| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
İstanbul kanatlarımın altında/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Uzaklaştırıldı Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 130
| İstanbul kanatlarımın altında. İstanbula tepeden bakacaksınız! Belki bu MAĞRUR şehrin karakterindendir bilemiyorum ama, ben İstanbula TEPEDEN bakmanın farklı bir keyfi olduğuna inanıyorum. En kıymetli mücevherlerini çıkarıp sanıktan, bir saraylı endamıyla takıp takıştırarak süzülür önünüzde. İhtişamın zerafetini görürsünüz bir tepeden baktınızda; Aziz İstanbula. Yedi tepeli şehrin insan kalitesi ile de "yüksek" yerlerinden biridir Fatih. Benim çocukluğumun Fatih'i ilim merkezi idi. Sadece İstanbulun değil, ülkeyi de aşarak, İslam dünyasının yetiştirdiği zamanın en büyük alimlerinin uğrak yeri idi. Fatihli olmayı bir lütuf olarak gördüm hep. Çok kişi bilmez Sultan Selimi! Yavuz Selim yol üstünde.. Fevzi Paşa caddesinde. Sultan Selime çıkmak için, Yavuz Selimden içeri girip yokuşu çıkarak Darüşşafaka caddesini bulacaksınız önce. Sonra Çarşamba karakolunun sağından girip Çukurbostan önünden geçerek ulaşırsınız Sultan Selime. Unutmayın! Fatihte Yavuz Sultan Selim diye bir semt yok! Yavuz Selim aşağıda, Sultan Selim yukarda. Sultan Selim camiinin de içinde bulunduğu geniş alana girdiğinizde önce gökyüzü mavisiyle başlar görsel ziyafet. Daha sonra mı? Siz bilirsiniz; İsterseniz Sultan Selim camiine dönün önce! Ya da Namaz vaktine kadar, mavi boynuza buyrun. Sütlüceden Sarayburnuna, kadar bütün haliçi kuş bakışı seyrettiniz mi? Elinizi uzatıp, Galata ile Beyazıt kulelerinin yerlerini değiştirebileceğiniz bir maket gibi önünüzde duran Haliç'i. Biz yaz başında, bir kez daha seyretmek istemiştik ama, olmadı! Tadilat dolayısı ile kapalıydı! Bahsettiğim büyük alan, camiyi de içine alan bir restorasyon çalışması nedeni ile kapalıydı. Oysa çevreyi iyi bilmenin avantajı ile tedarikli de gitmiştik. Aman dedim! Orada çay içilecek yer yok, hazırlıklı gidelim. Üç çaykolik bir arada olunca.... Ekmek arası kokoreçleri yiyip termosta ki çayı içebileceğimiz bir yer aradık uzun süre. Yavuz Sultan Selim hanın türbesi hala açıkmış şükür.! Çimenliğin kenarında koca masada tek başına oturup kitap okuyan delikanlının altına kıytırık bir tahta sandalye verip aldık masa ile koca bankı. Sonrası malum; başladık sohbete.. Restorasyon bittiğinde, çay içilicek, bir şeyler atıştıracak mekanlar da açılırsa! Değmeyin keyfine.. Benim İstanbulum; haramilerin onca şirretliğine rağmen ırzını koruyan İstanbul. " Öbür" ü ile dargınız. Konuşmuyoruz.... |
|
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 107
| ![]() Nereden nereye... Öbür İstanbul’dan Küçüklüğümün İstanbul’u, hem anlatılası manzaralar hem de yaşanası insanlar içeriyordu. Beşiktaş, ıhlamur gayet sakin kendi halinde semtlerdi. Arnavutköy, Bebek, Kuruçeşme genelde gayr-ı Müslimlerin ikamet ettikleri yerleşim merkezleriydi. Ulus çok fazla yerleşime açılmamıştı, şimdi ki gibi rengârenk, Türkçe kelimelere rastlanmayan ne alaka dedirten vitrinlere sahip mağazalar, alışveriş merkezleri yoktu. Ortaköy semtinin sahil kenarındaki parkta kocaman çınarlar vardı. Öyle çınarlar ki, iki elinizle sarmaya kalksanız saramazdınız. O çınarların gölgesinin düştüğü kum havuzlarında oynayan miniklerin sesi, tüm parkı kaplar; çevredeki banklarda izleyenlerin içini huzurla doldururdu. Gökdelenler-plazalar adım başı dikilmezdi karşınıza. Trafik böylesi deli etmez, trafikte geçirdiğiniz saatlerde sudoku uzmanı olup çıkmazdınız. Büyükler sıkça anlatırdı bize denk gelmişliği de vardır. Belirttiğimiz gibi, İstanbul’un eski halkı genellikle gayr-ı müslimdi. Yahudiler Ermeniler, Müslümanlar bir arada yaşarlardı. Ramazanı, yılbaşını, hamursuzu aynı samimiyet ve ciddiyetle tebrik ederler, şimdilerde kardeşin kardeşe yapamadığı yakınlığı birbirlerinden esirgemezlermiş. Yahudi yengelerimizden biri anlatmıştı: “Biz ramazan olunca Müslümanlardan edep eder, sokakta sakız bile çiğnemezdik. Şimdi bakıyorum, sizden mi bizden mi belli değiller. Yazık gençliğe.” (En son yaşadığımız ramazanda yolumuz Nişantaşı’na düşünce bu sözleri tebessümle anımsamıştık.) İhtiyarlar- gençler arası yaşanan kuşak çatışmaları yok muydu o zamanlar? Elbette ki vardı. Ama asi gençlerin dertlerini anlatmaktaki ifade tarzları o kadar edebi; büyük-ihtiyarların asi gençlere yaklaşımı o kadar tahammüllü ve anlayışlıydı ki iki farklı kutup olsa bile genç- ihtiyar bir sofrada cem olduğu zaman muhabbet nasıl başlar; nerden nereye giderdi konular, hiç birimiz anlayamazdık. Öteki İstanbul’un coğrafyasını o kadar anlatamayız belki ama sokakların neşesi olan, günün geceye döndüğü saatler de bile sokaklarda bitip tükenmeyen enerjileri ile koşturan çocukları anlatabiliriz. Güveni, insanlığı, sevgiyi, paylaşmayı, dostluğu, hatırı; bir apartmanda kokusu duyulunca diğer dairelere de paylaştırılan lokmalık ikramlardan bahsedebiliriz. Korku nedir bilmeden büyüdü o zamanın çocukları. Sokak çocuğu tanımlaması kullanıldığı zaman, vaktinin çoğunu dışarıda geçiren çocuk anlamı çıkarılırdı. Şimdilerde birçoğumuzun aklına geldiği gibi, tinerci, muhtaç, tehlikeli evsiz çocuk anlamı çıkarılmazdı. Aynı zamanın çocuklarıyla bir araya geldiğimiz zaman sıkça kullandığımız ifadelerden biridir: “Biz ne kadar şanslıydık. Parkımız, Ağacımız, bahçemiz vardı. Kahrımızı nazımızı çeken komşularımız, birbirine kardeşlik bağıyla düğümlenen arkadaşlarımız vardı.” Şimdinin, dört duvara, ekran karşısına mahkûm olmuş genç kuşağın-çocukların haline baktıkça, eskiye; eskinin İstanbul’una duyulan özlem daha bir alevleniyor. Ve gün geldiği zaman kendi çocuklarımıza da, kendi yaşadığımız gibi bir çocukluk yaşatacağız, belki İstanbul’u tanıma şansları olmayacak, fakat İstanbul tanınmaya değer halinden o kadar uzaklaşmış ki, kaybedecekleri pek bir şey de olmayacak. 3 Kuşaktır İstanbul’a gönül bağıyla sadık kalan bir İstanbullu olarak itiraf etmesi acı olsa bile; yaşanır tarafı kalmayan yedi tepeli şehrimiz, eski İstanbul değil artık. O bir metropol. Ve bizim çocuklarımız hayat damarları monitöre bağlı, çift çekirdekli işlemcisi olan makinelere bağımlı metropol çocukları olmayacak. Nereden nereye? __________________
Bireyi insan yapan, İslâmdır. DonJuan Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 27-11-07 01:23 . |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| 21 Ekim Referandumu | seha | Türkiye Siyaseti | 165 | 27-10-07 18:32 |
| Faşizm Ve Ülkücülük | küçükkarabalık | Siyasi İdeolojiler | 112 | 18-09-07 04:05 |
| Freedman'dan Şiirler | freedman | Şiirleriniz | 3 | 17-11-06 19:36 |
| Bakış Açısı...(hikaye) | realsnatch | Öykü ve Denemeleriniz | 10 | 11-06-06 17:44 |