"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." Lütfen forum kurallarını okuyunuz. |
||||||||||
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 402
| GİTMİŞLER 1 Yeni yüzyıl hızlı başladı. Değişim o kadar hızlı ve karşı koyulmaz ki,ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Oysa ben geleceğe taslaklar oluştururken bunları hiç hayal etmemiştim. Mahallenin yollarında koşup durduğumuz, misket oynadığımız ,çayda balık tuttuğumuz günler san ki dün olmuş gibi hafızamda belirgin bir halde, işte bu yüzden bunca şeyin mazide kaldığına kendimi bir türlü ikna edemiyorum. Canlanıyor her an çocukluk arzularım.. Sokakların o karşı koyulmaz çekiciliğinin yok olduğuna ,Cüneyt Arkın filmlerinin artık izlenmediğine ,annelerin çocuklarına anlattığı masalların unutulduğuna şahit oluyorum ama sanki bunlar bir kabusun en kötü kalıntıları.Oysa ben de bir gün çocuklarıma bu masallardan anlatacaktım ,çamurlu yollarda koşuşmalarını izleyecektim (uzaktan) hiç çaktırmadan. Üstelik annem gibi ilk akşamdan eve gelmeleri gerektiğini söylemeyecektim. Çünkü ben annem gibi akşam karanlığında şeytanların ve kötü cinlerin iş başında olduğuna hiç inanamadım. Akşamlarda gündüzler kadar güvenliydi bana göre. Gelin görün ki önü alınmaz rüzgar değiştirdi her şeyi. Korkar oldum bin bir türlü yalan sahibi bu dünyadan Şimdi hafızamdan yansıyan bunca şeye baktıkça hüznüm bir kat daha artıyor. O mahallenin cesur okçuları ,kardan kale sakinleri yok şimdi değişim silip götürdü bunca şeyi. Artık kuşburnu çubuklarından yapılma yaylar yok, gazoz kapakları değerini yitirdi mahalle savaşlarındansa eser yok. Battal gazi efsanelerinden bahsetmiyor şehrin çocukları ,anlamadığım bir sürü şey doldurmuş keloğlan masallarının yerini. Sadece insanlar ve yaşantıları değişmedi ;kasaba tanınmaz bir halde kilise tepesi tarafından gelip ta evimizin dibinden geçen sulama kanalı bile yok artık. Hatırlıyorum da bu suda hiç benim çöpüm kazanmazdı, benim bu dünyada geri kaldığım gibi geride kalır ,takılırdı bir papatya ölüsüne. Ben kendimi lanetlemedim. Hayır bunu nasıl yaparım ki ,üstelik çayın etrafındaki kavak ağaçları da kesilmiş ,kesilmeyenler ise kurumaya yüz tutmuş çünkü onları oyunlarıyla eğlendiren çocuklar birer birer büyümüş yerlerine yenileri de gelmeyince yalnızlık dokundu onlara da bana olduğu gibi… Diyorum bunca yıldan sonra geri dönmemeliydim. Ama nerden bilebilirim ki kasabamızın da değiştiğini. Görmesem bunca şeyi daha önce yaptığım gibi hayalini kurardım o eski günlerin ,bir gün dönme ümidi ile yaşardım. Oysa şimdi her şey gerçek ve değişmiş halde gözlerimin önünde. Elimden de bir şeyin geldiği yok. Arkadaşlarımdan bir kaçının yanına gittim hepsi çoluk çocuğa karışmış,iş güç sahibi olmuşlar bıyık bırakanlar bile var. Bir çoğu da benim gibi yıllardır başka yerlerdeymişler. Umarım onlarda eski günleri özleyip dönmezler ,dönerseler yıkık bir zamandan başka bir şey bulamayacaklar çünkü … Ben döneli yalnızca 1 gün oldu. Ama bu 1 gün içimde bir boşluk açmaya yetti bile. Tek umudumda yok oldu.karşı koyamıyorum artık bu değişime. Değişmekse ürkütüyor beni zihnimdeki bunca şeye nasıl ihanet ederim. Nasıl yeniden hayaller kurarım hayır yapamam bunu çekip gitsem nere gidebilirim ki. Ölmek üzere olan bir adam kadar talihim yok artık ,dünyadan sıkıldım ama ne yapabilirim ki çaresizim. Çayırlarda saatlerce dolaştım ,çayın yanında uzun uzun oturup alıkların fısıldaşmasını dinledim balıklarda değişmiş olamazya. Kargaların sesleri artık beynimi tırmalamıyor o siyah yaratıkları kalkıp taşla kovalamadım bile……kalbim onlara da ısındı artık, her ne kadar lanetli olsalar da. Sadece kargalar değil tabi ki ,diğerleri de var kavak ağacına yuva yapmaya çalışan ağaçkakan ,bir şeyler arıyormuş gibi yapan başıboş köpekler. Bin bir renk içinde devam ediyor hayat. Karıncalar disiplinlerinden hiçbir şey kaybetmiyor ;yüzyıllar önce olduğu gibi doğasıyla çatışmadan yaşıyorlar. Kainat böyle, karıncalar sadece misal. Ah bu insan denen önü alınmaz varlık neden böyle değil…. Artık hava iyice karardı.Güneşin uzaklaşırken suyun yüzünde oluşturduğu yeşilimsi renk kendini siyaha veriyor.Bırakıp gidiyorum, hatıralarıma yeni şeyler ekleyerek, şehrin istila etmediği bu güzelim yerleri. Şehre yaklaştıkça içimde ki boşluk büyüyor. Apartmanlar arabalar sanki canıma batıyor.Internet Caferlerde cabası Allahlım bu nasıl olabilir…. Eve varınca yıllardır açılmayan kapının beni görünce mutlu bir hal aldığını fark ediyorum. Ahşap döşemelerde garip bir koku var ama önemli değil,boş veriyorum. Yozlaşmış insan kokusu yanında bu misk-i amber kalıyor.Her şey eskisi gibi hiçbir eşyanın yeri değişmemiş ama bir yerlerde eksik bir şeyler var sonra fark ediyorum ki;insanlar yok annem babam toprağın altında ,kardeşlerimse başka başka yerlerdeler. O kadar sakin ki ev sanki ev yeni bir ölümün arifesinde. Sofadaki boy aynası insan yüzüne hasret kalmış,tozlanmış bir ümitsizliğe düşmüş ,gidip karşısına hem kendime bakıyorum hem de onu biraz teselli ediyorum tozunu da silince bir garip mutluluğa bırakıyor kendini. Halılar tozdan sus pus olmuşlar ama onlara yapacak bir şeyim yok, o kadar yorgunum ki biraz atıştırdıktan sonra hasret kaldığım yün döşekli yatağıma uzanmayı düşünüyorum. Ayna kalmamda ısrarcı ama ben bir şeyler atıştırmak için mutfağa gideceğimi belirtip ayrılıyorum karşısından.Mutfağın kapısı çok sakin, açarken diğer kapılar gibi çığlık atmıyor.Bu kapı biraz daha aldırışsız galiba yada yalnızlıktan pek sıkılmadı. Neyse önemi yok, dalıyorum mutfağa. Aman Allahım!Her şey yerli yerinde,o çinko çaydanlık ilk bırakıp gittiğim gibi duruyor,sanki yıllardır beni bekliyor. Bakır ibrikse biraz soluk gibi ,fazlaca alıngan belli ,sıkılmış yıllardır böyle boş beklemekten…Mutfakta mide mi tatmin ettikten sonra sofadan geçip salonun içinden yatak odamın kapısına varıyorum.Kapıya elime atınca içimde bir korku.Buda mı ızdırap içinde çığlık atacak?Şükürler olsun!Korktuğum olmuyor mutfak kapısı gibi gayet sakin. İçeri girince bir an duraksıyorum, ama korkacak bir şey yok yılarca bu odada karanlığı güneşe teslim ettim yıllarca …Ah o günler sanki sevdiğim kadının hayali hala karşı duvarda. Eşyaların üzerinde çocukluk yıllarımdan kalma göz yaşları, kırlardan, bayırlardan topladığım papatyaların kokusu ...Annemin o mahzun gülüşü sanki kapının girişinde öylece duruyor hiç eskimeden. Bunlara baktıkça içimdeki boşluğun büyüdüğünü fark ediyorum. Buna da daha fazla dayanamayacağım.. Odadaki eşyaların birçoğunu da görmezden gelip yatağımın tozuyla uğraşıyorum.Perdeler çekili ama nevresimler biraz ağarmış gibi,bırakırken turuncuydular oysa şimdi sarıya çalıyor.Ya benim ruhum hangi renge çalıyor. Bu rengarenk nevresimlerin karşı koyamadığı ışığa ben nasıl karşı korum,zaman beni de yıprattı, şimdi ruhum ölüme çalıyor. Yatağın tam karşısında duran ahşap masanın üzerindeki gümüş çerçeveli fotoğraf sanki dikkatimi üzerine çekmek için çabalıyor ,ben gözlerimi kaçırdıkça parlak rengiyle aynadan görüş alanıma sokulmaya çalışıyor, bağırıyor ardım sıra.Ah anneciğim!Bahçede çektirmiştik bunu; 12 yaşındaydım üstelik mevsim bahardı.Resimdeki söğüt dallarından hala o minnacık serçelerin cıvıltısı yankılanıyor odaya. Üzerinden mevsimler geçti o son baharın esintisi bir türlü gitmiyor burnumdan,ama şimdi o günlerden eser yok. Yok olup gitti her şey. Beni yapayalnız bırakarak.(bu düşünceler arasında uyuya kalmıştı) * * * (Saatlerce uyudu. Belki de bir günden fazla uyudu. Şehirdeyse her şey yolundaydı.İnsanlar günün yorgunluğuyla her zaman olduğu gibi evlerine doluşuyordu.Hiç kimsenin haberi yoktu mutluluk ülkesinde karanlık köşelerde geceye çığlıklar bırakan insanlardan Evi tenha bir yerdeydi.Eski bir görünümü olsa da apartmanlar arasında ihtişamlı duruyordu. Ne de olsa o hala bir konaktı. Ama direnememiş yıpranmıştı,beton gölgeler ardında O gece sabaha kadar yağmur yağdı cay coştu fakat setleri aşıp şehri yutacak kadar cesur değildi. Sabaha doğru yağmur dindi İnsanlar buna aldırmıyordu bile ,yağmurun yağmış olmasına ,her yer parke olunca yağmurun yağdığı pek belli olmuyordu zaten,oysa eskiden yağmur yağınca bu sokaklar çamurdan yürünmezdi. Önceden sokaklara bakarak anlardınız ne zaman ne kadar yağmur yağmış diye. Şimdiki insanlar acaba çok mu şanslı bilinmez Hangi vakitti bilinmez uyandı, kafasında garip bir ağrı vardı tekrar Uyudu.) * * * __________________
Hak geldi batıl zail oldu..... |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 402
| 2 Aman Allah’ım ne çok uyumuşum. Saat kaç oldu acaba. (Sanki ne önemi varsa ). Çıkıp biraz dolaşayım diye doğruldum. Ama resim yerinde değil ne oldu pencere bile açık değil ki rüzgar onu düşürmüş olsun neyse görmemem daha iyi. Evin sakinleri, eski eşyalarım ,bu sabah biraz garip susmuş sanki hepsi.Üzerlerine bir sis perdesi çökmüş gibi gözüme bulanık geliyor. Yeni uyandım tam uyanamadım her halde bundandır deyip aldırmıyorum. Bugün güzel bir gün çünkü sabah hiç korna sesi duymadım bu iyiye işaret. İçimde bir gariplikte yok değil ama. Yüzümü yıkasam iyi olur annem yşasaydı benden bunu yapmamı ısrarla isterdi…(evde biraz oyalandıktan sonra çıkmak için dış kapıya yöneldi) Kapıyı açınca bir acı çığlık kopardı Allah’ım bu da neyin nesi.Daha dün girerken teselli etmiştim onu ,ne oldu sabah sabah… Bugün hava biraz kapalı galiba hatta sabah olmamış gibi. Neyse güneş birazdan doğar. Ama garip kimsecikler yok etrafta ben mi çok erkenciyim. Arabalar apartmanlar olduğu yerde kimse işinin başına gitmemiş tüm dükkanlar kapalı. 1-2 saat dolaştım sokaklarda güneş doğsun diye ama hiç değişen bir şey yoktu üstelik sabahları evlerin çatılarında konaklayan kargalarda yoktu, gezinirken uzakta bir insan karartısı gördüm, bu durum hakkında bir fikri olup olmadığını sormak için yaklaşınca adam başladı konuşmaya.(o adamın yanına varınca adam sinirli bir halde bir şeyler söylemeye başladı) - nerelerdesin sen saatlerdir seni arıyorum gidebileceğin her yeri baktım üstelik -beni mi arıyorsun? neden ki,sen kimsim? -şimdi bana soru sorma ,çok az zamanın kaldı vaktini boşa harcama -ne zamanı -bak hala gereksiz soru soruyorsun -tamam seni dinliyorum -bak biliyorum bütün olanları merak ediyorsun ,onlar gittiler kimseyi arama şehirde sadece sen kaldın - iyide bütün bir şehir nere gitti ,hem neden hala güneş doğmadı -az sonra gideceğim şimdi beni dinle. -evet dinliyorum -Sen şehrin yok olmasını her şeyin aslına dönmesini istemiyor muydun? - ben mi istiyormuşum -yok ben -evet ama tam olarak değil ben bu kadar değişimin fazla olduğunu düşünüyordum sadece biraza yavaşlasın istemiştim bunca değişim fazla -neyse işte şehir senin insanlar çekip gittiler istediğini yap kendi şehrini yarat -ben ne yapayım insanlar olmadan şehri -insanları da mı istiyorsun ,hayır olmaz o kadar hayatı sana feda edemem onlar gittiler -peki nere -soru sorma artık bitti gidiyorum hayal et her şeyin istediğin gibi değiştiğini göreceksin (ve karanlığa karışıp gitti)şehir senindir bu da neyin nesi, rüyadayım galiba ama her şey o kadar gerçek ki Ama rüyada olsa şu şehri bir düzene sokayım….. Şu apartmandan başlayalım fazlaca büyümüş hem evimin önünde güneşi kesiyor. (yenisini hayal etti.apartman yıkılmıştı ama yenisi yoktu o esnada boynunda garip bir sızlanma hissetti hala rüyada olduğunu düşünüyordu aldırmadı ve diğer bir çok şeyi değiştirmeye çalıştı ama acısı gittikçe artıyor) Daha devam edemiyorum uyansam iyi olur ….. * * * Uyudu ama bir daha uyanamadı.Onu günlerce gören olmadı.Kasabada olduğundan bir çok akrabasının haberi yoktu. Kendini yok ettiğinin farkına bile varmadan bir derin uykuya daldı. İki gün sonra onu evde ölü buldular vücudunun her yerinde kırmızı lekeler vardı. Doktorlar bir anlam veremediler. Sakin bir cenaze töreni oldu, arkadaşlarının çoğu işleri yoğun olduğu için cenazeye teşrif edememişlerdi. Ondan kalan son şeyse küçük bir kağıda karalanmış bir iki cümle, polisler kardeşine gönderdiler,vasiyeti yoktu.Kardeşleri nedendir bilinmez cenazeye gelmediler. Büyük ablası notu alınca pek anlamadı ama yine ondan bir hatıra kalsın diye küçük sandığına sakladı aynen şöyle yazıyordu kağıtta : “her şey anlamsızlaşıyorsa ,kendimi bütünleştirdiysem bunca şey ile ,içimde ki bu boşluk kapanmıyorsa şehir ahalisi zamanı terk etti ise, yani herkes gittiyse, benimde yıkımım başlamış demektir. Gidenler yoksa şehirde, benimde gitme vaktim gelmiştir demek” Yavuz Albayrak şubat 2006 yorumlarınızı bekliyorum... __________________
Hak geldi batıl zail oldu..... |
| #3 | |
Guest Mesajlar: n/a
| Sayın Masle, Öncelikle bir süredir bizi böyle güzel yazılardan mahrum ettiğiniz için sizi kınıyorum. :-) Şaka bir yana güzel yazılarınızı ve sohbetinizi özledik. Lütfen bizi bu kadar ihmal etmeyiniz. Yazıya gelince... İnanın bu kadar uzun yazıları internet ortamında okumak gözümde büyümüştür daima. Ama o kadar güzel bir yazıydı ki, bir solukta okudum. Yazı herkesten bir parça alıntılıyor sanki. Okurken çocukluğuma kadar uzandı hayallerimin eli. Tekrar yaşadım o günleri... Yazıda olduğu gibi (olupta fark edemediğim) bir boşluk hissettim içimde. Acaba diyorum bende gitsem mi!.. Saygılar, |
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Jan 2006
Mesajlar: 402
| teşekkür ederim.malum dersler başladı internet ile pek haşir neşir olamıyorum.alçılar mumlar dişler bütün hayatımı gasbediyor. öyküye gelince herkes bir boşluk taşıyor içinde bazı leyla oluyor bazı bir özlem yani dünya bazen tatmin etmiyor,dolduramayınca insanın çekip gidesi geliyor ama nereye ...... __________________
Hak geldi batıl zail oldu..... |
| #5 | ||
Guest Mesajlar: n/a
| Alıntı:
Saygılar, | |
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|