| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Freeganizm ya da tüketim hastalığına dur hareketi/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Antropoloji,Psikoloji, Sosyoloji... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 129
| Bir yılda kaç ayakkabı, kaç kıyafet alıyoruz? En basitinden ucuzdur diye ne kadar kâğıt peçete harcıyoruz? Bayattır diye günde kaç ekmek çöpe atıyoruz? Modası geçmiş diye kaç elbiseyi dolabın en görünmez köşesine ya da çöpe atıyoruz? ![]() Reklâmda gördüğümüz şeyi neden alma isteğimiz hemen gelişiyor? Dünyada insanların halen açlıktan kırıldığını, çevremizde aç ve yoksul insanların olduğunu düşündüğümüzde birçok isteğimizin lüks olduğunu aslında kapitalist sistem tarafından kışkırtıldığımızı anlarız. Reklâm içimizdeki arzulara ve insani zaaflarımıza seslenerek bizi kışkırtıyor. Lüks, ekonomideki kelime anlamı: ihtiyaç fazlası demektir. Tabiî ki çoğu zaman lüks, pahalı, yeni ve “kaliteli” eşya olarak anlaşılıyor. Ama lüks ihtiyaç duyulandan fazlası demektir. Nedret Kanunu Kapitalist ekonomik görüşlere göre dünyadaki kaynaklar kıt ama ihtiyaçlar sınırdır. Bundan dolayı da “sürekli kıtlık hali” dünyada hep olacaktır. Bu nedret yani kıtlık kanunu olarak adlandırılıyor. Bu büyük bir yalandır. Dünya kaynakları dengeli kullanıldığında kıt ve açlık diye bir şey olmayacaktır. Ülkemizi düşünelim: silaha yatırılan para ile Türkiye’de herkese bir ev yapıla bilinir. Belki bu çok ütopik( hayali) gibi geliyor ama mümkündür. Sistemin kendini sürdüre bilmek için sürekli tüketimi teşvik etmesi gerekiyor. Sadece kullandığınız cep teflonlarınıza bakın; hem hem bir kaç günde bir benzer fonksiyonlara sahip telefon modelleri çıkartılıyor. Fonksiyonel(işlevsel) açıdan değil de sırf modeli eskidi diye telefonlarını değiştiren insanlar var. Bizler sürekli tüketime yönlendiriliyoruz. Böylesi bir durumda sürekli kıtlıktan yani nedret kanunundan söz edebilir miyiz? İnsanların kendilerine bakmalarına, sağlıklarına özen göstermelerine karşı değilim, ama bazı kadınların günlük makyaj parasıyla bir aile geçinebilir. Ülkemizde bir kadının günlük makyaj parası kadar aylık ücret alamayan insanlar var. Şimdi tüketim çılgınlığına ve saçma kapitalist düzene karşı yeni bir akım doğmuş. Aslında sosyalist tezleri yeni bir şekilde savunuyor. ABD’de ortaya çıkan freeganizm, başta İngiltere olmak üzere Avrupa’da hızla yayılıyor. Akımın sloganı “ihtiyaçlarını çöpten karşılayarak kapitalist döngüyü kırmak! “ Sözcük, ‘free’ (özgür) ve ‘vegan’ (hiçbir et ürününü yemeyen vejetaryen) kelimelerinden türetilmiştir. Freeganizm, bazı protesto hareketleri gibi bir şirket ya da belli bir ürün yerine, her şeyi boykot etmeye ve mümkün olduğunca bir şey satın almayarak kapitalist döngüyü kırmaya çalışıyor. Kapitalist ekonomistlerin iddia ettiği gibi ekonomik kaynaklar sınırlı değildir. Kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sınırsız tezine yani nedret kanuna göre bazılarının sürekli aç kalması bir doğa kanunudur. Oysa bu bir doğa kanunu değil hastalık halini almış sistemin kendine toplumsal meşrutiyet bulma çalışmasıdır. Bazılarının sürekli ve sınırsız tüketimine karşın bazılarının da sınırlı tüketimini meşrulaştırmak için eskiden beri düşünsel ve ya ilahi kılıf bulunmaya çalışılarak sınırlı tüketenler kaderlerine razı edilmeye çalışıldı, çalışılıyor. Feerganizmin, Batıda çıkan bir akım olması çok doğaldır. Batıda tüketim çılgınlık düzeyinden çıkmış bir hastalık halini almaya başlamıştır. Bulaşıcı bir hastalık gibi tüm dünyaya yayıldı ve yayılıyor. Freeganlar ihtiyaçlarını çöplerden topluyor. Bu bir protesto ve tepki hareketidir. Yoksa herkese ihtiyaçlarınızı çöpten karşılayın önermesinde bulunulmuyorlar. Her gün çöpe atılan tüketim, barınma ve süs takıları dünyadaki açları doyuracak kadar çoktur. freeganlar süper market çöplerine atılan yiyeceklerle besleniyor ve böylece her yıl binlerce insan açlıktan ölürken yapılan bu savurganlığa dikkat çekmek istediklerini söylüyorlar. Aşk ve daha güzel bir dünya için… Karavanada yaşayan iş ve paraları olmayan freegan bir çift yaşayış biçimlerini şöyle açıklıyorlar: “Önceliğimiz aşk için çalışmak ve dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek. Bunun için daha fazla zamanımızın kalmasını istiyoruz. Bir maaş peşinde koşarken gerçekten inandığımız şeyleri nasıl gerçekleştirebiliriz ki!”Şöyle bir düşünelim “daha güzel bir gelecek” uğruna neyimizi kaybetmedik ki! Daha fazla kazanmak, herkesten daha ileride olmak için gecesini gündüzüne katarken insanlar çok şeyi de unuttu. Her şeyden önemlisi başkalarını ve aşkı unuttuk. Başkalarını bizimle çalışanlar, aşkı da bedensel zevke indirdik. Kazanmak için çok şey yapıldı peki ya yitirilenler. Kapitalist sistem bizlere daha çok tüketim daha çok rekabeti öğretti. Daha çok tüketmek için daha çok çalıştık, daha doğrusu daha çok rekabet ettik. Bazen rekabet uğruna en yakınlarımızı da görmezlikten geldik. O zaman sormak gerek, yaşamak salt yemek içmek ve üremek midir? Ya bir dostla yapacağımız keyifli bir sohbet ya arkadaşlarımıza iş dışında ayırtacağımız güzel bir gün olmayacak mı? yoksa işim var diyerek güzel bir çok şeyi erteleyecek miyiz ? İlk gençlikte heyecanla hissedilen aşk masallarda mı kaldı? Zaten kapitalist sistem aşkı da yolmuş kuşa çevirmiş. İnsanlar aşk filimler ile idare etmeye çalışıyor. Maalesef daha çok tüketmek uğruna harcadığımız enerji içimizdeki insanlığı da tüketti. Hayatımız kısır bir döngüdedir. İş, ev ve dışarı arasında gidip gelen kısır bir döngü… İnsanların hayatında tesadüf, sürpriz diye bir şey kalmadı. Yarın ne yapacağın, bir saat sonra nereye gideceğin bellidir. Bu kısır döngü içinde sistem bizi sürekli tüketime itmektedir. İhtiyacımız olamasa da ay başı para aldığımızda mutlaka bir şeyler alma “ihtiyacı” duyuyoruz. Sizce ihtiyaç duymadığımız halde ihtiyaç duyuyormuşuz gibi kendimizi hissetmemiz normal –sağlıklı- bir davranış mıdır? Avaşin yorulmaz |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Aug 2007 Ülke / Şehir: Cehennemin dibinden.
Mesajlar: 1,380
| dünyanın savaş malzemlerine yaptığı yatırım ile, sağlık ve eğitime yaptığı yatırım oranları 1 / 800 bir sikorsky helikopterin fiyatı 20 milyon dolar baba beni okula gönder kampanyasında 100 öğrenciyi barındıracak bir yurt binası yaklaşık 450 bin dolara mal oluyor. yani sadece bir helikopterin parasıyla 4500 öğrenciyi ağırlayacak 45 yurt yapılabiliyor. kapitalizm insan ve barış odaklı değil. sadece bu rakmalar bile akla zarar bir sistem olduğunu ispatlar. şimdi ayakta ve hayatta kalmak için tüketimi, haddinden fazla tüketimi körüklüyor. bazan kendi kendime şunu diyorum, kapitalizmin böyle bir sistem olduğunu bilenler de alış veriş yapmayversinler kardeşim. __________________
Sivil ve askeri bürokrasinin (oligarşi) dikta rejiminden ,onların kurumlarını özelleştirerek kurtulabiliriz. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Orhan Veli Kanık | HANİST | Ustalardan Seçkiler | 20 | 24-06-08 01:05 |
| Myanmar'da Askeri Diktaya karsi halk hareketi | ABCDE | Dünya Siyaseti | 14 | 04-11-07 14:11 |
| Üretim, tüketim ve bölüşüm... | melnur | Ekonomi | 18 | 01-08-06 02:08 |