"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." Lütfen forum kurallarını okuyunuz. |
||||||||||
| #1 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,805
| Değerli Arkadaşlar,Kıymetli Katılımcılar ! Dünya bir yaşam alanıdır.Dünyadaki herşey;canlı,cansız ne varsa değişim ve dönüşüme tabidir.Einstein dediği gibi;hiç bir şey yoktan var olmaz,vardan da yok olmaz.Değişim ve dönüşüm;varlıkların cinsine ve yapısına göre değişen zaman aralıklarına tabidir.Dağlar ve sıra dağlar bile bu değişim ve dönüşüm döngüsü içinde halden hale geçerler,tabiat olayları değimiz olaylar karşısında yıpranarak kum taneciklerine ve alüvyonlara değişerek ve yer değiştirerek halden hale geçerler.Dünyanın 3/4 kaplayan sular bu değişim ve dönüşüm içinde halden hale geçerler,buz dağlarından suya,sudan buharlaşmaya ve buharlaşmadan tekrar suya ve buza dönüşerek halden hale geçerler.Dünyada her ne varsa bu döngüden kendilerine düşen payı alırlar. Zaman kavramı,değişim ve dönüşüme farklı anlamlar katar.Belirli zaman aralıkları içinde çok kısa vadede değişime uğrayan varlıklar,çok daha uzun vadede değişim ve dönüşüme uğrayanları ebedi gibi görmeleri sadece bir yanılsamadan iberettir. Antikçağ yunan düşünürü Pitagoras;değişim ve dönüşüm olgusuna kafa yoranlardan biridir ve ona göre,dönüşüm çemberine girip ölümden çok uzun yıllar sonra tekrar insan olarak dünyada yaşayacağına inanmaktadır.Ünlü tarihçi Heredotos da "İnsan ruhunun ölmez olduğunu,vucut yokolunca her defasında ruhun başka bir varlığa girdiğini;toprak,deniz ve havadaki bütün varlıkları dolaştıktan sonra da yeniden ozaman doğan bir insan vucuduna geçtiğini ve onun bu dolaşımının üç bin yıl sürdüğünü" mısır bilgeliğinden alıntılıyarak yazmıştır.Mevlana da bu değişim ve dönüşüm olgusuna kafa yoran mistiklerdendir ve yaşam döngüsünü " Cemat (taş) idim,nebat(bitki) oldum,nebat iken insan oldum,öyleyse neden ölümden korkayımki" diyen sözleriyle tanımlar. Dünyanın bir yaşam alanı olmadığını,sınav yeri olduğunu savunan dinsel görüşler vardır.İlkel kabile inançlarının çoğunda bu görüş hakimdir.Pagan (kırsal düşünce ve inancı ) kültürünün inancı olan eski mısır'ın gizemsel dini Hermetizm;ilkel inancın uzantısı olup,ruh kavramını insan zihnine yer ettirmiş ve dünyayı yaşam alanı olmaktan çıkararak,ruhların sınav alanı olarak ilan etmiştir.Hermetizm'e göre ruhlar;madde dünyasından çok daha önceden Tanrı tarafından yaratılmış ve sınanmak üzere maddeler dünyasına gönderilmiştir.Zuhal yıldızı,Tanrı'nın ve ruhların ebedi yaşam alanıdır.Zuhal yıldızından süzülerek inen ruhlar dünya denen gezegende bedenleşerek sınava tabi tutulur,sınav dönemleri sonunda yetkinleşerek ve diğer gök katları ve yıldızlarda yaşamlar sürerek tekrar geldikleri Tanrısal kata yani zuhal yıldızına dönerler. Pagan kültürü yıldızları da Tanrı olarak gördüğünden ve yıldızların da dünya gibi maddeler dünyasından oluştuğunu bilmeden bu bilinci toplumsallaştırmış ve insan beynine nakşederek dünyayı bir sınav yeri görerek diğer ilahi dinlerin ruhsal öğretilerine kaynak teşkil etmiştir. Konuyu siz değerli katılımcılarla irdeliyerek açmak,konuyu derinleştirmek hepimizin görevidir.Tekrar görüşmek ve bilgileri paylaşmak dileğiyle... Hepinize saygılarımla. |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 11
| Ben bu konuya Sayın Türesin kadar mistik ve felsfik bakmak yerine daha gerçekçi bakmaktan yanayım.Yazılanları yok saymak amacında değilim,kesinlikle yanlış anlaşılmak istemem Ben derim ki DÜNYA BİR YAŞAM ALANIDIR,-YAŞAM I "SEÇİMLER=TERCİHLER" OLUŞTURUR -VE DOLAYISIYLA DÜNYA SINAV ALANINA "DÖNÜŞÜR".Bu durum;yani dünyanın sınav alanına dönüşmesi tabii ki insanlar tafafından pek de hoş görülen bi durum değildir.Keşke risk alınmasa, keşke herşey hazır sunulsa karşımıza- zihniyetini barındırır bu aynı zamanda...Her yaşam kendi içinde, sınavlarla şekillenir,bu toplumlar için de bireyler için de böyledir...Biz de, gerek kendi iç sınawlarımızı gerekse hayatın bize sunduğu sınawları geçerek ya da kaybederek "biz" oluruz. |
| #3 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,805
| Dünyanın bir sınav alanı olduğunu savunan görüşlerin pek çoğunu hint felsefesinde de görmek mümkündür.Vedizm,Brahmanizm,Hinduizm ve Budizm birbirinin devamı niteliğinde olup "Ne ekerseniz onu biçersiniz" temel felsefesini egemen kılar.Ölümsüz yaşamların ve tekrar doğuşların egemen olduğu felsefeye göre;erdemli davrananların tekrar doğuşlarında daha mutlu ve erdemli bir hayata kavuşağı felsefesini ileri sürerek,bugün çektiği sıkıntıların kaynağının geçmiş ve daha önceki hayatlarından kaynaklandığını görüşlerini ileri sürerler.Amaç egemen olan kast sistemini korumak ve kast'ın önderlerine mutlak itaat etmelerini sağlamak ve bunun sonucunda da tekrar doğuşlarda daha üst kastlarda yeniden doğmaktır.Sistemi korumak anlayışı ile oluşturulan felsefe ve inanç sistemidir. İlahi dinlerin temelinde " ölümsüz ruh" bilinci egemendir ve ruhların Tanrı ile irtibatta olduğu ileri sürülerek gerçeğin ve gerçek bilginin ruhlarda aranması gerektiğini savunarak, akli ve bedenin zihinsel davranışlarının aldatmaca olduğu fikrini benimseyerek gerçeğin akılla kavranamıyacağını ileri sürerler.Yunan felsefesinde de bu görüşleri savunanlar vardır.Müslümanlğın aklı yadsıyan önderi de İmam Gazali'dir. Hint felsefesinde ruh kavramının yerine zihin konulur.Berrak ve açık bir zihin ölümsüzdür.Ölümler zihnin bir halden diğer bir hale geçiş dönemleridir.Yoga ise zihni arındırma meteodlarıdır.Açık ve berrak bir zihin bilgeliğin temelidir.Evren yüce bir zihnin görüntüleri ve yansımalarıdır.Bu nedenle doğaya büyük bir saygı duyulur ve doğa ile uyumlu bir yaşam önerilir. Saygılarımla. |
| #4 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,805
| Sayın Gulgess ! Ben insanların dünyaya bakış açılarının kaynaklarının nelerden geldiğini aktarmaya gayret ediyorum.Ruh kavramını öne alan bir yaşam biçimi seçebileceğiniz gibi,aklı öne alan bir yaşam biçimide seçebilir veya her ikisinin kaynaşabileceği bir orta yol da bulabilirsiniz.Maharet ve tercih size kalmıştır. İnsanlar hayata bakış açılarının ve verdiği anlamların tam karşılığını alırlar.Her bakış açısının izlediği yollar ve yöntemler de farklıdır.Amaç başarılı ve mutlu olmaktır. Saygılarımla. |
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 11
| Sayın Türesin!İşte ben de sizin de belirtmiş olduğunuz gibi hem aklın hem de ruhun kaynaştığı orta yolu tercih ettim.Çünkü hayatımızın içine sığdırdığımız boyutlar sanırım rasyonelliği de gerektiriyor.Naçizane olarak aktarımlarınızı başarılı bulduğumu söylemeliyim,teşekkürler...Saygılar... gulgess Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 14-03-06 14:40 . |
| #6 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,805
| Ruhsallık öğretileri dünyayı sınav yeri olmasının da ötesine götürür.Müslümanlığın öğretilerinde ruh bağımsız ve özgürde değildir.Eğer siz "Hayır ve şer'rin Tanrıdan geldiğine inanıyorsanız",özgür olamazsınız.Şer'den korunmak ve hayır beklemek adına Tanrı'ya kul ve köle olursunuz.Lutuflara mazhar olmak için aklı kullanmak yerine,lutuf ve ihsanların veriliş nedenlerine odaklanarak,aciziyet teorileri üretir ve her şeye kadir olandan yalvarırcasına isteklerde bulunursunuz.Lutuf ve ihsanlara mazhar olmak için,önünüzde ve ardınızda sizi gözetleyenler ve her hareketinizi yazanlar vardır.Bir an için bunların göründüğünü farzedin,nasıl rahat olabilirsiniz ? Bana sorarsanız,beni rahat bırakın diye onaları geldikleri yere gönderirdim. :-) Yine müslümanlık öğretilerine göre;"Tanrı,kiminin kalplerini karartır veya sertleştirir,kiminin gözlerini perdeler,kimininde kulaklarına kurşun döker"," Tanrının kalplerini kararttığı,gözlerine perdeler çektiğini ve kulaklarına kurşun döktüklerini sizmi doğru yola döndüreceksiniz" diyen ayetleri okuduğunuzda,özgür olmadığınızı ve her şeyin tanrıdan geldiğini anlarsınız.Yani "kader ve yazgıcılık" batağının kurbanları oarak,yazana karşı yalvarmaktan başka yapacak bir şeyiniz kalmaz. Ruhsallık öğretileri;insanları asla özgür bırakmaz,özgürlüğün olmadığı yerlerde de,akıl ve düşüncenin ürünleri tezahür etmez.Bu bilinçle önce Tanrı'ya,daha sonra da Tanrı'nın lutuf ve ihsanlarda bulunduğu kullarına köle olusunuz.Sadece onların aklını kullanır ve onların düşüncelerini yüceltirsiniz.Sizin aklınız daima onaylayan durumundadır,kafa sallayarak,göz yaşı dökerek,onların lutuf ve ihsanlarını bekleyerek,türbe türbe dolaşır ve aracılardan medet umarsınız.Hayallerinizin,akıl ve düşünce ürünlerinizin gerçekleşmesi lutuf ve ihsanlara kalmıştır.Yücelmeniz için yüceltmek gerektiği inancıyla hareket ettikçe,her yüceltiğinize ya kul yada köle olursunuz.El etek öpmekten belinizi de doğrultamazsınız.Türk ve müslüman ülkelerinde çoğunluğun yaptıkları da budur.Akıl ve düşünce doğumdan itibaren tatile çıktığından,lutuf ve ihsan bekler vaziyettedir. Hemen hemen bütün ruhsal öğretiler;dünyayı yalan sayarak,dünya hayatını göz açıp kapayıncaya kadar geçecek olan hancı ve yolcu düşüncesiyle görerek,dünya hayatını oyun ve eğlence olarak göstererek,ruhların anavatanına kavuşma özlemleri ve hasret türküleriyle,dünyaya sırtınızı dönmeyi öğütler.Bu bilinçle dünya ve dünya insanlarına nasıl faydalı olacak,gelecek nesillere nasıl bir eser bırakacaksınız ? Bizden öncekilerin bıraktığı eserlere bir bakın ne göreceksiniz ? Han,hamam,cami,türbe,ve ruhsal alem öğretilerinin öğretildiği külliyeler.Bunlarla övünüp,bunlarla gurur duymak isteyenlere yolları açık olsun. İlim,irfan ve bilgelik; özgür ruhların,aklı ve düşünceyi yüceltenlerin işidir. Sağlıcakla kalın.saygılarımla. |
| #7 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,805
| Dünya bir yaşam alanıdır ve dünyanın sunduğu nimetler,imkanlar ve olanaklar sizlerin bakış açılarına ve dünyaya verdiğiniz önem derecesine göre değişir.Herkes yaşadığı hayatın değer,düşünce ve inanç sistemlerine göre tam karşılığını alır.Dünya ve dünya yaşamına verdiğiniz değer ölçütüne göre karşılığını alırsınız.Dünya ve dünya yaşamına değer vermezseniz dünya da size değer vermez,dünya ya sırtını dönene dünya da döner. Her dinsel inanç ve ruhsal öğreti dünya ve dünya yaşamına farklı anlamlar verir,farklı değerler yükler. Yahudi öğretilerine göre;yeraltı,yer ve üstündekiler,gökler ve gök katları arasındakiler,Tanrı benzeyişindeki insana egemen olması için yaratılmıştır.Hiristiyanlık öğretileri, Hz.İsa'nın değimiyle Hz.Musa'nın öğretilerini değiştirmek amacıyla değil,pekiştirmek amacıyla gelmiştir.Yahudi ve hiristiyan inancı birbirinin devamı ve uzantısıdır.Bu nedenlede öğretilerinin gereği;yeraltı,yer ve gökler arasındaki herşeye egemen olma anlayışının gereğiyle hareket ederek,ona göre geliştirdikleri bilimsel ve teknolojik ilerlemelerle bu egemenlikte üstün duruma gelmişlerdir.Uzay çalışmalarında da bu öğretinin gereği öndedirler.Gök katlarına ve gökler arsındaki gezegenlere hükmetme çabası içindedirler.O nedenlede vizyonları evrene hakim olma anlayışı taşır. Uzak doğu dinleri ve inançları;doğayla uyum içinde bir yaşamı ve doğaya saygı anlayışını ön planda tutar.Yaratılan ve var olan her şeye saygı duyulması ve dengelerin bozulmaması yönünde hareker edip,doğayı koruyucu ve kollayıcı öğretileri geliştirmişlerdir.Dünya da yaşayan her canlının bir yaradılış nedeni vardır.Doğal hallerine müdahale edilmedikçe doğa kandi dengesini kuracaktır.Bu nedenle dengeleri bozmamaya ve korumaya özen gösterirler. Müslümanlık öğretileri ise dünya ve dünyaşal yaşamı gelip geçici,oyun ve eğlence diyarı olarak gördüklerinden dünya nimetlerine değer ve önem vermezler.Her şeyi kader inancıyla Tanrı'dan beklediklerinden doğa olayları müslüman toplumlara egemendir.Doğal afetlerde ve depremlerde en büyük zararı da müslüman ülkeler ve onların halkları görür.Doğal feleketler Tanrı'nın gazabı olarak algılandığından,1999 Marmara depreminde 7.4 yetmedimi diye pankartlar kalkar,Tsunami felaketinde de çamurlu deniz sularının uzay görüntülerinden Allah yazısı çıkartılır.Bolluk ve beket te Tanrı'nın lutuf ve ihsanlarıdır.Bu yüzden eller huşu içinde göklere uzanarak,yağmur ve bereket duaları edilir,göksel güçlerin kendileri adına çalışması için dua edilir.Cennet ve cennet nimetleri daha öncelikli, itibarlı,sonsuz ve ebedi oldukları için,cennete hayalleri müslüman toplumun vazgeçilmez arzusudur."O yalan,bu yalan var birazda sen oyalan" mantığı,dünya yaşamını küçümseyen ve yadsıyan bir mantıktır.O nedenle de sömürülmeye açık bir mantık anlayışı güder.Yer altı kaynakları sömürülür,yer üstü kaynakları sömürülür,insan kaynakları sömülür.Sonrada bunlar neden diye düşünülür. Dünya bir yaşam alanıdır,neye inanıyor ve nasıl düşünüyorsanız,dünya yaşamı size tam karşılığını verir.Ne bir eksik ne bir fazla.Herkes hak ettiğinin tam karşılığını alır. Kalın sağlıcakla.Saygılarımla. |
| #8 | |
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2005
Mesajlar: 2,805
| Fazla katılım olmamasına rağmen okuyanların sayısı yükseldikçe yazma gereği duyuyorum.Bu nedenle de konuya derinlik kazandırıp biraz daha açmayı istiyorum. Zaman zaman dünyayı yaşayan ve canlı bir varlık gibi de gördüğüm ve düşündüğüm olmuştur.Canlıcılık deyince, genellikle harket halinde değişim ve gelişim içinde olan varlıklardan bahsederiz.Hareket etmek canlcılığın bir koşuluysa;dünya kendi üzerinde yaşayan varlıklardan çok daha hızlı hareket etmektedir,kendi yörüngesinde 960 Km/saat le hareket ederken,güneş yörüngesinde 30 Km/saniye hızla hareket etmektedir saatteki hızı ise 108.000 Km dir.İnsan icadı hangi teknoloji bu yüksek hıza ulaşabilir ? Canlıcılık için hareket gerekiyorsa dünya istenilen hareketin çok daha fazlasını vermektedir. Dünyanın yer altı,yer üstü ve atmosferi de sürekli hareket halindedir.Kıtalar mağma tabakası üzerinde bizim farkına varmadığımız şekilde hareket etmektedir.Kıt'aların milyonlarca yıl önce birleşik ve süper kıt'a halinde olduğu ileri sürülmektedir.Amerika kıt'asını Afrika ve Avrupaya yaklaştırdığınızda birbirleriyle uyumlu olduğu görülmektedir.Yer altı suları,tıpkı insanın damarlarında dolaşan kan gibi dünyanın toprak tabakaları arasında dolaşmakta,bazende yeryüzüne çıkarak hareketine devam etmektedir.Yeryüzü suları;akarsular,göller va denizler sürekli tazelenmekte ve bir devir daim çemberi içindedir.Okyanuslar da var olan sıcak ve soğuk su akıntıları,hem dünyaya hemde bu sularda yaşayan canlı dediğimiz varlıklara hayat vermektedir.Atmosferde de devamlı bir hareket vardır.Alçak ve yüksek basınç, atmosferik olaylara sürekli bir hareket getirmektedir. Dünya üzerinde yaşayan 30.000.000 canlı türü olduğunu bilim adamları söylemektedir.Her bir türün kendi sayılarıyla çarpılması durumunda çıkacak rakamı tahayyül etmek bile imkansızdır.Bu kadar canlı türünü barındıran bir dünyanın cansız olarak algılanması bana biraz garip gelmektedir.Pek çok nedenden dolayı dünyayı bir canlı gibi görmekteyim.Dünya hem kendisi hemde üzerinde yaşayan varlıklar için hayattır,hayatın kaynağıdır.Muzzaam bir yaşam enerjisini bünyesinde barındırmaktadır.Bu yaşam enerjisi biz insanların hayatını idame ettirmesine olanak sağlarken,sayısı akla durgunluk verecek miktardaki canlılara da hayat vermektedir. Biz insanoğlu;diğer bütün yaratık ve varlıklarla birlikte aynı dünyayı paylaşmamıza rağmen,bu müthiş bütünlüğü görmekten aciz kalırız.Fikirlerimizle,düşüncelerimizle,inanç ve bu inancın doğurduğu yanlışlarla yaşam alanı olan dünya da ayrı dünyalar kurarız.Kendi akılsal ve düşünsel dünya görüşlerimizi egemen kılmak adına hem birbirimize hemde bizim dışımızdaki canlılara dünyayı dar ederiz.Dinsel inanç ve düşüncelerimizle bu bütünlüğü bozan düşünceler üretir,haram helal ayrımları yaparak kimini yüceltirken kimini de aşağılıyarak yok etmeye çalışırız.Sevgi ve nefret duyguları içinde yarattığımız düalite girdaplarına kapılarak hem kendi hayatımızı hemde başka varlıkların hayatını cehenneme çeviriz. İnançlarımız,düşüncelerimiz ve değer yargılarımızla,herkes ve bütün varlıklar için aynı olan dünyasal yaşam hayatında kendi labirentlerimizi oluştururuz.Kendi düşünsel labiretlerimizden çıkmak için uğraşırken de dünyanın bize sevgiyle sunduğu muazzam bir enerjinin de israfına yol açarız. İnanç,din ve siyasi düşüncelerimizle kendimiz için altın kafesler veya fildişi kuleler inşa eder,kendi egolarımızı yüceltmekle meşgul oluruz.Bütün yaptığımız fildişi kulelerin veya altın kafesimizin sağlamlaştırılmasıdır.Onun dışındakileri kendimiz için tehdit olarak gördüğümüzden,aşağılarız veya haram sayarken farkında olmadan nefretlerimizin oluşmasına ve bizleri esir alıp,düşünce ve duygularımıza egemen olmasına imkan tanırız. Altın kafeslerimizi veya fildişi kulelerimizi toplumsallaştırdığımızda,kuleler kalelere,kafeslerde ağıllara dönüşür.Sevgilerimiz ve nefretlerimiz daha da güçlenirler.İçerdekileri yüceltirken dişarıdakileri tehdit olarak algılar,aşağılar ve küçümseriz.Bireysel egolarımız da küçük topluluklar haline dönüşmüştür,kitlesel olarak egomuzu şişirmek bize büyük mutluluk verirken,farkında olmadan dünyasal yaşam enerjilerinden aldıklarımızı nefretlerimizle bizzat ve aidiyet bağlamındaki küçük topluluğumuzca sınırlandırırız. Herkese bütünsellik içinde mutlu yaşamlar diler,okuyanların katılımlarını beklerim. Saygılarımla. |
| #9 | |
Kayıtlı Okur Giriş Tarihi: Aug 2006
Mesajlar: 5
| sayın türesin dünya dünya bir sınav alanı deyıl bir yaşam alanıdır diye yazmışsınız oysa hayatın neresine bakarsanız bakın her alanında bir sınav vardır anne ve babanız sizi dener okulda öğretmen dener sokakta arkadaşlarınız dener sevgiliniz dener mutlaka her şeyde denenirsiniz hayatın her dalında sürekli bir denenme vardır en basiti ekmek alırken dahi önce tazemi bayatmı diye onu denersiniz ayakkabı alır onu denersiniz elbise alır onu denersiniz kısaca her şeyde her şeyi denersiniz |
| #10 | ||
Forumdan Uzaklaştırılmış Giriş Tarihi: Sep 2006 Ülke / Şehir: istanbul
Mesajlar: 106
| Alıntı:
| |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Sağlıklı ve uzun yaşam için yapılması gerekenler. | ışık | Arşiv | 12 | 16-07-07 22:06 |
| Yeni bir Sosyalizm,yeni bir Dünya mümkün! Ödp | küçükkarabalık | Türkiye Siyaseti | 58 | 20-05-07 12:53 |
| Ölüm nedir sonrasında başımıza neler gelecek ? | ugurozaltn | Arşiv | 50 | 05-03-06 14:32 |
| AŞK,SANAT ve FELSEFE | Objektivis | Arşiv | 0 | 07-01-06 15:37 |
| Dünya bize gerçekten bize hayran mı! | ibra | Arşiv | 4 | 08-10-05 17:48 |