sorumluluklarda görev alabilecek kadar çok yönlü olduğunu göstermiştir, eğer bastırılmazsa.


Çok doğru, bunun için de sınıfları kaldırmak gerekmektedir. Sınıfları ortadan kaldırmak için de karşı devrimci güçleri ve dış emperyalist güçleri.



Marksizm her şeyden önce bilimsel bir yöntemdir. Ve bir buçuk asırdan uzun tarihinde her zaman ezilenler için en tutarlı ve bütünsel alternatifi oluşturmuştur. Bilimsel yasalar sana, bana ve ona göre değişmez; elbette tartışılır, eleştirilir yani tez-antitez-sentez bütünlüğü oluşturulur, ama marksizm bilimsel olarak bugün işçi sınıfının, ezilenlerin kurtuluşunu sağlayacak tek ideolojidir. Anarşizm, burjuvazinin elinde oyuncak olmuşken, onca yenilgisine rağmen hala marksizm tek alternatifse ezilenlere, bu tarihi pratiğin marksizmi aklamasıdır. Ha bir de evet, yenilen ordular iyi öğreniler.
saldiray is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski31-08-07, 11:06  #9
Beckho
 
Beckho'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Nov 2006
Ülke / Şehir: İstanbul-Denizli
Mesajlar: 1,787

Alıntı:
Sayın fear_ şöyle demiş:

Mesajı Göster
Üretim araçlarını yönetmek diye bir şey yoktur. Marksist litaretürde de böyle bir şey yoktur.

Devrimden sonra üretim araçları kimin kontrolüne geçer?





SAYGILAR...
__________________
kağıt bir gemidir devrim
kim bilir kaç yunus görmüş
kaç DENİZ GEZMİŞ...
Beckho is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski02-09-07, 23:32  #10
alpagut
 
Giriş Tarihi: Feb 2007
Mesajlar: 34

selamlar,
öncelikle -bence- metnin temel argümanına karşı savlar pek ikna edici değil. "proletarya diktatörlüğü bir devlet biçimiyse orada proletarya kimi yönetir?" sorusuna düzgün bir cevap verilememiş.

devlet, engelsin dediği gibi “bizzat silahlı güç halinde örgütlenen halkla artık doğrudan doğruya aynı şey olmayan bir kamu gücünün (kuruluşudur). Bu özel kamu gücü zorunludur; çünkü sınıflara bölünmeden sonra, halkın özerk bir silahlı örgütlenmesi olanaksız duruma gelmiştir” ( Engels, F. (1979). Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni. Seçme Yapıtlar Cilt III (s. 230-407). Ankara: Sol Yayınları, s. 398). yani devlet, azınlık iktidarının kurulması ve sürdürülebilmesi için özel olarak inşa edilmiş hiyerarşik bir aygıt olarak görülmektedir.

arkadaşların dikkat çektiği gibi emekçilerin üretim araçlarını veya kendilerini yönetmeleri neden bu yönetimin devlet olduğu meselesine teğet geçiyor. burjuvaziyi veya karşı-devrimcileri yönetmek ise garip. bu unsurlar emekçilerin sovyetlerine, konseylerine, meslislerine vs. karşı savaşyorlarsa tanım gereği yönetilemiyorlar demektir. emekçileri onlara karşı savaşmaktadır, onları yönetememektedir. yönetmek onların emeğindan faydalanmayı gerektirir. işçiler genel greve gittiklerinde burjuvazi artık yönetemez hale geldi demiyor muyuz?

"demokratik merkeziyetçi şekilde örgütlenecektir"

yani mevcut burjuva demokrasisinden iki adım geriye mi atacağız? tüm mülkiyet devletin, devlet de merkez komitenin elinde...

"Proleterya diktatörlüğü sırasında doğrudan demokrasinin önündeki temel engeller sınıf farklılıklarının hala tam anlamıyla giderilmemiş olması, karşı devrim tehlikesi ve dış emperyalist güçlerdir. Devlet, devleti ortadan kaldırabilecek ve bu çıkarına olacak tek sınıf olan proleterya tarafından bu tehlikeleri yok etmeye ve sonrasında devletsiz, sınıfsız tahayyül olan komünizme varmada kullanır. Proleteryanın devleti bir amaç değil araçtır. Devleti ortadan kaldırmayı hedefler."

bu argümana da leninist olmayan kimse kolay kolay inanmaz. herkes yönetim ayrıcalıklarının ayrı bir sınıfın oluşumunu tetilediğini ve biraz tarih incelerse de leninizmin itidara geldiği yerlerde devletin sönümlenmeye yüz tutmak bir yana daha da güçlendiğini görebilir. halk kendi kendisini yönetmeye eğitilmesi bu kadar zor bir nesne mi, yoksa eğitme iddiasındakiler statülerini kaybetmekten mi çekiniyorlar? ikicisi daha mantıklı geliyor.

"Ama bizler idealistler değilsek, yani ah devlet olmasa ne güzel olur deyip de yahu şu faşistleri emperyalistleri ne yapacağız sorusunu soruyorsak buna cevabı da vermeliyiz. Evet, maaşları emekçiyle aynı olsa da, her an görevlerinden alınabilir olsalar da bu kişilerin kariyerizmin bataklığına saplanmalası tehlikesi vardır. Bunun panzehiri de kuşkusuz yerel yönetimlerin, doğrudan demokrasinin temel güç, baskı aracı olarak devlet mekanizmasının tali güç olarak kılınmasıdır."

insnaların silahlı örgütlenmesi devlet aygıtından önce de vardı. insan toplulukları sınıflar ortaya çıkmadan önce de kendilerini savunmak veya saldırmak için silahlı milislere sahiptiler. dolayısyla silahlı zor devlet demek değil, bu zorun engelsin değidiği gibi hiyerarşik kullanımı devlet demek.

"sonra ülke doğrudan doğruya halk tarafından yönetilecektir"

valla metin devrimden sonra kimn yöneteceği konusunda allak bullak. bi ara "merkezi demokrasi" diye bir kavram ortaya atıldı. sonra "demokratik merkeziyetçilik" uygulanacak dendi. araya da yerel özyönetim ve işçi özyönetimi geçiyor. biraz daha net olmak gerekiyor sanırım.

devletsiz yaşama birden geçilmez diyosan, haklısın derim. fakat tarih boyunca bunu iddia edecek kadar sığ biri yok zaten. devletçi olmayan komünistler (örneğin anarko-komünistler veya anarko-sendikalistler) kitlesel ve siyasal örgütlerde ulaşmak istedikleri toplumun apılarını inşa ederek "eskinin içersinde yeninin nüvelerini oluşturmayı" hedeflerler. bu da uzun bi tartışma aslında istersen gireriz şuna bi göz atabilirsin:
http://uk.geocities.com/anarsistbaki...2.html#A.02.15

dayanışmayla!
__________________
“Sosyalizm olmadan özgürlüğün ayrıcalık ve adaletsizlik olduğuna; ve özgürlük olmadan sosyalizmin kölelik ve barbarlık anlamına geldiğine inandığımız için...”
Mihail Bakunin, 1867
alpagut is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Türk Tarihine Marksist Bakış bozkır Tarih 31 31-10-07 23:39
İktidar üzerine Leonardo Toplum Felsefesi 7 09-10-07 15:57
Şiir Eleştirileri/İncelemeleri lakonia Edebi tartışmalar ve kitap tanıtımları 2 31-08-06 15:56


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 11:03.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz