| |
||||||
"Seviyenin olmadığı bir yerde ne özgür düşünce, ne de demokratik bir ortam oluşabilir." |
||||||
![]() |
| |||||||
Kemalizm İktisat Öğretiler-1/konusu ne, nedir, nasıl, kim, kimdir, nasıldır? - Türkiye ve Dünya Ekonomisi, Döviz, Faiz, Borsa |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
| #1 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| Kemalizm iktisat öğretilerini bir tarihsel süreç içinde değil de teorik bir yapının gösterimi biçiminde sunmak yazıya başlamadan önceki en büyük adım olacaktır. Çünkü; 84 yıldır bizlere tarihsel geçmiş olarak sunulan Kemalist ideoloji, kalıpsal özelliğe bürünerek tarihin yapraklarına sadece bir geçmiş fikir olarak gömülmüştür. Konumuzun teorik yapısı içinde bölümlere ayırarak bir sunum yaratma çabası içine girdim. Bu şekilde yapılacak aktarımın doktrinleşmesi sağlanacak özellikle yorum gücü katımı sağlanacaktır. Kemalizm bir devrin ürünü olmadığı yürüyen devirlerin gerçek bakış açısı olduğunu yazımızda anlatmaya çalışacağız. Kemalist iktisat biçimini incelerken bölümsel ayrımı kuşkusuz tarihler üzerinde dünya ekonomik konjektürünün değişim sürecine uygun biçimde bölümlere ayırmak gerekliliğini gördüm ve ona göre bir çizgi izledim. Konuyu ele almamda bana yardımcı olan arkadaşlarıma teşekkür ederim. Ayrıca kaynak edinmemde bana yardımlarını esirgemeyen Manisa ADD şubesi şükranlarımı iletirim. Sekiz bölümden oluşacak yazı dizisinin ilk bölümüdür; Cumhuriyetin kurulmasının getirdiği rahatlıkla Mustafa Kemal ve arkadaşları ülkenin ekonomik yapısında bir değişimin gerekliliğini görmüşlerdi. Çünkü; cumhuriyete düşman olabilecek en büyük atılım feodal sistemin araçları olacaktır. Bu araçların yok edilmesi ve cumhuriyetin sağlam temellere oturtulması ise ancak ve ancak ekonomik değişim sürecinin başlaması ile sağlanacağı ortada duran net bir olgudur. Bu olgunun gerçekliğini ise sürecin getirdikleri ile çok net bir biçimde görebilecektik. 1923-1929 Türkiye’si içinde atılım gerçekleştirmenin gereklerini gören dinamik bir kadronun hareket yapısı kuşkusuz ekonomik sistemin hangi yörüngeye oturtulacağını gösterir biçimde olacaktır. Bu dönemin gerçeği, önceden görülmüş ve bu Osmanlı’nın en buhranlı zamanlarında adlandırılmıştır. ‘’Milli İktisat’’ Bir yandan savaşan Osmanlı güçleri diğer yandan da Osmanlı’nın ekonomik buhrandan kurtulmasının yollarının çözümünü aramaktaydı. Bunun yolu da öz yapıyı değişikliğe götürme amacı içinde olmaktı. Özellikle devrin feodal sisteminin toprakla ilişkisini görmek, bu ilişkiyi değiştirmenin yollarını aramak için çaba harcayan dinamik kadro, savaşın verdiği düzlem içinde öncelikle ki hedefini savaşa paralel olarak kapitülasyonları kaldırmakla bulmuştur. Çünkü; ekonomik uğraş milli olma çerçevesi içinde tam bağımsız olma gereğini gerektirmektedir. Bu şekilde yapılacak atılımın gereklerinin altını çizmekte önem var. Kapitülasyonlardan kurtulan Osmanlı, vergi sisteminde yabancı ayrımından kurtularak millileşmiş, imtiyazlara son verilerek eşitlik sağlanmıştır. Daha sonra gelişen süreçte kapitülasyonların kalkmasına paralel olarak, yeni gümrük sistemi oluşturulmuş ve bunda da millileşme sürecine gidilip, o yapı içinde bir tavır sergilenmiştir. Yeni Gümrük sisteminin getirdiği düzen; tarımı ve yerli sanayiyi korumak, sanayileşmeye teşvik etmek. Tarım alet ve makineleri gümrüksüz ithal edilecek, buna karşılık yerli mallar korunacaktır. Görüldüğü gibi; açık ve net bir biçimde izlenen politika milli ve gelecek kuşağın amaçlarına hizmet eder biçimde oluşmuştur. 1923-1929 Türkiye’sinin amaçlarının, düzlemsel çizelgesi oluşumunda geçmişin gerçeği budur, bu ekonomik yapı içinde devam edilen bir çizelge ile oluşturulmuştur dönem. Türkiye Cumhuriyetinin temellerinin atılımının ekonomik zirvesi İzmir’de gerçekleşmiştir. Bu zirveye, toplum sınıfının tüm kuvvetleri katılmış, işçisinden köylüsüne, esnafından tüccarına toplam 1135 kişilik katılım sağlanmıştır. Fakat ne yazık ki bu toplantıya sadece ideolojik ve yapımsal anlamda rol oynayan tüccar sınıfı olmuştur. Bu sınıfın amacı Rumlardan ve Ermenilerden kalan topraklarda söz sahibi olmak ve alımını gerçekleştirmektir. Özellikle Kurtuluş savaşı sırasında İstanbul tüccar aleminin savaş dışında kalması, Anadolu tüccarının ise direk savaşla ilgilenmesi, İstanbul Tüccar sınıfını örgütlemiş Anadolu’da ki tüccarları ise bireyselleştirmiştir. Zaten buda İzmir iktisat kongresinin yapısının yapımında İstanbul’un planlamasını sağlamıştır. Fakat daha sonraki süreçte kurulacak ‘’Milli Türk Ticaret Birliği’’ ekonomik uğraş içinde tüccarların birleşimini sağlayacaktır. Milli Ticaret Birliği temelleri atılan, Türk ekonomik biçiminin amacı; Türk Milliyetçilerinin ekonomik uğraşı ele alarak, Ermenilerin ve Rumların özel mülklerini ele geçirmek olacaktır. Türk tüccarının ekonomide amaç edinmesi gerekliliği içinde gerek ithalat, gerek ihracat, gerek toptancı veya yarı toptancı ekonomik hareketlerde Türk tüccarının hareket oluşturması gerekliliğini savunan bir konum edinmiştirler. Kurulan bu birlik belki de 1923-1929 yapısının ekonomi düzleminin altını çizmiştir. Liberal bir görüş ve serbest rekabet şartları içinde ticaretin millileştirilmesi, iktisadi hakimiyetin Türk milletinin eline geçirilmesine imkan olmadığı için, başlangıç döneminde devlet gücüne dayanan bir müdahalenin zorunlu olduğuna inanmaktaydık söylemi içinde dönemin kongresinin gelecek Türkiye ekonomik açılımı hususunda tavrın ne olacağını özetler biçimde olacaktır. Görüldüğü gibi İstanbul’un Müslüman tüccarı, gerçekçidir. Derhal ‘’milli’’ ve ‘’milliyetçi’’ olmuştur. Aydınlarımızın uzun yıllar tartıştıkları liberalizm mi devletçilik mi? Konusunda tercihlerini hemen ortaya koyup taraf olup, devletçi olma gereğini görmüşlerdir. Anlayacağımız üzere tüccar, liberalizme karşı devletçiliğe açıktır. Ozan Doğan kemaler Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 10-01-08 18:38 . |
|
| #2 | |
Tarih ![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 5,156
| Öncelikle kemalizmin bir düşünceler bütünü yani ideolojik yapısı tartışmalıdır.Düşüncelerin sistemleştirilmesine bizzat Atatürk karşı çıkmıştır.O zaman kemalizmin ekonomi politikasından nasıl bahsedeceğiz. Atatürkün yaşadığı dönemde kalkınmanın tek yolu vardı.Liberal kalkınma.Stalin devrindeki sosyalist kalkınma modeline daha zaman vardı.Peki Atatürk ün çevresindeki iktisat kadrosu nasıldı.Burada önderlik sağlam bir liberal olan Celal Bayar'dı.Atatürkün onu bir zaman el üstünde tuttuğu açık.İkinci olarak sosyalist soslu milliyetçi aydınlardam bahsedebiliriz.Bunun tipik örneği Kadro dergisidir.Aralarında eski komünist parti mensupları vardır.Bunun dışında bir REŞİT GALİP gerçeği vardır.Daha 1920 de Türkiyenin anti-feodal bir devrim yapmasından bahseder. Şimdi Kurtuluş Savaşının dengelerine gelelim.Askerlerin ve aydınların önderliğindeki savaş eşrafın ve toprak ağasının desteğinde yapıldı.bu ittifak savaştan sonra da devam etti.Çünkü asker-aydınların toplumsal bir sınıf desteği yoktu.İşte izmir iktisat kongresi bu şartlarda yapıldı.Kongereye katılan işçi sayısı bir elin parmaklarını geçmez.En başta kongre başkanı kazım karabekir liberalizm taraftarlarıdır.türkiyenin ekonomik politikası bu süreçte mecburen liberalizm doğrultusunda olacaktır.Zaten lozan yüzünde 1929 dan önce gümrük duvarları konulamadığı için korunmacı politikalar getirilemezdi Bu süreçte iki amaç var.biri milli burjuva yaratmak ikincisi her şeyi millileştirmek. Bu süreç tabii ki duvara toslayacaktı.sonunda 1929 buhranı ve sovyet mucizesinin ışığıyla Türkiye devletçiliği keşfetti.Ancak burada amaç asla tam bir sosyalist düzen değildi.Evet buna yakın bir düzen isteyen kadrocular vardı ama iktidarın asıl sahipleri buna pek sıcak bakmadı.Çünkü sosyalizme kayarsak bolşevikler bizi yutar kaygısı hep had safhadaydı. Devletçiliğin amacı özel sektörün yapamadığı yatırımları devletin yapması ve bunları özel sektöre düşük bedelle devretmekti.yani devlet eliyle burjuva yaratmak.yaratılan burjuva dünya örneğinde olduğu gibi türkiyeyi kalkındıracaktı.Ancak bu iş lafta kaldı.Hem burjuva burjuvalığını yapmadı komprador oldu hem de asker-aydınlar ellerindeki gücü bırakmak istemedi.İsmet Paşa devletçiliğe asıldıkça asıldı.Sonuçta ortaya bir ucube çıktı ve bu ucube ikinci dünya savaşında bazı kirli işlere kılıf oldu.Bedelini de CHP iktidarı DP kaybederek ödedi. Atatürkün ekonomi politikası sistemli değil pragmatistti yani faydacıydı.yaşadığı dönem itibariyle burjuva yaratmak hep büyük hayaller olarak kalmıştır.Hatta ilk defa milyoner yaratmalıyız diyen Mustafa Kemal paşadır.Ancak bu işin yürümedeğini görünce devletçiliğe çarkedendi odur.30 larda devletçilik daha çok KEYNESYEN teorinin ilk uygulayıcısı durumundadır.Planlı kalkınma Türkiyeyi bir sanayi ülkesine çevirmeyi denedi.Ancak başarılı olamadı..... __________________
...TUTKUYLA SEVDİĞİM YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEME... nuri bilge ceylan |
|
| |
| #3 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| Alıntı:
Evet Sosyalist soslu Milliyetçi görüşü tanımlayan arkadaşım. Öncelikle açılımının ütopik bir bakış açısından olayı tanımlayacağının önceki göstergeleridir. Ulusal olan değerlerden önce evrensele yönelen hayalperest solcuların bütün söylemlerini yazında olabildiğince yansıtmışsın teşekkür ederim. Bu ülkenin dinamik kadrolarını yetiştiren ve daha sonrada Türkiye sol düşünce yapısına katkıda bulunan Kadro, 40lı yıllarda bu ülkeden Adnan Menderes ve onun kadroları tarafından sürülerken amaç, esas amaç bu ülkenin komünist cephesini yıkmak değildi, çünkü; zamanında bu ihraça destek olan sayısızca komünist isimde vardır. Bu ülkede Atatürk devrim yapısının ve getirisinin amacını anlayan kadro ve ekibi, en büyük tepkiyi ne komiktir ki zaten dönemin ütopik solculardan görmüşlerdir. Ulusal olan değeri savunmayan, bu komünist kardeşlerimiz, kavrayamadıkları gerçek atılım ise şudur; sol, gerçektir, olağındır, var olana tepkidir. Fransa'da ki solcular nasıl kendi olağan sorunlarını ulusal durumun getirdiği çözüm biçminde çözmüşse, Lenin'de aynısını Rusya'da yapmıştır. Mustafa Kemal'de Türkiye Cumhuriyetinde. Bakın, açık net somut örnekler var. Yukarda iktisadi hal durumlarında özetledim. Türkiye Cumhuriyetinde kurulum aşamasında sınıfların tavırlarını verdim, yazıyı heralde tam okumadığınız için açılımları yakalayamadığınız, diğer yazarların perspektifinden ayrı bakıp bir bakış açısı sergiledim. Sizden ricam yazıyı baştan sona okuyup, yazıda katılmadığınız noktaları söyleyip, daha sonra benden buralara açılım beklemenizdir. | |
|
| #4 | |
Tarih ![]() Giriş Tarihi: Nov 2006 Ülke / Şehir: izmir
Mesajlar: 5,156
| Nedense herkes beni olmadığımdan farklı tanımlamaktan zevk alıyor.Herkesin gözünde başka bir kalıbın adamı oluyorum. Ancak kendi içimde net olduğum için sizin sözlerinizden de gocunmayacağım. Öncelikle sizin beni zannettiğiniz gibi biri hayalperest solcu olmadığımı söylemekle başlayayım.Anladığm kadarıyla beni "Atatrük sosyalist devrimi yapmadı gitti eşrafla anlaştı,Atatürk küçük bujuva devrimcisi,Atatürk gardrop devrimcisi" diyen tiplerden biri zannettiniz.Alakam bile yok. İkinci olarak Kadro dergisi yazarlar benim gözümde bu ülkede kemalizmin temellerini atan gerçek isimlerdir.Şevket Süreyya ve Yakup Kadri gibi isimlere derin saygım vardır. Türkiyede geri kalmışlıktan kurtulmanın gerçek yolunun feodalizmi yıkmak olduğunu düşünen ilk tutarlı düşünürler kendileridir.Ancak daha cumhuriyet döneminde bir şekilde tasfiye edilmişlerdir.Hatırlarsanız Yakup Kadri ZORAKİ DÜPLOMATLIK için Sofyaya 1934 de gönderilmiştir. Burada vurgulamak istediğim CHPye ve kemalizme 1930 larda tek bir kalıpta bakılamayacağıdır.Recep Peker de devletçidir ama faşistin tekidir.Celal Bayar da devletçidir ama liberaldir.Oysaki KADRO dergidi bambaşkadır ve tüm bu isimler birbirleriyle çekişmişlerdir. 1929 öncesi ve sonrası tek bir planın parçaları değildir.En azından meseleye devletçilik açısında bakarsak.Belki milli burjuva yaratma sevdası açısından bir tutarlılıktan behsedebiliriz.Onun dışında devletçilik uygulaması dönemin şartları içinde dünya konjüktüründen kaynaklanan bir icaddır ve herkesin buna bakışı farklıdır. Ben sizin yazınızı gayet iyi okudum ama siz benim yazımı nasıl okudunuz şüpheliyim.... saygılar __________________
...TUTKUYLA SEVDİĞİM YALNIZ VE GÜZEL ÜLKEME... nuri bilge ceylan |
|
| |
| #5 | |
![]() Giriş Tarihi: Jul 2007
Mesajlar: 521
| Günümüzde artık ekonomi sadece bir bilim ve ilkeler bütünü olmaktan çıkıp dünyayı yönlendirmenin bir aracı olmuştur.Yeni bir şeyler üretemeyen,dünya çapında ekonomik anlayışlar ortaya koyamayan devletlerin büyük olmaları imkansızdır.Kemalizm anlayış olarak çökmek üzeredir zaten.Ekonomi ise dediğimiz gibi çok karmaşık ilişkilerin aracı haline gelmiştir.Böyle bir ortamda aklın ve ileriyi görebilecek iradelerin varlığına ihtiyaç vardır.En önemlisi de ülkemiz artık daha büyük sınırlara etki etmeye başlamalıdır ve ekonomi de yeni rolümüze uygun olarak temellendirilmelidir.Kemalizme göre ekonomi oluşturalım demek,100 yıl öncesinde yaşıyoruz demek kadar yanlıştır. |
|
| #6 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| Alıntı:
Yazımda belli ettim, ilerlemenin gerçek yolunu, aklın yolunu. Kemalizm İktisat öğretileri yazı dizim, 8 diziden oluşup her hafta Pazartesi günleri yayınlayacağım. Kalıpları gözardı ederek kendi öz yazımı değerlendirmeniz bunun üzerinden tartışma oluşturmanız, benim ve forum ahalisinin gelişimi için tek isteğimdir. Saygılar. | |
|
| #7 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| Genellikle siyasal bilimciler ve ortak tavır almada beraber hareket ettikleri iktisatçıların 1923-1931 dönemleri arasına ne kadar liberalizm devresi deseler de, buhran dönemlerinden başlayarak Cumhuriyet’in kuruluş ve kuruluş döneminden sonraya da dayanan Anadolu sistemi içinde feodal sistemin değişimi için devlet organın ekonomik tavrı tam manası ile liberal tavrın olmayacağını bize gösterir biçimdedir. Özellikle bu oluşumun özetleyicisi olma anlamında İsmet Paşa’nın Kadro’da çıkan bir yazısında ‘’Dönem bize devletçiliği dayattı, başka çıkış yolu yoktu’’ söylemi belki de bu dönemin hangi çizelgeye oturtulacağını çok net bir biçimde ortaya koyacaktır. Türk tüccarının dönem içinde ki durumunu düşünürsek belki de bu çizelgeyi beynimizde çözümlemeye başlarız. Sınıf olarak, savaşın içinden çıkmış, her ne kadarda olsa belli bir bölümü savaş dışında kalıp, örgütlenme hali bozulmamış olsa da sermaye ve meta ilişkisi açısından bir çöküntü içinde olduğunu görmekteyiz. Tüccar sınıfı, ülke içindeki ekonomik uğraşlarda söz sahibi olacak güce sahip olmadığı ortadadır. İthalat, ihracat veya toptan ve yarı toptan ekonomik ilişkilerde birey rol oynayamamakta ve bu da durumun ne olduğunu göstermektedir. Ekonomik uğraş içine giremeyen sınıflar üretim ilişkilerinde dönemde sadece söz sahibi olmakta fakat bunun düzenleyici statüsüne varamamaktadır. Çünkü; sistemi yönlendirecek hareket bünyesine sahip değiller ve devlet hareketine ihtiyaçları vardır. Milli Türk Ticaret Birliği ile milli bir yörünge içine giren Türk Ekonomik ilişkileri önemli kararlar alarak dönemin ekonomik yörüngesini oluşturmuşlardır. Önceki yazımızda bahsettiğimiz gibi tüccar, ‘’Liberalizme karşı, devletçiliğe açıktır’’ bakışı devlet rolünün dönem içinde ki tutumunu ortaya koymaktadır. Milliyetçi bir hareketin varlığından söz etmekte yarar vardır. Dönem, milliyetçi olmayı, ekonomide milli olmayı amaçlamıştır. Alınan dönem kararları da bunu onaylamaktadır. Özellikle birliği hareket alanı devlet ile birleştirilirken esas amaçta milli olma ekseninde, yabancı şirketleri devlet kontrolünde tutmak ve yörünge oluşturmaktır. Rum ve Ermeni kompradorlerin ne kadar da çıkar ilişkilerine dayalı Türk tüccarlarınla olan ilişkisi milli hareket alanını zedelese de sonuç elde edilmemiş ve birlik içinde ki milli yapı korunmuş ve alınan kararlar çizgisinde yola devam edilmiştir Tüccar sınıfı dönem içinde ekonominin eksenine iyice söz sahibi olmakta ve devlet olan ilişkisinde Anadolu tüccar hareketini başlatmaktadır. Kurtuluş savaşı sırasında örgütlenemeyen Anadolu tüccarı, İstanbul tüccarının ve özellikle Mustafa Kemal’in çabalarınla örgütlenmekte ve gelişmekte ve yabancı tekellerde önemli söz haklarını kazanmaktadır. Zaten amaç doğrultusunda da bu gerekliydi. Yabancı tekelleri, Türkleştirmek, millileştirmek. Bunu sağlayamayan bir hareketin hiçbir şeyde söz sahibi olamayacağı teorik bir bakış açısıdır. Bu teorinin de yorumlanması dönemin önderi Mustafa Kemal’in sözlerinde açık ve nettir. ‘’Yarına ait olan Türkiye ticaretinin dünya ticareti ile rekabet edebilmesi için düşünülmesi lazım gelen şeyleri, bittabi siz tüccarlar benden daha iyi bilirsiniz’’ diyerek tüccar hareketine ve tüccar sınıfının kural bütünlerinin gereklerine güvendiği göstererek amacın ne olduğunun altını çizmiştir. Yabancı sermaye ilişkilerinde dönemin tüccarlarının tavrını incelemek gene önemli bir adım olacaktır. Yabancıya imtiyaz hakkının verilmeme devlet ile dahi bir ilişki içinde verilmeme gereği önemle belirtilmiştir. Tüccarlar içinde zaten yabancıya karşı bir kuşku ve düşmanlık olduğu bilinmektedir. Zaten oluşan milli tavrın nedenlerinden birisi de budur. Fakat şu da bir yargıdır ki onlar içinde, ekonomi yabancısız gelişemeyecektir. Bunun içinde amaç doğrultusunda girecek yabancı sermayenin memlekete zararlı olmayacak şekilde girmesinin sağlanması ve bunun için ortam hazırlanması olacaktır. Örneğin; Türk hukuk sistemini gözeten, kanunlarına saygılı bir yabancı sermayedarın ülke içinde yatırım yapması hiçbir şekilde yanlış karşılanmamakta ve düşman olunmamaktadır. İzmir iktisat kongresine tekrar dönüp, kongrenin sınıflar açısından durumunu değerlendirirsek, sınıflar arası hiçbir çatışmanın yaşanmadığını görmekteyiz. Bunun en büyük nedeni de savaş içinde tüccar, köylü, işçi kol kola, omuz omuza bir mücadele vermeleri ve bu mücadelenin dönemin bütün hareketlerine yansımasıdır. Ulusal mücadele, ulus olma çatısı altında sınıfları birleştirmiştir. Sınıflar kongreden istediklerini alma çabası içinde tabii ki olmuşlardır. İşçiler, sendikalarını kurmuşlar, örgütlenme çabası içine girmişler ve en büyük desteği tüccarlardan almışlardır. Köylüler, aşar vergisini kaldırarak dönemin en büyük ekonomik hareketini yaparak feodal sistemle uğraşan bir ulusun sorun alanının mücadele ile çözüleceğini göstermiştir. Aşarın kaldırılması çiftçi sınıfına yeni rejimin hediyesi olsa da bunun daha sonra ki ekonomik dönemlerde neye yol açtığını göstereceğim. |
|
| #8 | |
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| Yabancı sermayeye bakışın artık olumlu olarak sergilenmediği bir dönem içine giren Türkiye Cumhuriyet’i devletçiliği de milli özel teşebbüsden ister, istemez öne almaya başlamıştır. Çünkü; özel teşebbüs gereken ekonomik verimi verememiştir. Yabancı teşebbüslerde de durum aynıdır gereken verim alınamamıştır. Özellikle İsmet Paşa’nın dönem içinde yabancı sermayenin imtiyaz isteme tutumuna karşı sert söylemleri olmuş fakat bu sert söylemlere rağmen yabancı sermayenin gereğinin altını TBMM’nde defalarca somut gelişmelere verilen tepkilerle gösterilmiştir. Devletçilik yılları olarak anılan, 30 sonrası dönem de dahi özel teşebbüsü koruyucu, onların gelişimini ve gelişini sağlayacak önemli yasalar çıkartılmış ve yürürlüğe girmiştir. Çünkü; her ne kadar devlet üretimde kolaycı üretimi sağlamış olsa dahi özellikle sanayi üretimine bağlı gelişimin olacağı ülkelerde üretimin tüketimden hayli hayli üstün olması gerekir. Çünkü; tüketen bilincin hakim olamayacağı bu toplum örneklerinde tüketimden önce üretimi düşünen insan profillerini kullanmak önemli bir gelişim ve ilerleme kaynağı olacaktır. İlerleme tabii ki, düşünülmelidir ki ve dönem içinde düşünülmüştür ki; üretimin varlığına ve sınırlar içinde görülen konjektüre göre üretim araçları milli sermayenin veya devletin elinde olmalıdır. 1932 yılında kurulan Devlet Sanayi Ofisi (DSO) ile özel teşebbüse güvensizlik duyulduğunu, gelişimin özel teşebbüsün varlığının gelişiminden önce daha çabuk bir yörüngeye sokulup biran önce gereken atılımların gerçekleşmesi ile gerekliydi. Çünkü; ülkenin siyasal ve bunun bölgeye yayılımsal çizelgesi ile ilgili olarak bölgelerin kendi yapıları içinde sorunlar baş göstermeye başlamıştı. Bu bozukluğun ve kargaşanın çıkımı ekonomik hareketin daha ilerici ve hızlı üretimli olmasına bağlıydı. Özellikle dönem içinde DSO bölgesel ve ulusal manada ilerlemenin kadrolarını oluşturmuş ve 5 yıllık kalkınma planın verdiği sorumluluk ile yönetici kadrolarınla, 1932 yılı içinde yasa üstüne yasa çıkartıp devlet önemini ortaya koyarak, sanayinin gelişimin yolunu açmıştır. Devlet varlığının Kemalist iktidar döneminde en keskinleştiği dönem olarak anılan DSO dönemi. Devlet’in ulusal sınırlar içinde dahi özel teşebbüsün işletemediği yerleri eline almasını sağlamış ve sayısızca kurum devlet ile kalkınma eksenine sokulmuştur. DSO’nin 1932 yılında geldiği noktadan rahatsız olan kapitalist çevreler, devletin ön planda olmasından iyice rahatsız olmuşlar ve bunun için TBMM’de başlattıkları politik baskı ile Celal Bayar’ı iktisat vekaletine getirmişlerdir. Bunun üzerine DSO kapatılmış ve onun yerine Sümerbank açılmıştır. Sümerbank ile amaçlanan özel Türk girişimcisini tekrar paya ortak etmek ve özel teşebbüsün yararcı tutumunu ortaya koymaktır. Celal Bayar’ın iş başına gelmesiyle, 1932 yılında çıkartılan devletçi yasaların hepsi yürürlükten kaldırılarak, oluşturulan çizelgeyi özetlemek gerekirse; devlet, halk için değil, girişimcinin hizmeti için vardır ekonomik düzlemde. Özellikle Celal Bayar’ın iktisat dönemi içinde işçi sınıfının hakları, özel teşebbüscüler tarafından gasp edilmiş ve onlar hor kullanılmıştır. Dönemin iktisatçılarından Şevket Süreyya Aydemir, bunun önemli bir sorun olduğunu defalarca belirtmiş ve çözüm yollarının aranmasının gereğinin altını çizmiştir. Özellikle kadın işçilere uygulanan baskının acımasız olması, patronların işçi bulmada işçi çıkartmada kabadayı kılıklı leş kargalarını kullanması dönem içinde ki işçi sınıfı içinde kargaşanın çıkmasına yol açmıştır. İşçi sınıfı dönem içinde ‘’Halk Fıkrası’nın’’ bundan sorumlu olduğunu belirtmesi ve dönem içinde ki işçilerin ‘’Serbest Fıkra ‘’ ile olan yakın ilişkileri üzerine Mustafa Kemal iktidarı olaya el atarak, işçi bulma kurumunu kurarak ve bir sürü yasa çıkararak dönemi kontrolü altına almayı başarmıştır. Daha sonra da yine Halk Partisi yasalar çıkartıp işçilerin sömürülmesinin önüne geçecek ve mesleki gelişimi yüksek isimlerin patronlardan önde olmasını sağlayacaktır. Bu da zaten bir nevi teşvik ve bir çizelge yaratılmasıydı. Ozan Doğan (Kemalizm2023 Yazı Kurulu) |
|
| #9 | ||
![]() Giriş Tarihi: Oct 2007
Mesajlar: 79
| Son Rize'deki müthiş bilimsel açıklamalardan sonra ben bu tür açıklamaları normal karşılıyorum. Bildiğiniz üzere, Rize Valiliği ile Başkent Üniversitesi ortak bir bilimsel araştırma yapmışlar ve müthiş bulgularını da bizimle paylaşma büyüklüğünü göstermişlerdi. Bu araştırmaya göre Karadeniz insanının asabiliği ve şiddete yatkınlığı "hava koşullarına bağl" deniyordu. Havalar kapalı olduğu için içi sıkılan vatandaşlarımız bu yüzden agresif bir yapıya bürünüp şiddet uyguluyorlarmış... Bilim adamı olarak geçinen birilerinin bu tür araştırmaları beni etkilemediği için bu tür zorlama ve tek yönlü bakışlı yazılar beni sadece güldürüyor. Alıntı:
Aydınlarımızın Liberalizme karşı Devletçi olmaları bahsi ise komedidir. Aydınların piyasada söz sahibi olduğunu ileri süren ilk düşünür(!) olarak tarihe geçmiş bulunuyorsunuz. Piyasada etkinlik sağlamalarının ardından da Milliyetçi olmaları daha bir ilginçtir; herhalde aydın derken Memduh Şevket veya Şevket Süreyya'dan bahsediyorsunuzdur. Resmi Devlet İdeolojisi yapısının bir numaralı yapıtaşları aydın olamaz. Aydın olmak öcelikle Resmi olanın dışında olmak demek olsa gerek... Hakimiyet Türk Milleti'nin eline geçmiş derken böbürlenmeniz bundan kaynaklanmaktadır. İkisat Tarihini yanlış okumuşsunuz, bunu öncelikle belirteyim. Türkiye Burjuvazisi, senin tanımınla Tüccarı, Devlet ile beraber çalışır; zira bütün varlığını ona borçludur. Cumhuriyet Dönemi boyunca, önce gayri-müslim varlığın yokedilmesi ve yerine Müslim bir varlık sahibi-burjuvazi yaratımı tamamen Devlet'in kol kanat germesi ile oluşmuştur. Bunu yaparken adam gözeten ve taraf tutan bir Devlet ise dediğin gibi liberal olamaz; aydın dediğiniz takımın yalakçılığı burada ortaya çıkıyoır. Bu kesim her iki taraf arasında geçişi sağlamış ve tabiki her zaman olduğu gibi birileri palazlanırken halk kitleleri, işçi ve köylüler ezilmiştir. Bunda ekonomik-iktisadi bir farklılık varsa ve buna Kemalizm diyorsanız, buyrun deyiniz. Sanırım Celal Bayar'da İktisat teorileri sadece bundan ibaret, alternatif iktisat teorileri okumanızı öneririm, en azından Fikret Başkaya'ya bir gözatın; farketmişsen Türk bir yazar önerdim; nem kapmayasın diyedir bu önerim. Mary_Allen Tarafından düzenlenmiştir. Düzenlenme zamanı: 23-01-08 21:59 . | |
|
| #10 | ||
![]() Giriş Tarihi: Apr 2007
Mesajlar: 36
| Alıntı:
İktisat teorilerini değerlendirirken, çok yönlü bakışı gözetmemiz gerektiğinin altını çizdiğimizi daha önceki yazılarımızda belirtmiştik. Çünkü; iktisat ilintilenmenin bir bütün doğurmasıdır. Tarihsel ilintiler bize göstermiştir ki; ekonomik dönemler ekonomik dönemlerle iletişim ve etkileşim içindedirler. Zaten Ekonomiyi de bu bakış içerisinde ele alıp dönemsel özelliğini anlatmaya çalışıyoruz. Öncelikle Gayrı-Müslimlere ve Türkiye Cumhuriyet'inin ulusal yasalarını kabul etmeyenlere karşı alınan karar açık ve nettir. Milli politika ile milli iktisat geçerliliği, çünkü devletleşmenin ve ulusal olmanın gereği budur. Dünya'da bana bir halk hareketi gösterin ki; ulusal ekonomik harekete dayalı olmasın, toprakları içinde ki yabancı tekelleri millileştirmesin. Halkçı olmanından insandan yana olmanın da gereği, küresel sermayenin kuçağına düşmeye karşı ulusal olanı savunmak ve kazanmaktır. Bu dediğiniz ve dalga geçtiğiniz konjektürün gereğidir. Bu tarihin öğretisidir. Evet, Aydın'ı ulusal olmaktan, milli devletten uzaklaştırmanın yolu emperyalizmin oyunudur. Şuan ne komiktir ki; gerçek aydınlarımız, örneğin; Mehmet Ali Birand, Taha Akyollar ne kadar devletçiler ne kadar seviyorlar devlet kadrolarını, Cumhurbaşkanlığını Bakanlıkları. Sonuçta onların isteğini yerine getiriyorlar. Amerika'nin köpeği olma gereği onlar için çok önemli. Ne de olsa kendileri bugüne bügün BOP'un eşbaşkanının gazeteci kurmayları. Gerçekçi olacağız, gerçeği görüp onun yolunda çözüm arayacağız. Bu ülkenin gerçeği ve dinamiği: Ulusal olmaktır, çünkü emperyalizm genişledi sınırsızlaştı, bunu çözmenin yoluda ulusal sınırlar içinde örgütlü, halkçı mücadele | |
|
![]() |
| Şimdi Bu Konuyu Görüntüleyenler: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konu Yazarı | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Atatürkçülük ve Kemalizm | phidas | Siyasi İdeolojiler | 70 | 21-05-08 23:41 |
| Kemalizm İdeoloji midir? | daees | Türkiye Siyaseti | 0 | 12-08-07 04:27 |
| Sol-Sağ Yok!! | daees | Türkiye Siyaseti | 0 | 12-08-07 04:26 |
| Kemalizm | daees | Türkiye Siyaseti | 0 | 12-08-07 04:24 |
| Kemalizm çok farklı bir düşünce tarzıdır. Ne orta yoldur ne soldur ,ne de sağdır!..! | sezar5 | Siyasi İdeolojiler | 5 | 13-05-07 22:09 |