Dergi
 
Blog
 
Evrim
 
Marksizm
 
Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.

2. Geleneksel Yaziyaz Amator Şiir Yarışması



Geri Dön Yazıyaz Forum > Siyaset > Türkiye Siyaseti

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Kürdistan mi, Kuzey Irak mi? / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye gündemi, sorunları ve düşünceler

Cevapla
 
Konu Araçları
Eski23-10-07, 09:33  #1
ABCDE
 
ABCDE'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 4,070
Kürdistan mi, Kuzey Irak mi?



Türkiye'de K. Irak olarak aktarilan bölge icin hemen hemen bütün dünyanin "Kürdistan" dedigini biliyoruz. Peki, bu durum neden yillarca medya tarafindan ustalikla saklandi? Bugün Hürriyet yazarlarindan Yonca Tokbas bakin neler yazmis...

“Kürdistan” almış başını gidiyor!

Şu aşağıdaki broşür elime yeni geçti.



Alt tarafı bir “Film Festivali” tanıtım broşürü.

Bakın bakalım aşağıya, kırmızı okla işaretlediğim tarafa.

Festivale katılan film hangi ülkeden?

Kürdistan’ dan!

YOK böyle bir ülke değil mi?

Kürdistan diye bir yer yok.

Peki o zaman bu ne?

Ya filmin konusu?

Sıkı durun!

Amerika’ nın 2003’ te Irak’ ı işgali sırasında, 5 yaşındaki Saddam kaybolur. Saddamı 2 Kürt “direnişçi”(!) bulur. Film, bu iki “direnişçinin” yeni sorumlulukları hakkındaki görüşlerini, tartışmalarını anlatıyor.

Konu bu: “Direnişcilerin” sorumluluk anlayışı.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/...sp?yazarid=232
__________________
Islam'a bak, hizaya gel!
Hurilerle yatacagima, zabanilerle yatarim!
ABCDE is online now   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 10:50  #2
özedönüş
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,252

İşin ilginç yanı Saddam bile kendi döneminin en etkin zamanında oraya kuzey Irak dememiştir.Bugün İran da da ırakta da kavramlar şöyledir.

Irak Kürdistanı
İran kürdistanı

Ama bizler mesela Türkiye Kürdistanı desek sorun oluyor.Trajik olan ise Dünyanın siyasal coğrafyasında binlerce isim arasında durup durup da “Kürdistan” deyimi gözümüze batıyor. Fransa var var, Fransızlar var, İspanya var, İspanyollar var, Rusya var, Ruslar var, Hindistan var, Hindliler var, çünkü bir gerçeklik bu..
özedönüş is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 10:55  #3
Roj u hev
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Dec 2006
Ülke / Şehir: Orasi
Mesajlar: 1,254

Alıntı:
Sayın özedönüş şöyle demiş:

Mesajı Göster
İşin ilginç yanı Saddam bile kendi döneminin en etkin zamanında oraya kuzey Irak dememiştir.Bugün İran da da ırakta da kavramlar şöyledir.

Irak Kürdistanı
İran kürdistanı

Ama bizler mesela Türkiye Kürdistanı desek sorun oluyor.Trajik olan ise Dünyanın siyasal coğrafyasında binlerce isim arasında durup durup da “Kürdistan” deyimi gözümüze batıyor. Fransa var var, Fransızlar var, İspanya var, İspanyollar var, Rusya var, Ruslar var, Hindistan var, Hindliler var, çünkü bir gerçeklik bu..
Zaten bölge ülkelerinin hepsi ismini bölgeden almistir...

Bulgaristan ,yunanistan,iran.ermenistan.suriye irak...

Sadece ama sadece kendi bölgesinin ismi ülke adi olmayan ülke Türkiye´dir.

Cünkü bölgenin adi sizlerinde cok iyi bildigi üzere her kaynakta "anadolu" olarak gecmektedir...

Fakat ülkenin adil Türkiye yapilmis...Niyeyse...
Roj u hev is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 10:59  #4
özedönüş
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Oct 2006
Mesajlar: 4,252

Alıntı:
Sayın Roj u hev şöyle demiş:

Mesajı Göster
Zaten bölge ülkelerinin hepsi ismini bölgeden almistir...

Bulgaristan ,yunanistan,iran.ermenistan.suriye irak...

Sadece ama sadece kendi bölgesinin ismi ülke adi olmayan ülke Türkiye´dir.

Cünkü bölgenin adi sizlerinde cok iyi bildigi üzere her kaynakta "anadolu" olarak gecmektedir...

Fakat ülkenin adil Türkiye yapilmis...Niyeyse...
Belirli bir coğrafyada ağırlıkta olan bir ulus varsa bulundukları topraklarıın ismiyle anılıyor olması normaldir.Önemli lan o topraklarda yaşayan herkesi Türk veya Kürd diye tanımlamasınlar ve kimlikleri inkar etmesinler.Çünkü devlet kurumsal bir etiket dışında bir şey değildir ki onu Türklerin,Kürdlerin devleti yapalım.Devlet,her vatandaşındır.
özedönüş is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 11:18  #5
Abat
 
Abat'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2007
Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 667

Alıntı:
Sayın Roj u hev şöyle demiş:

Mesajı Göster
Zaten bölge ülkelerinin hepsi ismini bölgeden almistir...

Bulgaristan ,yunanistan,iran.ermenistan.suriye irak...

Sadece ama sadece kendi bölgesinin ismi ülke adi olmayan ülke Türkiye´dir.

Cünkü bölgenin adi sizlerinde cok iyi bildigi üzere her kaynakta "anadolu" olarak gecmektedir...

Fakat ülkenin adil Türkiye yapilmis...Niyeyse...
Sayın Roj u hev,

Öncelikle tarihte ilk defa Kurdistan sözünü eden Selçuklu sultanı Sancar'dır. Onun tarif ettiği bölge Zagaros'un doğusundaki oraya biraz uzak olan bir bölgedir. Şu günlerde birileri de ilk defa kürt kelimesinin Ortaasya'da bulunan Eleşgirt' teki taş abidelerinde geçtiğini söylemektedirler. Söylemek değil bilakis ordaki yazıtı çözümlemişler. Buda Göktürkler zamanında dikilen bir abideydi.

Gerçi ben oradaki geçen Kürt beyinin başka anlamında kullanıldığına inanıyorum. Konuya daha vakıf değilim. Tartışmalı olarak geçtiğini bilmekteyim.

Gelelim Türkiye adına.

Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye sözcüğünün İtalyanca'dan geldiğini kabul ederler. Tarihçi İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizlı ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye'yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir.

Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190'da bir yazılı kaynakta, haçlı seferi vekayinamesinde geçmektedir. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der "Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga nehrinden Orta Avrupaya kadar uzanan saha için kullanılmıştır.

Bu kulanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiyesi, Arpad hanedanının kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yy.da Mısır Memlükleri de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devletüt Türkiya (1250-1387). Batılılar, Turchia halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk(Turc) demişlerdir.

Osmanlı devletinde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı; devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyarı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya'da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) "Türkiye" adı yazıldı ve 1923'de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.


Kaynak

Umarım rahatszılığınıza ilaç olmuştur.
__________________
Saygılarımla
Abat is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 11:24  #6
harbey
 
harbey'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 1,420
Prof.Ahmet Akgündüz'den....(1)

Tarih Bilimi nedir ?...

" Tarih bilimi,geçmişte meydana gelmiş olayları,FARKLI PENCERELERDEN DEĞERLENDİREN,fakat bu değerlendirmeleri BELGELERE DAYANARAK açıklayan bir ilim dalıdır.."

Günümüzde eski topraklarında 45 ülke kurulmuş,Osmanlı belge ve arşivlerini gözardı etmek söz konusu dahi olamaz,göz ardı edilmesi cehaletin daniskası olur...

Zira Osmanlı arşivleri bugüne kadar ve bugün de binlerce yabancı bilim adamının,araştırmalarında başvurdukları hazine kaynağı olmuş ve olmaya devam etmektedir.....Kendi ülkelerinin tarihlerinin yazımında OSMANLI ARŞİVLERİNİ didik didik ettikleri ve bilim ummanından nasiplenmeye çalıştıkları su götürmez bir gerçektir...Harbey...

http://www.yaziyaz.com/forum/thread16247-4.html



Çaldıran Zaferini takip eden 1516 yılında, Yavuz Sultân Selim, kendisine Doğu Anadolu'nun fethedilmesini tavsiye eden meşhur âlim ve tarihçi İdris-i Bitlisî'ye, Doğu ve Güneydoğu bölgelerinin Osmanlı Devleti'ne ilhâkı için vazife veriyordu.

Böylesine ehemmiyetli bir zamanda İslâm birliğinin zaruretine inanan başta Bitlis Hâkimi Şerefüddin Bey, Hizan Meliki Emir Davud, Hısn-ı Keyfâ Emiri Eyyubîlerden II. Halil, İmâdiye Hâkimi Sultân Hüseyin olmak üzere 25-30 tane Kürt beyi (ümerây-ı ekrâd), Osmanlı Devleti'ne itaat arzularını padişaha iletmişlerdi.

Şah İsmail'in Diyarbakır muhasarası için gönderdiği orduyu on bin kişilik İdris-i Bitlisî kumandasındaki gönüllü birliklerle hezimete uğratan aynı beyler, bu hâdiseden önce Şi’îlerin Diyarbekir'i muhasara altına almaları üzerine, Yavuz Sultân Selim'e tarihçe müsellem olan tarihî arîzayı, yardım talep etmek ve Osmanlı Devleti'ne itaat etmeden huzur bulamayacaklarını ifade etmek gayesiyle göndermişlerdir.

Can ü gönülden İslâm Sultânı’na bî’at eyledik, İlhâdları zâhir olan Kızılbaşlar’dan teberri eyledik. Kızılbaşların neşrettiği dalalet ve bid’atleri kaldırdık ve ehl-i sünnet mezhebi ve Şafi’î mezhebini icra eyledik. İslâm Sultânı’nın namı ile şeref bulduk ve hutbelerde dört halifenin ismini yâda başladık. Cihada gayret gösterdik ve İslâm Padişahı’nın yollarını bekledik.
Bu muhlis ve size itaat eden bendelere yardım edesiniz. Bizim beldelerimiz Kızılbaş diyarına yakındır, komşudur ve hatta karışıktır. Nice yıllar bu mülhidler, bizim evlerimizi yıkmışlar ve bizimle savaşmışlardır. Sadece İslâm Sultânı’na muhabbet üzere olduğumuz için, bu inancı saf insanları o zâlimlerin zulümlerinden kurtarmayı merhametinizden bekliyoruz. Sizin inâyetleriniz olmazsa, biz kendi başımıza müstakil olarak bunlara karşı çıkamayız. Zira Kürtler, ayrı ayrı kabile ve aşiret tarzında yaşamaktadırlar. Sadece Allah'ı bir bilip Muhammed ümmeti olduğumuzda ittifak halindeyiz. Diğer hususlarda birbirimize uymamız mümkün değildir. Sünnetullah bizde böyle cârî olmuşdur.”

Bu mektûb üzerine Konya Beylerbeyisi Hüsrev Paşa kumandasında ve İdris-i Bitlisî'nin manevî yardımlarıyla toplanan on bin kişilik gönüllüler ordusu, Şah İsmail'in Diyarbekir'i muhasara altına alan ordularını tarumâr eylemiştir. XX. asrın İdris-i Bitlisî'si olan Bediüzzaman 1910'larda Osmanlı Devleti'ne karşı isyan etmek isteyen Kürt aşiret reislerine hitaben diyor:

Altı yüz seneden beri tevhid bayrağını umum âleme karşı yücelten ve millî âdetlerini terk ederek ihtiyarlanan bizim şanlı Türk pederlerimize, kuvvet ve cesaretimizi hediye edelim. Ona bedel, onların akıl ve ma’rifetinden istifade edeceğiz ve asaletimizi de göstereceğiz. Elhâsıl, Türkler bizim aklımız, biz onların kuvveti; hep beraber bir iyi insan oluruz. Dik başlılık etmeyeceğiz ve kendi başına hareket yapmayacağız. Bu azmimizle başka milletlere ibret dersi vereceğiz. İyi evlâd böyle olur... İttifakta kuvvet var, ittihâdda hayat var, uhuvvette saadet var, hükümete itaatte selâmet var. İttihâdın sağlam ipine ve muhabbet şeridine sarılmak zaruridir.”

Diyarbekir'in Safevî Devleti'nden alınmasından sonra Kürt Beyleri arasındaki gayretlerini sürdüren büyük âlim İdris-i Bitlisî, bu faaliyetlerinin neticesinde kısa zamanda Doğu ve Güneydoğudaki Kürt ve Türkmen Beylerinin Osmanlı Devleti'ne itaatlerini temin eylemiştir.

İdris-i Bitlisî vasıtasıyla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin kısa bir zaman içinde ve hem de yerli beğlerin istek ve arzularıyla Osmanlı Devleti'ne ilhak edildiğinin haberini alan Yavuz Sultân Selim, bu büyük âlimi taltif etmek üzere kendisine bir ferman gönderir.

Mektubunun başında Diyarbekir Vilâyeti’nin sulh ile ve istimâlet yolu ile fethine vesile olduğu için İdris-i Bitlisî'ye teşekkür eder. Sonra da manevi takdirleri yanında ona gönderdiği bazı maddî hediyeleri zikreder. Osmanlı Devleti'ne kendi arzularıyla tâbi olan beylerin ve bunlara bağlı olan sancakların mikdarlarını ve tahrîrî bilgileri hazırlamasını emreder.

Diyarbekir Beylerbeyi Bıyıklı Mehmed Paşa'ya beyaz hükm-i şerifler gönderdiğini ve Osmanlı Devleti'ne bundan sonra da tâbi olacak olan bey olursa, gönderilen tuğralı beyaz kâğıtlar kullanılarak onlara berâtlarının yazılmasını emreder.


Yani bugünün vilâyetleri ve hatta devletleri, kendi arzu ve istekleriyle ve hem de birer mektup ile Osmanlı Devleti'ne bağlanmaktadır. Devlete bağlanan beyler arasında ihtilaf ve ihtilal vuku bulmaması için gereken tedbirlerin alınmasını ve in’âm ve ihsanların da ona göre yapılmasını ister.

Mektubun sonuna doğru, Anadolu'yu Şi’îleştirmek isteyen Şah İsmail'in kendisine elçiler gönderdiğini, bin bir türlü yağcılıklar yapıp sulh istediğini, ancak onun sözlerine ve ıslah olduğuna inanılmaması icab ettiğini belirterek gerekli tedbirlerin ihmal edilmemesini emretmektedir.

Bu gayretlerin neticesinde, yıllar sürecek harplerle elde edilemeyecek zaferlere ulaşıldı. Şark diye adlandırabileceğimiz ve bugün Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Musul ve Kerkük'den itibâren Kuzey Irak ve Haleb'i de içine alan Kuzey Suriye bölgelerinde yaşayan çok sayıda Arap, Türkmen ve Kürt aşiretleri Osmanlı Devleti'ne iltihâk eylemiştir. Bu iltihâklardan bazılarını beraber görelim:

1) Kürt ve Türkmen beylerinden istimâlet ile kendi meyil ve arzuları ile itaat eden 25'den fazla aşiretten ve reislerinden bazıları şunlardır: Bitlis Hâkimi Emir Şerefüddin; Hizan Meliki Emir Davud; Hısn-ı Keyfâ Emîri Melik Halid; İmadiye Hâkimi Sultân Hüseyin; Cezire Hâkimi Şah Ali Bey; Çemişgezek Hâkimi Melik Halil; Pertek Hâkimi Kasım Bey.... Ayrıca Suran, Urmiye, Atak, Cizre, Eğil, Garzan, Palu, Siirt, Meyyafarakin, Sason, Sincar, Çermik, Malatya, Urfa, Besni, Harput, Mardin ve benzeri yerlerdeki aşiretler de arka arkaya Osmanlı Devleti'ne iltihâk etmişlerdir.

2) Kürt ve Türkmen aşiretleri gibi, güneyde yer alan Arap aşiretleri de yine kendi irâdeleriyle Osmanlı Devleti'ne iltihâk etmişlerdir. Aralarında İbn-i Harkuş, İbn-i Said, Benî İbrahim, Benî Sâyim, Benî Atâ aşiretleri, Safed ve Gazze şeyhleri ile Haleb ileri gelenlerinin bulunduğu seçkin bir temsilciler heyetinin Yavuz'a takdim ettikleri ve aslı Topkapı Sarayı’nda bulunan şu itâ'at mektubu çok manidardır:

“Bizler, canlarımız, mallarımız, iyâlimiz ve dinimizin emniyeti için size itaati arzuluyoruz. İslâmı tatbik ve adâleti te’sis için sizin hâkimiyetinizi zaruri görüyoruz “.[1]

Kaynak : Bilinmeyen Osmanlı..Sayfa..133-148 arası...
Prof.Ahmet Akgündüz-Doç.Dr.Sait Öztürk...


harbey Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 23-10-07 12:33 .
harbey is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 11:29  #7
harbey
 
harbey'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 1,420
Prof.Ahmet Akgündüz'den....(2)

Yavuz Sultân Selim ve Kürtler konusunda ileri sürülen önemli fikirlerden biri de Yavuz Sultan Selim’in Doğuda bağımsız bazı küçük Kürt devletlerine müsaade ettiği ve asırlarca bu devletlerin varlığını sürdürdüğü iddiasıdır. Bu konuyu da önce Osmanlı Devleti’nin Doğuda kurduğu idare tarzı nasıldı onu kısaca açıkladıktan sonra, bu iddiaların doğru olup olmadığına işaret edelim.

Esasen bu iddiaların da Osmanlı Devlet teşkilâtını bilmemekten ve konu ile ilgili bazı belgeleri yanlış yorumlamaktan kaynaklandığını hemen burada işaret edelim.


Bilindiği gibi, Osmanlı Devleti'nin idarî yapısının temelini kaza, sancak ve eyâletler teşkil ediyordu. Ancak Osmanlı Devleti, bugünün Amerika’sı gibi, mutlak bir merkeziyetçilikten tamamıyla uzak bir anlayışa sahipti ve idaresi altına aldığı bölge ve cemiyetleri, çeşitli özelliklerine göre farklı idare tarzlarına tabi tutuyordu.

Yani eyalet ve sancakların İstanbul'a olan bağlarında ayrı ayrı statüler söz konusuydu. İşte Osmanlı Devleti, Çaldıran Zaferi’nden sonra Doğu Anadolu'da Diyarbekir merkez kabul edilerek Musul, Bitlis, Mardin ve Harput da dahil olmak üzere bütün Doğu Anadolu'da gayet geniş bir eyâlet meydana getirmişti. Kanunî Süleyman devrinde yeni bir düzenleme yapılarak Van'da ayrı bir eyâlet daha teşkil olundu.

Doğu Anadolu'daki sancakları, idare tarzı açısından, her iki eyâlette de, üç ana guruba ayırmak mümkündü. Bunları kısaca özetlemekte yarar görüyoruz.



Birinci gurup, klasik Osmanlı Sancakları şeklindeydi.

Yani Osmanlı Devleti'nin diğer bölgelerinde tatbik edilen idare usulü burada da cari idi. Sancakbeyleri doğrudan merkezden tayin olunurlardı ve herhangi bir imtiyaza sahip değillerdi. Bu sancaklar tımar sistemine dahildi.

Diyarbekir ve Van eyaletlerindeki bu tür sancaklar, umumiyetle aşiret yapısı kuvvetli olmayan yerlerde teşkil edilmiştir. Diyarbekir Eyâleti'nde merkez Amid, Harput, Hasankeyf, Akçakale, Sincar, Zaho, Ergani ve Çemişkezek sancakları ile Van Eyaleti’ndeki Erciş ve Adilcevaz sancakları, bu tür sancakların başlıca örneklerini teşkil ederdi.

İkinci gurup, Yurtluk ve Ocaklık tarzındaki sancaklardır
.

Fetih esnasında bazı beylere hizmet ve itaatleri karşılığında, devamlı olarak sancak ve has şeklinde tevcih edilmiştir. Bunlara Ekrâd Sancakları da denir. Hatta Kürdistan Eyâleti sancakları da denmektedir. Bunlar klasik Osmanlı sancaklarından farklıdırlar.

Zira sancakların idaresi genellikle bölgeye eskiden beri hâkim ola-gelen nüfuzlu, eski mahallî beyler ve hânedanlara terk edilmiştir. Hayat boyu sancakbeyi olan bu idareciler vefat ettiğinde, yerlerine oğulları veya diğer yakınlarından biri geçmektedir. Devlete ihânet ettikleri takdirde değiştirilebilmektedirler. Seferde Beylerbeyi’nin hizmetine girmekle mükelleftirler ve bu memleketlere merkezden kadı tayin edilir.

Arâzîleri tımar nizâmına tabidir. İmtiyazlı sancaklar da diyebileceğimiz bu sancaklardan Diyarbekir Eyaleti’ne bağlı 13 ve Van Eyaletine bağlı olarak da 9 adet mevcut idi. Çermik, Pertek, Kulp, Mihrani, Siirt ve Atak Diyarbekir'e bağlı bu tür sancaklardandırlar. Müküs ve Bargiri de Van'a bağlı bu tür sancaklardandırlar.

Üçüncü gurup ise, Hükümet adı verilen sancaklardır.

Bunların idâresi, fetih esnâsında gösterdikleri hizmetlerden dolayı tamamen yerli beylere terkedilmiştir. Sancakbeylerinin tayinine merkezî idare asla karışmaz ve ellerine verilen ahidnâmeler gereğince, bunlar azl ve nasb edilemezler. Arâzîsinde tımar nizâmı cari değildir.

Dahilde tamamen müstakil olan bu bölgeler, hariçte yani askeri ve siyasi alanda bölgedeki Osmanlı beylerbeyine tabidirler. Diyarbekir eyâletinde Hazzo, Cizre, Eğil, Tercil, Palu ve Genç sancakları; Van Eyaletinde ise, Bitlis, Hizan, Hakkari ve Mahmûdi sancakları bu mahiyette Osmanlı Sancaklarıdır.

Yani bunlar, bağımsız birer devlet tarzında değil, sadece icranın başı olan beyin tayini ile arazinin statüsünün tesbitinde müstakil yetkilerle donatılmışlardır. Zaten toprak itibariyle de, Diyarbekir veya Van Eyâletinin içine serpiştirilmişlerdir.

Kısaca özetlediğimiz bu sistem, daha ziyade Doğu Anadolu’da’da uygulana gelmiştir. Sebebi bu bölgede daha önce müstakil veya İran’a bağlı beylerin fetih esnasında Osmanlı Devleti'ne sadakat göstermeleri ve en önemlisi de, hem itikadî açıdan ve hem de amelî açıdan, Osmanlı Devleti ile aralarında herhangi bir farkın bulunmamasıdır. Başlangıçta hizmet ve sadakat karşılığı verilen bu sancakların durumu, daha sonra ailelerin tasarrufuna bırakılmış ve Tanzîmât dönemine yani 1840'lara kadar bu hal aynen devam etmiştir.[2]

Kaynak : Bilinmeyen Osmanlı..sayfa 133-148 arası...
Prof.Ahmet Akgündüz...
Doç.Dr.Sait Öztürk....



[1] Koca Müverrih, Bedâyi‘, c. II, vrk. 452/a-b; Âli, Künh’ül-Ahbâr, Es’ad Efendi, nr. 2162, vrk. 249/a-251/a; Solakzâde, sh. 378-383; Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. 11634/26; E. 1019; Anonim Tarih, Süleymaniye Kütp. Esad Efendi, nr. 2362, vrk. 112/a-113/a; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. II, sh. 273 vd; Bediüzzaman Said Nursi, Nutuk (Osm.), sh. 20; Kodaman, Bayram, Sultân II. Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, Ankara 1987, sh. 8 vd: Akgündüz, Güneydoğu Meselesi ve Çözüm Yolları, İstanbul 1996, sh. 30 vd; Osmanlı Kanunnâmeleri, c. III (Diyarbekir Eyâleti Kanunnâmeleri), sh. 197-213.

[2] Koca Müverrih, Bedâyi‘, c. II, vrk. 452/a-b; Âli, Künh’ül-Ahbâr, Es’ad Efendi, nr. 2162, vrk. 249/a-251/a; Solakzâde, sh. 378-383; Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, nr. 11634/26; E. 1019; Anonim Tarih, Süleymaniye Kütp. Esad Efendi, nr. 2362, vrk. 112/a-113/a; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.II, sh. 273 vd; Bediüzzaman Said Nursi, Nutuk (Osm.), sh. 20; Kodaman, Sultân II. Abdülhamid Devri Doğu Anadolu Politikası, sh. 12 vd: Akgündüz, Güneydoğu Meselesi ve Çözüm Yolları, sh. 40 vd; Osmanlı Kanunnâmeleri, c. III (Diyarbekir Eyâleti Kanunnâmeleri), sh. 213 vd.

harbey Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 23-10-07 11:39 .
harbey is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 11:36  #8
Roj u hev
Uzaklaştırıldı
 
Giriş Tarihi: Dec 2006
Ülke / Şehir: Orasi
Mesajlar: 1,254

Alıntı:
Sayın Abat şöyle demiş:

Mesajı Göster
Sayın Roj u hev,

Öncelikle tarihte ilk defa Kurdistan sözünü eden Selçuklu sultanı Sancar'dır. Onun tarif ettiği bölge Zagaros'un doğusundaki oraya biraz uzak olan bir bölgedir. Şu günlerde birileri de ilk defa kürt kelimesinin Ortaasya'da bulunan Eleşgirt' teki taş abidelerinde geçtiğini söylemektedirler. Söylemek değil bilakis ordaki yazıtı çözümlemişler. Buda Göktürkler zamanında dikilen bir abideydi.

Gerçi ben oradaki geçen Kürt beyinin başka anlamında kullanıldığına inanıyorum. Konuya daha vakıf değilim. Tartışmalı olarak geçtiğini bilmekteyim.

Gelelim Türkiye adına.

Bilim adamları ve araştırmacılar Türkiye sözcüğünün İtalyanca'dan geldiğini kabul ederler. Tarihçi İlber Ortaylı bir makalesinde Cenevizlı ve Venedikli tüccar ve diplomatların, 12. yüzyılda, Türkiye'yi Turchia ve Turmenia olarak tanımladıklarını belirtir.

Ayrıca, Türkiye adı ilk defa 1190'da bir yazılı kaynakta, haçlı seferi vekayinamesinde geçmektedir. Abdulhaluk Çay ise Turchia tanımını çok daha gerilere götürür ve Turchia tabirine ilk defa 6. yüzyılda Bizans kaynaklarında rastlandığını belirtir ve şöyle der "Bu tabir 9. ve 10. yüzyıllarda İdil/Volga nehrinden Orta Avrupaya kadar uzanan saha için kullanılmıştır.

Bu kulanımın Kafkasya bölgesinde Hazar Kağanlığı için Doğu Türkiyesi, Arpad hanedanının kurduğu Macar Devleti için Batı Türkiyesi şeklinde olduğunu ve aynı tabirin 12. yüzyıldan itibaren Anadolu için kullanıldığını belirtir. Tarihte 13-14. yy.da Mısır Memlükleri de Türkiye adını kullanmışlardı: ed-devletüt Türkiya (1250-1387). Batılılar, Turchia halkına hiçbir zaman Türkiyeli demeyip, Türk(Turc) demişlerdir.

Osmanlı devletinde, 19. yüzyıla kadar Türkiye adı kullanılmadı; devleti Osmaniye, Memaliki Şahane, Diyarı Rum adları kullanıldı. Daha sonra, Genç Osmanlılar arasında Osmaniye yerine Türkistan, Türkeli, Türkili gibi adlar önerildiyse de, Orta Asya'da Türkistan adlı bir devlet olduğundan bu benimsenmedi. Anayasada (1921) "Türkiye" adı yazıldı ve 1923'de Türkiye adı resmi olarak kabul edildi.


Kaynak

Umarım rahatszılığınıza ilaç olmuştur.

neden rahatsiz olayim ki Türkiye lafindan

kürtlere kürdistan laflarina tarihde bir cok dönemde rastlanirken yukarida arkadasda belirtti Saddam bile kuzey irak lafi yerine irak kürdistani ,iran ve suriye bile kendi kürdistanlari diye adlandirirken

asil rahatsizligi ve korkusu olan ben degilim sizlersiniz...

Yani ben Türkiye lafini da inkar etmiyorum ve orasi kürdistan olsun diye de bir idda icinde degilim. Cünkü orasi zaten kürdistan...siz ne kadar kabul edersiniz orasi sizin derdiniz...

söylemissiniz taa selcuklularda bile rastlaniyormus kürdistan lafina,1923 den sonra rastlanmamasi ve bunun sadece Türkiye cumhuriyetinde yasaklanmasi sizce komik degil mi
Roj u hev is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 11:39  #9
doğançay
 
doğançay'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 3,356

Kuzey Irak,Kuzey Irak,Kuzey Irak.....vb.

doğançay
__________________
Ezberciliğin raconu Batı'ya öykünmektir!
doğançay is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski23-10-07, 12:00  #10
Abat
 
Abat'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2007
Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 667

Syın Roj u hev,

Sorun dönüp dolaşıp şuaraya geliyor. Keşke kuzey Irak'ta bağımsız , emperiyalistlere uşaklık etmeyen, Türkiye'yi dölmek istemeyen, Kuzey Irak'taki Türkmenleri kucaklayani Kerkük'ü kendi topraklarına katmak istemeyen bu konuda asimilasyon ve baskı uygulamayan kürt devleti kursa.

Türkiye devleti ona samimiyetle abilik yapsa. Hiç biz vize uygulaması olmasa. Hatta arap ve İran milliyetçilerine karşı beraberce duruş gösterseler. Bunu neden istemeyelim.

Sınırlarımızda ibr tane dostg ve müttefik bir devlet olmasını neden istemeyelim. İnan orasını kendi ülkem gibi görürüm. Oradaki halkta Türkiye'yi kendi ülkesi gibi görür.

Ama zamanlama, yapılan eylemler, halklar arasına ekilen nefretler ( gerçi halklar balık hafızalıdır ), toprak bütünlüğüne karşı yapılanlar olmasa.

Kuzey Irak' daki Kürtleri düne kadar hangi devlet korudu. Oradaki aşiret kavgalarına hangi devlet arabulucu oldu. Oradaki kürtlerin demokratik haklarını savunmaları için hangi ülke lojistik destek verdi. Saddam kürtleri yoketme girişimi ve Türkiye devletine önerdiği teklifi hangi devlet kabul etmedi. Saddam kimyasal bombalar kullandığında, sadece o zaman değil bir çok kere oradan kaçan halka hangi devlet kucak açtı.
Hatta oradan gelen kürt halkına güneydoğu bölgesinde geçici ikamet edeckleri ev, kamp v.s. tesis edildiğinde yöre insanı ile çatışan zavallı halkı yine kim korudu.

Yani orada bir kürt devleti kurulsun. Hatta Türkiye destek versin.ama oradaki kürt devletinin Türkiyer'nin toprak bütünlüğüne zarar verecek faaliyetlere girmeyeceğinin garantisi mi var ?


Kısacası ,

Yok kürdistan'mış, yok kürtler en hakiki milletmiş, aslında bilmem kaç tane devlet ve imparatorluk kurmuş, yok kürtçe saf bir dilmiş, kürtler ezilmiş bilmem ne bilmem ne. Bu tür duygusal, gerçek ve ya ütopik veya yalan
duruşlarla bir yere gelinmez.

Sizin beklentiniz nerdeyse büyük kurdistan. O zaman Türklerde Büyük Turan der. 200 milyonu geçen nüfus milyonlarca metre karelik toprakla , dil, din, ırk, kültür birliği içinde olan Tüm Türk Halklarıyla Büyük turan'ı kurma isteği de çok masumdur. Hatta bunun için engel olaacak olan tüm halkları öldürmesi de normaldir. Hatta gerekirse terör faaliyetleride normaldir...

NEyse konu dağıldı..
__________________
Saygılarımla
Abat is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Türkiye'yi savaşa sokmak istiyorlar rustemizal Türkiye Siyaseti 36 09-10-07 21:18
Kuzey Kore sisteme entegre mi oluyor ? seha Dünya Siyaseti 7 05-10-07 16:56
Türkiye Kuzey Irak'a girebilir mi ? rustemizal Türkiye Siyaseti 39 10-06-07 13:38
Kuzey Irak Maurad Türkiye Siyaseti 67 05-06-07 21:58
Irak Kürdistan Bölgesi Anayasası swhar Dünya Siyaseti 52 14-11-06 07:21


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 23:16.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz