"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
|
![]() |
| |||||||
Hz.Muhammed okuma yazma biliyor muydu?/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudilik |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,037
| Halkın anladığına ve inandığına göre Hz. Muhammed okuması yazması olmayan birisiydi.Kuran'da onun hakkında kullanılan "ümmi nebi" deyimine ve Hira mağarasında aldığı ilk vahiyde "Oku" denince söylediği "Ben okuma bilmem" sözüne dayanılarak geliştirilen bu argümanla, bir çok kişi, peygamberinin okuması yazması olmayan birisi olduğuna inanıyor. Oysa Kuran'a baktığımızda ne ümmi kelimesi okuma yazması olmayan anlamında kullanılıyor, ne de Kuran'ı onun yazmış olmadığını temellendirmek için peygamberin okuma yazması olmayan birisi olduğu şeklinde savunma yapılıyor.Bilakis Hz.Muhammed için kullanılan Ümmi kavramı, bilinçlice, halkın aleyhine bir kasıtla oluşturulmuş her hangi bir sınıfa, kasta, hanedana, oligarşiye mensup olmayan, anasından doğduğu gibi kalarak umuma ait olan, kamunun içinden gelen, Türkçe'deki güzel tabirle "halkın bağrından çıkan" manasında kullanılmıştır. Hz. Peygamber'e, Kuran'ı kendisinin yazdığı, birilerinden öğrendiği veya iktibas ettiği şeklinde yöneltilen iddialara karşı Kuran'ın, "Onun okuma yazması yoktu" diye savunma yaptığını göremiyoruz. Bilakis bu tür iddiaları cevaplandırırken başka argümanlar kullanıyor. Bunlardan ön önemlisi şudur; "Ona bunları bir adam öğretiyor" dediklerini elbette biliyoruz. Kastettikleri şahsın dili yabancıdır. Bu Kur'an ise gayet açık bir Arapça'dır. (Nahl; 16/103) O esnada İran diyarlarından gelennler vardı.Bazıları bunların Ona Kuran okuttuğunu söylemişlerdi. Demek ki Hz. Peygamber'in bilmediği şey okuma yazma değil, yabancı dildir. Bu nedenle Kuran'ı kendisinin yazdığı veya birilerinden öğrendiği iddiasını çürütmek için okuma yazma bilmediği tezine tutunmak hem Kuran'ın başvurduğu bir yöntem değildir hem de gereği yoktur, manasızdır. Bilakis okuma yazma bildiğini gösterir birçok delil vardır. Nitekim Hz. Peygamber'in Hira mağarasından indikten sonraki hayatını takip ettiğimizde bildiğimiz anlamda bir "kitap okuma faaliyeti" içine girdiğini göremiyoruz. "Oku" dendi diye kendine kitaplarla dolu kütüphaneler aradığı görülmemiştir. Okuma yazması olmadığını varsaysak bile, eğer buradaki "oku" bildiğimiz anlamda "oku, yaz" vs. olsaydı derhal emre uyarak okuma yazma seferberliği başlatması, buna ilk uyanın da kendisi olması gerekmez miydi? Demek ki buradaki okuma bildiğimiz anlamda okuma değildir. Şu halde Hz. Muhammed din adamları sınıfını ortadan kaldıran, kurumsal dinleri yıkan, dini tapınak dini olmaktan çıkarıp halkın vicdanı haline getiren "devrimci" bir peygamberdir. Bütün insanlık, dinî dünya ve özellikle de "sokaktaki adam" ona çok şey borçludur. Bu nedenle "halkın bağrından çıkan" peygamberin getirdiklerine, en çok "halkın bağrında yaşayanların" sahip çıkması gerekir. Çünkü o onların sesidir. Onu koruyup kollayacak olan da, ne devlet, ne polis, ne jandarma, ne mahkemeler, ne hanedanlar, ne kadılar, ne şeyhler, ne dedeler, ne babalar, ne de kiliselerdir. Bilakis "ummi" peygamberin çıktığı yerdir; yani halkın vicdanıdır. |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 291
| Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, batıla uyanlar kuşku duyarlardı. Ankebut, 48 Tefsiri Bu ayetle tartışmanın temeli, Hz. Peygamber'in (s.a) okuma-yazmasının olmamasıdır. Onun doğumundan yaşlılığına dek tüm hayatını oralarda geçirdiği çağdaşları ve akrabaları, onun hiç kitap okumadığını, hatta eline kalem dahi almadığını çok iyi biliyorlardı. Bu gerçeği gözler önüne sürerek Allah der ki: Kitap'ta sunulan derin bilgiler, daha önceki peygamberlerin kıssaları, birçok değişik dinin inanç ve akideleri, eski ümmetlerin tarihleri, sosyal, ekonomik ve ahlâkî hayatla ilgili sorunlar -ki bunlar ümmi bir adam tarafından aktarılıyor- bu adamın bu derin bilgileri başka bir kaynaktan değil, ancak vahiyden elde ettiğinin apaçık delilleridir. Eğer o okur-yazar olsaydı ve insanlar onu kitap okurken, ciddi çalışmalar yaparken görmüş olsalardı, o zaman bâtıla tapanlar şüphelerine, onun bu bilgileri vahiyden değil okuma ve inceleme sonucu elde ettiği şeklinde bir dayanak bulabilirlerdi. Fakat onun tamamen ümmî (okuma-yazması olmayan kişi) olduğu gerçeği, böyle bir şüpheye meydan bırakmamıştır. Bu nedenle, apaçık inatçılık hariç onun peygamberliğinin herhangi bir şekilde inkâr edilebileceği makul bir zemin yoktur Sayın özedönüş; Bu ayet ve tefsire göre Muhammed okur yazar değildi; ve bu gerçek onun, kuran'ı kendisinin yazmış olamayacağına delil teşkil etmekteydi. En azından Allah bu mantığı gütmekteydi. Zaten bu 1400 yıldır da böyle bilinmiştir. saygılar özedönüş Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 19-10-07 16:17 .Sebep: Yazı çok küçüktü |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,037
| Ankebut 48’de anlatılan okur-yazarlıktır. Fakat bu ayetteki okur-yazarlık okumayı ve yazmayı bilmek değildir. Bunun ötesinde iyi bir okur olmak ve okuduklarından istifade ederek okunacak şeyler yazmaktır. Hz. Muhammed Peygamberliği öncesinde diğer Kutsal(!) Kitapların okuru muydu? Okur olmanın ötesinde o kitaplardan esinlerek bir şeyler yazmak suretiyle insanlara sunan birisi miydi? |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 291
| Bu yazdıklarınızdan ne anlamam gerekiyor, sayın özedönüş? Bir insanın "okur yazar" olmadığına sizi ikna edebilmek için, daha hangi cümleler kurulması gerekmektedir? "ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın" cümlesinde eliyle kalem dahi tutmamış olduğuna vurgu yapılırken, veya "ne" ve "nede" olumsuzluk anlamı veren cümle kalıbıyla, hiç bir surette(!) herhangi birşeyi ne okumuş nede yazmış bulunduğuna işaret edilirken; böylesi bir tavır, düşünce ve anlayış tarzınızla siz, bırakın beni, Muhammed'i bile çileden çıkarırsınız inanın. Yani, bir insanın okur yazar olmadığı daha nasıl ifade edilmeliydi? "Fakat bu ayetteki okur-yazarlık okumayı ve yazmayı bilmek değildir" diyerek, nasıl kesip atabiliyorsunuz siz? Kendinizce bir fikir sahibi olmuşsunuz, ve o düşüncenize uyacak yorumlarla, - muhkemi bile dilediğince müteşabih kılarak- kendi doğrularınızı tasdik etme çabasındasınız gibi geliyor bana. Ayrıca; yönelttiğiniz sorulara da bir anlam veremedim doğrusu... Siz, öyle olmadığını nereden bileceksiniz? saygılar bol Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 19-10-07 17:08 . |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,037
| Sen bundan önce, ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Şimdi yukarıdaki cümleden muhatabın söz konuzu zaman kadar birşeyler yazmadığını mı yoksa yazmayı ve okumayı bilmediği mi anlaşılıyor?Eğer konu bilmemek ise neden ''sen bundan önce ''okuyamazdın'' veya ''okumayı bilmezdin'' gibi değişik fiilere başvurması gerekiyordu. Halbuki ayette şöyle bir devam getirebiliriz.Sen bundan önce böyle bir işe girişmedin.40 yaşına kadar bolca okuyan ve de devamlı yazan bir halin yoktu.O halde sen bu işe hazırlık yapmadın.Eğer 20 veya 25 veya 30 yaşından sonra bu işlere girseydin Kuranı senin yazdığın konusunda şüpheye düşenler şüphelenmekte haklı olabilirlerdi. Eğer birisi çıkar ve ''Muhammed okuma yazması olsaydı vahyi kendisi yazardı'' derse biz de deriz ki ''Bu da yanlıştır. Çünkü vahyin bir heyet tarafından yazılmış olması onu daha çok şüphelerden arındırmıştır. |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006
Mesajlar: 291
| Sayın özedönüş; Şüphesiz biz onların: "Kur'an'ı ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kendisine nisbet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Halbuki bu (Kur'an) apaçık bir Arapçadır. (Nahl, 103) Ayette sözü edilen ahali, eğer ki Muhammed okur yazar biri olsaydı, bir insanın öğrettiği iftirasıyla yetinmez, onun okur yazar olma durumundan faydalanıp, aynı zamanda bazı şeyleri okuyup öğrenmiş olabileceğini de iftiralarına eklerlerdi. Ayrıca; Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli! dediler. (Duhan, 14) ayeti de, ona Kuran'ın birileri tarafından öğretilmiş olduğu dedikodularını pekiştirir. Eğer okuma ve yazması olsaydı, bu durum onlar tarafından mutlaka Muhammed'in aleyhine de kullanılırdı. Tüm bunların üstüne, Muhammed'in "ben okuma bilmem" sözleri yalın bir şekilde onun okuma bilmediğini ifade etmektedir. Sayın özedönüş; getirdiğiniz "bundan önce" cümlesiyle ilgili açıklamalara gelince; bunun doğru olabilmesi için, Muhammed'in o an(!) ve soraki zamanlarda artık bunu yapıyor olmuş olması gerekir. Fakat böyle bir şey de yok! O, ondan sonra da ne okumuş ne de yazmıştır. Dolayısıyle; "bundan önce" ifadesi sizin kastettiğiniz manayı vermemektedir malesef. Bir düşünün derim! sevgiyle |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,037
| Aslında çok farklı düşünüğümüzü sanmıyorum.Benim burada karşı çıktığım konu,Hz.Muhammedin kendisine peygamberlik verilmeyene bir nevi cahil olarak tanıtılmasıdır.Oysa okur yazarlık illa da araştırmayı ve kitaplara merakı beraberinde getirmez.Yani ilk vahiy ona gelmeyene kadar onun kutsal kitaplara ve eski mitolojilere merakı yoktu. Söylemek istediğim eğer tam anlamıyla bir cahillik oolsaydı Hira dağından iner inmez bir okuma kursuna yazılması gerekiyordu. Bu arada bu kadar müspet bir şekilde yaptığınız eleştiriler için de teşekkür ederim. |
|
| #8 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 130
| 1- Yaratan Rabbinin adıyla oku! 2- O, insanı bir alak'tan yarattı. 3- Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir; 4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. 5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti. (Alak, 1-5 ) Bilindiği gibi Peygamber (a.s) sık sık çekildiği hira da, yine derin bir tefekkür halinde iken, ilk kez bu ayeti kerimeler ona vahyedilmişti. Melek, OKU emrini ilettiğinde "ben okuma bilmem" diyebilmişti. Okuma bilmeyen Hz. Muhammed'e okuması emrediliyordu..OKU! "Ben okuma bilmem" ifadesinin anlamı lafzında mıdır , mecazi midir sorusundan bağımsız, okunacak bir mefküre olduğu kuşkusuzdur. Yine OKU emri ile, kastedilenin yazılı bir metin midir? Yoksa mahfuz olan bilgi midir? sorusundan bağımsız, OKUNACAK olanın meçhul olmadığı da açıktır. Kastedilen, MALUM olanın NASIL okunacağıdır. OKU emrinin muhatabı insandır. Hz. Muhammed (a.s) henüz, ".Ey !örtüsüne bürünen ." İlahi hitabına muhatap olmamıştır. Allah (c.c) ın seçilmiş bir elçisi olduğundan, Allah'tan kendisine vahyedileni, insanlığa tebliğ etmekle görevlendirildiğinden haberdar edilmemiştir. OKU emrinin muhatabı sadece İNSANDIR. "Rabbinin ismiyle oku" Resulullah (s.a.v) Vahye muhatab olduğunda, Allahı Rabb olarak biliyor, tanıyordu. Muhtevasını tam olarak bilemese de, Yaratılanla (Varlık) Yaratan ( Var eden) arasında ki bağı kurmuş, Yaratanın gücünü, kudretini, büyüklüğünü keşfetmiş bir tefekkür sahibi idi. Oku emrinde ki ilahi kastın "hatırlamak" tefekkür ettiklerini hatırla! Rabbin hakkında ki, zannını hatırla! manasında olma ihtimali kuvvetlidir. Çünkü takip eden ayetlerde, Allahın (c.c) Habibine, ikram edeceğinin ("Rabbin büyük kerem sahibidir.") bilmediğini öğreteceğinin (zimmen) haber verildiğini görüyoruz. "Sen Kur'ân'dan önce bir kitap okumuyordun. Hala da elinle yazı yazmazsın. Öyle olsaydı (Hakkı) iptal için (gayret edenler) şüphelenirlerdi." (Ankebut , 48) Resulullah, hahamlardan keşişlerden kendisinden önce gelen peygamberler ve onlara vahyedilenle ilgili hiç bir şey öğrenmemişti. Kurandan önce bir kitap okumamasının ve yazı yazmamasının hikmeti, Kendisine muhalefet edenlerin, onu daha önce gönderilen peygamberlere vahyedileni öğrenip, yazdıklarını (ezberlediklerini) tekrar etmekle itham etmeleri ihtimalidir.. Tekrarlanan OKU emri, onun Kur'andan önce bir kitap okumuş olmadığını da vurguluyor, ve bu hikmete işaret ediyor. Allah, dinini tamamlayıp, insanlığa tebliğ etmekle görevlendireceği kulunu, her türlü kuşkudan, şüpheden muhafaza etmiştir. Okur-Yazar olup olmamasının 'hikmet'e dair bir önemi yoktur. |
|
| #9 | |
Kayıtlı Okur Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 54
| |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 212
| Biz neyi okuyamıyorsak o da onu okuyamıyordu yani hayatın amacını? |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|