Yazıyaz Forum RSS beslemesi

Bu nedir?
 

 

"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir."

Lütfen forum kurallarını okuyunuz.



Geri Dön Yazıyaz Forum > Edebiyat > Öykü ve Denemeleriniz

Üye OlSık SorulanlarÜye Listesi Takvim Arama Yeni Mesajlar Forumları Okundu İşaretle

Yaşama sitem

/

konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Öykü - Deneme Çalışmalarınız...


Cevapla
 
Konu Araçları
Eski25-12-07, 11:46  #1
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109
Yaşama sitem



Nasıl demiş şair;



Duyguysa,
Vurduysa,
Acıttıysa,
Şiir sana, sitem sana, naz sana,
Bilekse bu,
Yürekse,
Yürekten dilemekse,
Aşk sana, sevgi sana, söz sana,

Nereden çıktıysa diyeceğim, diyemiyorum.Çünkü sitem etmek istiyorum, dostlarım.Henüz 8 aylık olan bir bebek misali dostluğumuz bazen kırgınlık, bazen sevinç bazense sitemlerle bugünlere geldi.Ama kimi zaman alay, kimi zaman destek gördüm,kimi zamansa belki de ben alay ettim.Hiçbir dostumu sen yeşilsin, morsun; sen kırmızısın diye kırmaya çalışmadan.Tüm renklere eşit uzaklıkta, eşit fırsat verdim, dostluk adına.Çalıştım, yada çalıştığımı zannettim.Dostluk büyüsün, yürüsün diye.Sesim kısılsa da, cümlelerim ,kelimelerim silinse de sonu boşluğa yazmak olsa da .Sevdiklerim, sevmediklerimden yer verdim, onları da davet ettim, dostluk bahçesine.Onların sesi bazen benim sesim, feryatları benim feryadım.Kızgınları kızgınlığım oldu.Ama hepsi kelimelerde kalmalıydı.Bana aykırı düşüncelerden de hiç korkmadım.Dostlarımında korkmasını istemezdim, istemedim de.Yazmak kimi zaman kalemle, kimi zaman tuşlarla.Sonu gelmez bir kıvanç veriyor insana.Konuşmak ayrı bir zevk.Ama tüm emeklerin senin elinden alınan bir elma şekeri benzeri acıtıyor canını insanın, çocukca gelse de.Özgürlüğü için hiçbirşeyi gözü görmeyen kerimoğluna, özgürlüğünü başka ellere bırakmak zor geldi, gelecek.Geçmişten gelen, sahip olduğu genler isyanlarda.Elinden geldiğince ,hiç birşey ummadan ama her zaman taraf olan benliği , diğer benliklere allerjikte değil oysa.Sitem, haklılık değil ,umduğunu bulamamak diyene inat haklı haksız demeden, birşey ummadan yazdığı her harfin bilincinde.Sorumluluğunu alacak kadar ortada, saklanmadan ,kendini gizlemeden ,paylaşmasını bilecek kadar yaşanmış dostluklara sahip.

Ne yapalım, paylaşmak için iki kişi gerekiyor,bir başına paylaşmakta paylaşmak olmuyor.Demek ki bende bir eksiklik var diyecek kadar kendini sorgulayan her zaman beynini aktif mod'da tutan olmakta yetmiyor.

Aradaki yaşanmış zaman farkı belki de sorumlu, belki de yaşanmış yılların sahibi olan ben.Bu yüzden bu saatten sonra yaşayabilecekleri de sınırlı olanlar,yaşadıklarını paylaşarak belki de bencilce daha çok yaşamak derdinde.Zaman zaman kesintiye uğrayan duygular, fikirler, onları yolundan çevirebilir mi? bunu en iyi zaman gösterir.Çünkü zaman denen acı ilacı içmiş, geleceğini tüketmemek için kendince mücadele içine girmiş , dostlarının acı ilacı içmesine kıyamamış; en yakınındakinden en uzağındaki herkese ulaşmaya çalışmışsın. Sonucun böyle olması elimde değil, ama sonucu değiştirmek elimde.Bu yüzden sitemkar, bu yüzden harflerden kelimeler, kelimelerden cümleler kurmak peşindeyim.İletişimin en güzeli konuşmak, sonrada yazmak.Elimden ,dilimden, geldiğince bunu yapacağım.Kimi zaman sadece okuyarak olacak bu.Beynimi beslemek için aklım erdikçe okuyacağım. Okuduğumu paylaşacağım, silineceğini bilsem de.Paylaşacağım.Kendimi eksik hissetmemek için,nerede olduğumu, nereye gittiğimi anlamak için okuyacağım.

Son 17 yılını Anadolu köy, kasaba ve şehirlerinde yaşayıp, hala oralarda merhaba diyebileceğim; evine, yurduna aniden tanrı misafiri olarak gittiğimde , karşılayacak ve içlerine buyur edecek , çehreleri sert ama yürekleri sımsıcak dostlarının olması kazandığım en büyük servet. Ne kadar harcasan da tükenmeyen , harcarken bile kazandığın bir servet bu.Yıllarca servetime servet kattığımı özellikle bayram günlerinde anlıyor, sevincime sevinç katıyorum.Dostlarımla kimi zaman bir kete, bir lokma, kimi zaman ise sadece bir anı paylaşmışım.Bazen bir acı bir araya getirmiş bizi, bazen yanlızlık, bazen bir bardak su ömür niyetine….
Kavgalarımız olmuş kıyasıya, açlıklarımız, Bazen aynı dili konuşmuşuz, bazen farklı.Ama dost olabilmiş, dost kalabilmişiz.Umutları paylaşmışız bir karakol avlusunda, yada bir kamelyada. Ast, Üst değil; kardeş olmuş, kardeş bilmişiz uçurumlar aşmışız, Hepimizin anası olmuş vahşi doğa; üşüdüğümüzde sığındığımız ateş. Yakmışız geçmişi, ısıtmışız birbirimizi.Gülümselerimiz donmuş kalmış dudaklarımızda, ellerimiz daha bir nasırlı.İnadına yaşamışız, yaşanacak günler adına.

Kimi zaman çocuk olmuşum, okulda dersine girdiğim 6.sınıf öğrencileriyle. Bazen de öğretmen fen bilgisinde ‘’canlılar’’ı anlatırken. Cansızlardan, yaşarken ölmüşlerden medet ummayın dedim,en büyük servet dostluk, dedim.Onlar sınıflarını geçip , büyük adamlar olurken , belki de ben büyüyordum.

Ya sizler ne zaman büyüyeceksiniz, yaşadıysanız çocukluğunuzu. Yoksa halen çocuklukta takılı mı kaldınız, büyüyün desem, benim dememle olmaz, değil mi?
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski25-12-07, 11:47  #2
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109

Bir kış günüydü, o gün. Dört duvar arasına sıkışmış bir hayat yaşarken, teselliyi şişelerde aradığım zamanlar olmuştu.Her tarafın bembeyaz olduğu ama yüreğimin kan ağladığı, gözlerimin kan çanağına döndüğü bir gündü.Bir çift laf edebileceğin kimse yoksa böyle mi oluyordu, bilmiyordum.Toydum, yaşam hakkında. Yaşamın kalabalık içinde yanlızlık olduğunu anlamamıştım henüz. Sarhoştum, şişeler bir bir boşalırken, yüreğimin sıkıştığını anlayamıştım.Gecenin 3 ünde pencereden dışarıda yağan kar , beni alıp götürüyordu, sahte kahkahalar diyarına. Dışarıda duvar dibinde benden beter sarhoş olanlara özenmiştim, seslerini duyuyordum, kıskanıyordum, kahkahalarını; sarhoşluğun verdiği sahte kahkahalar olsa bile.Derken ağaçların yere kadar yatmaya başladığını gördüm, herhalde içkiden dedim,içimden. Sonrasında dolu yağmaya başladığında bunun gerçek olduğunu anlamam uzun sürmedi. Kaçışmaya başladı, daha demin kahkahalarla gülenler.Ohh çektim içimden, adi bir kıskançlık kapladı, benliğimi. Sonra üzüldüm, gecenin yarısında yatağından fırlayıp, tavuğunun, köpeğinin peşine düşenleri gördüğümde. Yaşam savaşı başlamıştı, köydekiler için ama maça 1-0 yenik başlamışlardı; doğanın gücü karşısında.Çok sürmedi 2 bilemedin 3 dakika, yetmişti.Bütün herkesi yenmeye.Sadece 2-3 dakika. Ne kadar aciz olduğumuzu, hayatın nasıl bir oyun olduğunu, ve bu oyunda sadece figüran olduğumuz gördüm, camın ardından. Acaba duvarın öbür tarafında olsaydımı düşündüm, ürperdim, utandım.Daha 5 dakika önce düşündüklerimden. Günün sabahı da olacak, güneş doğacak ve herşeye yeni baştan başlayacaklar kaldıkları yerden.Ben ise zaten bir yere varamamış olmanın acısını hissedecektim.Sızdım kaldım, gün ışığı camdan gözüme vurup, ısıttıkça bedenimi zor bela uyandım.Kapının önüne varınca yaban güllerinin baharı müjdelemeye çalışırken verdiği mis kokusu ısıttı beni.Oysa çocuklar bahçedeki ağaçların altında bir şeyler yapıyordu.Bağırdım, tanıdık çocuklara, bir öğretmen edasıyla.Sıcaklığımı paylaşmak istedim fakat görünce torbaların içinde ölmüş serçeleri, ürperdim.Hiç korkmaz sanırken kendimi, korktum belki de ilk kez.yaşamın acımasızlığından................
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski25-12-07, 12:11  #3
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109

Yine bir nöbet bitiyordu, karlı bir sabah, bembeyaz bir örtü kaplamıştı her yeri. Dışarısı ne kadar soğusa, içerisi de bir o kadar sıcak.Uykusuzluğa alışmış ama aydınlığa alışamamıştım.Gözlerimi yakıyordu, aydınlık. Sabaha girdiğim ve o günün kahramanı olduğum (kendimce) dört ameliyat sonrası ayakta salınıyordum, sarhoş misali. O dakikaya kadar dayan diye kendimi avutuyordum, dayan az kaldı, akşama. Neşe içinde bardaktaki çorbayla bedeni ayakta tutmak belki mümkündü, ya ruhu. Hepsi de yalvarıyordu, ne olur kurtar beni diye.Halbuki ne onlara yaşamı veren bendim, ne de alacak olan ben olacaktım. Sadece bilimin bana verdiklerini uygulayıp, elimden geleni yapmaktı görevim.Çömezimi aradı gözlerim, nerede bu.sabah işleri yetişmez ise kimse yaptıklarımız için aferin demeyecek, kızacak küfür edecekti, belki. Hışımla sağa sola dolanırken buldum onu.Bir kapının ardında, ağlıyordu; ne olduğu sordum, hadi çabuk dedim,insane bir yerde roobotlaşıyordu sanki burada. Onun daha dün başladığını unutmuştum, bu işte. Yaşlı bir hasta ölmüş , bunu ilk kez gören çömezim işi gücü bırakmış ağlıyordu.Ona bu işte ağlamak yok, hadi işe devam derken, yüreğim cız ettiğini göğsümün ağrıdığını hissettim.Henüz tüm duygularım körelmemişti anlaşılan. Kızmadım o dakikadan sonra ağlamasına fırsat verdim, geç şu kimsenin seni göremeyeceği, senin yenildiğini ve bir insan olduğunu anlamayacakları bir odaya geç dedim, usulca.Tüm işleri yaparken duygularım, sanki bu işi yapmıyor, otomatiğe bağlanmışçasına yazıp çiziyor ama ne yaptığıma bakmıyordum bile. Zaman tüneline düşmüşü ilk günlerimde sabaha kadar 6 yaşındaki bir çocuğun başında geçirdiğim anları ve sabahı göremeyen çocuğu anımsadım.Dudaklarımı ısırıyor, adeta kanatıyordum yüreğimi.Ölümün soğuk yüzü yakmıştı ellerimi, o bedene dokununca. İsyanım o zaman başlamıştı, yaşam kavgasında. Sonunda bir gün yenileceğini bile bile karanlıkta kılıcını savuran bir şovalye gibi………

Yaşamın bizim elimizde olmadığını , yaşam yolunda ağır işçiler olan bizlerin sadece ve sadece bütün bir anımızı dahi dolu dolu yaşamamız gerektiği, sevdiklerimize bunu aklımızın her estiğinde söylememiz gerektiğini , sadece yaşam elimizden uçup gidiyorken değil her zaman ama her zaman hatırlamamız gerektiğini söyledim, arkadaşıma. Dön dedim artık yaşama dön; unutma biz ağır işçileriz ve bunu kendimiz seçtik.

Elenorin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 05-03-08 14:44 .Sebep: Yazı tipi..
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski28-12-07, 14:14  #4
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109

O günü unutmak mümkün mü? Yağmurun tepe delen cinsinden yağdığı, İzmir’in adamı kesen ayazının yerini aldığı o gün, terkedildim.Adını sıcak yerlerin nehirinden alan Seyhan, o gün acısını bir daha yüreğimden söküp atamayacağım duyguyu yaşatmıştı.Aldığım cep kanyağını bir cebime, leblebileri diğer cebe koyup, kalabalığa karıştım. Kemeraltı sokaklarında. çay ocağına yanaşıp aldığım tavşan kanı çayın yarısı döküp, kanyakla tamamladım.Deli gibi sokakları arşınlarken içimi kemiren bu yenilgiyi kabullenemiyordum. Akşam karanlığı çöktüğünde kendimi onun evinin önünde buldum, buraya nasıl geldim bilmiyorum.Zile bastım, tüm apartmanı ayağa kaldırmak pahasına hiç elimi çekmeden.Apar topar merdivenleri inen birini görünce biraz utandım, çekindim.Fakat kapıyı açtığında gördüm ki bu O idi.. Suratı bembeyaz , gözleri öfke dolu idi. Ben ise çaresizlik içinde, elimi uzattım saçlarına.;
-Hayır istemiyorum, dedi.
-İstemiyorum,istemiyorum .
Sanki ben de onu anlayacak hal vardı da. Kelimeler duvara çarpıyordu.Diz çöktüm,aşkın önünde.Pes ettim, o an.
-Tamam dedim, sessizce.
Ayrılık yüreğimi yaktı, dilimi yaktı.Tutuldum, kaldım.Kapıyı yüzüme çarptığınca , ayıldım.Gökyüzünün ağlayan kollarına bıraktım, kendimi.Ağladığım anlaşılmasın diye.Ayaklarım sanki birer top arabası idi.Öylesine ağır geliyordu ki ellerim gözyaşlarımı bile silemiyordum artık.Dakikalarca yürüdüm, amaçsızca.Üşümeye titremeye başladım; aklıma cebimdeki kanyak geldi, boşalmıştı.O da beni terk etmişti.

Elenorin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 05-03-08 14:45 .Sebep: Yazı tipi..
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-01-08, 12:06  #5
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109

Ben bir taş ustasıyım. TAş kesilesi dedikleri var ya, işte o taşlar.Bilir misin, taşların da dili vardır, kimi zaman ağlar taşlar da. Kimi zaman kızar, patlar. Kimi zaman ise güler, kimin eline geçse durmaz yerinde. İşte ben taş ustasıyım.Kiminden mapus duvarı, kiminden kır bahçesi duvarı yaparım. Kimi ağıtlara yastık olur, bazende çocukların oyun sahası.
Taşlar ustanın elinde bazen bir melek şeklini alır,kanatlarını göğe açmış.Usta taşlarla hep konuşur, tanır onları sanki çocuklarını tanır gibi. Kızar kimi zaman un ufak eder taşları.Kiminden yollar olur, sevenler kavuşsun diye, kiminden sınırlar olur,çin seddi misali onulmaz ayrılık timsali.
Ben bir taş ustasıyım, gücüm sadece yürekleri taş kesmişlere geçmez, sözüm ise hiç bitmez
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski16-01-08, 15:33  #6
Eğitmen
 
Eğitmen'nın Avatarı
 
Giriş Tarihi: Dec 2007
Mesajlar: 823

Elinize ,yüreğinize sağlık sayın kerimoğlu.
Eğitmen is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski17-01-08, 14:29  #7
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109

Ben kışları çok severim, yüreğimi acıtsa da.Fakirini sokaklarda aç be aç, sefil yaşatsa da.Ben kışları en çok arkasından gelecek olan bahar için severim. Kışların sokaklardaki pisliği alıp götüren yağmurunu ,yaşını severim. Karını severim, çocuk eğlenceliği olduğundan, bütün herşeyin üstünü bembeyaz örtüp, tertemiz gösterdiğinden.Kışların insanları birbirine sokulmaya yarayan soğuğunu severim.Yüzü yalayan rüzgarını, savuruşunu yaprakları göğe doğru, dalgaların kıyıyı yıkmasını severim.Erken kararan gökyüzünü, tembelliği, uykuyu severim; yağmurun camdaki melodisini severim.Ben kışları severim, arkasından gelen baharı...
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski15-02-08, 00:27  #8
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109

Oğlan çocuğu 10 yaşında, peşini hiç bırakmayan kızkardeşi ise henüz yedisindeydi,yaşamın.Akşam saatleriydi, saat 8-8,5 suları. O batının prensesi denen eskiden ama çook eskiden mersin kokulu olupta sonradan körfez kokan İzmir'in kenar mahallelerinin birinin kenar sokaklarında ; henüz bilgisayarın, play station'un icat edilmediği zamanlarda çocukların sokaklarda minyatür kale maç, saklambaç, istop yada ebelemece oynadıkları bir zamanda; işte o kahrolası zamanda henüz karanlık çökmüş ama çocuklar daha oyuna doymamıştı. Sokak kenarlarındaki kaldırımlar üzerinde bir grubu, diğer 3 ü- 5 i ortada ebe. el deydirdikleri ebe olacak.İşte bu şen koşuşturmaların,gülüşmelerin ta orta yerindeydiler, oğlanla kız. İkiside oyundayken, birden kız kardeş kaldırımın arkasındaki 1mt.lik çukura düşmüştü, kaçayım ,ebe olmayayım derken. Zaman işte tam da bu anda durmuştu.

Biri ilkokul 4, küçüğü ise ilkokul 1 idi. İkisi de zehir, oğlan öğretmenleri bile gıpta ettiği bir resim yapma aşığı ve sayı cambazı; kız ise o küçük yaşına bakıp aldananların ağzını açık bırakacak kadar düzgün Türkçe ile konuşan ve insanları sesine vurgun eden biriydi.Küçük bir işçi ailenin en küçükleriydiler.Kah mutlu, kah mutsuz ama çalışkandılar,dürüsttüler.Başlarında bir baba, işini seven, ama içkisinide seven; ailesine gelince babasından öğrendiği gibi bir gün olsun bile sımsıkı sarılmayan/ belki de sarılamayan,öpmeyen, koklamayan; elleri gibi belkide yüreğide nasır bağlayan bir baba.Okuryazar olmayan, ama atasından gördüğü itaat dustürü ile yetişen, çocukları için çoğu zaman katlanan, hani çoğu yerde ve zamanda karşımıza çıkıveren analarımızdan.Koca yürekli, koskoca yeşil gözleri ile hem seven, hem döven bir ana.

İşte böyle. O günün akşamında çocuklar eve biraz korkarak ama biraz da çocukluklarından daha merdivenlerde bile bir oyun oynarak gelmişlerdi. Kızın kafasında düşme nedeniyle biraz şişlik vardı, kanamamıştı da. Anne bunu fark ettiğinde buz koymuştu, baba halen gelmemişti. Akşamın iyice çöktüğü saatlerde çakırkeyf gelen , yorgunluktan mı desek, yoksa alışkanlıktan mı, bir iki lokma atıştırıp; hani şimdilerde bizlerin yaptığı gibi ''iyi geceler yok mu? öpücük yok mu?'' yu bilmeyen ,yaşı henüz 30'unda ama yaşamın ağır yükü karşısında iyice çöken baba, öpmeden yavruların yatmıştı. Gecenin yarısı henüz geçmişti ki, kömür gözlü kara kız kusmaya , ağlamaya başlamıştı. şaşkındılar,anneyle babayla. Ne yapacaklardı? Komşular dedi, oğlan gözlerini ovalayarak. Üstbaşlar apar topar giyildi, oğlan komşuya emanet edildi. Anadol arabaya binilip gidildi, götürüldü kara gözlü kara kız.Ağabeyi sarılamamıştı, en yakın arkadaşına sırdaşına,kardeşine. Gelecekti, nasılsa sabaha. Sabah oldu, güneş Nisan sabahının habercisiydi, doldurmuştu odayı. Hemen en iyi bildiği ve yaptığı şey aklına geldi ağabeyin.Resim.
Eve gidip, kalemlerini, boyalarını aldı, ne yaptığını bilmeden kendini bıraktı boyaların kollarına.Akşamına günün, okul dönüşü ,bir şeylerin yolunda gitmediğini anladı hemen, ev kalabalıklaşmış; konu-komşu, akraba dolmuştu, evin içi. Gözleri aradı kardeşini, sessiz ama korkarak.Küçük yüreği gümgüm ediyor, sesi dışarıdan duyulacak diye ödü kopuyordu.Soramadı, alacağı haberin korkusuyla.Boyun büktü, kader oynamıştı oyununu.Komşular sinilerin içinde tabak tabak yemek getirmeye başlamıştı.Bir sela duyuluyordu, yakındaki caminin minaresinden.Gitmişti, karagözlüsü abisinin. Göğe yükselmişti, belki de melek olmuştu.Yutkunamıyor, boğazına birşeyler düğümleniyordu.Hızlı adımlarla kendini taraçaya attı, kimseciklerin olmadığı bir yere, tekrar duydu selayı, son kez. Evet ama nasıl bu küçücük yüreği katlanacaktı buna, şöyle bir baktı aşağıdaki kalabalığa. Gözüne birden kardeşi gözüktü, hayır abi, hayır dedi.O kadar cesur da değildi, belki bilinmez. Yürek acısı, dinecekmiydi bir gün.

Peki ya ona yaptığı resimler ne olacaktı. Sakladı onları çaresiz, atmaya ,yakmaya kıymadan Ve asla kimseye neden ,ne zaman ve niçin yaptığını söylemeden/söyleyemeden. Ama bir daha asla resim yapmadı,yapamadı.

Yıllar yılları kovaladı. İçinde acıları,ayrılıkları,sevmeleri barındıran. Kıyamadı, kendine.Ama kararlıydı. Başka kardeşler ayrılmamalıydı, sonsuza dek. Bütün hayallerini sildi,matematiği terketti.Bir hekim olarak, bir cerrah olarak hayatını sürdürdü.Bir kızı oldu, kara gözlü babasının yeşil gözlerine inat. Kapkara saçları ile sanki sanki...
Hep sarıldı kızına ,öptü,okşadı.Küçücük elleri avucundan hiç çıkmadı.Kızdığında çocukça isteklerine kızının, geceleri ağladı sessiz sessiz.Af dileyerek baş ucunda. En iyi arkadaşı oldu, oyunlar oynadı kızıyla. Bisiklet sürmeyi öğretti ona, kendisi hiç bisiklet sürmese de. Onun yanağından aldığı her buse yaşam sevgisi doldurdu kalbine. Sevginin ne yüce bir duygu olduğunu anladı, anladığı bildiği kadarını öğretti kara kızına.

Bugün eski kitaplığından bulduğu resimleri anlattı, kızına .İlk defa ağladı, onun yanında.Tesellisi çouk yüreğiyle'' baba bak ben yanındayım ya'' oldu.

İnsanoğlu bir kitap,önce okuyan, sonra yazan. Bazen de kelimelerin ardına saklanan.

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın..
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski05-03-08, 13:55  #9
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109

Ben seni ilk görüşte sevdim.İlk anda, ilk saniyede.Şimdiye kadar sevdiğimi sandığım niceleri oldu.Ama sevmeyi sende öğrendim.Geçen onca ömür boşa geçmiş, ziyan olmuş gitmiş, umurumda değil.Ben seninle soluk aldım, yüreğim çarptı. Senin gülümsemen doğan güneşim oldu.Saçlarının dalgalanışı ılık esen rüzgarım. Ellerin cana can katan o ellerin.Sıcaklığı içimi ısıttı.Sesin tüm yaşadıklarıma,yaşanacaklara bedel. Gözlerin ise ışığım,yolumu aydınlatan.Neredeydin, yaşam pınarım.Bunca yıl neredeydin.Seni bana yar eden kader mi? Yoksa ilahi bir şeyler mi bilmiyorum.Bildiğim tek şey sensin.Alfabem.Yeniden yazılan bir yaşamın ,masalsı kahramanı.

Yeni bir nefes, yeni bir rüya olmasın diye, kendimi çimdikledim.Yalan olan yaşamın içinde , gerçek olan sen misin? Yoksa ben yalanlara devam mı ediyorum. Hayır bu sefer gerçek.Su kadar temiz bir gerçek.

Öyleyse dopdolu bir yaşam yeni baştan , en baştan başlıyor.Ve bu yaşamın kıyısında değiliz, tam ortasındayız.

Elenorin Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 05-03-08 14:47 .Sebep: Yazı tipi..
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski07-04-08, 00:54  #10
kerimoglu
 
Giriş Tarihi: Jan 2007
Mesajlar: 109

Cümlenin neresinden başlasam bilemiyorum.Yüreğim sıkışıyor, taşımıyor bu sefer ki yükünü. Çok yakınım,kardeşim tarihler 1 Mart 2008 i gösterirken, yaşam açmazının çıkmaz sokağında . 28 yaş yaşamın belki de baharı, belki de kışı.Bilemiyor insan. Hep sanıyor ki yaşayacak 50-60-70. Nerde o bolluk. İşte geldi çattı, kanser. Sanki piyango çıkar gibi, geldi bu sefer kor aleviyle bizleri yakacak. Şimdihem onun yerine yaşıyorum acıyı, hem hekim olan kendi yerime. Biliyorum, iri ela gözlerindeki ışık sadece biraz soluklaştı ama savaşacağız kardeşim, savaşacağız. Zor tabii yüreğini kenarında bir portakal gibi taşımak onu. Ama yapılacak olanlar daha bitmedi.Söyleyemedim sana da. Bu kanser denilen şerefsizin ne menem bişey olduğunu.Ama sen anladın artık, eh senin işinde insanla nede olsa. Şimdi hayatının duruşmasındasın; iddia makamına ister kendini koy,ister kanseri.. Sonuçta ya beraat yada idam var, seç bakalım. Ne güzel gülerdin halbuki. Kah uçardın Fethiye semalarında. Kah kanyonda buz gibi soğuk su da rafting. Hadi bakalım, savaş silahlarını donan. Bu sefere birlikteyiz, ben yaşlanmış olsam da. Kendini sorgulamayı bırak allahaşkına. Savaşlar silahla ve hepsinden önemlisi inançla kazanılır, bilmezmisin? Ne oluyor sana. Biraz saçların dökülse de, gün boyu kussanda , kazanacağız.Andımız var.Hadi Kalk ayağa. Ah be kardeşim, bilmez misin, benim inadımı nuh dedim bi kere. Dönüşüm yok,ayaklarımız tutmasa da sürüneceğiz gerekirse.
Kanser denilen pisliği kökünden temizleyip, yine uçacağız gökyüzünde. Birlikte , sadece sen ve ben.Abi-kardeş. Kardeşler ne günler için değil mi. Bakma sen benim yufka yürekli görüktüğüme, aslında öyle değilim, ağlamam aslında. Beni ağlatacak biri varsa.....
İnsanoğlu, yaşadığı hergüne şükrediyor mu acaba!.İlla kapımızı çalmasını beklemeyelim, gidelim tüm insanlara. Kırmadan , dökmeden yaşanmaz mı bu dünya da.Kardeşim bunları sen okuyamazsın şimdi. Bilirim o ilaçları. Balyoz yemiş gibi yapar adamı, ama sana vız gelir eminim. Daha göreceğimiz çok bahar olacak, çok gökyüzü, çok aşklar..Yaşadığımız her dakikaya sığdıramasak da. yaşanacak çok günler olacak.....
kerimoglu is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Cevapla


Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları

Gönderme Kuralları
Foruma mesaj değil yazabilirsin
Forumdaki mesajlara değil cevap yazabilirsin
Foruma dosyadeğil ekleyebilirsin
Forumdaki mesajınıdeğil düzeltebilirsin.

vB KoduAçık
Smilies Açık
[IMG] Kodu Açık
HTML Kodu Kapalı

Benzer Konular
Konu Konu Yazarı Forum Cevaplar Son Mesaj
Cinselliği yaşama yönelimleri ulubatli Arşiv 3 02-02-07 00:35
12 Eylül'e Sitem Elifcik Ustalardan Seçkiler 0 24-10-05 16:31


Forum saati Türkiye saatine göredir. GMT +3. Şuan saat: 09:59.
(Türkiye için GMT +2 seçilmelidir.)


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Bu sitede yazılan her yazıdan yazarları sorumludur. Yazıyaz Forum'da yer alan tüm içeriğin her hakkı Yaziyaz.com'a aittir. İzinsiz kopyalanamaz ve yayınlanamaz.
Evrim | Evrim nedir? | Mutasyon nedir? | Küresel ısınma | Yazı yaz