| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
MEZOPOTAMYA... Necat İLTAŞ/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Ustaların şiir, roman gibi edebi eserleri |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 2
| MEZOPOTAMYA... Ben Mezopotamya !... Asya'nın nazlı kızı. Bereketin, bolluğun ve sevdaların diyarı... Sevgi ve kin, Öfke ve hırs, Savaş ve barış bende anlamlandı. Bende vücut buldu ruh, Tarih benimle başladı... Özgürlük göbek adımdır, Dağlarımda ve ovalarımda, Zümrüt yeşilinde Ve güneşin sihirli renklerinde, Rüzgarın o karşı konulmaz, Muhteşem ritminde bir kısrak olur, Fırat'la yarışır, Dicle'de dinginleşirim.. Nemrut'ta kara kartalın kanatlarında Tanrılara meydan okurum... Eridu'da Gılgameş olur, Enkidu'yu ehlileştiririm, Hammurabi olur 282 ile düzen getiririm... Tanrıça İştar benimle aşık atamaz, Çünkü özgürlük ve sevdanın pınarı benim.. Çünkü ben Mezopotamya'yım Asya'nın nazlı ve biricik kızı... Güneş; Önce Ve en güzel bende doğar. Yayılır çekinmeden, Çırılçıplak dolanır gün boyu Ovalarımda, dağlarımda... Kah bir kelebeğin kanadında, Kah yeni doğan bir kuzunun yanıbaşında, Bazen tohuma duran bir çiçeğin tomurcuğunda Bazen de İzlo'nun doruklarında akşamı getirir... Vedalaşırken batımda, Mor gecede ayın en güzel yüzüne emanet eder beni, Ertesi günde buluşmanın sevgi ve coşkusuyla... Çünkü ben Mezopotamya'yım Güneşin ve ayın maşuku... İnsanlarım mert ve sevecen, Çünkü benim suyumu içtiler, Ekmeklerinde, sevgiyle büyüttüğüm başaklarım Ayranlarında, sütümle beslediğim, Mis kokulu otlarımın tadı var... Çünkü onlar benim çocuklarım, Ruhları bende bedenlendi... Özgür, mağrur ve sevgi dolu.... Zamansız zamanlar, Dokunulmamış zaman aralıkları, Çağlar ötesi kültürler, Atlar ve atlılar, Diller ve dinler, Gelenek ve renklerle, Çocuklarımın içindeki evrenim ben. Tıpkı; Güneşin etrafında dönen dünya gibi, Etrafımda sevgiyle, coşkuyla dönerler. Geçmiş ve geleceği, O an yaşatırım onlara, Geçmiş ve geleceğe saplanmadan... Ateş ve su; Benim şahitliğimde evlendi, Ateş sunakları, İlk ve en önce, Benim için yakıldı. Gündüzlerin gündüz, Gecelerin gece olduğu, Uçsuz bucaksız, Bir sığınak oldum çocuklarıma... Kıl çadırlarda, Yaşama yön veren rituellerde, Hep baş köşede oldum; Mırra; Ateşin, suyun Ve çocuklarımın Hediyesi oldu bana. Çünkü; Yiğitlik, Ahde vefa, Barış ve hoşgörü, Toprağıma ve insanıma verdiğim mayamdır... Çünkü, Ben Mezopotamya'yım, Asya'nın mağrur ve anaç kızı... En iyi bağbozumları bende olur, En iyi şarabı, en tatlı şırayı ben veririm Belki de bundandır, Benim topraklarımda aşk, Sevmek ve sevilmek, Şarap tadında olur... Bundan değilmi ki; Babil Kralı Nabukodonosor, Sevdası için Mardin'den Şamran'larla Şıra akıttı yüzlerce mil aşağılara, Bundan değilmi ki, İskender Zınnar'a ; Prenses Fahriyye ve Ravza cennet bahçelere, Şad Buhari Mardin'e yerleşir.. Timur, Kustus, Antonius ve daha nicesi, Bu sevdanın peşinde topraklarıma kan bulaştırdılar... İhanet ektiler topraklarıma; Kelepçe vurdular çocuklarımın gözyaşlarına... Dağlarımda ağaç bırakmadılar, çıplak kaldım, Utanırım..ele güne karşı, Utanırım.. aya, güneşe karşı Çünkü ben Mezopotamya'yım, Asya'nın nazlı ve özgür kızı... İbrahim bende doğdu, Sin Mabedinde aya ve yıldızlara yakarırken doğruyu buldu... Zarathustra, Mani ve Yezidiliğe ben ilham oldum, İlk Hıristiyanlara ben kucak açtım Lorna ve Anastisiupolis ile, İslam'ın yolunu ben açtım Dermetinan'da Hacı Kemal, Kosar'da Hoca İhsan, Selman-i Pak ve niceleri İslam dediler; Moşe Bar Kifo, Hanna Dolabani; Hammara'da, Deyru'z Zafaran'da, Mor Mihail'de Mesih demediler mi? Ekmeğim, suyum ve güneşim hepsine yetmedi mi? Yetmedi mi? Zeytinim incirim ve narım... Utanırım anamdan, kardeşlerimden, çocuklarımdan Utanırım güneşten, aydan ve rüzgardan... Utanırım, aç yatan bebelerden, dedelerden, Utanırım, el kapısında iş dilenen civanlardan, İçtiği suya pislik bulaşmış analardan, babalardan utanırım.. Çünkü ben Mezopotamya'yım Asya'nın nazlı ve mağrur kızı... Necat İLTAŞ (1998) |
|
| #2 | |
Uzaklaştırıldı ![]() Giriş Tarihi: Dec 2006 Ülke / Şehir: Orasi
Mesajlar: 1,258
| Ellerine saglik Heval... |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: Ankara
Mesajlar: 279
| ÇOCUKLAR Çocuklar...Çocuklar, Yeryüzünün sevda gülleri Yaşamı anlamlandıran güzeller, Sarısı,beyazı,siyahı ve esmeriyle, Dağda,ovada,adada,sokakta; İster aç,ister tok, İster oyuncaklı,ister oyuncaksız, İster evsiz , Ya da yurtsuz; Hepsi...Ama hepsi, Özgür çiçekleridir,sevgi bahçelerinin, Yalnız değiller, Yalnız olmadıklarını biliyorlar, Çünkü gülücükleri aynı,umutları aynı,sevdaları aynı.. Zeytin gözlü,boncuk gözlü, Ne güzel gülüyorlar.. Gülücükleri; Sevgi dolu,huzur dolu,umut dolu.. Barış,kardeşlik ve aşk dolu. Umudun,hayallerin ve sevginin mimarları.. Çocuklar.. İpek sarısı, Kömür siyahı, Kıvır kıvır saçlarıyla Yeryüzünün küçük ama zeki insanları... Yasaksız,yalansız ve savaşsız, Eğitimi değil,öğretime koşanlar, Merak eden ve soran Bakır tellerin değil,fiber optik, Abaküsün değil ,sibernetiğin, Klavyenin insanları Bilgi çağının tomurcukları, Tek silahları; gülücükleri.. Adları ne olursa olsun, Nerede oturuyor oldukları, Renkleri,cinsiyetleri önemli değil; Çünkü onlar aynı dili konuşur, Gamzelerinde aynı çiçek, Gözlerinde ışık aynı; Yasaksız,yalansız,savaşsız, Sevgi dolu ,aşk dolu,umut dolu.. Bütün çocuklar kardeştir, Aynı kaderi paylaşır, Aynı acılara ağlar, Aynı sevinçlere güler, Filler tepişirken ezilen onlar, Soygun düzenlerinde aç kalan, Savaşlarda ölen Hastalıklarda en çok kırılan onlar. Beki de bundandır, Çocuklar, Kavgayı,savaşı sevmezler.. Hamasi nutuklar onları etkilemez. Ama havada taklabaz bir güvercin, Evde sırnaşık bir kedi, Sokakta sevimli bir köpek, Gülücük yağdırır o küçücük yüzlerine, Sevgiyle parlatır gözlerini, Siyahın,beyazın,sarının ve esmerin, Çünkü bütün çocuklar kardeştir... Kimisi sokakta, Kimisi sırça köşkte, Kiminin ana sütünden başka lüksü olmasa bile, Gülücükleri ortak, Gözlerindeki ışık aynı; Kelebekler gibi özgür, Yunuslar gibi duyarlı, Fırat gibi çoşkulu ve yürekli... Çocuklar! Ne olur hep böyle kalın.. Kendinize benzeyin, Bize değil... NECAT İLTAŞ __________________
Kelimenin tam anlamıyla gerçek bir demokrasi hiç bir zaman varolmadı ve varolmayacaktır. J.J.ROUSSEAU |
|
| #4 | |
Yazar Adayı Giriş Tarihi: Mar 2006
Mesajlar: 2
| Yaşamın Gizemi... Yaşamda iki alan, İnce bir ufuk çizgisi, Bir yanı "fizik", Öte yanı "metafizik", Zülfikar gibi keskin, Sırat gibi ince, Fırat gibi gerçek... Birinin "kutsal"ı, Diğerinin "laboratuvar"ı... İnsanları mutlu kılmaktır amaçları, Burada ve öte tarafta.. Birinde "inanmak", Diğerinde "görmek", Biri duygu ve coşkuyu, Diğeri, akıl ve emeği, Biri toplumun vicdanı, Diğeri refahı... Biri terazinin tartısı, Diğeri, gelişmenin ibresi, Biri, sadakatı, Sevgiyi, Ve korkuyu... Diğeri, ateşi, Toprağı, Ve suyu... Eksiksiz bir panorama... Birinin "kutsal"ı, Diğerinin "laboratuvar"ı... Çünkü; İkisi birarada anlamlandırır "YAŞAM"ı... Ne duygusuz akıl, Ne akılsız duygu... Antik Mitolojide, 88 bölgeye ayırır gökyüzünü takım yıldızları, Yüzlerce yıl sonra da uzay bilimleri... Yaşamda iki alan, Biri dünyevi, Diğeri uhrevi... Aralarında ince bir ufuk çizgisi. İkisi de olmalı... İkisi de olması gereken yerde olmalı, Biri diğerinin yerini almamalı.. Alırsa eğer; Anlamlarını kaybeder.. O zaman; Alanlar değil, Çıkarlar egemen olur.. Mutluluk değil, Öfke ve kin bayraktar olur.. Engizisyon yüzlerce yıl sürer, Kan, gözyaşı ve işkenceleriyle... Dört Kitap, Ve binlerce din, Atom fiziği, genetik ve bilgi teknolojileri, Sosyal Bilimler ve Matematik, Aristo, Heraklit, Erasmus ve Nietzsche, Mevlana, Ebu Davut, Tusi, Ebulferec, Düşünce tarihi ve bilimsel gelişmeler, Ahriman'ın kötülüğüne karşı, Hürmüz'ün iyilik tohumlarını yaymaya çalışır, Alanlar birbirine karışmadıkça... Karışırsa şayet; Yumurtası karnında açılan engerek gibi, Zehir ve kan saçılır ortalığa, Yavrusunu yemeğe çalışır timsah. Hiroşima, Nagazaki ve Halepçe, Binlerce insan, Çocuk, kadın ve ihtiyarlar öldürülür, Atom ve napalm bombalarıyla... Afganistan'da, Budha heykelleri yıkılırken, Kültür ve insanlık yokedilmeye çalışılır, İnsanları sevmek temel duygu, Ve hedef olmalıyken, Dışkıları yedirilir insanlara, Ekolojik denge düşman olarak görülür, Hırs, tatminsizlik ve güç adına... Halbuki ne ekersen onu biçersin, Burada ve öte yanda; Çünkü, Ateşini beraber götürür insan, Yaşamın gerçeği, YAŞAMIN GİZEMİ bu... Einstein'da İzafiyet; Foton ve Kuantum, Olasılık ve Sınırlı Görelilik; Hubble ile Kozmoloji, Descartes, Kant, Leplace, Kopernik; İbrahim, Zarathustra, Sidharta; Ve daha nicesi, Sevgi ve Barış üzerine kurdular kuramlarını... İbrahim; Oğlu İshak'a Rebeka'yı, Uşağı Eliezer ile istetir Mezopotamya'dan, Sevgi, Barış ve Kardeşlik için... Ve sevgi tohumlarını eker her tarafa, Sirius, Rigel ve Aldebaran gibi parlak, Endülüs Atı gibi sağlıklı ve asil, Çınar gibi köklü, Ararat gibi yıkılmaz, Anadolu gibi vefalı, Granit gibi sağlam bir dostluk, Kardeş gibi bağlılık, Nemrut'taki beyaz kartal gibi özgür, Yarin yanağı gibi tatlı ve gönüllü, Mutluluk ve huzur çiçekleri ile dolu, Bir Sevgi Bahçesi oluşsun diye... İki alan; Birinin "kutsal"ı, Diğerinin "laboratuvar"ı... Çünkü; İkisi birarada anlamlandırır "YAŞAM"ı, Egemen kılar sevgi ve barışı, Ne duygusuz akıl, Ne akılsız duygu... Yaşamın gerçeği, YAŞAMIN GİZEMİ bu... Necat İLTAŞ (2001) |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|