| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Bakış Açısı...(hikaye)/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43
| Hayat Bir Maske...(deneme) YAPBOZ OYUNU Bugünlerde yine kendimi oldukça tuhaf hissediyorum. Belki de hiç olmadığım kadar. Canım bir şeyler yazmak istedi. Bu çok sık olmuyor. Ama bazen yazmak istiyorum. Ne mi yazacağım? Onu bende bilmiyorum. Sanırım her zamanki gibi kendimle konuşacağım. Yazı yazmak insanın kendisiyle konuşması değil midir zaten? Kâğıdın üzerinde kendimle konuştuğum zaman rahatlayacağımı, üzerimdeki bu tuhaf halden kurtulacağımı düşünüyorum. Buna kendimi inandırıyor da olabilirim. Hangisi doğru? Bu beni gerçekten rahatlatıyor mu? Yoksa öyle olduğuna kendimi ikna mı ediyorum? Hangisi olduğu umurumda bile değil. Önemli olan şu an ne yaptığım. Şu an yazıyorum. Şu an benim için en gerçek şey bu. İnsan neden bazı zamanlar başkalarıyla konuştuğunda aradığını bulamaz ki? Galiba bu sorunun cevabını biliyorum. Çünkü ne aradığını bilmiyordur ki. Eğer ne aradığını bilmiyorsan, karşındakinin sana ne verdiği önemini yitirmez mi? Karşındakinde aradıkların olsa bile içinden seçip almazsın ki. Önce ne aradığını ya da neye ihtiyacın olduğunu bilmelisin. Aslında her yazı bir insan topluluğudur. Her cümle de bir insan. Komik mi geldi size? Evet! Bence de komik. Komik olan bir şey daha var. O da benim şu anki ya da şu birkaç ayki durumum. Neden mi komik? Anlatayım. Hayatımda görünürde her şey yolunda gidiyor. Her şey olması gerektiği gibi. Fakat ben hiç memnun değilim. Mutsuzum dersem daha doğru bir tespit olur. Aslında neyin eksik olduğunu biliyorum. Problem şu ki, kendimi çok yalnız hissediyorum. Etrafımdaki her şey ve herkes sahte görünüyor. Çok yalnızım. Hiç kimseyle gerçek bir samimiyetim, gerçek bir dostluğum yok. Dost mu? Bu kelimeyi kullandığım iyi oldu. Evet dost! Bir dostum yok! Kendimi yalnız hissetmeme sebep olan asıl şey bir dostumun olamayışı. Ne kadar acı değil mi? Bir tek dostum bile yok. Beni anlayacak, kendisini anlama izin verecek bir dosttan yoksunum. Bir derdim olduğunda içim rahat bir şekilde gidip konuşabileceğim, en azından beni saygıyla dinlemesini isteyebileceğim bir dostum yok. Neden bir dostum yok? Neden? Ben çok mu kötü biriyim? Ya da çok mu değersiz? İnsanların gözündeki değerim ne? Yoksa değerim yok mu? Dostumun olmayışı benim yetersizliğimden mi? Böyle olmama sebep ben miyim? İnsanlardan uzak mıyım? Yeteri kadar sosyal biri değil miyim? Hepsinden de kötüsü ben bir şizofren miyim? Gerçekte bir sürü dostum var, insanlar beni önemsiyor da ben mi görmüyorum? Belki de ben farkına varmıyorum. Manyak biriyim belki de. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Bütün bu sorular beni çıldırtacak. Yoksa kendimin kurup, kendimin yıktığı yapboz şeklinde bir dünyada mı yaşıyorum? Bir hayal dünyasında mıyım? Ya da gerçekle, hayaller mi ayırt edemiyorum. Bunun sonu nereye varacak? Nasıl kurtulacağım? Yapabileceğim çok bir şey olduğunu sanmıyorum. Olsa da cesaretim yok. Hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam edeceğim. Yapboz tadındaki dünyamda mutlu olmaya çalışacağım. Milyonlarca insanın gün boyu yüzlerinden çıkarmadıkları maskeler var ya. Bir tane de ben temin edeceğim. Maskeyi takacağım ve oynayacağım. Tıpkı bir tiyatro oyunu gibi. Hayat da bir oyun değil mi zaten? Tıpkı bir yapboz oyunu gibi… __________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? realsnatch Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 04-03-06 01:36 . |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43
| Bakış Açısı...(hikaye) SUÇLUYUZ Çok soğuk bir kış günüydü. Yorucu bir günün ardından okuldan çıkmış, tren istasyonuna gidiyordum. Ertesi gün yapacağım seyahat için biletimi aldıktan sonra, otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Yavaşça yağan kar şehri beyaza boyuyordu adeta . Soğuktan buz gibi olmuştu ellerim. Kulaklarımı ise hiç hissetmiyordum. Eksi on derece soğukta üşümemek için kabanımın içine saklanıyordum. Fakat sahil boyunca esen sert rüzgar beni orada da buluyordu. Tam adımlarımı hızlandırmaya başlamıştım ki, sahil yolundaki bankın yanında ilginç bir manzara gördüm. Aslında gördüğüm çok sıradan bir görüntüydü. Özellikle böyle metropol bir şehirde. Üzerindeki yırtık ve kirli elbiselerinden dilenci olduğu anlaşılan 15-16 yaşlarında bir erkek çocuğu oturuyordu. Hemen yanında ise yine elbiseleri paramparça ve oldukça pis olan 4-5 yaşlarında bir kız çocuğu başını gencin bacaklarına dayamış yatıyordu. Üzeri karton parçalarıyla örtülmüş küçük kız çocuğunun sarı saçları bütün kirliliğine rağmen parlıyordu. Bu soğuk ocak ayında sokakta betonun üzerinde yatan kız öylesine titriyordu ki, o an soğuktan ölmek üzere olduğunu düşündüm. Yüzünde çok masumca bir ifade vardı. Küçük kızcağızdan gelen iniltiye benzer sesten ise etkilenmemek imkansızdı. Onları izlerken bilinçsizce adımlarımı yavaşlattığımın farkına vardım. Birden içimde ne olduğunu tanımlayamadığım bir his belirdi ve geri döndüm. Gence doğru yürümeye başladım. Kısa bir süre sonra dilenci gencin yanındaydım. Göz göze geldik. Benim ne yapacağımı tahmin etmiş olsa gerek dilencilere has o klasik sözlerden söylemeye başladı; - “ Allah rızası için …” Cümleler gencin ağzından mırıltılar halinde çıkıyordu. Ezberlenmiş sözleri söylüyordu. Aslında ne dediği de pek anlaşılmıyordu. Bendeki o garip his etkisini hala sürdürüyordu. Elimi cebime attım. Son kalan banknotumu çıkardım ve gence uzattım. Dilenci genç şaşkınlık ve sevinçle karışık bir halde parayı aldı. Bir an derin bir sessizlik oldu. Orada üçümüzden başka kimse yok gibiydi. Küçük kıza baktım. Hala inleyerek titriyordu kartonların altında. Kızcağızın gözlerindeki ifade bana bir yerlerden tanıdık geldi. Ama o an ne olduğunu anımsayamadım. Dilenci genç tekrar konuşmaya başladı zor anlaşılan bir ses tonuyla; - “ Allah ne muradın varsa …” Derin sessizlik sona erdi. Boş sandığım sahilin aslında öyle olmadığının farkına vardım. İnsanlar telaşlı bir şekilde evlerine doğru koşuşturuyorlardı. Sonra döndüm ve yoluma devam ettim. Hiç dilencilere para veren bir insan değilimdir. Hatta verilmesine de karşıyımdır. Fakat nasıl olup ta verdiğimi ben de bilmiyordum. Herhalde o tuhaf duygunun etkisi yaptırmıştı bana bunu. Cebimdeki son paramı vermiştim. Hem hiç de küçümsenecek bir miktar değildi. O sırada küçük kızın gözlerindeki ifadenin Afrika kıtasının çeşitli ülkelerinde açlıktan bir deri bir kemik kalmış, zavallı çocuklarının gözlerindeki ifade ile aynı olduğunu anladım. Kafamda bir düşünce bombardımanı başlamıştı. Dünyada ne kadar çok aç, ne kadar fazla fakir insan vardı. Birçoğunun başını sokabilecekleri küçük bir kulübeleri bile yoktu. Ve bu duruma dünyanın zengin fakir her tarafında rastlanabiliyordu. Kimdi bu durumun sorumluları? Bu insanlar hiçbir sebep yokken mi bu haldeydiler? Bütün o masum gözlerden aynı ifadeler okunuyordu. Zavallılık ve çaresizlik… Evet! Bu durumun, bu insanlık ayıbının bir suçlusu olmalıydı. Kimdi onlar? Rüzgar kesilmiş, kar tekrar yavaş yavaş yağmaya başlamıştı. Hava kararıyordu. Şehrin sokak lambaları ise yeni yeni yanmaya başlamıştı. Artık üşümüyordum. Bu sorulara beynimde cevaplar bulmaya çalışıyordum. Fakat net cevaplar ortaya çıkmıyordu. Bu durumu düzeltmek için birçoğumuzun elinden bir şey gelmeyebilirdi. Ama, eğer bu insanlar için birazcık olsun üzülemiyorsak, kalbimizin bir köşesinde küçük bir sızı duyamıyorsak, onlara yardımcı olma çabasını kendimizde hissedemiyorsak hepimiz suçluyduk. Net cevaplar bulamasam da bir sonuca ulaşmış olmanın sevinciyle durağa gelmiş olduğumu fark ettim. Otobüse bindim. Elimi cebime attım. Cebimde hiç param yoktu. __________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43
| İstanbul (öykü/deneme)
__________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? |
|
| #4 | |
![]() Giriş Tarihi: May 2006 Ülke / Şehir: Vatansız yerden
Mesajlar: 924
| Tebrik ederim seni... Ben çok beğendim... |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43
| Teşekkür ederim komutan...:-) __________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2006 Ülke / Şehir: istanbul
Mesajlar: 216
| bencede güzel bir deneme arif sağ arabesk türkü çalıyor dediğini duymasın ![]() __________________
...Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim Belki bir yağmur yağar akşama doğru Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım...ahmet telli |
|
| #7 | ||
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,040
| Alıntı:
İstanbul sevgisi bir başka... Zaman zaman insanı bunaltsa da kopmak bir türlü mümkün olmuyor. Loş ışıklar altında, İstiklal caddesinde başıboş dolaşmanın keyfini başka nerde bulur insan! Ya da Ortaköy'de denize karşı balık yemenin. Adalara yol alan bir vapurda olmak vardı şimdi; ya da köprüaltındakilerle ucuz şarap içmenin keyfi... Bir de çingeneleri var tabii bu güzel şehrin. Yüreklerinde çeşit çeşit çiçekler... "Şimdi İstanbul'da olmak vardı." | |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43
| Teşekkür ederim Sn Melnur; İstanbul bambaşka bir şehir, bambaşka bir güzellik. Onu keyfini çıkaramamak buyuk bir kayıp olurdu doğrusu... __________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? |
|
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43
| AMBULANS (Öykü) 1. Bölüm
__________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? |
|
| #10 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006 Ülke / Şehir: İstanbul
Mesajlar: 43
| - Daha dün gece yine dövdü kadını. Fatma’nın feryatları taa bizim eve kadar geldi. E, sonunda kadın dayanamadı bu ızdıraba, kıydı canına. Sonra birden aklına yeni bir fikir gelmiş gibi gözleri parladı ve; - Ay! Ben merak ederim şimdi kadını. Ne oldu acaba? Yazık garibimin kimi kimsesi de yok. Yalnız başına yavrucağızım. Ah! Ah! O domuz herif yok mu o herif? Yedi bitirdi ay gibi güzel kadını. A komşular ben hastaneye gideyim bari. Burada böyle beklemekle olmayacak. - Git! Git! İyi olur. Hiç bekleme. - Ay! İnşallah kurtulur. O sırada ben kadınların bu konuşmasını dinlerken Sevim teyze ile göz göze geldik. Ben yolun karşısında kaldırım boyunca uzanan taşın üzerinde oturuyordum. Sevim teyze bana bakarak eliyle bir işaret yaptı. Beni çağırdığını anladım. Hemen koşarak yanına gittim. - Buyur Sevim teyze. - Hastane nerede biliyor musun? - Biliyorum. - Beni oraya götürür müsün? - “Götürürüm” dedim hiç düşünmeden. Gitti. Üstüne ince bir hırka aldı. Birlikte yokuştan aşağıya inip, bir dolmuşa bindik. Hastaneye gittik. Yol boyunca benimle hiç konuşmadı. Ben de hiç soru sormadım. Hastaneye vardığımızda saatin kaç olduğunu merak ettim. Koluma baktım. Saatim yanımda değildi. Gökyüzü yavaş yavaş kararıyordu. Saat beş buçuk civarında olmalı diye düşündüm. Hastanenin büyük kapısından içeriye girdik. Sevim teyze ile yan yana dikiliyorduk. Hastanenin önünde çok yoğun ve boğucu bir koku vardı. Sevim teyze bir süre etrafına bakındı. Sonra bana baktı. Ben de karşıda ufak bir bölmeyle ayrılmış üzerinde “Danışma” yazan yeri elimle işaret ederek; - “Oraya sorabilirsin Sevim teyze” dedim. Danışmaya yaklaştık. Bölmenin arkasında orta boylu, kısa esmer saçlı, burnu biraz sivrice, üzerinde mavi gömlek olan bir adam vardı. Elinde bir kalem, önündeki kâğıtları karıştırıyor, çeşitli işaretler koyuyor, bir yandan da diğer eliyle kafasını kaşıyordu. Sevim teyze sessizce; - Bakar mısın evladım? Adam hiç oralı olmadı. Ya hiç duymadı ya da duymazlıktan geldi. Sevim teyze tekrar; - Bakar mısın evladım? Adam yine cevap vermedi. Sevim teyze sesini bu kez biraz yükselterek sorusunu yeniledi. Adam kalemi tuttuğu elini havaya kaldırarak; - “Bir dakika teyze ya! Görmüyor musun? Meşgulüm” diye bağırdı ve biraz önce yaptığı rutin işlemleri yapmaya koyuldu. Biz ise çok şaşkındık. Sevim teyze bir müddet bekledi. Adamda hiçbir tepki yoktu. Sevim teyze cesaretini toplayarak bu defa daha kendisinden emin bir şekilde; - Evladım! Bir şey soracaktım. - Hiç beklemesini bilmezsiniz zaten. Ne oldu? Ne istiyorsun? Sevim teyze tam cevap vermek için ağzını açacaktı ki, adamın önündeki bölmenin üzerinde duran açık sarı renkli, tuşları kirlenmiş telefon çalmaya başladı. Adam telefonu açtı konuşmaya başladı. - “Efendim, evet söyle, tamam, tamam, bilmiyorum, belki, hı, hı, hı, hı, bir de Çetin abiye sor” dedi ve kapattı. Derin bir of çekti. Sevim teyzeye bakarak; - Evet, teyze söyle. - Şey. - Ney? - Bir hastaya bakmıştım da. - Kim? - Fatma. - Ne Fatma’sı teyze. Dalga mı geçiyorsun benimle? - Yok evladım. Estağfurullah! - Soyadı yok mu bunun? - Var. - Söylesene. - Şey… Soyadı. Bilmiyorum ki. - E, ben de bilmiyorum o zaman. Sonra baktım olmayacak. Ben girdim araya. - “Amca” dedim. Adam yüzünü bana çevirdi. - Ağır yaralı birine bakmıştık biz. Daha yeni gelmiş olmalı hastaneye. - “O zaman beni ne uğraştırıyorsunuz. Gidin bakın acile” deyip tekrar uzun bir of çekti. Sonra koridordan hızlı adımlarla geçmekte olan bir hemşireye bakarak; - Ayşe Hanım! Üzerinde klasik hemşire giysileri bulunan, uzun sarı saçlı, beyaz tenli, güzel kadın; - Buyur Hüseyin Abi. - Son otuz kırk dakika içinde acile gelen bir vaka var mı? - Var. Ağır yaralı bir kadın geldi. Boynu ve bileği kan içinde bir kadın, intihar etmiş. Tam bu sırada Sevim teyze araya girdi. - “Ha! İşte, bu Fatma, bizim Fatma” dedi heyecanlı bir şekilde. Sonra suç işlemiş küçük bir çocuk gibi sustu. Hemşire; - Çok kan kaybetmiş. Kurtaramadılar. Sevim teyze bir hemşireye bir de adama baktı. Gözlerinden yaşlar süzüldü. Adam umursamaz bir edayla; - Teyze, ölmüş işte. Gidin başımdan artık. Sevim teyze başını eğdi. Yavaşça yürüyerek hastaneden çıktık ve eve gittik. Evin önüne geldiğimde Nuri’yi gördüm. Bacaklarımdan çekiştiriyordu. “Hadi top oynayalım abi” diye. - “Seninle hiç uğraşamam Nuri. Git başımdan!” dedim. Eve girdim. Hemen odama gittim. O gün hiç uyuyamadım. Çünkü gece boyunca kulaklarımda “Sevim teyze, zavallı kadın, zavallı Fatma, canına mı kıydı, mendebur herif, domuz herif, sarhoş Eşref, ölmüş işte!” sesleri ambulansın sesiyle birlikte yankılanıp durdu. __________________
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ? |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Programlama dillerine genel bakış | petricli | Bilişim | 1 | 14-06-05 11:19 |