Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

En Uzun Rüya

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski04-03-06, 00:24  #1
::anka::
 
::anka::'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 186
En Uzun Rüya



Arkadaşlar buraya bir hikaye denememi gönderiyorum. Eleştirilerinizi bekliyorum.

EN UZUN RÜYA-I


Odayı dolduran sigara dumanının sersemletici havasını seviyorum. Yerdeki dağınık minderler, dolu küllük, birazı yenmiş cips paketi, üzerimden dökülen pijamalarım ve rastgele toplanmış saçım… Bu görüntü hoşuma gidiyor. Artık melankoli beni rahatsız etmiyor. Yüreğimin sıkışması beni rahatsız etmiyor. Yüreğimin en sıkıştığı anlarda istemsiz iç çekişlerin getirdiği rahatlama hissinden belli belirsiz bir haz bile alıyorum. Çevremdeki eşyalardan, aynadan yansıyan görüntümden ağzımdan dökülen sözcüklerden okunan kayıtsızlık hali…
Anlatıyorum. Neden böyle olduğunu.Bu duruma nasıl geldiğimizi. Değişmesini beklemenin gereksizliğini. Beni onaylıyor. “-Doğru, ya onu böyle kabul edeceksin, ya da bırakıp gideceksin”. İkisi de zor ama ben seçimimi yaptım. Üzüldüğümü görüp üzülüyor biliyorum. Samimiyetine inanıyorum. Ama konu aşk olunca kimsenin yardım etmesi mümkün olmuyor. Çünkü her aşkın kendine özgü bir kimyası var. Her biri değişik bir oyun, her aşkın kendi kuralları var. Gün gelir de bu kuralları değiştirmek isterseniz bu mümkün olmuyor. Doğrular net olmuyor konu aşk olunca, “-sen bilirsin” diyor o yüzden. Ne desin ki!
Anlatıyorum. Anlattıkça duygularım yön değiştiriyor. Neden yapıyorum diyorum bunları. Anlattıklarımdan sonra karşımdakinin bana yol göstereceğini mi umuyorum? Hayır. Duygularım üzerine bu kadar konuşmasam olmaz mı sanki! Üzgünüm desem yeterli olmaz mı!
Olmaz biliyorum. Duygular kurduğumuz hemen her cümlenin içinde geçer de tanımla desek kolay kolay yapamayız. İsimler veririz onlara hüzün deriz, aşk deriz, mutluluk deriz, cesaret deriz. O kadar çok duygu adı vardır ki… Her birine anlamlar yükleriz. Oysa hüzün dediğimiz saf hüzün müdür aslında? Nedir saf hüznün tanımı? Başaramadığımız bir işin arkasından gelen hüzünle bir aşığı kaybetmenin hüznü bir midir? Her duyguda başka duyguların izleri yok mudur? Bazen üzgün olduğunuzda aynı zamanda kırgın aynı zamanda aşağılanmış hissetmez miyiz? “-Aslında” diyor, ”- Birkaç duygunun alaşımını en baskınına göre ifade ederiz.”. Doğru söylüyor. Anlatmak istediğimi bu kadar net anlayıp özetlemesine şaşırıyorum bazen. Sanki benim düşünüp bulduklarımı çok önceden biliyor da yeri geldiğinde söyleyiveriyor. Belli belirsiz kıskanıyorum.
Anlatıyorum. Hislerimi en ince ayrıntısına kadar anlatıyorum. Duyguların isimlendirilemeyecek kadar iç içe yaşandığını sezeriz çoğu kez bu yüzden acımızı anlatırken üzgünüm demekle yetinmeyiz. Fiziksel ruhsal bizde yarattığı etkileri açıklamaya çalışırız. Başka duygularla karşılaştırırız. Somutlaştırmaya çalışırız. Bunu yapmamızın nedeni belki karşımızdakinin yaşadıklarımızı tam olarak hissettirebilmektir. Neden isteriz karşımızdakinin hislerimizi tam olarak duyumsamasını? Bunun birçok nedeni olabilir. Bazen etkilemek için, bazen paylaşmak için. Kötü duygular hafifler çünkü paylaştıkça, iyilerse katmerlenir. Bazense terapidir duyguları anlatmak. Her duygunun bir etki alanı vardır. Mıknatıs gibi çeker bizi içine. Bu etki alanından kurtulmanın yoludur onu dillendirmek, tanımlamak. Abartılı duygulardan sıyrılırız, düşüncemizde var olan dudaklarımızdan dökülen sözcükler kulaklarımızdan bize geri döndüğünde onun aşırılığını fark ederiz ya da onu tekrarlamak anlamsızlaştırır, uyuşturur, rahatlarız.
Anlatıyor.Küçükken oynadığı bir oyundan bahsediyor bana.”- Rasgele bir kelimeyi defalarca tekrarlardık. Bir zaman sonra son hece ilk hece gibi olurdu. Kelime anlamsızlaşırdı. O kadar anlamsızlaşırdı ki bir yerden sonra neden bu nesneye bu ismi vermişler diye düşünmeye başlardım. Alternatif isimler bulmaya çalışırdım onlara. Makara..makara..makara…ramaka..ramaka..ramakaramak ar…” Anlamıyorum önce. Konumuzla ne ilgisi var? Bakışlarımdaki soru işaretlerini görüp açıklıyor. “- sen de bu oyunu oynuyorsun sanki diyor. Üzgünüm.. Üzgünüm.. Üzgünüm…”. Kızıyorum ona sıkıldı herhalde dinlemekten diye geçiriyorum içimden. Susuyoruz. Düşünüyorum sonra belki de haklı. Üzgünüm, üzgünüm,üzgünüm…….üzgün müyüm? İşe yarıyor. Saatlerdir, günlerdir farkında olmadan oynadığım bu oyunu daha yoğunlaştırarak oynuyorum bu sefer. Hüzün dağılıyor yavaştan bunun farkındayım. Gülüyorum hüznün ardından; Yine geleceğim diyor…
::anka:: is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski04-03-06, 00:26  #2
::anka::
 
::anka::'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 186

EN UZUN RÜYA-II

Soruyor. “-Neden bu kadar kafa yoruyorsun duygular üzerine?”. Hareketlerimizin kaçını bilinçli yapıyoruz? Düşüncelerimize yön veren duygular değil mi? Hayatımızı bazen cehenneme çeviren, bazen afyonlar vererek bizi hayata bağlayan onlar değil mi? Aklıma onca güvenirken bazen doğruyu apaçık görmeme engel onlar değil mi? Böyle ayak bağı oluyorlarken bana, bazen hepsi birden toparlanıp giden ve beni sonsuz bir anlamsızlık içinde bırakan onlar değil mi?
Neden kafa yormayayım o zaman onlar üzerine!
Onları tanımlamalıyım, sınıflandırmalıyım hatta ayrıştırmalıyım.. Bilinmezlikten çıkarmalıyım ki saf olanlarla sahtelerini ayırt edebileyim. Masumluk perdesi altından bakan bencilliği sezebileyim. Mutluluk oyunu oynayan yüzümün gizlediği hüznü ve pişmanlığı görebileyim. Göreyim ki düşüncelerim yolunu bulsun. Bulsun ki hareketlerime yön verebilsin. O zaman barışırım duygularımla. O zaman dillendirmem. Yüreğimin ortasında durultur, damıtır, söylerim her birinin şarkısını.. O zaman yeter beni ağlatmaya bir fotoğraftan yansıyan çocuk bakışları, yüreğimde ondaki kadar saf karşılıklarıyla buluşabilirse eğer.
“-Biraz dışarı çıksak” diyor, “-Sana iyi gelir”. Ağır aksak yürüyorum odama. Elime geçen bir pantolonu ve gömleği geçiriveriyorum üzerime. Çıkıyoruz.
Anlatıyorum. Başka konulardan konuşuyoruz. Gereksiz konulardan. Eğlenemeyecek kadar duygusallaştığımın farkında o yüzden beni boşuna güldürmeye çalışmıyor. Bu anlayışlı halini seviyorum. “İyi ki varsın” diyorum. Ama ne zaman bir şeyler söylesem yoldan gelip geçenler bana bakıyor, kulak kesiliyor. Önce çaktırmadan üstüme başıma bakıyorum, neye baktıklarını anlamaya çalışarak. Çevredekilerin bakışlarından, kulak kabartmalarından rahatsız oluyorum; giderek daha alçaltıyorum sesimi. Sonunda dayanamıyorum soruyorum ona: Bende bir gariplik mi var? Neden insanlar böyle durup bakıyor? Cevap vermiyor. Ağladığını görüyorum sadece. NOLUYOR?
……
Beyaz odada ziyaret ediyor beni son kez. “- Gidiyorum böylesi senin için daha iyi”. Gerçekle hayali ayırt edemeyenlerin kurbanı oluyoruz. Hiçbir bilimsel açıklama bana bu dostluktan daha inandırıcı, daha gerçek gelmiyor. Benim adıma, benim iyiliğimi benden daha iyi bildiğini düşünenler kör olmuş. Bu beyaz odalar ve beyaz önlükler! Işık beyaza çarpıp o kadar kuvvetli yansıyor ki gözlerine, gerçekliğe en uzak olanların kendilerinin olduğunun, bu beyaz ışıktan kör olduklarının farkında bile değiller!
Beyaz önlükler ayrılığın adını şizofren koyuyor, şizofren artık yalnızlığın da adı oluyor…
::anka:: is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski04-03-06, 01:43  #3
realsnatch
 
realsnatch'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Mar 2006
Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43

Çok güzel bir yazı olmuş. Tebrik ederim. Ancak hikayeden ziyade bir deneme havası var gibi geldi bana...:-)
__________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ?
realsnatch is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-03-06, 23:49  #4
petricli
 
Mesajlar: n/a

Sayın Anka,

Güzel bir hikayecikti. Biraz daha uzun olabilirdi diye düşünüyorum. Özellikle duygularla ilgili kısımda belirtilen; Birkaç duygunun alaşımını en baskınına göre ifade ederiz. cümlesi çok hoşuma gitti. Güzel bir tesbit.

Çalışmalarınızın devam etmesini ve bizimle (varsa) diğer çalışmalarınızı paylaşmanızı dilerim.

Saygılarımla,
  Alıntı Yaparak Cevapla
Eski06-03-06, 22:23  #5
melnur
Yazıyaz Grup
Genel Koordinatörü

 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,040

Sevgili Anka'nın bu öykü-denemesini biraz keyif biraz da sitem ederek okudum. Keyifle okudum, çünkü yazı kendini keyifle okutabiliyor. Sitem ederek okudum, yazılış sırasında bazı eleştirilerim vardı, bu eleştirilerim biraz azalmış da olsa, hala devam ediyor.

Yazı kendini bir anda ele vermiyen bir özelliğe sahip. Ne kadar çaba harcarsanız harcayın, bazı bölümlerin, bazı cümlelerin anlamlarını bir türlü yerli yerine oturtamıyorsunuz. Ve bana göre, üzerindeki çalışılmaya ve değişikliklere rağmen, hala, çalışılması gerekiyordu. Aceleye gelmiş hali, hala devam ediyor.

Yazı hem bir öykü anlatıyor ve hem de bazı saptamalarda bulunuyor. Bu ikisinin yazıda ne kadar bütünleşebildiği biraz kuşkulu. Sanki bu kadar kısa bir yazıda hem öyküyü kurgulamak, hem bu öyküye uygun saptama ve çözümlemelerde bulunmak ve sonuçta bu ikisini, iyice örtüştürebilmek biraz zorluk içeriyor. Ve bana öyle geliyor ki, hem yazının kendisi ve hem de Sevgili Anka, bu konuda oldukça zorlanmış.

Yazı bir şizofrenin hayalinde canlandırdığı bir öyküden oluşuyor. Sanal arkadaşı ile konuşması, sonra, pejmürde bir halde sokağa çıkması, kendi kendine konuşmalarının gelip geçenler tarafından farkedilmesi ve sonunda kendini "beyazlar içinde" bulması...-sanki biraz daha kuvvetlense çok daha anlaşılabilir olacak. Bir eleştirim de başlıbaşına olduğunda, oldukça açıklayıcı olan saptamaların ( bu bence ayrı bir deneme konusu olsa çok daha iyi olurdu), öykü ile çok örtüşmediği konusunda...Ana tema olarak bu saptamaları ele aldığımızda, anlatılan öykünün bu temaya ne kattığı da ayrı bir soru işareti...

Ama dediğim gibi, bu eleştirilerim dışında yazıyı keyifle okuduğumu söyleyebilirim. Betimlemeleri ve rahat anlatımı oldukça hoşuma gitti.

Aklına ve kalemine sağlık; Sevgili Anka!
melnur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski08-03-06, 18:19  #6
::anka::
 
::anka::'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 186

Eleştiride bulunan arkadaşlara teşekkür ediyorum. Sayın Melnur tespitlerinizde haklısınız. Yazıyı buraya yazmadaki amaç da yerini bulmuş oldu, eleştiriler ışığında belki tekrar yazarım bu yazıyı ve umarı sizin denemelerinizi forumda görürüz zaman içinde. Zevkle okuyacağımızdan ben şimdiden eminim.
::anka:: is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski12-03-06, 22:52  #7
melnur
Yazıyaz Grup
Genel Koordinatörü

 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,040

Alıntı:
Sayın ::anka:: şöyle demiş:

...eleştiriler ışığında belki tekrar yazarım bu yazıyı...
Kolay gelsin, Sevgili Anka!
melnur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski13-03-06, 02:19  #8
canugur
 
Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 5,341

Kendini gizlemeye calisan, yinde de; öyküye benzemek icin tek kahramana sahip, derinlerde sakli duygulari koyacak bir yer bulamamis gibi yaparak özgürlüge olan acligi yürek carpmalari ile disa vuran sicak bir günce yazisi cagrisimi yapti bende.

basarilar, saygilar.
__________________
"Tüm dönemlerde, toplumun kutsallastirdigi bos düsüncelerden tehlikesizce siyrilmak imkansizdir." M.Kemal
canugur is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski12-04-06, 23:50  #9
::anka::
 
::anka::'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Oct 2005
Mesajlar: 186

Arkadaşlar eleştirileriniz için teşekkürler.
Bu yazının deneme olarak yazılması daha uygun olacaktı.
Deneme yazısına çevirdim. Son hali bu. Böyle daha iyi olmuştur umarım.

Duygular


Duygular kurduğum hemen her cümlenin içinde geçer de tanımla deseniz kolay kolay anlatamam onları. İsimler veririm onlara hüzün derim, aşk derim, mutluluk derim, cesaret derim… O kadar çok duygu adı vardır ki her birine anlamlar yüklerim oysa hüzün dediğim saf hüzün müdür aslında? Nedir saf hüznün tanımı? Başaramadığım bir işin arkasından gelen hüzünle bir aşığı kaybetmenin hüznü bir midir? Her duyguda başka duyguların izleri yok mudur? Bazen üzgün olduğumda aynı zamanda kırgın, aynı zamanda aşağılanmış hissetmez miyim? Belki de birkaç duygunun alaşımını en baskınına göre ifade ederim. Bazen de bu ifade yetmez. Karşımdakine dilim döndüğünce, gücüm yettiğince hislerimi anlatmaya çalışırım.

Duyguların isimlendirilemeyecek kadar iç içe yaşandığını sezerim çoğu kez bu yüzden acımı anlatırken üzgünüm demekle yetinmem. Fiziksel ruhsal bende yarattığı etkileri açıklamaya çalışırım. Başka duygularla karşılaştırırım. Somutlaştırmaya çalışırım. Bunu yapmamın nedeni belki karşımdakine yaşadıklarımı tam olarak hissettirebilmektir. Neden isterim karşımdakinin hislerimi tam olarak duyumsamasını? Bunun birçok nedeni olabilir. Bazen etkilemek için, bazen paylaşmak için. Kötü duygular hafifler çünkü paylaştıkça, iyilerse katmerlenir. Bazense terapidir duyguları anlatmak. Her duygunun bir etki alanı vardır. Mıknatıs gibi çeker bizi içine. Bu etki alanından kurtulmanın yoludur onu dillendirmek, tanımlamak. Abartılı duygulardan sıyrılır, düşüncemde var olan dudaklarımdan dökülen sözcükler kulaklarımdan geri döndüğünde, onun aşırılığını fark ederim ya da onu tekrarlamak anlamsızlaştırır, uyuşturur, rahatlarım.

Peki nedir duyguları bunca önemli yapan? Hareketlerimize direk yön vermeleridir belki. Hareketlerimizin kaçını bilinçli yapıyoruz ki sonuçta… Düşüncelerime yön veren duygular değil mi? Hayatımı bazen cehenneme çeviren, bazen afyonlar vererek hayata bağlayan onlar değil mi? Aklıma onca güvenirken bazen doğruyu apaçık görmeme engel onlar değil mi? Böyle ayak bağı oluyorlarken bana, bazen hepsi birden toparlanıp giden ve beni sonsuz bir anlamsızlık içinde bırakan onlar değil mi?
Neden kafa yormayayım o zaman onlar üzerine!

Onları tanımlamalıyım, sınıflandırmalıyım hatta ayrıştırmalıyım..
Bilinmezlikten çıkarmalıyım ki saf olanlarla sahtelerini ayırt edebileyim. Masumluk perdesi altından bakan bencilliği sezebileyim. Mutluluk oyunu oynayan yüzümün gizlediği hüznü ve pişmanlığı görebileyim. Göreyim ki düşüncelerim yolunu bulsun. Bulsun ki hareketlerime yön verebilsin. O zaman barışırım duygularımla. O zaman dillendirmem. Yüreğimin ortasında durultur, damıtır, söylerim her birinin şarkısını..

O zaman yeter beni ağlatmaya bir fotoğraftan yansıyan çocuk bakışları, yüreğimde ondaki kadar saf karşılıklarıyla buluşabilirse eğer…

::anka:: Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 13-04-06 00:02 .
::anka:: is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski01-07-06, 14:06  #10
antiC
 
antiC'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Jul 2006
Mesajlar: 165
saygı duyulmalı

sayın anka
inanın yazınızı cok beğendim. foruma ilk girişim, genelde şiiri sevsem de bu yazınız gerçekten çok etkileyici.
Bazen düşünmeden edemiyorum acaba bu şekildeki yazıları yazan insanlar yetenek sahibi mi, benim yeteri kadar yeteneğim yok mu acaba diye. Çok az insan, sizinde başlıkta dediğiniz gibi, DUYGULARını olduğu gibi yada hissettiği gibi karşısındakine yansıtabiliyor.
antiC is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Sevgi ve aşk üzerine beğendiğim şiirler petricli Ustalardan Seçkiler 667 12-01-08 14:24
Sağlıklı ve uzun yaşam için yapılması gerekenler. ışık Konu Dışı 12 16-07-07 22:06
Biliyor muydunuz ? ugurozaltn Konu Dışı 5 25-12-06 23:54
Rüyalarınızda... roadrunner Konu Dışı 14 18-11-05 19:36
En Uzun Boylu Arkadaşımız Kim ozkankirim Konu Dışı 3 03-08-05 18:34


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 16:12.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz