"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Kuranın diğer din ve inançlar hakkındaki üslubu/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,037
| Forumda diğer inançlarda olanlar, Kuranın Müslüman olmayanlar hakkında aşağılayıcı ve hakarete varan üslub kullandığını söylemektedirler.Bunlardan bir kısmı bu ifaseleri bir Tanrıya yakıiştıramadığı için soru olarak öğrenmek istiyorlar.Geri kalan bir kısmı ise bunu bahane ederek inançlar hakkında bilinçli olarak sert uslub kullanacaklarını ifade etmektedirler.Ama böyle değildir.Çünkü 1. 1..İslam gibi herkesi inanmaya davet eden ve evrensel iddiasında olan bir dinin diğer inançları aşağılayarak(eleştirerek demiyorum aşağılayarak)yola başlaması mantıken ve sosyal bir gayeyi gerçekleştirme bağlamında düşünsek mümkün değildir. Kendisine inanmayanlara bol bol hakaret eden bir inanç, yeni taraftar bulamaz. Belli bir süre sonra toplum içinde yok olup gider. Bu tavrıyla peşinen insanları kendisinden soğutmuş ve inancını anlatacak yol bırakmamıştır. İnanmayanlara hakaretler içerdiği söylenen ayetlerin indiği ortamda Müslümanlarla beraber olan ve antlaşmalı bir müttefik durumunda olan çok kabile vardı.(Huzaa kabilesi,Müzeyne kabilesi,Gıfar kabilesi v.s..) Bu kabileler dışında kalan ve diğer inançta olan kabilelerin de Müslümanlarla savaş halinde olmadığı bilinmektedir.Yani, bu ayetler indiğinde Mekkeli Putperestler ve Medineli Yahudiler dışında Müslümanlarla savaş halinde olan kimse yoktur. Bundan dolayı bu ayetlerin kendi üzerine alan insanlara ve kabilelere rastlamıyoruz. Bu getirilen ayetlere rağmen Müslüman komşusuyla son derece dostane ilişkiler içinde olanlar vardır. Müslümanlardan Müslüman olmayanlarla arkadaşlığı ve dostluğu olanlar vardır. Mekkeli putperestler ile Medineli Yahudilerin durumu ise salt bir inancı taşıma sınırını aşmıştı.Çünkü, İslam’ın insanlara hukuki çevre içerisinde anlatılmasına dahi izin vermeyen Mekke oligarşisi ve Yahudi teokrasisi yeni dine karşı akla hayale gelmeyecek saldırılarda ve hakaretlerde bulunmuşlardı. Ayetlerin tamamı bu iki grubun elit tabakasınnın içine düştüğü hali ifade eder. Dönemin hâkim güçleri ve çeteleri için anlatılan vasıflardır çoğu ve onların şahsında her zaman bu zihniyete sahip olacak insanlardır. 2.Kuran inanmayanlarla hukuki yollarla bir arada bulunup kimin doğru kimin yanlış olduğunu tartışmasını açmıştır.De ki: şüphe yok ki biz, yahut siz elbette doğru yoldayız, yahut da apaçık sapıklık içindeyiz.(Sebe süresi24) Yani Müslümanlardan illa da ben haklıyım diye bir öneride bulunulmamıştır. Kendi davasını ve öğretisini tartışmaya açan bir hareket asla ve asla başka fikirlere hakaret etmez. Nitekim tartışma ortamını genişletmek için ortak yanların ne olduğunun yolunu göstermiş ve kitap verilen dinlerle, bu bağlamda ortak hareket etmenin gerekliliğine vurgu yapmıştır.(De ki: Ey Kendilerine kitap verilenler! Sizinle bizim aramızda ortakk olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.(Ali İmran Süresi:64) Ancak özellikle vurgulanan bir durum var. Dileyen inansın dileyen inanmasın ve hukuki yollarla dininizi anlatırken en güzel yolu seçin denilmiştir. Bazıları bu ayetlerin Müslümanlar Mekke’de zayıf iken geldiğini söylerler. Ancak gerek diğer ayetlerde gerekse de Müslümanlarla savaş halinde olmayan diğer inançlara karşı toleransı ifade eden ve fetihlerden sonra gelen örnek uygulamalara baktığımızda bu durumun devamlılık arz ettiğini görüyoruz. 3.Kâfir kelimesinin dahi hakaret içerdiği söylentilerine vardır. Ancak bunu arkadaşlara cevap verirken de anlattığım gibi kafir,İslama inanmayan herkesi kapsamaz. Aksine islamın gerçek bir inanç biçimi olduğunu bildiği halde sırf haksız çıkarları ellerinden gitmesin diye yeni dine karşı koyanları nitelemiştir. Kâfirin gerçeği örten anlamında olması ile bunların gerçeği bildiği halde uymamaları kâfir nitelemesini gerektirmiştir. Gerçeği görmediğinden iman etmemiş olanlar İslam inancında kâfir sayılmaz. Bunlar fetret ehli sayılırlar(yani İslam dinine davetli) ve iman konusunda sorumlu da olmazlar. 4. Cehennem ayetlerinin tehdit ve inanmaya yönelik bir zorlama olduğu söylemleri de vardır ki belki en elle tutulur eleştiri budur. Bir nevi insanları korkutarak iman etmeye zorladıkları anlamını cehennem ile ilgi ayetlerden getirmektedirler. Bunlar doğru bir eleştiri olmakla beraber yetersiz tespitlerdir. Çünkü Kuran cehennemle korkuttuğu gibi cennetle de müjdelemiştir. Her bir cehennem ayetinden hemen sonra cennet ayeti de gelmiştir. İkinci olarak cehennem bir tehdit aracı olarak değil evrensel suçların evrendeki etki-tepki yasası gereğince bir sonuca ulaşmaları ile ilgili tespitlerdir. İnanan ve inanmayan herkese doğru bir hayat yaşamaları için kurallar bildirir ve kurallar yerine getirilmezse sonuçlarının evrendeki yasa gereği kötü olacağını haber vermiştir. Ancak bunu anlatırken kullandığı dil tehdide benzemektedir. Hâlbuki evrensel sistem olan dine göre yaşamayanların sadece kendilerine zulmettiklerini ifade eden çok ayet vardır. İnanmayanların kendilerine zulmedeceğini anlatıyor ve bunun sonucunda neler olacağını belirtmezse insanı boşluk içinde bırakıyor demektir |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,409
| Ku'ran derki, Allah onların kalplerini mühürlemistir artık dogru yolu bulamazlar. Ey yüce Allah İzin ver belki dogru yolu bulurlar demezlermi? İkincisi Allah henüz dünyada yasıyorken, ölmemisken bir insanı nasıl cehennemlik ilan eder? ''ebu lehep''.. Hani yüce tanrı tevbeleri kabul edendi? Bu nasıl olur? Allah yarattıgı aciz bir varlıga nasıl bu sekil düsmanca tavır sergiler? Sayın Özedönüs kur'anı anlıyarak okudugunuz zaman sürekli bir tehdit santaj intikam naraları atan bir uslup ile karsılasırsınız. Mevlana elbette kur'anı cözmüstü, bu yüzden 'gel ne olursan ol gene gel! demistir. Allah eger gercek bir Allah'sa kimseyi kayırmaz. Ne hiristiyan, ne yahudi, ne putpereset, nede mecusi. Tanrı, insanların kendisine inanmalarını istiyorsa ve basaramıyorsa o tanrı degildir. __________________
Bütün insanlar kardestir. süpheci Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 06-10-07 17:32 . |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,037
| Sayın Şüpheci Eleştirilerinize katılıyorum.Ama gerçekten ilk okuyuş dışında bir de genel okuyuştan başlayın.Aslında Kur’anın doğrularının 1400 sene öncesinin hikayeleri konumuna sokulması, bu şekilde gerçeğe mahkum edilmiş zihinlerin bir ürünüdür.Kaynak sorunu,metodoloji sorunu,din fenomeninin modern değerler bağlamında yorumu,modernizimin ve klasizmin handikapları,vahyin ve aklın öncülük ve beraberlik durumları ve daha nice konu açıklanması gereken ve bütüncül bir anlayışla her çeşit düşünceden insanın düşüncesiyle yoğrulmuş bir arenada tartışılmadan çözümlenmesi mümkün değildir. |
|
| #4 | ||
Bilim - Mitoloji Dergi Yazı İşleri ![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,144
| Alıntı:
__________________
tik tak seslerinden ürkmeden..... | |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,409
| Eger yalnıs anlamadıysam, inanmak zorundasınız baska sansınız yok . Evet haklısınız secme sansı bile tanımıyor. Bu yeni bir söylem vede uygun. __________________
Bütün insanlar kardestir. |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,037
| Kafirlerin kalblerini mühürleriz, kulaklarına, gözlerine ve kalplerine perde çekeriz", "Hidayete erdiren de, delalete düşüren de biziz", "Dilediğimizin rızkını daraltır dilediğimizi artırız", [/I "Rüzgarı estirir, yağmuru yağdırırız", Sanrım ele almaya çalıştığınız durum bu.Bu konuda şunu düşünüyorum.Kuran Tanrıya ortak koşulan bir topluma gelmiştir.Bunun için tek tanrılı diyebileceğimiz(Tevhid )inancına yöneltmek için herşeyde belirleyici olmayı Allah ile tanıtılan yaratıcıya bağlar.Bu amaçla olsa gerek Kur'an tümüyle "Allah" merkezli bir dil ile örülmüştür; Her şeyi yapıp eden odur, her nereye dönülse O'nun "vechi" ile karşılaşırız v.s.. Şu halde insanlarda "Allah" şuuru uyandırma amacında olan Kur'an'ın dili "Allah" kavramı etrafında örülmüştür. Nitekim Kur'an'da en çok geçen kelime Allah kelimesidir. Allah kavramı öne çıkarılarak diğer varlıklar ikincil duruma indirgenmiştir. Bu, onların özerk benliklerini ve bağımsız varlıklarını yok saymak anlamında değil, Mutlak Varlık'ın oluş süreci içindeki "zorunlu" fonksiyonunu kavratmak içindir Çünkü insan, eğer varoluş sürecinde Tanrının fonksiyonundan habersiz ise yapısı gereği varoluş, düzensizliğe doğru gidecektir.Bunun için Tanrıyı mutlak belirleyici görmek putperest inancında olan bir toplumda gerekli idi.Halbuki yine Kuranı Kerimde bir çok uygulama biz kavramı ile açıklanmaktadır.Yine başka yerlerde ''kim ne yapsa onun karşılığını görür'' türünden ayetler var.Bu bağlamda şunu söyleyebiliriz. Tanrı, insanların kalplerini mühürleyebilir veya onları sapıtabilir.Bu onun gücü dahilindedir.Ama yine de kişi bunu istemediği sürece gerçekleşmez.Çünkü,kulları arasında adaletli davranmaktadır.Gücünün yetebilmesi o işi yapacak anlamına gelmez. |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,409
| sayın Özedönüs Sizde bilirsinizki o ayetler Muhammedin amcası Ebu talibin bir türlü imana gelmemesi sebebi ile inmistir. Bana sorarsanız ilk imana gelmesi gereken kisi Ebu talib'ti, ama ne kadar tuhafki bir türlü muhammede inanmamıstır. Ve emin olun, kurandaki Allah ile her seye hic zorlanmadan cevap verebilirsiniz. Cünkü ne zaman bir olay olmussa onunla ilgili bir ayet inmistir, ezeli' denilen kuran aslında olayların gelisimine baglı olarak yazılmıstır bu cok acıktır. __________________
Bütün insanlar kardestir. |
|
| #8 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 960
| Alıntı:
Bence tanri, gücünün yetebilecegini cok daha kesin bir ifadeyle anlatmasi gerekirdi. Hele hele ayetleri böylesine zengin bir dil ile gönderme imkani var iken. Zira benim bu ayetlerden cikardigim anlam su oluyor; "Hidayete erdiren de, delalete düsüren de biziz". Burda olay coktan olmus bitmistir. Yani Tanri bunu yapmistir, eylemistir. Söyle diyemez miydi? Biz onlari hidayete erdirebilir ya da delalete düsürebiliriz. dolayisiyla bu ayetlerden, tanrinin insanin hayatina istedigi gibi müdahale ettigi, insanin sadece bir senaryoyu oynadigi anlami cikiyor. Alin yazisi gibi. kader gibi. Hidayete erdirilenlerdensen iyisin, degilsen kötüsün. Insanin bir sucu yok , ama imtihana tabii tutuluyor. Ya da iyiysen hidayete erdirilenlerdensin, kötüysen delalete düsürülenlerdensin. Burda isi insan yapmis gibi görünüyor, ama degil, gene insan pasif. Yani böylesine anlasilmasi zor, karmasiklik yumagi resmen su kuran, bilemiyorum... | |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 2,409
| Sayın Katrin Size üzülerek söylemeliyimki, bunları koca koca islam alimleri bile cözememistir. Kur'and'aki ayetler sadece kafiye. Bir ayetin anlasılabilmesi icin yarım cilt yorum yapılmıstır. gene tam olarak anlasılamamıstır. kısacası bir deli bir kuyuya tas attı 10 akıllı cıkaramıyor (mecaz) __________________
Bütün insanlar kardestir. |
|
| #10 | ||
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,037
| Alıntı:
Allah'ın kendi dilemesiyle bazı kullarını yoldan çıkarması onun Rabbliğine yakışmaz. Allah hem kitap ve elçi göndererek hakkı bildirecek. Böylece insanlara Hakk ve Batıl olarak iki yolu da tanımlayacak. Sonra insanları sınayacak ve seçiminde özgür kılacak hem de tutacak birilerini kendi eliyle saptıracak. Böyle saçmalık olmaz.Kul kendisi sapar. Yoksa dünyaya gelişinin ve sınanmasının anlamı olmaz.İnsanları Cennetlik ve Cehennemlik Robotlar sanmak pek ziyan bir düşüncedir. Sorun şu İslam dünyası Allahın sıfatları arasında dengeyi tutturamamıştır.Mutezile mezhebi Allahın adalet sıfatına zarar gelir diye onun kudret sahibi olma sıfatına kıymıştır.Eşari mezhebi onun kudret sıfatı için adalet sıfatına kıymıştır.Maturidi mezhebi onun adale sıfatı için irade sıfatına kıymıştır.Neyse konuyu kadere getirsek oradan tartışabiliriz.Ama sorularına cevap niteliğinde bu kadarını söylemek mümkün. | |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|