"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||||||
![]() |
| |||||||
| İkinci Cumhuriyet / konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Tüm siyasal ideolojilerin özgürce incelenip tartışılabileceği bölüm. |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 2,042
| Cumhuriyet, "halkın doğrudan ya da seçtiği temsilciler aracılığıyla egemenliği elinde tuttuğu yönetim biçimi" olarak tanımlanıyor. Ne var ki, "halkın egemenliği" demokrasi olmadan sağlanmıyor. Ve pekişmiyor. 1923 Cumhuriyeti de gerçek bir halk egemenliğinin oluşmasını sağlayacak olan "demokratik" özden kopuk olarak ilan ediliyor. Pratik yararı, Osmanlı Hanedanı'nın elinden iktidarı almak oluyor. Saltanat, babadan oğula geçemiyor. Osmanlı sülalesinin tekelinden çıkıyor. Ama halka da yar olmuyor. Çünkü, Cumhuriyet "tek adam" ve "tek parti" yönetimine dayalı bir diktatoryaya dönüşüyor. Halka Cumhuriyet Halk Fırkası dışında bir partiye oy vermek hakkı tanınmıyor. Çoğulcu bir seçim hakkından yoksun bırakılıyor. Zaten, "devlet kuran parti" olarak nitelenen Cumhuriyet Halk Fırkası'nın da ideolojisini oluşturan "altı ok"da demokrasi yok. Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, devrimcilik ve laiklik var ama "demokrasi" yok. Cumhuriyet, demokrasi ile beslenmediği zaman sadece iktidar savaşında "siyasal" bir manevra olarak kalıyor. Nitekim, 1923'de de iktidar genelde askerlerin elinde, özelde de Mustafa Kemal Paşa'nın şahsında toplanıyor. Osmanlı'nın tekelinden çıkıyor. Demokratik bir cumhuriyet kurulabilseydi, çoğulcu bir rejime kavuşulacak, halkın devleti denetleyen egemenliği doğacaktı. Yetmiş yıla yakın bir süreyi, demokratik nitelikten uzak bir anlayışın etkilemiş olması cumhuriyetimizin doğuşundaki bu eksiklikten kaynaklanıyor. Devlet yeniden belirlenirken demokrasiden nasibini alamıyor. Askeri nitelikleri ağır basan, Osmanlı'nın yönetim mirasını içinde barındıran bir devlet yapısı oluşuyor. Örneğin, "halk egemenliğini" hayata geçirecek olan "seçimler", tek partili bir sistem tercih edilmesine rağmen, olması gerekenden çok farklı bir biçimde gerçekleşiyor. Seçim sistemini Çağlar Keyder şöyle anlatıyor: "Adına seçim denen bir mekanizma yoluyla atanan mebuslardan oluşan bir meclis vardı. İki dereceli seçim sistemi, seçilen bir grup erkeğin (kadınların oy hakkı yoktu) kendilerine Ankara'dan yollanan listeyi onaylamaları anlamına geliyordu. Böylece, mebuslar Meclis'te hayatlarında hiç görmedikleri uzak köşeleri temsil ediyorlardı. Bu sıkı kontrole rağmen (daha doğrusu bu kontrol nedeniyle) yasama için mebuslara pek ihtiyaç duyulmuyordu: Hükümet ne Meclis'e karşı sorumluydu ne de yasama inisiyatifine ihtiyacı vardı. Mebuslar çok kısa sürelerle çalışıyorlar, herhangi bir kanunun Meclis'ten geçmesi için on-onbeş dakika yetiyordu. Bürokratlar sınıfı içindeki görünür rakipler tasfiye edilmekle kalmamış, her türlü denetim, muhalefet ve rekabet mekanizması da bertaraf edilmişti. Bu sınıf içi mücadelenin evrimi belki de bürokrasinin ekonomiyi denetlemekle göreli bir hareketsizlik içinde olmasına yol açan en önemli etmendi." (ÇAĞLAR KEYDER. Türkiye'de Devlet ve Sınıflar, İletişim Yayınları, 1989, İstanbul, S.72) Bu uygulama, 1923 Cumhuriyeti'nin özelliklerini de saptırır. Onu "demokratik cumhuriyet" anlayışından çok daha farklı kılar. Bu özelliklerini Taha Parla son çıkan kitabında şöyle niteliyor: "Cumhuriyetçilik, anti-monarşizm ve anti-teokratizmdir. Bu kadarı elbette ileridir, ilericidir. Ama Kemalist cumhuriyetçilik bundan ibaret değildir. İçi karizmatik şef sistemi, fiilen de resmen de hiyerarşik alt-şefler sistemi, tek-particilik, güdümlü seçim ve millet meclisi vb. ile doldurulmuş, anti-demokratik bir cumhuriyetçiliktir. Geleneksel siyasal kurumların ve meşruiyet teorisinin (saltanat-hilafet) yerine, ulusal egemenlik retoriği içinde, ulus egemenliğinin yönlendiricisi, hatta belirleyicisi olan şefin partisinin iradesi konmuştur." (TAHA PARLA. -Türkiye'de siyasal kültürün resmi kaynakları- Kemalist Tek-Parti İdeolojisi ve CHP'nin Altı Ok'u -İletişim Yayınları, Kasım 1992-İstanbul- Sayfa 325-326) Cumhuriyet'in bu "bürokratik" yapısı, onun sadece siyasetin değil, ekonominin de "patronu" yapar. Cumhuriyet'in kuruluşunda da belirleyici olan ordu'dur. (Taha Parla, a.g.e., s.171) Bürokrasi, Osmanlı Hanedanlığı'nın elindeki sarayın yerini almış, padişahın egemenliğini ikame etmiştir. O nedenle, bizim cumhuriyetimizi, sadece siyaseten değil, ekonomik olarak da incelemek, birinin diğerine nasıl tutamak yapıldığını görmek gerekir. Bu ikili sarmal, birbirini payandalayarak, hem rejimin özelliğini oluşturmuş hem de egemenliğinin rahatça sürdürülmesini, kendini yeniden üretmesini sağlamıştır. Bugün, "İkinci Cumhuriyet" tartışmalarında da, sürekli ve bazen de kasıtlı ihmal edilen en önemli noktalardan biri budur. Demokratik ve çoğulcu bir toplumu oluşturmanın temel şartı, bizim devletin elindeki ekonomik egemenliğe öncelikle son vermek, onu sistemin tek belirleyicisi olmaktan çıkarmaktır. Ekonominin vanalarını elinde tutan ve geleneksel anlayışı itibariyle de bunu bırakmak istemeyen asker-sivil bürokrasi, bu nedenle"devletin küçültülmesi" önerisine iyi bakmamaktadır. Ekonomik egemenliğine son verilmedikçe, devletin yasakçı kural koyuculuğu da sona ermeyecektir tabii ki... Bizdeki "devletçiliğin" nasıl bize özgü "özel" bir devletçilik olduğunu, Levent Köker şöyle vurguluyor: "Kemalizmde bir tek-parti rejimini meşrulaştıracak hiçbir kalıcı öğenin bulunmadığı savının aksine, halkçılığın ve devletçiliğin bu boyutları, çok partili batılı bir demokrasiye izin vermeyi güçleştiren kalıcı öğelerdir. Devletçiliğin salt bir iktisadi politika ilkesi olmanın ötesinde, "siyasi fikri nazımlık" görevini de içermesi, Kemalizmin Türk toplumunun gelecekte erişmesini tasarladığı hedefler arasında, iktisadi kalkınmaya, ulusal-merkezi devletin güçlendirilmesine öncelik verdiği, demokratikleşme ile "bireysel özgürlük" ideallerinin, konjonktürel dalgalanmalara tabi ikincil bir konuma sahip olduğunu gösterir niteliktedir." (LEVENT KÖKER, Modernleşme Kemalizm ve Demokrasi, İletişim Yayınları, 1990, İstanbul, s.121).[/font] __________________
Bayrakları bayrak yapan bayrak imalatçılarıdır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa utanmalıdır. Kuzum Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 04-12-07 12:57 .Sebep: yazı tipi |
|
| |
| #2 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2006
Mesajlar: 3,353
| http://www.yaziyaz.com/forum/showthr...nci+cumhuriyet ''Kaçıncı Cumhuriyetçisiniz?'' adlı anketli bir ''İkinci Cumhuriyet''konu başlığımız vardı. Bu başlık ile birleştirilebilir ve/veya iki konu başlığı birlikte izlenebilir.Mutlaka katkısı olacaktır. Saygılar, doğançay __________________
Ezberciliğin raconu Batı'ya öykünmektir! |
|
| #3 | |
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007 Ülke / Şehir: İzmir
Mesajlar: 194
| Sn. Parşömen Altı okta demokrasi ilkesi yok derken 1923 yılında kurulan T.C. nin hangi konjonktürel iç ve dış koşullarda kurulduğunu unutmamak lazım. O günkü dünya koşullarında herhangi bir Avrupa ülkesinde bile bugünkü anlamda demokrasi var mıydı acaba ? 1930 lu yıllarda Avrupada yükselen faşizmin o yıllarda bizde ortaya çıkmaması sizce bir tesadüf mü ? Olayları tarihsel koşullarından koparırsanız Cumhuriyetin kurucularına haksızlık yapmış olursunuz. Bu gün gerçek anlamda bir demokrasi yoksa bu 1945 (2. dünya savaşının bitişi) den itibaren egemen olan güçlerin suçudur. Ayrıca altı oktaki ilkelerin özellikle halkçılık ,devrimcilik ve laiklğin demokrasi olmadan tam anlamıyla gerçekleşmeyeceğini düşünüyorum. __________________
Yarına umutla bakabilmek için ... |
|
| #4 | ||
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 2,042
| Alıntı:
Elbetteki o dönemin konjonktüründe demokrasi, liberalizm hatta belki humanizmden bile bahsedebilmek, Birinci Dünya Harbinden yeni çıkmış her ülke gibi Türkiye'de de zordu. Bu tip şeyler kimseye inandırıcı gelmeyecekti. Bu kavramlara karşılık dünyanın her yerinde içine kapanık, statükocu, devletçi yapılar inşa edildi. Buna Türkiye de dahil. O zamanki bazı şeyleri, tarih biliminin bir parçası olan ve siyaset felsefesinin ve bakış açısının da bir parçası olması gereken 'döneme göre yorum yapmak' kritiğinden kabulleniyoruz zaten. Ancak benim kabul edemediğim; hala o dönemlerde kalmamız. Yani o dönemdeki gibi içine kapanık, statükocu ve devletçi kalmamız. Hala tüm dünyayı dünya savaşından çıkmış bir ülkenin hüznü ve karşıtlığı ile yorumlamaya karşıyım. Tüm dünyanın ülkemiz aleyhinde politikalar ürettiği paranoyasına karşıyım. Dünya karşıtlığını büyüklük olarak görüp, kendi sınırları içerisinde küçülmeye, kendine benzeyen halklara bile soğuk olmaya karşıyım. __________________
Bayrakları bayrak yapan bayrak imalatçılarıdır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa utanmalıdır. | |
|
| |
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007 Ülke / Şehir: Ankara-İstanbul
Mesajlar: 1,850
| 1923-1938 döneminde eşsiz bir demokrasi bekleyenler varsa tekrar düşünsünler. 1925-şeyh sait isyanı 1930-dersim ayaklanması 1933-hitler'in iktidarı 1930'lar-mussolini'nin saldırgan politikaları halkın önemli bir kısmının eski rejime olan özlemi yeni devlete karşı yıkıcı çalışmalar atatürk'e yönelik suikastlar... buyrun, siz bu koşullarda demokrasiyi getirseydiniz de o demokrasinin kaç gün hayatta kalacağını hep beraber görseydik. __________________
Dünyada 3 şey vardır ; Tanrı, vergi ve bu ikisine duyulan saygı - Woody Allen Sen benim güldüğüme bakma Nefret ediyorum senden hala |
|
| #6 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 2,042
| Sayın İvanov, Mesajınızın üstünde de belirttiğim gibi, ikinci cumhuriyet, birinci cumhuriyetin dönemin şartlarına göre ortaya koyduğu şeylerle ilgilenmiyor. Hala öyle kalmamızla ilgili problemleri var. Gerçekten tekrar düşünün.. Dünyada değişmeyen hiçbir şey kalmadı.. Naziler yıkıldı, soğuk savaş oldu bitti, Sovyetler çöktü, pek çok olay gerçekleşti.. Türkiye ise hala aynı! Çok güzel bir sistem kurduk bu yüzden aynıyız diyorsanız, tekrar düşünün. Türkiyenin dünyadaki yerinin ne kadar küçük olduğunu, bilimsel gelişmenin ne kadar az olduğunu düşünün. __________________
Bayrakları bayrak yapan bayrak imalatçılarıdır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa utanmalıdır. |
|
| |
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007 Ülke / Şehir: Ankara-İstanbul
Mesajlar: 1,850
| sn Parşomen, mehmet altan'ın bu dönemle ilgili birçok saçma ropörtajını okumuştum, kendisi hala orada kalmış. ikinci cumhuriyetçilerin babasının da mehmet altan olduğunu göz önünde tutarsak... islamcılarla ittifak yapması da ayrı konu zaten. dnyanın neresinde islami bir hükümetin demokrasi getirdiği. sabah gazetesinin satışını da görmemiş mi bu ikinci cumhuriyetçi takımı! elbette türkiye değişmelidir amcak 1950'de başlayan değişimin tamamlanmasıyla olmaz bu değişim. çağdaş bir değişime ihtiyacımız var, demokratikbir hükümete ihtiyaımız var ve bu demokratik hükümet kesinlikle AKP değildir. ikinci cumhuriyetçi tayfasının AKP'ci tavırlarını gördükten sonra, artık samimiyetlerine inanmıyoruz. __________________
Dünyada 3 şey vardır ; Tanrı, vergi ve bu ikisine duyulan saygı - Woody Allen Sen benim güldüğüme bakma Nefret ediyorum senden hala |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 2,042
| İkinci Cumhuriyetçiler diye bir grup aslında yok. Sadece bir yazar takımı ve görüş olarak var. Akp, Türkiye eşitlik, hürriyet, adalet ve demokrasi gibi kavramların tek savunucusu durumunda. Sosyal demokrat tanımına en uygun parti. Chp ise faşist. Tamamiyle. Yani Akp demokrasinin timsali olamazsa Chp hiç olamaz. Akp'nin Kemalist tabu ve totalitarizm yerine İslamcı tabu ve totalitarizm getirmesi gibi tehlikeleri bulunmaktadır. Özellikle tabanında demokrasi kültür ile ciddi sıkıntılar var. Ama tüm bunlara rağmen Akp, türkiyede demokrat diyebileceğimiz tek parti. __________________
Bayrakları bayrak yapan bayrak imalatçılarıdır. Toprak eğer uğrunda ölen varsa utanmalıdır. |
|
| |
| #9 | |
![]() Giriş Tarihi: Sep 2007 Ülke / Şehir: Ankara-İstanbul
Mesajlar: 1,850
| bana sabah gazetesi satışının hangi demokrasiye sığdığını anlatabilir misiniz acaba? veya yeni anayasanın AYM ile ilgili maddesine göre, AYM üye sayısının 17'ye çıkartılması ve 7 tanesinin direk hükümet tarafından atanacak olmasını... veya yeni sosyal güvenlik yasasını. __________________
Dünyada 3 şey vardır ; Tanrı, vergi ve bu ikisine duyulan saygı - Woody Allen Sen benim güldüğüme bakma Nefret ediyorum senden hala |
|
| #10 | |
Yazıyaz Grup Genel Koordinatörü Giriş Tarihi: Aug 2005
Mesajlar: 8,846
| İki seçimdir büyük bir oy potansiyeli ile genel seçimlerin birinci partisi çıkan AKP'yi demokrat olarak nitelendirmek bana çok doğru bir yaklaşım biçimi gelmiyor. CHP ile kıyaslandığında kafa karıştırıcı yanları olsa da, konunun çok çetrefil bir özellik gösterdiğini düşünüyorum. Bugün AKP'nin "sivil anayasa", kürt sorununun "barşçı ve demokratik platformda çözümü" gibi temel konulardaki yaklaşım biçimi liberal bir özellik gösterse de, AKP'ye demokrat kimliğini kazandırabilir mi? sorusu tartışmalıdır. Şunu inanıyorum: Bugün AKP'nin yerinde hangi parti ( beki MHP hariç) bu sayısal üstünlüklerle meclisde olsaydı aşağı yukarı aynı politikaların sürdürücüsü olurdu. Aynısı mı olurdu? O ayrı!Ya da AKP nedir; ne yapmak istemektedir? sorusunun yanıtını nasıl verebilmeliyiz? Sadece belli başlı söylemlerine bakılarak "demokrattır" demek her şeyi açıklamaya yetiyor mu? Biri ezici çoğunlukta iktidarda, diğeri paramparça bir kimlikle muhalefette olan anlayışları sadece bu nitelemelerle değerlendirmek mümkün mü? İkinci Cumhuriyet tartışmaları soyut tartışmalardır. Bir ülkenin toplumsal bilinci o ülkenin ekonomik gelişmişliğinden ve o gelişmişliğin ürettiği düşünsel yapıdan soyutlanamaz. Ülkemiz ekonomik sorunlarının büyük bir bölümünü çözememiş, kısmı batı burjuvazisi, ticaret eşrafı ve feodal yapı egemenlerinin birlikteliği ile bugünkü çıkmaz sokakların içine sürüklenmiştir. Varılan çzümsüzlükleri "devlet bürokrasisi" nin ve bir kısım elitin yanlışlığı olarak görmek öeğilimi, ülke egemenlerinin halkımıza dayatmaya çalıştığı yeni bir söylem biçiminden başka bir şey değildir. "Bozanlar" şimdi "biz değil onlar yaptı" demeye getiriyorlar. Anti-emperyalist kurtuluş savaşını yapan irade bu ülkede özellikle 50'lerden sonra tasfiye edilme sürecine girmiştir. Bu iradenin son hamlesi 60 ihtilalidir. Ülke o günden bu yana, bugünden yakınanlar tarafından yönetilmiştir. Bugün ülkenin başına bela olan bütün sorunların kaynağı da bugünden yakınanların da içinde bulunduğu anlayıştır. Ülke egemenleri, bugün karşımıza "demokrasi" söylemleriyle çıkan anlayış, bu elli yılı aşkın bir zaman içinde bazen demokrasi diyerek bazen en kanlı faşizm pratiğini başımıza çalarak, kürt sorunu da dahil bugünün "çözümsüzlüklerini" yaratmışlardır. Kökeninde dinci ideoloji bulunan bir partiye, şimdi demokrasi nutukları attırmaları ne bu gerçeği değiştirebilir ne de bu partiyi demokrat yapar. Bugünün siyasal ve ekonomik koşulları bu söylemi gerektirmekte ve dayatmaktadır; başka bir açıklaması olduğunu da düşünmüyorum. Halkı üretimden soyutlayarak "sadaka kültürüne" mahkum etmeye çalışan, bilime sırtını dönerek tüm devlet ve bilim kurumlarına gerici yapılanmayı taşıyan, demokrasi adı altında hukuk'un bile gericileştirilmeye çalışan,bir mayısların bir avuç emekçiye bile dar eden bir anlayışın bu ülkede "demokrat" olarak nitelendirilmesi bu ülkenin ötedenberi yaşadığı çelişkilerin bir farklı boyutudur. Ne yazık ki böyle bir süreçten geçilmektedir. Solun bin bir parçalı yapı görüntüsünden çıkması, gündemi belirlemesi, kavramları yerli yerine oturtması gerekmektedir. Hiç olmazsa, olanı biteni anlayabilmek adına. |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Aselsan... Şüpheli ölümde ikinci perde... | harbey | Türkiye Siyaseti | 6 | 09-05-08 11:31 |
| Cumhuriyet Devriminin Köyü Öğretmensiz Kaldı | FatmaSeher | Türkiye Siyaseti | 6 | 22-09-07 22:02 |
| TKP binaları ikinci kez saldırıya uğradı | fenerbahçeli | Türkiye Siyaseti | 10 | 31-05-07 17:07 |
| Seçim sistemi konusunda bir öneri... | melnur | Türkiye Siyaseti | 4 | 11-05-07 20:13 |
| Cumhuriyet gazetesini şeyhler mi finanse etti. | hancı | Türkiye Siyaseti | 15 | 19-10-06 18:16 |