Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Edebi tartışmalar ve kitap tanıtımları

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Gitarcının Aşkı / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Edebi tartışmaların ve kitap tanıtımlarının yer aldığı bölüm.

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski07-02-06, 22:03  #1
pervin
Onay bekleyen
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 70
Gitarcının Aşkı



Sabah erkenden gitarını alıp evden çıktı. Posta kutusu boştu gene. Yoo, hayır. Beyaz birşeyler vardı. Kalbi hızla çarparken, kutuyu açıverdi. Elektrik faturası gelmişti. Hem de her zamankinden "hoş" bir miktarda. Başka birşey olmadığını bildiği halde, gene kutunun içine baktı. Boş...
Dışarısı, ne soğuk ne de sıcak. Kapalı bir havaydı. Yağmur yağmaması için dua etti. Şemsiye evde kalmıştı ne de olsa. Karşıya geçmek için trafik lambalarının yanında durdu. Önünden son sürat geçen araba, bütün çamuru sıçrattı. En sevdiği siyah pardesüsü de batmıştı. Karşıya geçti. Karnı açtı. Her pazar sabahy uğradığı cafe'ye gitti. "Tadilat nedeniyle kapalıyız" yazısını okurken, gülümsedi. Aklına mezar taşına yazılabilecek bir şey geldi "Tadilat nedeniyle öldü...açlıktan" neyse dedi kendi kendine "o kadar da aç değildim"...
Sonra bir yerlerde yerim diye düşünerek yürümeye başladı. Derken yanından geçen bir grup çocuk, ona sertçe çarptı. Yere yığıldı. Karşısında, evin balkonunda oturan bir grup genç kız, gülüyorlardı. Ona gülüyorlardı... Ayağa kalkarken, cebindeki bozuklukların düştüğünü farketti. Her biri ayrı bir yöne yuvarlanıyor; çatlaklardan, deliklerden düşüp kayboluyordu. Parası da gitmişti. Bir gitarı, bir de canı vardı... Yemek yiyecek, eve gidecek parası kalmamıştı, yorgundu...
Mektup yazmayan, arayıp sormayan, çok sevdiği o kızla bir zamanlar gittikleri parkı hatırladı. Orada küçük çocuklar bileklik, kolye gibi hediyelik eşya satarlar. Müzisyenler maharetlerini gösterir, para kazanır, kızlara hava atarlardı. Parktaki o eski neşe kalmamıştı. Yolun kenarına geçti. Elindeki gitar çantasını yere koydu. Gitarını çıkarıp, o "en" hüzünlü besteyi çaldı...Sonra, o kıza bestelediği parçayı... Ve bir başkasını... Ve bir başkasını... Çaldı... Çaldı...
Kulağına gelen takırtı sesleriyle kafasını kaldırdı. Gitar çantasına para dolmaya başlamıştı. Sonra, neşeli bir parça çaldı. Para geldikçe, şarkılar daha bir hareketli, daha bir neşeli oluyordu. Güneş batmaya başladı. İleride zabıtalar göründü. Daha fazla kalamazdı orada. Gitarı çantaya koydu ve kalktı. Eve gidecek, yemek yiyecek parası vardı. Belki kirayı hala veremeyecekti, bu ay ama, hiç değilse düşürdüğünü karşılıyordu bu miktar...
Derken yağmur başladı... Eve daha çok var, diye geçirdi içinden. Ne zordu hayat! Yağmur altında yürümeyi severdi ama yalnızken değil. Yalnızken, daha bi ağır yağıyordu sanki yağmur... Daha bir soğuk... Eve vardığında, kuşu öterek karşılamadı onu. Sessizlik dolu ev, o an ürpertti... Kafesin yanına gittiğinde, minik kuşu kafesin tabanında yatıyordu hiç kıpırdamadan. Öylece... "Ölüm" dedi, "sürprizleri seviyor" Islak giysilerini çıkardı. Kuş gibi o da ölecekti, bu sefil hayatta.
Gitar çantasını açtı, kalan bozuklukları almak için. Arada beyaz bir kağıt gördü. Açar açmaz, yazı tanıdık geldi. O beyaz ellerin yazdığı notu okurken, önce heyecanlandı, sonra üzüldü... Notta:
Demek hala bizim parçamızı çalıyorsun... Ve yine çok hüzünlü bir şekilde. Beraber aldığımız kuşları hatırlıyor musun? Bendeki bu sabah öldü... Ayrılığa dayanamadı herhalde... Ama, biz insanız, dayanabiliriz değilmi? Yarın gidiyorum bu şehirden. Kendine iyi bak... Hoşçakal!
Anladı o an, işlediği hatayı... Ne kadar da bencil olmuştu bugüne kadar. O bu şehirdeydi ve hiç aramamıştı, o arar diye. Şimdi aynı şehirde bile olmayacaklardı. Gün batışını aynı anda izleyemeyecek, aynı ortamda aynı havayı solumayacaklardı. Ama, o da affetmezdi ki... Yoksa eder miydi? Dal rüzgarı affeder, ama kırılmıştır bir kere, diye geçirdi içinden. Kapı çaldı. Ne de çok istedi o an için, kapıdakinin o olmasını... Bu nedenle açmadı kapıyı... O umudu taşımak istedi hep içinde... Sonra uykuya daldı... Uyanmamak üzere...
pervin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-02-06, 02:33  #2
Türesin
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806

Sayın Pervin hanımefendi !

Öncelikle sitemize hoşgeldiniz.Değerli eşiniz Ümitle mutluluğunuz daim olsun.Yalnız yazınızın karamsarlıklarla dolu olması ve bütün kötülüklerin aynı kişiye peşpeşe yağmur gibi gelmesini biraz değil oldukça kurgusal buluyorum.İnsanlar ümidetmeyi,gülmeyi ve yaşamda mutlu olmayı bilmedikleri için buna benzer şeylere takılır,acaba benim de başıma gelebilirmi korkusuyla yaşarlar.Korku ve karamsarlık her zaman mutluluğun önüne bariyerler koyar,insanları kendi korkularının oluşturduğu labirentlere sokar.Bu labiretlerden çıkma becerisini gösteremeyenlere de hayatı zindan eder.Korku ve endişeler;kişinin kendine güvenini yok ederek ümitsizliğe sürüklerler.

Korku ve endişelerin bütün insanlardan uzak durmasını temenni eder,neşe ümit ve mutluluklar dilerim.
Türesin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-02-06, 21:39  #3
pervin
Onay bekleyen
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 70

sayın türesin bu açıklamanız için çok teşekkür ederim.ben karamsar bir insan degilim hayatın güzeliklerini görüyorum ve elimden geldigince yaşamaya çalışıyorum sadece bu tür konular sevgiye dayalı oldugu için beni çekiyor.

'' Mutluluk beyninizin içinde,hayata verdiğiniz anlamda ve bakış açınızda saklıdır. ''

her kelimesine katılıyorum saygılar
pervin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-02-06, 16:33  #4
pervin
Onay bekleyen
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 70
Varmi Böle Bir Dost

ıÜüSaate bakmaksızın kapısını çalabileceği bir dostu olmalı insanın... "Nereden çıktın bu vakitte" dememeli, bir gece yarısı telaşla yataktan fırladığında; "Gözünün dilini" bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı...
Arka bahçede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağaç gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin.
İhtiyaç duyduğunda gidip müşfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları ...
Dalları bitkin başına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı...
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını açıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz...
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlış anlaşılmayacağını bilmeli.
Alkışlandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem içinde, baş başayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, "hak ettim" diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının;
Seni senden iyi bilen, sana senden çok güvenen bir sırdaş... Gözbebekleri bulutlandığında yaklaşan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden yaş gelmeli !
pervin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-02-06, 16:45  #5
pervin
Onay bekleyen
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 70
Tuzlu Kahve

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”

Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...
O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi

__________________
pervin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-02-06, 17:00  #6
umit
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 306

sayın pervin hikayeniz cok hosuma gitti insanların hayatında pembe yalanlar vardır.karsındakine zarar vermemek veya kötü giden bazı şeyleri düzeltmek için söylenen küçük yalanlar buda onlardan biri ama genede hayatınızda (hayat arkadasınız olarak) yalansız günler dilerim.Teşekkürler
umit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-02-06, 17:07  #7
petricli
Guest
 
Mesajlar: n/a

Sayın Pervin,

Yıllar önce okuduğum ve unutmuş olduğum bu güzel hikayeyi hatırlattığın için teşekkür ederim.

Hayatta insanın mutlu olduğu bir eşi, hayat arkadaşı varsa eğer varsın kahve tuzlu, sütlaç biberli olsun!.. Eğer mutlu olamayacağınız biri varsa hayatınızda her şeyin tadı güzel olsa yinede bir şey anlamaz, tad alamazsınız.

Herkese tuzlu kahve hikayesi tadında mutluluklar diliyorum.

Saygılar,

petricli Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 10-02-06 17:48 .
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-02-06, 17:15  #8
umit
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 306

Alıntı:
Sayın petricli şöyle demiş:


Hayatta insanın mutlu olduğu bir eşi, hayat arkadaşı varsa eğer varsın kahve tuzlu, sütlaç biberli olsun!.. Eğer mutlu olamayacağınız biri varsa hayatınızda her şeyin tadı güzel olsa yinede bir şey anlamaz, tad alamazsınız.

Herkese tuzlu kahve hikayesi tadında mutlulukar diliyorum.

Saygılar,
hocam süpersiniz.teşekkürler
umit is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-02-06, 17:41  #9
Türesin
Forumdan Uzaklaştırılmış
 
Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806

Sayın Pervin !

Bir insan öncelikle kendisiyle dost olabilmeli ve kendisini sevmeli,sevebilmeli.Kendisiyle dost ve barışık olan insan,güven vericidir,kendisine güvenen ve sorunlarını bilip çözebilen insandır.Böylesi insanlar başkaları tarafındanda aranan ve dostluğu istenen insanlardır.Kendisiyle barışık olamıyan,sorunlarını çözemiyen insan,sürekli sızlanır ve başkalarını duygusal sömürünün aracı haline getirir.

Yukarıdaki dost ve dost'ta aradığın niteliklerin niçin sende olmasını istemiyorsun? O niteliklere sahip olduğun zaman herkes seni dost edinir,yardım ve dost arayan değil,yardım eden ve dost edinilen insan olmak,bu konudaki eksikliklerimizi bilip onları geliştirmek daha iyi değilmi ?

"Söyleme sırrını dostuna,oda söyler dostuna,sonra seni çekerler siga (sorguya çekmek) postuna".Bu sözü de her zaman kulağa küpe etmek lazım.

Saygılarımla.

Türesin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 10-02-06 17:44 .
Türesin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski10-02-06, 20:11  #10
pervin
Onay bekleyen
Yazar Adayı
 
Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 70

sayın türesin bu güzel açıklamanız için öncelikle teşekkür ederim söylediklerinize sonuna kadar katılıyorum kendisiyle barışık olmayan insanın kendisine ve hiç kimseye faydası olmaz.dostluklarınız baki kalsın.Saygılarımla
pervin is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 07:12.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz