Tek Gözlü Adam [Voltaire]
Melik Moabdar zamanında Babil' de Sadık adında zengin ve eğitim görmüş bir genç adam yaşardı. Zengin ve genç olmasına karşın duygularına gem vurmasını ve büyüklenmemeyi bilen bu adam her zaman haklı olmaya çalışmıyor ve insanların zayıf yanlarına saygı gösterebiliyordu. İnsanlar ona şaşıyordu, çünkü zekâ ve ekin düzeyi elvermesine karşın, bilisiz yargılara, belirsiz sözlere, kaba şakalara ve o zamanlar Babil' de söyleşi adı altında yapılan kuru gürültüye Sadık hiç tepki göstermezdi. Zerdüşt' ün birinci kitabından öğrenmişti: büyüklenme, iğne batırınca fırtınalar çıkaran hava dolu bir tuluma benzer. En önemlisi, Sadık kadınları aşağı görmek ve onları baskı altında tutmakla övünmüyordu. Eli açıktı; iyilik bilmezlere de vermekten korkmuyordu, çünkü yine Zerdüşt'ün öğretisine göre davranıyordu: Seni ısıracak olsalar bile, sen yerken köpeklere de yedir. Bilge kişilerle bir arada olmaya çalıştığı için, onlar kadar bilge sayılırdı. Doğa konusunda Keldanilerden kalan fizik ilkelerini biliyordu, metafizik konusundaysa tüm zamanlarda herkesin bildiğini, yani pek az şey öğrenmişti. O zamanlar geçerli olan düşüncenin tersine, bir yılın üç yüz altmış beş gün altı saat olduğuna ve dünyanın güneş çevresinde döndüğüne inanıyordu. Kentin ileri gelenleri ona kötü düşünceler taşıdığını, yılın on iki ay olduğuna ve güneşin merkezde olduğuna inanmakla devlete düşmanlık ettiğini söylediklerinde o, öfkelenmeden ve büyüklenmeksizin susuyordu. Böylece Sadık, zenginliğine, dostlarına, sağlığına, sevimli yüzüne, ılımlı ve akılcı düşüncesine, içten ve soylu yüreğine güvenerek mutlu olabileceğine inandı. Babil'de güzelliği, soyluluğu ve servetiyle ünlü Samira ile nişanlandı. Ona erdemli bir sevgiyle bağlıydı; Samira ise Sadık'ı tutkuyla seviyordu. Evleneceklerine yakın bir gün, Fırat kıyılarında palmiyelerle süslü Babil kapılarından birinin yakınlarında kol kola gezinirken, kılıç ve oklarla kuşanmış bir öbek adamın yaklaştığını gördüler. Bunlar, vezirlerden birinin yeğeni olan Orcan'ın adamlarıydı. Kendi dalkavuklarınca her şeyi yapabileceğine inandırılmış olan Orcan, Sadık'ın tersine, erdemden ve incelikten nasibini alamamış bir adamdı. Kendini o kadar beğenirdi ki, Samira'nın kendisini seçmemiş olmasından duyduğu kıskançlığı Samira'ya karşı beslediği bir sevgi sanıyordu. Adamlarına onu kaçırmalarını söylemişti. Adamlar Samira'yı yakalamak istediler; çıkan kargaşada Samira'yı yaraladılar ve sevgilisinin kanını akıttılar. Kızın çığlıkları gökleri sarsıyordu: "Sevgilim! Beni sevdiğimden ayırıyorlar!" Kendi karşılaştığı tehlikeyi umursamadan sevgilisi Sadık'ı düşünüyordu. Bu arada Sadık onuru ve aşkının verdiği güçle genç kızı savunuyordu. İki kölesinin yardımıyla saldırganları kaçmaya zorladı; sonra baygın ve yaralı Samira'yı evine götürdü. Genç kız gözlerini açtığında kurtarıcısını gördü: "Ey Sadık! Seni kocam olarak seviyordum; şimdi yaşam ve namusumun kurtarıcısı olarak seviyorum." Hiçbir yürek Samira'nınki kadar duygulanamaz, hiçbir ağız en büyük iyiliklerin ve en namuslu sevginin esinlediği duyguları bu kadar dokunaklı söyleyemezdi. Samira'nın yarası hafifti, kısa sürede iyileşti. Sadık daha kötü yaralanmıştı; gözünün kıyısına gelen bir ok, derin bir yara açmıştı. Samira sevgilisinin iyileşmesi için sürekli yakarıyordu. Gece gündüz gözleri yaşlı, Sadık'ın gözünün iyileşeceği günü bekliyordu. Fakat, yaralı gözde çıkan bir çıban durumu ciddileştirdi. Memfis'te büyük hekim Hermes'e haberciler gönderildi. Hekim kalabalık yardımcılarıyla geldi, hastayı inceledi ve gözünü yitireceğini söyledi. Üstelik bu yıkımın ne zaman olacağını da belirtti: "Eğer sağ göz olsaydı kurtarabilirdim; ancak, sol göz yaralarını iyileştirmek olanaksızdır. Tüm Babil halkı, Sadık'ın yazgısına üzülürken Hermes'in bilgisine de hayran kaldı. İki gün sonra çıban kendiliğinden patladı; Sadık tümüyle iyileşti. Hermes, niçin iyileşmemesi gerektiğini kanıtlayan bir kitap yazdı. Sadık bu kitabı okumadı; dışarı çıkacak duruma gelince, mutluluğunun kaynağı ve gözleriyle bakmaya değer gördüğü tek şey olan sevgilisini ziyaret etmek için hazırlandı. Samira üç gündür kent dışındaydı. Sadık yoldayken bu hanımın tek gözlülerden nefret ettiğini ve aynı gece Orcan'la evlendiğini öğrendi. Bu haberi işiten Sadık bayıldı; acısı onu ölümün eşiğine getirdi, uzun süre hasta yattı. Sonunda aklı acısına üstün geldi; hatta duyduğu iğrenmeyle avunmasını bildi.
"Madem ki saray eğitimi görmüş bu soylu hanımın alçakça bir kaprisiyle karşılaştım, öyleyse bir halk kızıyla evleneyim." dedi. Kentin en olgun ve iyi yetiştirilmiş kızı olan Azora'yı seçti. Onunla evlendi ve bir ay süreyle mutlu bir yaşam sürdüler. Fakat Sadık karısında biraz hafiflik sezer gibi oldu; Azora en akıllı ve erdemli gençlerin en iyi giyinenler olduğuna inanıyordu. __________________ "Ben nehir kıyısındaki parmaklığım; tutunabilen tutunsun bana ama koltuk değneği değilim kimse yaslanmasın bana…"
Ve unutmayın;
"Sanatçılar gerçekleri söylemek için yalanları kullanırken, politikacılar yalanlarla gerçekleri örter."
LiberterKedi Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 28-12-07 19:47 . |