| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
| #1 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Aşağıdaki mektubun yazarı bir öğretmen... Ancak, adını ve nerede çalıstığını gizlemek zorunda kalmış; hepimizin tahmin edebileceği nedenlerden dolayı. Zaten adının ve nerede çalıştığının çok da önemi yok. Önemli olan bir eğitim kurumda yaşadıkları. Hiç kimse bunların yaşanmadığını iddia edemez, etmemelidir de... Ama yine de okuduğunuzda tıpkı benim gibi tüylerinizin diken diken olacağına inanıyorum. .................................................. ............ Merhaba! Bir lisede öğretmenlik yapıyorum. Çalıştığım okul, çoğunluğu Anadolunun en ücra köylerinden gelip yerleşen (yerleşemeyen) insanların oturduğu bir çevrede. Etrafımız gecekondu mahalleleri. Gecekondu olmayan yerlerde de derme çatma binalar var. BUNLARIN HEPSİ GERÇEK: *Biliyor musunuz, bu yıl lise 1. sınıfta okuma yazma bilmeyen bir öğrenci var. *Biliyor musunuz, bir öğrenci okula "satır" getirmekten uzaklaştırma cezası aldı. *Biliyor musunuz, iki hafta önce okulun önünde çıkan bir kavgada bir öğrencimin boynu döner bıçağı ile kesildi; 28 dikiş atıldı. (Çok şükür şah damarına gelmedi) *Biliyor musunuz, bu çevrede kimse kışın akşam beşten sonra sokakta yalnız yürümüyor. *Biliyor musunuz, geçtiğimiz hafta, bebek bekleyen müdür yardımcımız bir öğrenci tarafından karnı tekmelenmekle tehdit edildi. *Biliyor musunuz, dışarıdan elini kolunu sallaya sallaya giren bir adam, kendisini dışarı çıkarmaya çalışan kat nöbetçisi bayan öğretmeni bıçakla tehdit etti. *Biliyor musunuz, derste sıkıntı yarattığı için öğretmeni tarafından cezalandırılan öğrencinin aşiret olan ailesi okulu bastı. *Biliyor musunuz, bir öğretmenimiz sınıfta bıraktığı öğrenciden tehdit telefonları aldı. *Biliyor musunuz, öğrencilerimizin % 86sı sigara içiyor. *Biliyor musunuz, öğrencilerimizin % 42si hap kullanıyor. *Biliyor musunuz, okulun etrafında hap satanları, okulun içinde hap kullananları polis biliyor. *Biliyor musunuz, öğrencilerimizin % 23ü ensest ilişki mağduru. *Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl bir kız öğrencimizin babası çocuğundan(öğrencimizden) dayak yediği için okula sığındı. *Biliyor musunuz, yalnızca koridorda birbirlerine çarptıkları için kavgaya tutuşan iki kız öğrencinin aileleri okulun önünde birbirlerine yumruk yumruğa saldırdılar. *Biliyor musunuz, bazı kız öğrenciler 100 kontör karşılığında minibüs şoförlerine, halı saha sahiplerine kendilerini kullandırtıyorlar (cinsel anlamda) *Biliyor musunuz, bu yıl bir erkek öğrenci, bir kız öğrencinin kendisine cinsel tacizde bulunduğunu söyleyerek şikayette bulundu. *Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl bir anne, kızının saçının boyalı olması üzerine okula çağrıldığında kızını okula koca bulmak için gönderdiğini bu nedenle de süslenmesi gerektiğini söyledi. *Biliyor musunuz, velilerin %42si kayıttan sonra bir daha okula uğramıyor. *Biliyor musunuz, maddi yetersizlikten dolayı üç, dört aile bir oda-bir salon bir evi paylaşıyorlar. (Sayıları azımsanamayacak ölçüde.) *Biliyor musunuz, her ay öğretmenler aramızda para toplayıp bir öğrenciye bot, palto veya okul araç gereçleri alıyoruz. *Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl cuma okul kapanışı töreninde baygınlık geçiren bir öğrencinin iki gündür hiçbir şey yemediğini öğreniyoruz. *Biliyor musunuz, öğrencilerin çoğunun hayatında kan davası, intihar, boşanma, dayak, kaçma, kaçırılma, hapis gibi hikayeler var. (Ailelerinde yaşanmış) *Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl iki gün boyunca evine gitmeyen bir öğrenciyi velisi gelip okulda arıyor. (Kızının biriyle kaçtığı anlaşılıyor daha sonra.) *Biliyor musunuz, annesi babası ayrı veya boşanmış olan öğrencilerin çoğu uzak akrabaların yanında kalıyor. Anne ya da baba almak istemiyorlar veya üvey anne babalar istemiyor. *Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl sorun çıkardığı için müdür tarafından tartaklanan bir öğrenci mahalleden topladığı tanıdıklarıyla müdürün odasını basıp tehditler savurdu. *Biliyor musunuz, veliler toplantılara "ocakta yemeklerini bırakarak", ayakkabılarının topuğuna basarak, mantolarını omuzlarına atarak geliyorlar. *Biliyor musunuz, velilerin büyük bir çoğunluğu öğretmene nasıl hitap edileceğini bilmiyor. (Güzelim, hanım kızım, sen, hocaaaaa, ablası?) *Biliyor musunuz, sakallı, şalvarlı, cüppeli bir veli toplantılara gelip yalnızca erkek öğretmenlerle görüşüyor! *Biliyor musunuz, geçtiğimiz yıl 1000 öğrenci kapasitesi olan okulda kütüphaneye üye olanların sayısı 7(yedi)ydi. *Biliyor musunuz, öğrenci tanıma formlarındaki "Çaldığınız müzik alet(ler)i" bölümüne radyo, teyp, walkmen yazan azımsanamayacak sayıda öğrenci var. *Biliyor musunuz, öğrencilerin azımsanamayacak bir bölümü doğum tarihlerinin gün ve ay kısımlarını doğru yazıyorlar ancak yıl bölümüne 2004 yazıyorlar! *Biliyor musunuz, lise birinci sınıf öğrencilerim "Soru işareti nerede kullanılır?" soruma yanıt veremediler. *Biliyor musunuz, .... lisesine kayıt yaptıran bu öğrenciler çarpım tablosunu bilmiyorlar; 10 ve katları ile çarpma ya da bölme işlemi yaparken bile hesap makinesi kullanıyorlar. (Geçtiğimiz ay sinirden gözlerine kan oturmuş bir halde sınıftan çıkan matematik öğretmenimiz koltuğa çökerken öğrencilere bir ders boyunca 300ü 2ye böldüremediğini anlattı.) *Biliyor musunuz, maddi durumu iyi olan sayılı öğrencilerden birinin velisi, geçtiğimiz yıl akan damımızı onardı. (Notlarının hemen hepsi zayıf olan öğrencinin sınıf geçmesi şartıyla!) *Biliyor musunuz, öğrencilerimizin %60ı sağlıksız beslenmeden dolayı hasta (aralarında dispanserlik olanlar var) ancak öğrencilerimizin %90ında cep telefonu var. (Cep telefonları son model, bazıları kameralı), Ben bu okulda 3 yıldır öğretmenlik yapmaya çalışıyorum. Bu olaylara alışmamak için, artık alışıp bunları neredeyse doğal karşılayan yılların öğretmenleri gibi olmamak için uğraşıyorum. Biliyorum ki eğer alışırsam geleceğe dair hiçbir umudum kalmayacak. Her gün büyük bir çaresizlik ve endişeyle "Acaba bugün ne olacak?" diye başlıyorum işime. Olaysız geçen günler Allahın nimeti! Biliyor musunuz, sınıfta gezinerek ders anlatırken Atatürkün gözleriyle karşılaşmamaya çalışıyorum, kafamı kaldırıp resmine bakamıyorum. Başımın üzerinden "Ey Türk Gençliği!" diye bağırdıkça utancımdan omuzlarıma gömülüyorum. Biliyor musunuz, 10 Kasımlarda, 29 Ekimlerde şiirler okunurken, marşımızı dinlerken ağladığımda herkes günün anlamına ağladığımı sanıyor; oysa çaresizliğe ağlıyorum. Muhtaç olduğu kudretin dolaştığı asil kanı uyuşturucuyla zehirleyen öğrencilerimi kurtaramıyorum. Öğrenmeye direnen, kendini kapatan öğrencilerime İstiklal Marşının anlamını bile öğretemiyorum. Daha da yazacaktım ancak yazdıkça yüreğim ağırlaşıyor. Sevgi ve saygılarımla |
| #2 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,532
| Evet, bütün bu acımasız yaşanmışlıklar insanın içini ürpertiyor. Ve bunlar, sevgili ülkemizin herhangi bir köşesinde gün be gün yaşanıyor. Yine bu acımasız yaşanmışlıklara o yörelerde var olan toplumsal koşulların yoksunluklarını da eklediğinizde... karanlıklar ne kadar da koyulaşıyor! Kör yazgısı sanki ülkemizin. Sonra öğretmenlerimiz! "Sen yanmasan,-ben yanmasam..." deyip gitikleri yerde, ne kadar da terkedilmiş ve ne kadar da çaresiz... Yalnız... Sahipsiz... Bir başına. Hiç bilmediğimiz yerlerde acılar yaşanıyor. Hiç bilmediğimiz acılar! |
| #3 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Doğu veya güneydoğu anadoluda bir yer,ama neresi ? Gerçi oradaki okuların çoğu birbirine benzer.Öğretmenlerde bir an önce oradaki görev sürelerinin bitmesini dört gözle beklerler.Dayanamayıp geri dönenlerin de bir hayli fazla olduğunu söylemeye gerek yok. |
| #4 | ||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: May 2005
Mesajlar: 306
| Alıntı:
| |
| #5 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Sayın Ümit ! O bölge insanlarının çoğunlunun karakteri ne yazıkki büyük şehirlerin varoşlarına taşındı.Eski gelenek ve alışkanlıklarını sürdürüyorlar.1967-1970 yıllarında lise öğrenimimi İstanbul da yaptım.O günlerdeki İstanbul gerçekten bir harika ve yaşanılacak bir yerdi.Şimdi bütün İstanbul o günleri mumla arıyor.Bu günlerle kıyaslıyanlar ağlamamak için kendilerini zor zaptediyorlar. 1985 veya 1986 yıllarıydı.Eskilerin meşhur dansözlerinden Aysel Tanju ile kuşadasında bir sohbette tanışmıştık.O yılllarda bile beyoğluna çıkmaktan nefret ettiğini söylüyordu ve diyordu ki " Beyoğlu eskiden bir harikaydı,şimdilerde ise beyoğlumu yoksa itoğlumu belli değil" diye dert yanıyordu.Şimdilerde ise insan gece geç saatlerde Beyoğluna girmekten korkuyor. Saygılarımla. Türesin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 13-02-06 19:19 . |
| #6 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Ben de bir öğretmenim ve bu mektubu yazan öğretmen arkadaşın durumunu anlayabiliyorum. Öyle bir okulda (ya da Türkiye'deki herhangi bir okulda) çalışmaktansa maaşının yarısına alabileceği herhangi bir işte çalışmayı tercih ederdi eminim. Öğretmenin bir günü: Öğretmen evinden mektupta bahsedilen tarzda veya biraz daha az kötü olan bir okulda çalışıyor. Sabah evinden çıkıp okulun yolunu tutuyor. Hızlı adımlarla okulun bahçesinden geçip, laf atmalara, sataşmalara aldırmadan, doğru okulun en emin yerine, öğretmeneler odasına gidiyor. Bu odaya mümkün olduğu kadar hızlı geçmeli ki kafasına top çarpmasın veya bir öğrenci yanlışlıkla (!) üzerine duşmesin. Ders zili çaldıktan sonra mümkün olduğu kadar geç giriyor dersine. Çünkü biliyor ki; ne kadar az durursan sınıfta o kadar az başın belaya girer. Derse girdiğinde kafasını kaldırmadan direk olarak masasına gidiyor ve yine kafasını kaldırmadan -çünkü sınıfta gördüğü manzaraya müdahele edememenin ezikliğini yaşamak istemiyor- yoklamasını alıp sınıf biraz sakinleşip kendine gelir gibi olduktan sonra -ki bu yaklaşık beş-on dakikayı buluyor- çatık kaşlarla sınıfa bir göz gezdirip dersini anlatmaya başlıyor. Ve tahtaya kendisi yazı yazmıyor çok mecbur kalmadıkça. Ön sıralardaki uslu sayılabilecek kızlardan birine yazdırıyor ne yazılmalıysa. Yazsa bile tahtaya bakmadan yazıyor. Ders zilinin çalmasını öğrenciden daha çok istiyor. Ve ders biter bitmez kendini öğretmenler odasında buluyor. Sigarasını içerken öğrencilerden, okulun durumundan ve en çok siyasetten konuşuyorlar. Ve sonraki ders. Ve yine aynı durum. Sonraki ders. Diğerinden farksız. Son dersten sevinç içinde çıkar çıkmaz okuldan bir an önce ayrılmak için hazırlanıyor aceleyle. Yarın yine aynı şartlarda çalışacağı aklına geliyor ve ezik, sıkıntılı, stresli ve sinirli bir hal alıyor yüzündeki mutluluk ifadesi daha okulun bahçesini terketmeden. Evde çocuklarıyla, eşiyle ilgilenmeli, bunu iyi biliyor ama günün stresi ister istemez evde de devam ediyor. Erkek öğretmenlerin durumu böyleyese, ya bayanların? Emin olun on kat daha zor. Saygılar, |
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: Konya
Mesajlar: 1,023
| Yazacak birşey bulamıyorum. Bu gençler için ne yapılabilinir?kimlerden yardım istenir?devlet ne zaman devlet gibi davranmaya başlatılanabilinir?vs.vs. Bu çöküşün önüne geçemezsek ülke'yi nasıl kurtaracağız? __________________
GERÇEKÇİ OL İMKANSIZI İSTE ERNESTO CHE GUAVERA |
| #8 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,806
| Sayın Dr Che ! Devlet dediğin şey ;vatan denilen bir toprak ve onun üzerinde yaşayan halkın toplamıdır.Bağımsızlığın işareti sayılan bir bayrak ta devlet denilen yapıyı tamamlar.Vatan denilen toprağın üzerindeki zihniyet çoğunluğa egemen olursa devlet ne yapsın. Saygılarımla. |
| #9 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Arkadaşlar, Belki zor, belki imkansız gibi görünsede ben her şeyin sevgiyle aşılabileceğine inanıyorum. O gençleri, çocukları severek, içten ve samimi yaklaşarak bir şeylerin düzelebileceğini, her şeyi devletten beklemenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Evet!.. Devletin bu konuda bir çok eksiği vardır. Maddi açıdan görevin büyüğü devletindir. Ama sadece devlet mi sorumludur? Çözüm için sadece devlet mi bir şeyler yapmalıdır? Güzel bir hikaye ile sözlerime son vermek istiyorum. Saygılar, .................................................. ..................... Bir profesör, sosyoloji sınıfındaki öğrencilerini Baltimore şehrinin kenar mahallelerine göndermiş ve o bölgede yasayan 200 erkek çocuğunun durumlarını araştırmalarını ve her bir çocuğun geleceği hakkında bir değerlendirme yapmalarını istemişti. Öğrenciler hemen hepsi bu çocukların gelecekte hiçbir şanslarının olmadığını dile getirmişlerdi. Bundan tam yirmi beş yıl sonra bir başka sosyoloji profesörü tesadüfen bu çalışmayı buldu ve öğrencilerinden bu projeyi sürdürmelerini ve ayni çocuklara ne olduğunu araştırmalarını istedi. Öğrenciler, o bölgeden taşınan ya da ölen 20 çocuk dışındaki 180 çocuktan 176'sinin olağanüstü bir basari gösterip, avukat, doktor ya da işadamı olduklarını ortaya çıkardılar. Profesör çok etkilenmişti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetişkin olan o çocukların hepsi o bölgede yasadıkları için, her biriyle buluşma sansı oldu. "O koşullarda nasıl bu kadar basarili oldunuz?" sorusuna verdikleri cevap hep ayniydi: "Mahalle okulunda bir öğretmenimiz vardı. Onun sayesinde." Profesör, bu öğretmeni çok merak etmişti. Hala hayatta olduğunu öğrendiği yaşlı öğretmenin izini bulması zor olmadı. Kendisini ziyaret etmek için evine kadar gitti. Karşısında yılların yüzüne eklediği kırışıklıklara rağmen hala dinç duran bir yaşlı kadın buldu. Merakla yaşlı kadına bu çocukları kenar mahallelerden kurtarıp, basarili birer yetişkin olmalarını sağlamak için kullandığı sihirli formülün ne olduğunu sordu. Yaşlı öğretmenin gözleri parladı ve dudaklarının kenarında bir gülümseme belirdi: "Çok basit" dedi, "Ben o çocukları çok sevdim." petricli Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-02-06 14:31 . |
| #10 | |
Yazıyaz Dergi Yazarı ![]() Giriş Tarihi: Aug 2005 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 2,608
| Her şeyin sevgi ile aşılabileceği doğru.Ama bunun için herkese sevgisini gösterebilecek bir ortam sağlanması gerekli önce.Bazıları bu ortamı sağlamaya bile gerek duymuyor,bazıları çeşitli öneriler sunuyor.Ama sorun şu ki sms göndererek,iki kalem bir silgi alarak onlara pek de yardımcı olamıyoruz.Bazı şeylerin toptan değişmesi gerekiyor.Mücadele edilmesi,yanılması gerekiyor.Ve bizlerin konuşmakla kalmaması gerekiyor, yanmak olsa da sonunda iyi bir gelecek için mücadele vermeliyiz.Onlara hakettiklerini vermeliyiz ki sevmeye vakit bulabilsinler.Evet sevmeye vakit bulmak ne kadar acı bir deyim,bu deyimi kmie borçlu olduğumuzu da biliyoruz hepimiz zaten. __________________
küçük kara balık denizi düşünüyordu. bu düşünce onun zihninde birgün gerçekleştireceği bir amaçtı. ona göre hayat yalnızca yemek, uyumak, dünya sandığı küçücük bir gölde yaşamak değildi. küçükkarabalık Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-02-06 14:36 . |
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sevgi ve aşk üzerine beğendiğim şiirler | petricli | Ustalardan Seçkiler | 667 | 12-01-08 14:24 |
| Tito'dan Tarihi İtiraflar | Elifcik | Arşiv | 36 | 19-08-07 01:59 |