"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." Lütfen forum kurallarını okuyunuz. |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| Devlete mi yoksa rejime mi karşısınız? / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tüm siyasal ideolojilerin özgürce incelenip tartışılabileceği bölüm. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 522
| Devlet... Bu kelime bütün tarihi birikimimizi açıklar.Devlet, şu an içinde bulunduğumuz ve çevremizi de içine alan coğrafyadaki halkların tek ortak noktasıdır. Devlet soy değildir, din değildir, dil değildir, menfaat değildir. Devlet hedeflerimizin, ideallerimizin yoğrulduğu eldir. Geleceğini yüce değerler etrafında şekillendirmek isteyen insanlar dilleri, dinleri, soyları ne olursa olsun bu değerlere saygı duyan güçlü bir yapı kurmak isterler. İsmi ne olursa olsun bir üst yapı bütün ülkelerde vardır ve bu bina ülkenin her zaman en güçlü kalesidir. Bizde devlet ile rejim karıştırılır. Rejimi değiştirmek istemek demek devlet düşmanı olmak demek olarak algılanır veya kasten böyle bir hava yaratılır. İstenir ki halkın istediği değişiklikler devlete kast etmek olarak algılansın ve böylece devlet ile millet çatışması yaratılsın. Ya da ülkemiz sağlıklı bir şekilde bünyesinden gelen değişim isteklerine karşı çıksın ve bu bünye her zaman cüceleşsin. Kürt meselesinde, üniversitelerin ideolojik kale olmaktan kurtarılmak istenmesinde hep bu ikilemi yaşadık. Kürtler devlete değil rejimin farklılıklara hoş bakmayan tutumuna karşıydı ve biz bunu onları devlet düşmanı olarak itham etmekle sonuçlandırdık. Üniversitelerimiz, kurumlarımız Kemalizm adına yeniliklere yanaşmayan tabulara bağlandı ve biz buna karşı çıkanlara Atatürk düşmanı ya da devlet katili dedik. Hâlbuki Atatürk'ün hareket tarzı kendi uygulamalarının ebediyen korunması değil güçlü bir devlet yapılanması ile uygun değişimleri gerçekleştirmekti. Ancak başkası Atatürk'ün yaptıkları da artık değişmeli deyince kıyamet koptu ve dış mihraklar da bizim bu saçma sapan reflekslerimizden faydalandı. Bu konuda söylenecek çok şey var; aslında bunları daha önce söyledik. Ülkemizde federalizmin ya da bölünmenin geleceğimize bir katkı sunmayacağını düşünüyorum. Bana göre yapmamız gereken şey federalizm gibi devleti zayıflatacak şeyler yapmak yerine devletin rejimini değiştirmektir. Evvela üst kimliğimiz "Türk" olmaktan çıkarılmalı bunun yerine herkesin kabul edebileceği bir kavram getirilmelidir. Zaten Türklük de herhalde bize gelinceye kadar bu kadar küçük düşmemiştir. Sonra bölünme korkusu içinde insanlarımızın yerel özelliklerini kısıtlamamalıyız. En önemlisi artık aşiret yapısı gibi gerilikler ortadan kaldırılmalı, gerekli yatırımlar yapılarak insanlarımızın hür birer birey olmasının sağlanmasıdır. Ekonomik olarak özgürlüğünü sağlamış bireyler düşünebilirler ve bu sayede ülkemizde geniş çaplı bir uzlaşma ortamı yaratılabilir. Vur ensesine oturt gibi anlayışlar tamamen izale edilmelidir. Çünkü yarın o enseye başkaları da tokat atabilir. Kısacası toplumcu, farklılıkları güçlenme vesilesi sayabilecek, her türlü fikri dinleyebilen, devletin gücünü kesinlikle yıpratmaya yok etmeye çalışmayan ve üst kimliğini bu değerleri benimseyen insanlar olarak tanımlayan bir rejimimiz olmalıdır. Ayrıca sınırlarının dışına her zaman duyarlı ve çekim merkezi olabilecek kapasiteye gelmiş bir geniş tabanlı bir zihniyet yaratabiliriz. Peki, siz devleti bölmekten mi, yoksa devletin rejiminin değişip coğrafyamızdaki bütün unsurları kucaklayacak bir anlayışa kavuşmasından mı yanasınız? |
|
| #2 | ||
![]() Giriş Tarihi: May 2007
Mesajlar: 705
| Alıntı:
çözümün adresi tamda bu anlatıklarınızdır. bu gün, sn öcalan bile demokratik cumhuriyetten bahs etmekte. yani sizinde değindiğiniz gibi sorun rejim sorunudur yani türkiyedeki yönetim şekli idare biçimi türkiyede yaşayan halkların genel anlamda ihtiyaçlarına cevap olmaktan uzak kesinlikle değişmesi lazım. bu öyle bir rejim olmalıki tepeden inme - dayatmacı değilde, bütün değişik bölgelerde yaşayan insanların genel anlamda ihtiyaçlarını karşılayabilek bir idare şekli olmalı. ve bazı kürtlerin değişik federatif yapılanma şekillerini savunmaları öyle çokta keyfi değildir. bilindiği gibi osmanlıdan bu yana türkiye cumhuriyeti adı ile anadolu halklarını yönetme iddasında olan bu ne idüğü belirsiz rejimin 84 yıllık uzun ömründe bu coğrafyada yaşayan halklara neleri reva gördüğü gerçekleri görmek isteyen insanların malumu. evet sayın vatanım, bu yerinde iyi niyetli temennilerinize bende gönülden destek veriyorum ama bununda daha çok uzun süre temenni olarak kalacağını, mevcut rejimin bu coğrafyada yaşayan çeşitli etnik yapılara sahip halklara yaklaşımından anlayabiliyorum.. | |
|
| #3 | ||
![]() Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 216
| Alıntı:
benim de sizin yazınızdaki "sn Öcalan" tabirinize katılmam o kadar mümkün değildir. Ayrıca Apo'nun "Demokratik Cumhuriyet Teorisi" devletin derinliklerinde hazırlanıp Apo'nun önüne konumuş, O'na sadece açıklaması talimatı verilmiş bir tezdir. Apo'nun ne öyle bir tezi hazırlayacak kalibresi vardır, ne de bir insanın yakalanır yakalanmaz görüşlerinin 360 derece değişmesinin imkanı... Tartışmanın asıl konusuna gelince... Öncelikle devlete karşıysak kendimizi "Anarşist" olarak nitelememiz gerekir. Yok eğer kendimizi anarşist felsefede konumlandırmıyorsak devlete karşı olmamız mümkün değildir. Komünizm aşamasına kadar tüm sistemlerde (sosyalizm de dahil) devlet mutlak surette vardır. Burada bizlerin karşı çıkması gereken devletin yönetim biçimi biçimden de çok sistematiğidir. Yani hedef rejimdir. Ancak rejimlere karşı olmak noktasında da dikkatli olmak gerekir. Sonuçta insanların demokratik yollarla sisteme karşı tepkilerini gösterdikleri ancak bu tepkileri yanlış bir noktada birleştirmesi sonucu sistemler değişebilmiş, ancak sonuçları ve bedelleri çok ağır olabilmiştir. Bunun en büyük ve çarpıcı örneği Hitlerin siyasi yaşamıdır. O sorunun rejim olduğu noktası iyi tespit edilmeli ancak doğru rejimi egemen kılma yolunda akılcı ve doğru stratejiler ile hareket edilmelidir... | |
|
| #4 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Aug 2007
Mesajlar: 18
| sanırım meseleyi karıştıran sizsiniz.Karıştırmamış olsaydınız devlet ve rejimi ayr olgular olarak değerlendirme hatası içinde bulunmazdınız.Devlet tarihsel olarak toplumun sınıflara bölünmesiyle ortaya çıkmış bir kurumdur.Ve tarihsel olarak her devlet yapılanması belli bir yönetime belli bir rejimin ihtiyacına cevap veren tarzda örgütlenmiştir.Köleci toplumda devlet köle beylerinin iktidarıydı feodal toplumda feodal beyler ve ruhban sınıfın çagdaşları olan kapitalist toplumda ise kapitalist sistemin efendisi olan burjuvazinin yönetim anlayışı ve ihtiyaçına göre örgütlenmiş bir kurumdur.Az önce devleti yasama yürütme ve yargı organı olarak tanımlamıştım.Bu üçlü organla devlet ilkelleri olan köleci ve feodal devletlerden daha karmaşık bir hale getirilmiş devletin bir baskı aygıtı olduğu ilizyon edilmiştir.Karmaşaya neden olan daha bir çok örgütlenmede mevcuttur.Mesala parlemento mesala yönetim aygtının görünürde parçalı hale getirilmesi.Mesala anayasa.Örneğin bugün hali hazırda bir anayasa hazırlanmakta.Bu anayasa onaylandığında devletin biçiminin şeklinin en somut ifadesi olacak.Peki hazırlanan anayasa bizleri temsil edecekmi.Sanmıyorum eger bizleri temsil edecek olmuş olsaydı tüsidan önce taslak olarak halkın tartışmasına açılırdı.Yada yargı mekanizmasını ele alalım.Ve tahkim anlaşması araştırmanızı isterim.Yada lokavt hakkını.Veyahutda sermayenın dayattığı yeni sosyal güvenlik yasasını.Arastırdğınızda eminim devletin yasama yürütme ve yargı organlarıyla kime hizmet ettiğini çok iyi göreceksiniz.Eminimki devlet ve rejimi ayrıştırma içine girmeyeceksiniz.Ben devlet aygıtına karşı değilim.Ama her devlet yapılanması belli bir rejimi belli bir ekonomik yapılanmayı temsil ettiği için rejimede bu devlet biçiminede karşıyım.Burada devlet ve rejimi ayrıştırmanın bir hata olduğunu aksine devlet ve rejimin ayrıştırılmadan bir bütünlük içinde ele alınması taraftarıyım.Ayrıca demokratik fedarilizmi derinlemesine araştırıldğında anarşizmin kuramcası porudhonun fedarilizm anlayışına ne kadar yakınlaşıldığı hatta porudhonla gramsinin bir sentezi olduğu ortaya çıkar.En yalın haliyle bireysel insiyatifin gelişimi evrimcilikle ele alınır iradecilik yadsınır otonomlar merkeziyeti yadsır.Tüm bunlar kürt hareketinin ulus devlet anlayışının bir kenara atışının teorise edilmesidir.Çünkü anarşizm devlet örgütlenmesini tarihsel aşamalarından soyutlayarak inkara yönelir.Neyse uzatmayayım bitireyim |
|
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2006
Mesajlar: 234
| burda bahsedilen devlet kavramı mevcut devlete karşı olmak anlamında mı yoksa genel olarak devletin olmasına mı karşı olmak. Şahsen ben şu an için bir devlete karşı değilim. Ama rejimi uygulayan devletin ta kendisi olduğu için mevcut rejime karşı olanlar ister istemez o devletede karşı oluyorlar. Mesela şu an Türkiye'de geçerli olan kapitalist demokrasi ben bir sosyalist olarak karşıyım. Kapitalizmi yıkmak içinde devleti yıkmak yerini sosyaslist devletini kurmak gerekir. Yoksa devletin olmasına karşı değilim. Zaten şu şartlarda devletin genel olarak anarşistler gibi karşı olmak çok anlamsız. Çünkü şu an için devletin olmadığı yerde bir düzende olmaz. O toplumsal düzeni sağlayacak bir güç gerekli ilk aşamda. Bu da ancak devlet olabilir. Ama zamanla devlet ortadan adım adım kaldırılabilir. Tıpkı sosyalizmden komünizme geçişte olduğu gibi... Sözün özü şudur ki ben devlete değil rejime karşıyım. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Emperyalizme karşı mı yoksa onun uşağı mı olmalıyız? | seha | Türkiye Siyaseti | 53 | 14-02-08 19:15 |
| Yoksa | yok | Öykü ve Denemeleriniz | 1 | 21-03-07 23:15 |
| Önce gökyüzü mü yoksa yer mi yaratıldı ? | karabaglı | Arşiv | 21 | 09-02-07 20:09 |