"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
| #1 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 5
| Akıllı tasarım ile ilgili makaleler ararken bu yazıya ulaştım. Bütün mesajları okudum. Benim de söylemek istediği birkaç şey var. Sayın Melnur'un yazdıklarından tarih boyunca dinlerin bilime karşı olduğu izlemini çıkardım. Fakat bu doğru değildir. En azından İslam dini için. Şahısların yanlış davranışlarının sebepleri dinlere bağlanamaz. Aşağıda faydalı olabiliecek birkaç örnek belirttim. (Alıntı yaptım.*) "Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı'da Roma ve Doğu'da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli kaynakları tercüme etmişlerdir..." Devamı: http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr...il/Number/1861 Bütün bu örnekler İslam dinine inanan insanların bilimin öncüleri olduğunu göstermektedir. Demekki İslam dini asla bilime karşı değildi. Saygılarımla. * Not: Lütfen yazıların kaynağına bakarak önyargıda bulunmayınız. Bu bilgiler tarihi gerçeklerdir. Antioksidan Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 12-02-06 19:20 .Sebep: forumumuzdaki tartışmalarda uzun kopyala-yapıştırlara izin verilmemektedir. |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,330
| Zahmet edip te bu kadar yazmissiniz da sayin yunus; yazdiklarinizi yanlislamiyorum. Ama bunca zamandir, bilim adina hangi islam ülkesi ne yapmistir, hangisi kalkinmistir? Hep mi kötü yöneticiler, basiretsiz insanlar bilimi geriye cekmistir??? Cebir lafini öyle duydum ki, Harzemi Cebir, Özbekistanlidir. Harzemi Cebir asya Türk kültürünün insanidir ve arap-islam kültürüyle ilgisi yoktur. 740 yillarinda yasadigindan, asya Türkleri henüz zor yoluyla islam yapilmislardi. Hemen asya bilim insanlarina islam bilginleri diye atlamasaniz iyi olur:-) Ikinci olarak, cebir´i islam dünyasi asla kullanmamis, Avrupa 600 yil boyuca Harzemi´nin cebirini gelistirerek kullanmistir. Asil bu noktalarda kendinize sorular sormalisiniz. Türklerin´de neden kalkinmadigini anlamak güc degil. Dili degistirilmis bir toplum, gecmis kültür ve bilim birikiminden nasil yararlanir siz yanitlayin. saygilar __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal |
| #3 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Feb 2006
Mesajlar: 5
| Sayın Canugur. Sanırım “Harzemi Cebir” derken Harezmî’yi kastettiniz. Yani Abdullah bin Musa el-Harezmî’. Kendisi Harezm’de doğmuştur ve burada temel eğitimini almıştır. Gençliğinin ilk yıllarında Bağdat’ta ileri bilim atmosferinin varlığını öğrenmiştir. Dikkat ediniz, Bağdat’ta. Harezmî ilmi konularda çalışma idealini gerçekleştirmek için Bağdat'a gelip yerleşmiştir. Devrinde bilginleri himayesi ile meşhur olan Abbasi halifesi Mem'un Harezmî’deki ilim kabiliyetten haberdar olunca onu Eski Mısır, Mezopotamya, Grek ve Eski Hint medeniyetlerine ait eserlerle zenginleştirilmiş Bağdat Saray Kütüphanesinin idaresinde görevlendirmiştir. Daha sonra da Bağdat Saray kütüphanesindeki yabancı eserlerin tercümesini yapmak amacıyla kurulan bir tercüme akademisi olan Beyt'ül Hikme 'de görevlendirilmiştir. Böylece Harezmî Bağdat'ta inceleme ve araştırma yapabilmek için gerekli bütün maddi ve manevi imkânlara kavuşur. Burada hayata ait bütün endişelerden uzak olarak matematik ve astronomi ile ilgili araştırmalarına başlar...Latince'ye çevrilip, Avrupa'da yüzyıllarca faydalanılan, "Kitab'ül Muhtasar fi Hesab'il Cebri Mukabele" 'nin Arapça aslıyla Batı dillerine tercümesi Avrupa ve Amerika'da yayınlandı. Eser; bir önsöz, beş bölüm ve bir de ek bölümden meydana geliyordu. Muhteva olarak; birinci ve ikinci dereceden denklemlerin çözüm şekilleri, bilinmeyenleri, çeşitli cebir hesaplamalarını misallerle açıkladıktan sonra; nazari ve tatbiki hesaplama şekilleri, zamanın hükümet işlerine ait hesapların yapılması, kanalların açılması, bina yapımı, esnaf ve tüccar için lüzumlu işaretleri kapsıyordu. İkinci önremli eseri: "Kitab-el Muhtasar fi hisaballindi" isimli kitabıdır. Arapça aslı mevcut olmayan, Cambridge Üniversitesi'nde bulunan ve "Algoritmi de numero indoram" adlı Latince kitaptır. Bugünkü "logaritma" terimi, Harizmi'nin bu eserinde Latice, "algazizmi" olarak geçtiği sanılmaktadır.” http://www.matder.org.tr/unluler/dm.asp?ID=59 Harezmî 'nin latinceye çevrilen eserlerinden olan ve ikinci dereceden bir bilinmeyenli ve iki bilinmeyenli denklem sistemlerinin çözümlerini inceleyen El-Kitab 'ul Muhtasar fi 'l Hesab 'il cebri ve 'l Mukabele adlı eseri şu cümleyle başlar : "Algoritmi şöyle diyor: Rabbimiz ve koruyucumuz olan Allah 'a hamd ve senalar olsun". Bilim adına müslümanlar ne yapmıştır demişsiniz. Bunu çok cahilce buluyorum. Avrupaya bilimi Endülüsler getirmiştir. Endülüsler budist miydi? Yazdıklarımı yanlışlamadığınızı söylemişsiniz. Sonra da bilim adına hangi İslam ülkesi ne yapmıştır demişsiniz. Sizi insafa davet ediyorum. Onca paragrafta ne anlatılıyor acaba? Lütfen yazılanları tekrar okuyunuz. Daha dikkatli okuyunuz. Ayrıca Türklerin İslamiyet’i nasıl seçtiklerini de biraz araştırınız. Saygılarımla. Yunus Tunahan Demiray yunusdemir Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 12-02-06 13:07 .Sebep: İmla Hatası : ) |
| #4 | ||
Guest Mesajlar: n/a
| Alıntı:
İnsaf konusunda çok umutlu olmayın. Şu line bir bakmanızı öneririm. http://www.yaziyaz.com/forum/thread1991.html | |
| #5 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,330
| Alıntı:
O halde direk sorayim: 1500 yildir islam alemi ne yapti? Koca bir hic. Bu muydu beklediginiz yanit? 1500 yildir bir kac bilim adamiyla gecineceginize lütfen bir tükenmez kalemin parmakla basilacak dügme fabrikasi acsaydiniz da ulemanin yüzünü kara cikarsayadiniz:-))))) Hos görümüzü kullanmayin! bunca yüzyil islam alaemi olarak ne yaptiniz onu anlatin sayin arkadasim Tartisma dozunu kacirmamak icini gerekli sorulari sormadigima bakmayin. Sizlere binlerce sorum var da, ..... neyse..... geciniyorsunzuz iste bir kac tane binesyüz yillik bilim insani ile...:-))) saygilar __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal | |
| #6 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Sayın canugur, Müslümanlar silah sanayiinde geri kalmışlardır. Ölümcül silahlar üretecek silah fabrikaları yapamamıştır. Bu yüzden toplu katliamlarda parmakları yoktur. Müslümanlar zaten temiz olduklarından parfüm denen kokuyu icat edip üretmemişlerdir. Bu yüzden atmosferdeki tahribattan sorumlu değildirler. Müslüman topraklarında nükleer santraller yoktur. Bu yüzden binlerce insanın hastalanmasına, ölmesine, çevrenin, denizlerin kirlenmesine sebep olmamıştır Müslümanlar. Müslümanlar yılda bir aylık tatil geçirmek için ormanları yok etmemişlerdir. Çünkü Müslümanın tatil anlayışı eğlenceyle sınırlı değildir. Müslüman ülkelerde hava kirliliği sorunu yoktur veya daha azdır. Çünkü havayı kirletecek teknolojiden mahrumdurlar. Yani; ilerleme, teknoloji, modernizm mutlak anlamda iyi olamaz sayın arkadaşım. Belki dezavantajları daha fazladır. Bu yazdıklarımdan teknolojiye, bilimsel gelişmeye karşı olduğum anlamı çıkmasın. Sadece işin bu yönüne de dikkat çekmek istedim. Saygılar |
| #7 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Sayın Yunusdemir ! Bilime karşı olan da insandır,bilime karşı olmayıp araştırarak ve geliştirerek onları bilim haline de getiren yine insandır.Dinsel inançları, bilime karşı kullananda bilimden yana kullananlarda yine insandır. İslam dininin mantık olarak bilimle uzlaşması neredeyse imkansızdır.Kader ve kaza inancının bilimsellikle bağdaşması kesinlikle mümkün değildir.Her şeye kadir bir Tanrı bilincininde bilimsellikle bağdaşması hemen hemen imkansızdır.Herkesin ömrünü belirleyen,ne bir saniye ileri nede bir saniye geriye alınamayacak bir ömrün Tanrı tarafından belirlenip yazıldığı inancı,hangi bilimsel gerçeklikle uzlaşabilir.Hastaneye giden her hastaya,kaza geçirip yaralanan veya ölüm halindeki her insana,doktorlar tarafından yapılan her müdahale ve iyileştirici tedavi,kaza-kader ve Tanrı tarafından verilen ve vakti belli olan ömre müdahaledir. İnsan yaşamını tehlikeye atacak her şeye karşı alınacak her türlü tedbir ve yasaklamalar,kaza-kader inancıyla çelişkidedir.Tanrı'nın dediği olacak ve alın yazısı gerçekleşecekse ve Tanrı'nın verdiği ömür şaşmaz bir şekilde işleyecekse;hastahanelere,trafik kurallarına,emniyet tedbirlerine ne gerek var demek gerekmezmi ? Bazı peygamberler kısır olduğu için cariyelerinden çocuk sahibi olmak zorunda kalmışlardır.Halbuki bu peyganberler bu gün yaşıyor olasaydı,belki kısır zannettikleri hatunları belkide tüp bebek yöntemiyle ikiz,üçüz,dördüz bile doğurabilirdi. Marmara depremlerini bir hatırlayınız,7.3 şiddetindeki depremler için pankartlar yazıp bunları Tanrı'nın gazabıymış gibi sunanlar uzaylılar değil,islamcılardı.Çünkü herşeye kadir olan Tanrı öyle uygun görmüştü. Saygılarımla. |
| #8 | ||||
Guest Mesajlar: n/a
| Alıntı:
![]() Aslında Müslümanlar arasında sapık mezheplerden sayılan Kaderiye mehzebinini görüşüdür bunlar. İslam'da tevekkül, sabır olduğu gibi mücdele, mücahede, tedbirli olmakda vardır. Kaza-Kader sadece sonuç değildir. Sonuca giden yollar da kaderimizdir. Yani ölmekte olan hastaya doktorlar müdahele edip kurtarırlarsa o hastanın kaderi doktorlar tarafından kurtarılmaktır. Yok eğer müdahele etmezlerde o hastanın kaderi ölmektir. Hiçkimse (peygamberler, evliyalar, kahinler, falcılar dahil) geleceği bilemeyeceği için Allah zaten bizim ne olacağımızı biliyor deyip atalet içinde olamaz, olmamalı. İslam'ın bilim konusunda temel anlayışı şudur: "İnsanlar kendilerine verilen yetileri kullanarak -akıl, görme, işitme duyuları, sezgiler, kas gücü vs- insanlara faydalı olacak her türlü bilgiye ulaşmak için çaba göstermek zorundadırlar. Bu her müslümanın üzerine farzdır aynı zamanda." Alıntı:
O peygamberler şimdi yaşasaydı gerekirse tüp bebek de yaparlardı sizin de belirtiğiniz gibi. Bu örneği niçin verdiğinizi anlamadım açıkçası. Alıntı:
Saygılar | |||
| #9 | ||
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,330
| Alıntı:
Tek kurtulus yolu, öyle düsünseler dahi, "bu kisiyi baglar" söylemi ile isin icinden siyrilmak. Buradan söyle bir acemice düsücünce cikar. Tanri, deprem hattina evleri yaptirir, sonra da buraya neden ev yaptiniz bre gafiller, görmez misiniz koskoca fay hattini deyip 40 bin kisiyi yikintilar altinda birakir. Ayni depremde bir baska ülkede 80 yasinda bir kadin, düsüp basini carparak ölür ve 8 siddetindeki bir depremin bilancosu tek kisilik ölümle sonuclanir. Bu iki olayin nedenini siz düsünün artik. Kisinin inancina mi bagli, bilime mi bagli yasamaniz? *Inanci bilime karisitrian toplumlar, her doga felaketinde binlerce kayip verir. Sirtini tanriya dayayip taksirat der oturur yerinde, *Inanci siyasete karistiran toplumlar da ülkelerini isgallerden koruyamazlar.? Sirtini yine tanriya verir ve camilerde düsmani defetme dualari okur dururlar. Gelecegini bilimin ellerine birakan toplumlar ise, kalkinirlar. ( su cagda hala avrupa da eskiden tuvalet yoktu, bizde vardi diye öykünmenin biricik nedeni, carsizliktir.) saygilar __________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal canugur Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 13-02-06 07:43 . | |
| #10 | |||
Guest Mesajlar: n/a
| Alıntı:
![]() Allah'ın dilemesi ile oldudan kastım Allah'ın herşeyden haberdar olduğu, ağaçtan düşen bir yaprağın dahi Allah'ın dilemesi ile olduğu anlamındadır. Ama bütün bunların elbette Kur'an'da defalarca belirtildiği gibi bir hikmeti (sebebi) vardır. Deprem oluyorsa fay hattındandır, yaprak düşüyorsa suyunu kaybetmesinden, kurumasındandır. İslam ülkelerinde depremler daha fazla can alıyorsa o ülkedeki insanların dürüst olmadıklarındandır, günlük düşündüklerindendir veya fakirlikten sağlam ev yapamamalarındandır. Gelişmiş dediğimiz ülkelerde doğal felaketler daha az can alıyorsa bunun nedeni dürüst olmalarındandır, yeterli tedbiri almalarındandır, mali güçlerinin fazla olmasındandır, hukuki düzenlemelerinin daha caydırıcı olmasındandır. Bunların dinle bir ilgisi var mı? Alıntı:
Saygılar | ||
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|